Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

81. Bölüm Uyanın Çocuklar, Şov Vakti!

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 

Wei Suo afalladı. Böyle konuşmayı nasıl sürdürebilirim? Dolayısıyla, konuyu ancak ilgisini çeken başka bir noktaya çekti, “Aklıma gelmişken, Başkan Jiang’ın çorapları bugün ne renkti?”

Zu An, Jiang Luofu’nun uzun bacaklarını düşündü ve içgüdüsel olarak yanıtladı, “Ten rengi.”

Wei Suo yutkundu, “Tanrıçamdan beklendiği gibi. Ahh, seni ne kadar kıskanıyorum bir bilsen var ya! Birkaç gün önce gelmene rağmen başkanla iki kez görüşebildin. Bense şimdiye kadar bir kere bile görüşme fırsatı bulamadım!”

Zu An kahkahayı bastı, “Daha önce hiç karşılaşmadığın halde bu kadar takıntılı mısın?”

Anlamıyorsun. Mesafe sevgiyi besler. Sokakta onu ilk gördüğüm anda cazibesine kapıldım. Kalbim ve bedenim ona ait.”

Zu An aşağılamayla kafasını iki yana salladı. Kalbin ve bedeninmiş, hay götüm. Sanki bedeninle ilgilenir de.

“Konusu açılmışken, bu küstah hoca da kim?” Zu An fırsattan yararlanarak bilgi toplamaya çalıştı.

Gerçek bir dedikodu efendisinden beklendiği gibi, Wei Suo hemen yanıtladı, “Adı Yang Wei, Ayruşen Şehri’nin Sivil İşler Müdürü. Şehirdeki tarım vergilerini toplamakla sorumlu. Aynı zamanda da aritmetik hocamız.”

“Ohhh, aritmetik hocamız ha.” Zu An mırıldandı.

“Zu An, kalk ve arkada dikil!” Yang Wei ansızın bağırıverdi.

Sesi gök gürüldemesini andırıyordu, henüz uykuya dalmış olan bir sürü öğrenci sıçrayarak uyandı. Korkudan az kalsın altlarına kaçırıyorlardı.

Ne sikim amaçlıyorsun lan sen? Artık düzgün uyuyamayacak mıyız anasını satayım?

Herkes Zu An’a döndü; öğretmeni bu kadar delirtecek nasıl bir şey yapmış olabileceğini merak ediyorlardı. Aslında epey etkilenen birkaç kişi de vardı. Bu herif akademiye geldiğinden beri beladan belaya kafa atıyordu.

Ders başlayalı daha sadece birkaç dakika geçmişti ama öğretmen ikinci kez bağırıyordu.

Zu An kaşlarını çattı. Yang Wei’nin ondan hoşlanmadığının farkındaydı ama bu kadar çabuk harekete geçmesini beklemiyordu.

“Sağır mısın? Kalk dediğimi duymadın mı?” Yang Wei kürsüden inip Zu An’a ters ters baktı.

Zu An soğukça sırıttı. Öfke puanı bile vermiyorsun; sanki öfkelenmiş numarası yaptığını anlamayacağım. Dolayısıyla, sakince yanıtladı, “Mahsuru yoksa neden beni cezalandırdığınızı sorabilir miyim?”

“Dersle ilgilenmek yerine sıra arkadaşınla sohbet ediyorsun. Söyle bakalım, bunun cezasını vermemeli miyim?” Yang Wei küstah tavrıyla konuştu.

Bu yüksek konumda olmanın avantajıydı. Eğer bir öğretmen bir öğrenciyi cezalandırmak isterse kolayca bahane bulabilirdi ve kimse sorun çıkartamazdı. Üstelik Zu An dersi dinlemiyordu ki Yang Wei’nin bir bahane bulma zahmetine girme gereği yoktu.

