Bölüm için teşekkürlerr
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
75. Bölüm Tedavi
Kartanesi’nin yüzü kızardı. Zu An gibi birini halledemediği için utanıyordu, “Ben de ne olduğu konusunda emin değilim ama aniden karnımda dayanılmaz bir acı hissettim. Öyle çok körü bir durumda yakalandım ki şanslı piç bu sayede kurtuldu.”
Bu sözleri söylerken bunun Zu An’ın eline düştüğü ilk sefer olmadığını hatırlamadan edemedi.
“Evet, o hovarda garip bir şansa sahip.” Mei Chaofeng yanıtladı. Kötü şansı olan birisi iki turda kumarhaneden 7.500.000 kazanabilir miydi?
Kadınlara gerçekten güvenilmez. Kartanesi sanki küçük dağları o yaratmış gibi geziyor ama işi eline yüzüne bulaştırdı. Bu kadar güvenilmez olacağını bilseydim o borç notunu asla yazmazdım!
Mei Chaofeng, Kartanesi’nin borç notunu kolayca Zu An’ın ellerinden alabileceğine güvendiği için geri adım atmıştı. Ancak kim Kartanesi’nin başarısız olup ardında koca bir sorun bırakacağını düşünebilirdi ki?
“Görünüşe göre bizzat harekete geçmem lazım!”
Mei Chaofeng’in gözleri ışıldadı.
7.500.000 gümüşlük borç ne yaparsa yapsın devamlı zihnini saran bir lanet gibiydi. Bunun sonucunda ortaya çıkacak sorunlardan endişe etmeden duramıyordu. Eğer borç notu Zu An’ın elinde kalırsa durum çözülebilirdi ama ya başkasına verirse?
Kartanesi aceleyle tavsiye verdi, “Dikkatsiz hareket etmemelisin. Son olaylardan sonra Chu Klanı kesinlikle güvenliği sıklaştırıp birkaç koruma ayarlamıştır. Harekete geçsen bile başarılı olma şansın düşük.”
“Ne yapayım o zaman?” Mei Chaofeng çileden çıktı. Nihayetinde Chu Klanı’nı tetiğe geçirmek bu kadının suçuydu, “Chu Konağı’nda ona dokunamayız ve bu iş akademide daha da imkânsız. Aslında, Erik Çiçeği On İki’nin ölümünün akademinin işi olabileceğinden şüpheleniyorum.”
Aniden Erik Çiçeği On Üç’ün Zu An’ı çardakta Shang Liuyu ile sohbet ederken gördüğünü hatırladı ve istemsizce daha derinlemesine düşündü, özellikle de son olanları göze alarak. Zu An gibi bir çöpün nasıl bunca saygıdeğer şahsın yardımını elde edebildiğini anlamıyordu.
Kartanesi’nin solgun yüzünde bir gülümseme belirdi, “Endişelenme, yakında bir şeyler ayarlayacağım. Onu akademiden sürmemiz çok sürmez.”
Mei Chaofeng, genç efendinin Ayruşen Şehri’ne bizzat atadığı elçisinin Kartanesi olduğunu biliyordu, dolayısıyla kızın gerektiğinde ulaşabileceği bir sürü kaynak olmalıydı. Sözlerinin güvenilirliğinden şüphe etmedi.
“O bok kafalıyı akademiden attırabildiğin sürece öldüğüne emin olmak için bizzat harekete geçeceğim.” Bunca olandan sonra Mei Chaofeng işi astlarına bırakmaya cesaret edemedi. Bu sorunu bizzat çözmesi gerektiğini hissediyordu ki daha fazla sorun çıkmasın.
Kartanesi de bunu duyunca rahat bir nefes verdi. “Tarikat Efendisi Mei bizzat hareket geçtiğine göre o hovardanın günleri sayılı!”
Zu An’ı tek başına indirebileceğine de inanıyordu ama o dayanılmaz karın ağrısı onda bir travma yaratmıştı. Bir daha asla yaşamak istemediği bir deneyimdi. Bu yüzden Mei Chaofeng’in söylediklerini duyunca rahatladı.
