kartanesine ölüm
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
71. Bölüm Bir Sokarım Var Ya Gözleri
Zu An gözlerini kırpıştırdı, “İyi şansım sayesinde olabilir mi?”
Bu tam olarak yalan değildi. Bahisleri şansı sayesinde kazanmıştı, sadece şansının ardındaki sebebi belirtmiyordu.
“Şans mı?” Yaşlı Mi kaşlarını çattı. Böyle bir yanıttan tatmin olmadığı belliydi.
“Başka ne olabilir ki? Gümüşkanca Kumarhanesi’nin yöneticilerinin gözetimi altındayken hile yapmam mümkün olamaz, değil mi?” Zu An yanıtladı.
Yaşlı Mi bu sözlerin mantıklı olduğunu düşündü. Zu An’ın sınırlarını biliyordu, dolayısıyla meseleyi uzatmayıp gitmeye karar verdi. Ancak çıkmadan önce konuştu, “Önümüzdeki birkaç gün gerekli olmazsa dışarı çıkma. Erik Çiçeği Tarikatı’ndan yedi buçuk milyonluk borç senedi aldın. Kolay kolay kurtulmana izin vermeyeceklerdir.”
Zu An bu ihtiyar bunağı yanlış anlayıp anlamadığını düşünürken içinde bir sıcaklık yükseldi. Görünüşe göre hâlâ beni önemsiyor. Zengin olduğumu bilmesine rağmen servetime göz dikmiyor.
Yaşlı Mi’nin servetine göz dikmesine gerek olmadığını bilmiyordu. Ne de olsa gelecekte Zu An’ın bedenini ele geçirdiğinde her şeyi onun olacaktı.
Yaşlı Mi odadan çıkınca Zu An çabucak kapıyı kapattı ve odada başkası olup olmadığını kontrol ettikten sonra yüzünü ve ellerini yıkadı. Böylelikle piyangoya hazırdı.
Klavyeyi çağırdı, tam Enter’a basmaya hazırlanıyordu ki klavyede birkaç değişiklik olduğunu fark etti. Yakından bakınca bir bildirim gördü.
Başarıyla 100.000 Öfke puanı topladınız. Artık piyangodaki Alfabe tuşları açıldı.
Zu An bir an afallayıp mutluluktan havaları uçtu. Artık alfabeden de eşya alabilirdi! Hanımzade’nin Zevk Yumağı ve Zehirli Kamcık’ın ilk başta troll eşyalar gibi durmalarına rağmen, aslında inanılmaz işe yaradıkları unutulmamalıydı. Muhtemelen klavyeden elde ettiği her rastgele eşya oldukça etkiliydi.
Beklentiyle piyangoya başladı.
Oynadığınız için teşekkürler!
Sonuç tabii ki şaşırtmadı ama Zu An’ın heyecanı da yatışmadı. Işık imlecinin alfabede dolaştığını kendi gözleriyle görmüştü ki bir şey kazanması muhtemeldi.
Tereddüt etmeden devam etti.
Oynadığınız için teşekkürler!
Oynadığınız için teşekkürler!
Oynadığınız için teşekkürler!
….
Tebrikler, Ki Meyvesi kazandınız!
…
Oynadığınız için teşekkürler!
Oynadığınız için teşekkürler!
…
Çok geçmeden Zu An bir sonuca ulaşabildi. Ki Meyvesi çıkma ihtimali onda birken Zehirli Kamcık, Şans Hapı ve Bahar Kardeş’e İnanın çekme ihtimali belirsizdi.
Bir süre sonra heyecanı dinmeye başladı. Şimdiye kadar ‘Oynadığınız için teşekkürler!’ ve Ki Meyvesi dışında başka bir şey çekmemişti.
602 kez oynayacak kadar öfke puanım var. Yeni bir şey çekemeyecek kadar şanssız olamaz, değil mi? Yoksa olabilir miyim?
Bu düşünce kafasında belirdiği gibi Zu An hızlıca yakındaki ahşap masaya vurdu ve kafasını temizledi. Ne yapıyorum lan ben? Tahtaya dokun tahtaya! Böyle beyaz bayrak mı sallanır anasını satayım!
Neyse ki beş yüzüncü piyango civarında nihayet imleç ‘D’ harfinde durdu.
Bu ne ola ki?
Zu An beklenti dolu bir ifadeyle aldığı eşyaya baktı; garip bir şekilde kontakt lensleri andıran bir çift saydam lens gördü.
Tebrikler, Bir Sokarım Var Ya Gözleri’ni kazandınız!
“???” Zu An.
Son deneyimleri sayesinde Zu An klavyenin absürt isim seçimlerini görmüş, dolayısıyla şaşırmamıştı. Bunun yerine çabucak açıklamayı okudu.
Bir Sokarım Var Ya Gözleri: Bu eşya, soyadı Song olarak da bilinen Bin Metreden Bakirelik Hırsızı’yla birlikte Nihai Dölleme İkilisi’nden birisi olarak ünlenmiştir.