Zu An kaşlarını kaldırdı. Sarı sınıfın akademideki en kötü öğrencilerle dolu olduğu unutulmamalıydı. Derse dikkatini veren bir iki kişi ya vardı ya yoktu. Az önce baktığında sınıfın üçte biri uyuyor ve diğer üçte biri sohbet ediyordu. Hatta arkada batak atan bir yavşak grubu bile vardı.

Onları azarlamak yerine benim peşimden geliyorsun ha…

Zu An, Yang Wei’ye koz vermemek için Wei Suo’ya dönmemişti bile ama sonuca bakılırsa bu bir fark yaratmamıştı. Yang dingili onunla uğraşmaya niyetli olduğuna göre aynı şekilde karşılık verdi diye suçlanamazdı.

“Hocam ne dediğinizi anladığımı sanmıyorum. Dersin başından beri sizi hevesle dinliyordum ve kimseyle konuşmadım. Dikkat etmediğime dair herhangi bir kanıtınız var mı?” Zu An sordu.

Yang Wei ne diyeceğini bilemedi.

Basit bir öğrenciyi halletmenin kolay olacağını düşünmüştü; tek yapması gereken onu cezalandırmak için bir neden bulmak ardından da olayı büyütüp akademiden attırmaktı. Akademinin korumasını kaybettiği sürece o lordlar kolayca işi bitirebilirdi.

Ancak kim Zu An’ın karşı çıkacağını düşünürdü ki?

Bu dünyadaki akademilerin önemi yüzünden öğretmenlere saygıda kusur edilmezdi. Akademinin tarihinde bir öğrencinin öğretmene kafa tuttuğu hiç yaşanmamıştı.

Gel gör ki bu durumu çıkarına kullanabilirdi. Zu An’ı attırmak için düzgün bir bahane bulmaya çalışıyordu. Ne de olsa o sadece sıradan bir öğretmendi. Öğrencileri cezalandırması mümkündü ama attırmak otoritesini aşıyordu.

Ancak Zu An saygı kurallarını görmezden gelir ve açık açık ona kafa tutarsa onu okuldan attırabilirdi.

“Yanındakiyle sohbet ettiğini gördün. Gözlerimin bana oyun oynadığını mı söylüyorsun?” Yang Wei homurdandı.

Zu An ise öğretmenin cevabındaki açığa çat diye şaplağı yapıştırdı, “İkimizin konuştuğunu gördüyseniz ikimizi kaldırmanız gerekmez mi? Neden sadece bana ceza verdiniz? Saygıdeğer bir öğretmen öğrenci ayırt ediyor olamaz, değil mi?”

“Bu öğrencinin adını bilmediğimden sadece sana seslendim.” Yang Wei aceleyle açıkladı.

Zu An kahkahayı bastı, “Oh? Garip, garip. Sınıfa geldiğimde kendimi tanıttığımı hatırlamıyorum. Akademiye yazılalı sadece birkaç gün oldu ve bugün sizin dersinize ilk defa giriyorum. Ama beni tanıyorsunuz… Şu anda bilerek bana sorun çıkardığınızı düşünmeden edemiyorum.”

Diğer öğrencilerin de gözleri kısılmaya başladı. Hiçbirisi aptal değildi. Bu işte gerçekten de bir bit yeniği vardı.

Hiçbirisi Zu An’ın hastası olmasa da öğretmenlere duydukları kin çok daha muazzamdı; özellikle de saçını bok gibi toplamış bu cılız, orta yaşlı adam gibilere.

Eğer öğretmenler bilerek öğrencilere sorun çıkartırsa o zaman sıradaki onlar olabilir miydi?

Bütün gözlerin ansızın üstüne dönmesiyle Yang Wei kendisini huzursuz hissetti. Çabucak açıkladı, “Ayruşen Şehri’nde Zu An adını duymayan var mı? Beşinci kademe bir kıdemlinle tartışmaya girdin ve Gümüşkanca Kumarhanesi’nde kumara oturup iki oyunda 7.500.000 kaldırdın. Kim olduğunu nasıl bilmeyebilirim?”

