kskxjdkkddjdıfug çok iyi ya
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
54. Bölüm İstediğin Kadar Bağır, Kimse Yardım Etmeyecek!
Lu De’nin kaşları daha da çatıldı. İçinden bir ses bu işte bir bit yeniği olduğunu söylüyordu.
“Bir durup düşünelim, hadi diyelim ki kumar oynadım da sana borçlandım. Peki, borç notu nerede? Çıkarıp göstersene!” Zu An savunmasını çoktan hazırlamıştı.
Erik Çiçeği On Üç öfkeyle bağırdı, “Çoktan borç notunu verdim!”
Zu An ellerini kaldırdı ve masumca konuştu, “Öğretmenim, masum olduğumu kanıtlamak için üstümü aramanızı isteyeceğim, görelim bakalım bahsettiği borç notu var mı!”
“Notu yırttın!” On Üç nihayet Zu An’ın ne yapmaya çalıştığını anladı. Başından beri her şeyi planlamıştı!
Zu An çaresizce iç çekip yanıtladı, “Yırtsam bile etrafta izi kalırdı, değil mi?”
“Öyle ezdin ki rüzgârda dağıldılar!” On Üç ısrar ederek bağırdı.
Zu An kafasını iki yana salladı, “Gerçekten de şansını zorluyorsun. Ayruşen Şehri’nde hovarda olduğumu bilmeyen biri mi var? Eğer kâğıdı toza dönüştürebilecek olsaydım Sarı sınıfa mı gönderilirdim?”
“Ama gerçekten…” On Üç tüylerinin diken diken olduğunu hissetti. Endişeyle Lu De’ye döndü ama sözü kesildi.
“Kâfi!” Lu De hiddetle kükredi, “Erik Çiçeği Tarikatı’nın ne işler çevirdiği umurumda değil ama öğrencilerimize zorbalık yapmanıza izin vermem. Bugün bacaklarını kıracağım. Git ve Mei Chaofeng’e de ki astları bir kere daha akademiye sorun çıkarma cesaretini gösterirse benden merhamet beklemesin.”
Lu De kollarını savurdu ve cetvel Erik Çiçeği’nin diz kapaklarına fırladı. İki ‘çatırt’ sesi yükseldi ve adam ıstırap dolu bir çığlıkla aniden yere yığıldı.
On Üç’ün bacaklarının şekil değiştirmesine bakan Zu An tamamen kırıldığını anladı ve şaşkınlık dolu bir nefes çekti. Wei Suo’dan, Lu De’nin cetvelinin ne denli can yaktığını duymuştu ama On Üç’ün şu anda yaşadığı acıya kıyasla Lu De’nin öğrencilere gerçekten de merhamet gösterdiği belliydi.
Ama daha da şok edici olan Lu De’nin cetveli nasıl kullandığıydı. Cetveli tutmuyordu bile; kendi kendine uçup On Üç’ün bacaklarını kırmış ardından geri Lu De’nin eline uçmuştu.
“O şey aslında bir yadigarmış!” Zu An asla Lu De’nin eline düşmemesi gerektiğini yoksa aynı kaderi yaşayabileceğini aklına kazıdı!
Erik Çiçeği On Üç’ü başarıyla trollediniz, +567 Öfke!
İnleyen On Üç, Zu An’a zehirli bir yılan gibi baktı.
İnsanlar böyleydi işte. On Üç kendisinden çok daha güçlü olan Lu De’yi suçlamaya cesaret edemiyor ve ancak zayıf olan Zu An’a kin kusabiliyordu.
İyileşince kesinlikle bu hovardanın dört uzvunu, hayır beş uzvunu keseceğine yemin etti. Ardından etini dilimleyip Kurt Vadisi’ne atacaktı!
Lu De ki taşlarını Zu An’a verdi ve derin bir ses tonuyla konuştu, “Dikkatli ol. Şu anda çok zayıf olduğundan servetini nasıl saklayacağını öğrenmen çok daha önemli.”
Zu An aceleyle kafa sallayıp yanıtladı, “Haklısınız öğretmenim. Ama bu herif paramı da çaldı. Yardımınıza ihtiyacım var…”
Bu çocuk safi dert, diye düşündü Lu De. Ancak, Zu An gerçekten de akademinin bir öğrencisi olduğundan elini On Üç’e uzattı ve herifin para kesesi eline uçtu.
“Senden ne kadar aldı?” Lu de sordu.
Zu An direkt keseyi aldı ve konuştu, “Hepsi benim. Teşekkür ederim hocam. Teşekkür ederim.”
Lu De’nin kaşları daha da çatıldı. Zu An’dan şüphe duyduğundan dolayı değildi, aksine On Üç’ün ellerinin temiz olmadığının farkındaydı, dolayısıyla parasını da muhtemelen dürüst bir şekilde kazanmamış olmalıydı. Bu yüzden düşünmemeye karar verdi ve Zu An’a istediğini yapma imkânı tanıdı.