…
Zu An sonraki gün uyandığında tam yatağının yanında duran ve ağzı kulaklarına varan Cheng Shouping’le karşı karşıya kaldı. Şokla sıçrarken ihtiyatla sordu, “Ne yapıyorsun?”
“Genç Efendi, Efendi bugün akademiye gitmenize gerek olmadığını bildirmemi söyledi. İyileşmek için evde kalabilirsiniz.” Cheng Shouping gülümseyerek yanıtladı.
Zu An kafa sallayıp sordu, “Bu yüzden mi şapşal şapşal gülümsüyorsun?”
“Sadece sizin adınıza seviniyorum. Görünüşe göre Efendi ve Madam sizi oldukça önemsiyor. Güvenliğinizi sağlamak uğruna profesyonel muhafızlar bile göndermişler. Bu, Genç Hanım’ın bile tatmadığı bir muamele!”
Zu An klanda ne kadar değer görürse Cheng Shouping de o kadar değerlenirdi. Görünüşe göre önümde parlak bir gelecek var. Hizmetkarlar arasında herkesin saygı duyduğu ve hizmetçilerin bana yalakalık yapmak için sıraya girdiği birisi olacağım. Kartanesi bile…
Kartanesi’ni düşününce Cheng Shouping’in gülümsemesi dondu, “Genç Efendi, dün gece sizi yaralayan gerçekten Kartanesi mi? Öyle tatlı bir kızın bu kadar vahşi olduğunu düşünmesi zor.”
Zu An sabırsızlıkla Cheng Shouping’e baktı ve azarladı, “Yalan söylediğimi mi düşünüyorsun? Kayınbabam ve karım çoktan araştırdı ve Kartanesi’nin Chu Klanı’na kötü niyetle sızdığı sonucuna vardılar. Başka bir efendiye hizmet ediyor. Hm? Onunla özel bir ilişkin olamaz, değil mi?”
Cheng Shouping’in ifadesi hemen dondu. Aceleyle ellerini salladı ve konuştu, “Hayır hayır hayır, lütfen yanlış anlamayın. Kartanesi’yle alakam yok. Başından beri iyi birisi olmadığını biliyordum. İlk Hanım’ın hizmetçisi olmasına rağmen soylu gibi giyiniyor ve sanki Hanım oymuş gibi olay çıkartıp duruyordu. Haklıymışım; gerçekten de casusmuş. Onu bir göreyim var ya hemen yakalayıp size getireceğim ki cezasını verebilesiniz!”
Zu An, Cheng Shouping'in en deneyimli opera sanatçısından bile daha hızlı ton değiştirmesi nedeniyle şoke oldu. Kartanesi gerçekten karşına çıksa saçını iki sallar kevgire dönersin. Tsk tsk, gerçekten ben mi klavye delikanlısıyım yoksa sen mi emin olamıyorum.
“Öhö öhö~”
Hafif bir öksürük duyuldu. Zu An kafasını kaldırdı ve kapıda duran Chu Chuyan’ı görünce gülümsedi, “Yine beni en çok önemseyen karım. Konakta özellikle gelip beni ziyaret eden ilk kişi sensin balım.”
Cheng Shouping alınarak Zu An’a baktı ve düşündü, Ben insan değil miyim be adam? Tabii kendisini İlk Hanım’la aynı kefede görmeye cesaret edemediğinden çabucak kenara çekildi ve Chu Chuyan’ı içeri davet etti, “İlk Hanım, buyurun lütfen.”
Chu Chuyan kapıdan ikisine bakarken yüzünde muğlak bir ifade vardı. Aralarındaki konuşmayı net bir şekilde duymuştu. Ne diyorlardı, top topu çeker mi?
İçeri girmek yerine kapıdan konuştu, “İlahi Şifacı Ji birazdan sana bakmaya gelecek. Kendisi eksantrik birisi, dolayısıyla çeneni tut diye uyarmaya geldim. Onu sinirlendirmediğine emin ol.”