Az kalsın tuzağına düşüyordum! Yang Wei, Zu An’ın sivri dilli olduğunu çoktan duymuştu ama bu kadar fena olacağını düşünmüyordu. Kendisine gardını indirmemesi gerektiğini hatırlattı ki Mei Chaofeng gibi batırmasın.

Zu An hafifçe kafa sallarken konuşmaya devam etti, “Peki, beni tanısanız bile az önce konuşmuyordum. Bir öğretmen olarak öğrencilerinize iftira atmamalısınız.”

“Saçmalık! Sıra arkadaşınla konuştuğunu kendi gözlerimle gördüm! Benim, bir öğretmenin, haksızlık yapacağını mı düşünüyorsun?” Yang Wei bir saniye önce Zu An’a iftira atmak zorunda kalmadığı için mutluydu ama kim bu hovardanın direkt yalan söylemeye başlayabileceğini düşünürdü ki?

“Söylemesi zor. Ne demişler; koca bir ormanda garip kuş mu biter?” Yang Wei halihazırda açık açık düşmanlık gösterdiğinden Zu An kendini tutma gereği görmedi, “Sıra arkadaşımla konuştuğumu söylediğinize göre neden kanıt sunmuyorsunuz? Yoksa sizi iftiradan mahkemeye vermek zorundayım!”

Yang Wei’yi başarıyla trollediniz, +666 Öfke!

Yang Wei az kalsın öfkeden bayılıyordu. Normalde her zaman parmağını doğrultup iftira atıyorsunuz diyen oydu. Bu sefer gerçekten de haklıydı ama ne ironiktir ki cezalandıramıyordu!

Nasıl kanıt bulmamı bekliyorsun anasını sattığım? Kayıt kristali mi var!

“Kanıt mı?” Gel gör ki Yang Wei öylece pes etmek istemiyordu. Wei Suo’ya döndü ve ciddiyetle sordu, “Konuş, az önce sohbet ettiniz mi?”

Wei Suo masum masum gözlerini kırpıştırdı, “Hayır hocam.” 

Zu An çaktırmadan Wei Suo’ya bir beğeni ifadesi gönderdi. Nihayetinde ispiyonlamasın diye onu uyarmayı düşünüyordu ama görünüşe göre bu fare bozuntusu durumu okumayı biliyordu. Genç adam, sende potansiyel var!

“Ben…” Yang Wei o kadar öfkeliydi ki ne diyeceğini bilemedi. Akademi gerçekten gittikçe bozuyor. Her yeni dönem bir öncekinden daha kötü be!

Neyse ki Yang Wei hazırlıklı gelmişti. Böyle basit bir şey nedeniyle tökezlemeyecekti. Hah, tek niteliğin şu ağzın. Aramızdaki mutlak farkı göstereceğim!

Yang Wei sakinleşmek için derin bir nefes alıp devam etti, “Dersimi hevesle dinlediğini söyledin. Başka bir deyişle az önce anlattıklarımı biliyor olmalısın, değil mi?”

Öğrencilerin çoğu Yang Wei’nin mantıksız davrandığını hissetti. Öncelikle aritmetik kolay bir konu değildi. Bir öğrenci dersi hevesle dinlese bile anlatılanları anında anlaması zordu. Artık Yang Wei’nin Zu An’ı hedeflediği gün gibi ortadaydı.

Bazı öğrenciler Zu An’ın yerine konuşmak istedi; ne de olsa hayatlarının delikanlı dönemlerindeydiler. Ama Zu An tereddüt etmeden Yang Wei’nin akışına uyunca dehşete kapıldılar, “Evet. Anlattıklarınız çok kolaydı. Bilmemem mümkün değil.”

Bu dünya gelişimin mistik etkenlerine sahipti ama iş diğer alanlara geldiğinde modern dünyadan çok gerideydi.