Diğer taraftan On Üç hemen öfkeyle haykırdı, “Onlar benim param!”
Bana sadece yüz gümüş verdin! Kalan sekiz yüz gümüş son birkaç yılda emek sarf edip biriktirdiğim param lan! Paramı geri ver!
On Üç, Zu An’ın parasını da çalacak kadar utanmaz olmasını beklemiyordu! Kendisi dışında asla birine güvenmezdi, dolayısıyla nereye giderse gitsin her zaman parasını yanında taşırdı. Ancak kim yılların birikiminin böylece çalınacağını düşünebilirdi ki?
Erik Çiçeği On Üç’ü başarıyla trollediniz, +1000!
“Senin paran olduğunu mu söyledin?” Bu sözleri duyan Zu An sakince keseyi yere yığılmış On Üç’e salladı, “O zaman çağır. Bakalım çağrına yanıt verecekler mi!”
Ve bu da son darbeydi.
Bu durumu daha fazla kaldıramayan On Üç kanın kalbine akın ettiğini hissetti ve kan kustu.
Siktir! Bu dünyanın nesi var? Buradaki gerçek kötü karakter kim?
Erik Çiçeği On Üç’ü başarıyla trollediniz, +1000 Öfke!
Lu De, On Üç ve Zu An’a bir bakış attı ama nihayetinde karışmamaya karar verdi. Toplanan kalabalığa elini salladı, “Pekâlâ, şov bitti. Oyalanmayı bırakın ve eve gidin!”
Zu An veda için On Üç’e el salladı ardından Chu Huanzhao ve hizmetkarla birlikte ayrıldı.
“Sadece bekle, Zu hovardası! Erik Çiçeği Tarikatı’m kesinlikle peşini bırakmayacak!” On Üç’ün lanetlerinin yankıları uzaktan bile duyulabiliyordu.
Erik Çiçeği On Üç’ü başarıyla trollediniz, +1000 Öfke!
Zu An kafasını iki yana salladı. Bu Erik Çiçeği Tarikatı’nın ilk denemesi değildi ve her seferinde suikast girişimlerinden kurtulacağını düşünecek kadar saf da değildi. Yakında onlarla baş etmek için bir yol bulmak zorundaydı.
Uzaklaştıktan sonra Cheng Shouping daha fazla dayanamadı ve yalaka gülümsemesiyle yanına koştu, “Genç Efendi! Size olan saygım sonu gelmez bir akarsu gibi…”
“Kafan akarsu gibi!” Zu An, Cheng Shouping’in kafasını itti. Ardından On Üç’ün kesesine uzandı ve bir gümüş çıkarıp Cheng Shouping’e fırlattı, “Al, ödülün. İyi iş çıkarttın.”
“Teşekkürler Genç Efendi~” Cheng Shouping neşeyle gümüşü kaptı.
“Benimki nerede?” Chu Huanzhao yeşim gibi pürüzsüz ellerini uzattı ve talep etti.
Zu An ona da bir gümüş attı ancak Chu Huanzhao kaşlarını kaldırdı, “Bu kadarcık mı? Dilenci miyim ben?”
Cheng Shouping’in gülümsemesi anında dondu. Saldırıya uğramış gibi hissetti.
Zu An da başının ağrıdığını hissetti, “Ne kadar istiyorsun?”
“En azından yarısı!” Chu Huanzhao heyecanla haykırdı. Daha önce hiç bu kadar güçlü bir başarı hissi tatmamıştı. Chu Konağı’nda istediğini elde ediyordu ama konumundan dolayı kimse ona karşı çıkmaya cesaret edemediğinden, hiç bu kadar tatmin olmamıştı.
“Yarısı mı? Güpegündüz soygun lan bu!” Zu An dehşetle haykırdı.
“Hmph! Eğer destek çıkmasaydım Keltoş’un bu kadar kolay inanacağını mı sanıyorsun?” Chu Huanzhao gururla küçük göğsünü şişirdi, “Chu Klanı’mızın ününü sana yardım edeceğim diye riske attım! En azından yarısını almayı hak etmiyor muyum?”
“En fazla üçte biri.” Zu An hemen eline birkaç banknot sıkıştırdı.
Ancak o zaman Chu Huanzhao konunun peşini bıraktı. Elindeki paraları gözlerindeki heyecanlı bir ışıltıyla tekrar tekrar saydı.
“Söylesene, gerçekten de böyle davranmana gerek var mı? Ne olursan olsun yine de Chu Klanı’nın İkinci Hanımı’sın sen! Birkaç yüz gümüş uğruna bu kadar heyecanlanılır mı?” Zu An aşağılamayla baktı.