Birlikte geçirdikleri zaman boyunca edindiği izlenim sayesinde Zu An’ın baştan aşağıya bir sorun makinesi olduğu sonucuna vermişti. Menfur ağzı etrafındakileri sinirlendirmek uğruna var olmuştu sanki. Başkası olsa sorun olmazdı ama İlahi Şifacı Ji sıradan bir adam değildi. Zu An’ın çenesini tutamayacağından endişelendiği için tavsiye vermeye gelmişti.
“İlahi Şifacı Ji mi? Şahane!”
Zu An neşelendi. Bugün gizlice dışarı sızıp, İlahi Şifacı Ji’ye küçük Zu An’ın tedavisinde hangi aşamada olduğunu sormak istiyordu. Ancak başına üşüşen şahsi muhafızlar gerçekten, her manada, şahsiydi. Onlardan kurtulamıyordu! Aynı zamanda Chu Konağı’ndan ayrılmak için geçerli bir bahanesi de yoktu.
Gel gör ki kendisi bu konuda sinirlenirken Chu Klanı onun yerine İlahi Şifacı Ji’yi davet etmişti.
Chu Chuyan bir an afallayıp hatırladı, “Ah, Ji Xiaoxi’yi tanıdığını az kalsın unutuyordum. O zaman bir sorun olmamalı.”
Akademide olanları çoktan duymuştu.
“Balım, Ji Xiaoxi’yle sadece arkadaşız. Aramızda bir şey yok.”
“Hm? Neden açıklama yapıyorsun?” Chu Chuyan afalladı.
“Utanmana gerek yok.” Zu An kıkırdadı, “Benim gibi şahane bir adam nereye giderse gitsin tüm kadınların dikkatini çekecektir, kaderimde bu yazılı, ama kıskanmana gerek yok balım. Sadece senden hoşlandığıma yemin ederim. Seni asla hayal kırıklığına uğratmam!”
“…” Chu Chuyan.
“…” Cheng Shouping.
“Konusu açılmışken, özellikle sen mi İlahi Şifacı Ji’yi davet ettin? Ahh, karım gerçekten de en iyisi!” Zu An kalktı ve fırsattan yararlanarak elini tuttu.
Nihayetinde Chu Chuyan öfkeyle odadan ayrıldı. Bir daha asla bu hovardanın yanına gitmemeliyim!
Bu sırada Cheng Shouping, Zu An’a çetrefilli bir bakış attı. Uzunca bir süre sonra mırıldandı, “Genç Efendi, sonunda neden İlk Hanım’la evlenebildiğinizi anladım.”
“Bu da soru mu? Doğal olarak karizmam sayesinde koçum!” Zu An kibirle homurdandı.
Cheng Shouping kafasını iki yana salladı, “Hayır, deriniz kalın diye.”
Zu An gözlerini kıstı, “Oh? Aile kurallarını kopyalamayı bitirdin mi sen?”
Cheng Shouping hemen sindi. Yalaka bir gülümseme takındı ve yanıtladı, “Ah… Hahaha, daha değil. Mola vermiştim.”
“Molaymış, hay götüm! Çabuk git bitir!” Zu An kükredi, “Parayı aldın zaten. Kıskançlık edip yardımcı tutmayan sensin!”
“Hemen gidiyorum…” Cheng Shouping aceleyle yanıtladı. Genç efendi sadece kalın derili değil aynı zamanda dar görüşlü de. Onu asla kışkırtmasam iyi olur.
Cheng Shouping gittikten kısa süre sonra kahya Hong Zhong, Ji Dengtu’yu Zu An’ın odasına getirdi.
“İlahi Şifacı Ji, buyurun lütfen!”
Hong Zhong ağırbaşlı birisiydi ve giyiniş tarzı da bunu daha öne çıkartıyordu. Saçı titizlikle toplanmıştı, tek bir tel bile dağınık değildi ve kıyafetlerinde de tek bir kırışıklık bulunamazdı. Bütün bunlar ona görkemli bir hava katıyordu.
Ama o anda saygılı ve aciz davranıyordu.