Beni kim sanıyorsunuz lan! Üniversite sınavının işkencesinden sağ çıkmış bir üniversite öğrencisiyim ben! Kıçı kırık aritmetik sorularınız mı, peh, çocuk oyuncağı!

Diğer yandan Yang Wei, Zu An’ın yanıtını duyunca keyiflendi. Geri çekilmeyi seçebilirdin ama bakıyorum da kibrin önünden gidiyor!

“İlk defa bu kadar kibirli bir öğrenci görüyorum! Pekala, yirmi soru vereceğim. Birini doğru yanıtlayabildiğin… hayır, üçünü doğru yanıtlayabildiğin sürece yalan söylemediğine inanacağım. Ne dersin?”

Zu An’ın bir soruyu bile doğru yanıtlayamayacağına emindi ama Gümüşkanca Kumarhanesi’nde olanları hatırlayınca biraz dikkatli olması gerektiğini hissetti. Belki de Zu An şans eseri sorulardan birini bilebilirdi ama üç tane imkansızdı!

Olayların gidişatını izleyen Wei Suo endişelenmeden edemedi.

Yang Wei’nin aritmetik dersi zorluğuyla biliniyordu. Diğer konulara geldiğinde öğrenciler ezberle geçmeyi deneyebilirdi ama aynı numara aritmetikte işlemiyordu. Bir keresinde Yang Wei soruları normalden biraz daha zor seçmiş ve herkes patates olmuştu. Yang Wei’nin bu sefer bilerek Zu An’a sataştığı düşünülürse en zor soruları seçeceği belliydi. Muhtemelen sınıftaki kimse tek bir soruyu bile çözemezdi.

Tam Wei Suo, Zu An’ı uyaracaktı ki genç çoktan teklifi kabul etmişti, “Tabii, sorun yok. Ancak ya tüm soruları doğru cevaplarsam?”

“Bütün soruları doğru cevaplarsan mı?” Yang Wei sanki dünyanın en komik şakasını duymuş gibi kahkahayı bastı, “Eğer hepsini doğru cevaplayabilirsen akademiden istifa edecek ve konumumu sana vereceğim!”

Zu An’ın gözleri ışıldadı, “Anlaştık o zaman!”

“Anlaştık!” Yang Wei soğukça sırıttı, acaba Zu An delirdi mi diye merak ediyordu.

Soracağım soruların kolay olacağını mı sanıyorsun? Vergilerle ilgilenen bir müdür olarak onlarca yıldır aritmetikle ilgileniyorum! Aritmek alanında bu vilayette benden iyisi yok!

Bu aptal geçmişte sorduğum soruları görmüş olmalı. Sırf öğrenciler için… bu soruları aptala sorar gibi soruyordum! Bu sefer elimden geleni ardıma koymayacağım ve aritmetik ne kadar dehşetengiz oluyormuş göstereceğim!

“Peki ya üç soruyu doğru bilemezsen ne olacak?” Yang Wei kışkırtıcı bakışlar attı.

“Akademideki kariyerinizi ortaya koyduğunuza göre, ancak aynısını ben de yaparsam adil olur. Eğer üç soruyu doğru bilemezsem kendi rızamla akademiden ayrılacağım.” Zu An yanıtladı.

Yang Wei mutluluktan havalara uçtu. Tuzağıma kafa atmayı bırak uçtun, uçtun! Suçu bana atma; ağzına sıçacağım senin velet!

İkili arasındaki gergin havayı gören öğrenciler gaza gelmeye başladı. Hangi dünyada olursa olsun kalabalık kargaşayı severdi. Ayrıca Sarı sınıfta çalışmakla ilgilenen bir avuç öğrenci dahi yoktu. Onlara göre kumar çok daha eğlenceli ve üretken bir aktiviteydi.

Dolayısıyla, tüm dikkatlerini önlerindeki iddiaya verdiler.