“O farklı bu farklı. Bu parayı annemlerden almadım; kendi ellerimle kazandım. Kutlamam gerekmez mi?” Chu Huanzhao tatlı bir gülümsemeyle yanıtladı.
Acaba bu kız para kazanmanın ne demek olduğunu biliyor mu? Eğer annesi onu yoldan çıkardığımı öğrenirse canlı canlı derimi yüzmez mi? Yüzer tabii! İçimden bile geçer!
Dişi kaplan Qin Wanru’yu düşünmek bile Zu An’ı korkudan titretmeye yetti. Hızlıca Chu Huanzhao’nun kolunu tuttu ve ciddiyetle konuştu, “Bu meseleden annenlere katiyen bahsetme.”
“Neden? İlk defa para kazandım. Bence sevinirler!” Chu Huanzhao kafa karışıklığıyla gözlerini kırpıştırdı.
“Err…” Zu An bir an düşünüp başka bir bakış açısından açıkladı, “Annenleri bir düşünsene, eğer böyle bir yöntemle para kazandığını öğrenirlerse devam etmene izin verirler mi?”
“Hmm. Eh, mantıklı. Tamam o zaman, anlatmayacağım.” Chu Huanzhao itinayla banknotları cübbesine tıkıştırıp Zu An’ın omzuna vurdu, “Böyle şahane bir iş bulunca beni çağırmayı unutma!”
Zu An güldü. Bu kız doğuştan tiran.
Chu Konağı’na varınca yollarını ayırdılar. Ne de olsa konakları aynı yönde değildi.
Zu An küçük evine döndü ve Cheng Shouping’i yanına çekti, “Küçük Pingping, şehirde küçük bir konak ne kadar tutar biliyor musun?”
Dürüst olmak gerekirse Chu Konağı’nda maruz kaldığı aşağılamadan gerçekten hoşlanmıyordu, üstelik Chu Klanı’nda onu öldürmeye çalışan birisi de vardı. Kendi evini alırsa çok daha güvenli ve rahat olurdu.
İmkânı olmasaydı hadi neyse ama artık zengin sayılabilirdi.
Önceki dünyasında, ilk çağlara dönüp güzel eşler ve hizmetkarla çevrili hoş bir ömür geçirmek istemeyen tek bir erkek dahi yoktu… Ve bu dünyaya geldiğine göre, nihayet rüyalarını gerçeğe dönüştürme şansı vardı!
Güzel eşler şu anda muhtemelen imkansızdı ama en azından güzel hizmetkarları hedefleyebilirdi, değil mi?
Cheng Shouping’in ifadesi anında kederli bir hal aldı, “Genç Efendi, beni terk mi edeceksiniz?”
“Kes! Seni sokağa atmaya çalışan acımasız adam portresi yaratma be!” Zu An öfkeyle patladı, “Sadece küçük bir konak almak istiyorum ki işler kötüye giderse kalacak yerim olsun. Eğer peşimden gelmek istiyorsan hoş geldin derim. Ayrıca güzel hizmetkarlar ne kadar tutuyor biliyor musun?”
Güzel hizmetkarlar dendiği an Cheng Shouping’in gözleri ışıldadı. Hemen fiyatları açıklamaya başladı, “Eh, küçük bir konak birkaç yüz gümüş tael civarında, gerçi daha kötüleri muhtemelen yüz gümüşe falan alınabilir. Güzel hizmetkarlara gelirsek, fiyatları epey cep yakabiliyor. Markette fiyatlar onlarca gümüşten binlerce gümüşe kadar uzanıyor.”
Zu An ev fiyatlarının önceki dünyasındaki kadar abartılı olmadığına sevindi. Aksi taktirde bin gümüş tael, yüz seksen bin Çin yuanı etse de şehirde anca tuvalet alabilirdi, onda da sifon koymazlardı. Öyle sıçtığıyla kalırdı.
“Farklı hizmetkarların fiyatı arasında böyle bir uçurum mu var?” Zu An şaşırdı, “Neden bazısı bin gümüş tutuyor?”
“Onların dört sanatta yetenekli olduğunu duydum; zither olsun, satranç, kaligrafi ya da resim. Üstelik göklerden yollanmış periler kadar da güzeller…”
Cheng Shouping tasvirlerine devam edemeden Zu An elini salladı ve söylendi, “Yeter, yeter. Kerhane açacak değilim. Neden hizmetkarlarım o kadar çok yetenekli olsun? Nazik tutumlu, iyi görünen birkaç tane bul yeter. Yetenek konusuna gelirsek, bunlar önemli değil.”
Cheng Shouping sessizce onayladı ama içten içe çok farklı düşünceler taşıyordu. Paran yoksa öyle de gitsin işte. Onlara ihtiyacının olmadığı konusunda bu kadar ısrar etmene gerek yok. Birazcık dürüstlük ya, azıcık ya.
Magnec