Zu An, Chu Chuyan’ın özellikle onu uyarmaya geldiğini hatırladı. Görünüşe göre bu sapık şifacı hakikaten önemli birisiydi.
“Genç Efendi, tanıştırayım; İlahi Şifacı Ji. İnanılmaz medikal kabiliyete sahip, yani lütfen onu sinirlendirmeyin.” Hong Zhong ikisini tanıştırdı, “İlahi Şifacı Ji, bu kişi de Genç Efendi’miz Zu An. Dün gece beşinci kademe bir gelişimci onu ağır yaraladı. Halihazırda malikanede tedavi edildi ama ne olur ne olmaz diye siz de bir bakın istedik.”
“Oh” İlahi Şifacı Ji baştan savma bir yanıt verirken sakalını ovuşturdu. Tavrı biraz küstahçaydı. Ancak yataktaki Zu An’ı görünce gözleri anında şaşkınlıkla kocaman açıldı.
Hong Zhong bu tepkisine şaşırdı ve çabucak sordu, “Sorun ne, İlahi Şifacı Ji? Bir sıkıntı mı var?”
İlahi Şifacı Ji şaşkınlığını gizlemek için hafifçe öksürüp konuştu, “Şimdi tedaviye başlayacağım ve biraz mahremiyete ihtiyacım var.”
“Evet, lütfen siz devam edin. Biz hemen dışarıda olacağız, bir ihtiyacınız olursa lütfen çağırın.” Hong Zhong, İlahi Şifacı Ji’nin tedavi konusunda bir sürü kuralı olduğunu biliyordu, bu yüzden bir şey demedi. Elini salladı ve odadaki diğer hizmetkarlara dışarı çıkmalarını işaret etti.
Herkes gidince İlahi Şifacı Ji yatağın yanına gelip oturdu. Zu An’ın uyluğuna sağlamından bir geçirdi ve konuştu, “Fena değil! Beşinci kademe bir gelişimciden kaçabilmeni beklemezdim velet. İnsanı şaşırtmayı seviyorsun ha?”
Şamarı Zu An’ın yaralarına inmiş ve acıyla inlemesine neden olmuştu.
Zu An bu yavşağın bilerek vurduğuna adı gibi emindi. Sırf kızından birkaç gümüş tael kazandım diye bu kadar ileri gitmek zorunda mısın lan?
“Sadece şans eseri oldu. Konaktaki uzmanların geldiğini fark edince telaşla kaçtı. Ucu ucuna hayatta kaldım.” Zu An gerçekle yalanı karıştırarak konuştu. Gizli kozlarını açığa çıkarması mümkün değildi.
İlahi Şifacı Ji anlayışla kafa salladı, “Şapşal Chu sekizinci kademede ne de olsa. Suikastçıların ondan korkması normal.”
İlahi Şifacı Ji’nin, Chu Zhongtian’a ‘Şapşal Chu’ dediğini duyan Zu An ikili arasında bir çatışma mı oldu diye merak etmeden edemedi. Bu sapığın isteğini düşünürsek, acaba o… gençliğinde Qin Wanru’yu elde etmeye çalışmış ama Chu Zhongtian’a kaybetmiş olabilir miydi?
Gerçi öyle olmamalı. Yoksa neden Chu Klanı onu çağırsın ki?
Unut gitsin, aranızda ne kin varsa beni alakadar etmez. Şu anda asıl önemli olan geleceğim, küçük Zu!
“İlahi Şifacı, daha bir tedavi bulamadınız mı?”
“Sokağa çıkıp kim olduğumu bir sorsana! Nasıl başarısız olabilirim?” İlahi Şifacı Ji homurdandı, “Endişelenme, çoktan getirdim!”
Zu An kapıya baktı ve Kâhya Hong’la muhafızların çok uzakta durmadığını gördü. Bu kadar yabancının önünde konuşmaya tereddüt etti.
İlahi Şifacı Ji söze girdi, “Merak etme, ne konuştuğumuzu duyamazlar.”
Magnec