Yadigar Etkisi: Bu eşyayı taktığınızda bir hedefe bakarak etkisini kullanıp kullanmamayı seçebilirsiniz. Hedefle bakışlarınız kesiştiği sürece anında o kişiye doğum sancısını deneyimlemesini sağlayabilirsiniz. Bu etki cinsiyet ya da ırk ayrımı yapmaz ve acının dinmesi bir saat sürer.
Kullanımlar: 3
Zu An’ın gözleri karardı. Dürüst olmak gerekirse Bin Metreden Bakirelik Hırsızı yeteneğini elde etmeyi tercih ederdi. O uzmanın kim olduğuna dair hiçbir fikri yoktu ama kesinlikle saygı duyulmaya değerdi.
Yine de bu Bir Sokarım Var Ya Gözleri oldukça işe yaramaz gibi duruyor. Hedefin sadece canını yakıyor; zarar vermiyor ki! Süre dolunca düzelecekse ne işe yarar?
Dürüst olayım, daha çok arkadaşlarına eşek şakası yapmak için kullanılacak bir vudu büyüsüne benziyor…
Ama çok geçmeden Zu An bu yeteneğin kritik anlarda şahane etkili olabileceğini fark etti. Önceki dünyasında okuduğu bir bilimsel araştırmada bir insanın deneyimlediği acıların on seviyeye ayrıldığını ve doğum sırasındaki acının en yüksek seviyede olduğunu hatırladı. Bilim adamları doğum sancısını simule eden bir makine geliştirmiş ve bir sürü erkek bu makineyi denemişti. Sonuç olarak yerlere yığılıp acıdan haykırmışlardı.
Bu eşyayı kritik bir anda rakibini savunmasız bırakmak için kullanabilir ve savaşın seyrini döndürebilirdi.
Ne yazık ki bu eşyanın üç kullanım sınırı vardı, yani kafasına göre milletle taşak geçemezdi.
Merak ettiği başka bir şey de bu eşyayı tek seferde bir sürü kişi üzerinde kullanıp kullanamayacağıydı. Eğer bir sürü kişiye baktığı bir durumda kullanırsa, tek seferde hepsini savunmasız bırakabilir miydi?
Zihninde bu manzara belirdi ve şeytani bir kahkaha patlattı.
Daha sonra piyangoya döndü ama imleç bir daha alfabede durmadı. Sonuç olarak 58 Ki Meyvesi toplamayı başardı.
Ki Meyveleri’ni birbiri ardına yedi. Üçüncü formasyonu hızla altın şeyle doldu ama tamamlayacak kadar yoktu. Üçte ikisinde durdu.
Fibonacci Yasası’na göre ikinci formasyon 89 Ki Meyvesi gerektiriyordu. Önceden birazını zaten doldurmuştu ve şimdi yediği 58 Ki Meyvesi eklenince atılım yapmak için yaklaşık yirmi tane Ki Meyvesi’ne daha ihtiyacı vardı.
Zu An biraz öfkelenmeden edemedi. 60.000 öfke puanı toplaması kolay değildi ama tek bir formasyonu bile dolduramamıştı. Üstelik bundan sonra işler gittikçe zorlaşacaktı. Her formasyonu doldurmak için astronomik miktarlarda öfke puanına ihtiyacı olacaktı. Yüksek kademelere ulaşmanın ne kadar uzun süreceğini tahmin edemiyordu.
Yeni gücünü denemek için biraz bedenini esnetti. Şu anda iki yüz yetişkine denk gücü vardı. Süper insan olduğunu hissetti ama ardından önceki dünyasındaki arabaların yüzlerce beygir gücünde olduğunu hatırladı. Bu kadarcık gücüyle son hız giden bir arabaya bile denk olamazdı.
Ama başka bir açıdan bakınca, artık fiziksel kabiliyetini arabalarla kıyaslamaya başladığına göre sıradan bir ölümlü sayılmazdı. Bir kere daha kendisini bu dünyadaki yüksek kademe gelişimcilerin gücünün ne kadar dehşetengiz olduğunu merak ederken buldu.
Dürüst olmak gerekirse Zu An bu konuda cahilin tekiydi. Yüksek kademe gelişimciler etraflarındaki saf ki’ye ulaşabilirdi, dolayısıyla onları artık insan gücüyle yargılamak doğru olmazdı.
Piyangoyu bitiren ve sıkılan Zu An, Cheng Shouping’in ne yaptığını görmek için Düşünüm Odası’na uğramaya karar verdi. Kaç kişi tuttuğunu biraz merak ediyordu.
Ama Düşünüm Odası’nın girişine geldiğinde, Cheng Shouping’in dişini sıktığını ve hızlıca yazdığını gördü. Odada tek başınaydı.
“…” Zu An.
Bu denyo gerçekten de para delisi! Yardım edecek birini tutmak için birazcık para harcamaya bile dayanamıyor. Ama böyle istediğine göre, bırakayım öyle olsun.
Bu nedenle konağına geri döndü. Direkt odasına yöneldi, tam içeri girmek üzereyken aniden ahşap kapıya koyduğu saç telinin kırıldığını gördü ve donup kaldı.
Chu Konağı’nda birisinin kendisini öldürmeye çalıştığını keşfettiğinden beri tetikteydi. Odasından ne zaman ayrılsa birisinin içeri gizlice girip girmediğini kontrol etmek için küçük bir mekanizma kurardı ve mekanizmanın tetiklendiği belliydi.
Şu anda asıl soru bu kişi hâlâ içeride miydi?
Zu An Zehirli Kamcık’ı kol yenine saklayıp ihtiyatla kapıyı açtı ve içeri girdi. Tam da yeni bir atılım yapmışken gücünü test etmek istiyordu.
İçeri girdiği gibi arkasından bir rüzgâr fırladı. Kara bir siluet ansızın atıldı. Hazırlanmış olan Zu An hızlıca yerde yuvarlanırken Zehirli Kamcık’ı kara siluete salladı.
Siluet suikast girişiminin başarısız olmasını beklemiyordu ve Zu An düşündüğünden hızlı çıkmıştı. Sonuç olarak zamanında kaçamadı ve hançer siluete saplandı.
Gel gör ki Zu An bu durumdan hiç memnun değildi. Hançerin ucunun silüetin bedenine saplanmadığını hissetmişti.
“Hm?”
Siluet halihazırda birkaç metre gerileyip bir masanın üzerine çömmüştü. Hareketlerinden şaşkınlığı okunuyordu. Zu An’ın hızlı refleksleri hovarda izlenimine tezattı ve çıkardığı hançer Ki Zırhı’nı delip direkt kıyafetlerine ulaşacak kadar keskindi. Hızlı hareket etmeseydi şimdiye yaralanmış olurdu.
Zu An da dikkatle silueti süzüyordu. Siyahlara bürünmüştü ve kimliğini açığa çıkarmamak için saçını dikkatle toplamıştı. Yine de tatlı sesinden bir kadın olduğunu, muhtemelen de güzel olduğunu anladı.
Gözlerini bir peçenin ardına saklamıştı ama Zu An yine de bir aşinalık yakalayabildi. Kafasında bir şimşek çaktı ve içgüdüsel olarak konuştu, “Kartanesi!”
Bu ismi duyan siluet titredi. Yavaşça maskesini çıkararak buz gibi ifadesini sergiledi, “Aslında bir gelişimci miydin?”
Zu An bir ölümlüden çok daha hızlı tepki vermişti.
Zu An yumuşakça kıkırdadı ve yanıtladı, “Sen de öyle değil misin?”
“Senin her zaman bir hovarda olduğunu düşünmüştüm ama şu işe bak; aslında başından beri numara yapıyormuşsun! Ne entrikalar oynuyorsun?” Kartanesi gürledi.
Zu An derin bir iç geçirdi ve yanıtladı, “Senin gibi güçlü bir gelişimci Chu Klanı’nda basit bir hizmetkar ha. Ne planladığını sorması gereken kişi benim.”
“Unut gitsin, önemi yok. Her halükârda bu gece öleceksin!” Kartanesi soğukça homurdandı.
Zu An anında öfkeyle karşılık verdi, “Barbar mısın lan sen? Birbirimizden farklı olabiliriz ama bu aynı yastıkta kocadığımız gerçeğini değiştirmez. Ne demişler, bir kahvenin kırk yıl hatırı vardır; aynı yatakta yatmanın şu kadarcık hatırı yok mu…”
Sözlerini bitiremeden Kartanesi araya girdi, “Kapa çeneni!”
Qiao Xueying’i başarıyla trollediniz, +444 Öfke!
Bu mesele içine dert olmuştu. Her gece, ne zaman saf bedeninin bu şeytani ellerde kirlendiği rüyasını görse, sıçrayarak uyanıyordu.
Son birkaç gündeki laf dalaşlarından dolayı refleks olarak Zu An’ın kışkırtmasına karşılık verdi, “Bir adam bile değilsin. Böyle sözler söyleyecek cüreti nerede buluyorsun?”
Apış arasına aşağılayan bir bakış atarak onu küçük gördüğünü ifade etmeyi es geçmedi.
Hareketlerinin Zu An’ı öfkelendireceğini ya da hissedeceği utanç nedeniyle karşılık vermeyeceğini düşünmüştü ama Zu An’ın aşağılamasından hiç etkilenmediği beklenmedik bir durumdu, “Nihayetinde yapmasan da en azından bir kahve içmiş sayılırız. Bu bile kırk yıl hatır eder be! Kırk yıl hatır borcunun olduğu birisine suikast girişiminde bulunuyorsun; nasıl bu kadar kalpsiz olabilirsin!”
Hassiktir lan! Bu söz böyle bölününce de oluyor mu be?
Magnec