Hmm, borcunu ödersin de ödemeye gelince bunu öldürmeye çalışmasınları? Zaten güç sistemini de tam anlayamadım 6 bar doldurmuştu hani niye hala güçsüz bu kadar?
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
32. Bölüm Para Kazanmanın En Kolay Yolu
Adam soğukça sırıttı, “Unutkan herif seni! Erik Çiçeği On Üç ben, çaktın mı köfteyi? Bir keresinde beraber kumarhaneye bile gitmiştik. Bu kadar çabuk mu unuttun?”
“Erik Çiçeği On Üç!” Zu An, Erik Çiçeği On İki’nin ondan bahsettiğini ve Mei Chaofang’ın on üç üvey evladı arasında en güçlü olduğunu, üçüncü kademe bir gelişimci olduğunu hatırladı.
Zu An biraz bıkkınlık hissetti. Neden karşılaştığım bütün düşmanlarım benden daha güçlü olmak zorunda? Aynı zamanda önceki bedeninin sahibinin tehlikeye balıklama dalmakta ne kadar yetenekli olduğuna hayranlık duymadan edemedi. Gerçekten de böyle insanlarla kumar oynamaya gitmişti salak!
“On İki nerede?” Erik Çiçeği On Üç sordu.
“Ne On İkisi? Neden bana soruyorsun?” Zu An bilmiyor numarası yaptı. Aynı zamanda Erik Çiçeği On Üç’ün onu bu kadar çabuk bulmasına şaşırdı.
“Bilmemezlikten gelme. Birisi şehirden onunla ayrıldığını görmüş ve o zamandan beri hiçbir yerde görülmedi!” Erik Çiçeği On Üç kan donduran bir sesle konuştu.
“Ah, şimdi hatırladım! Erik Çiçeği On İki’den bahsediyorsun!” Zu An farkına vararak ellerini çırptı, “Şehirden ayrıldıktan kısa süre sonra Tan soyadında birisine denk geldik. O da hemen Tan denen herifin peşine düştü, dolayısıyla yollarımız ayrıldı. Sonra ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yok.”
“Soyadı Tan olan birisi… Acaba o hain, Tan Wei olabilir mi?” Erik Çiçeği On Üç sordu.
Zu An konuştu, “Görünüşe göre ne olduğunu anladın. Pekâlâ, bu yanlış anlaşılma çözüldüğüne göre ben kaçar.” Eğer karşısında güzel bir kadın suikastçı olsaydı biraz daha konuşmayı düşünebilirdi. Ancak yüzünde yara izi olan vahşi bir adama eşlik etmekle ilgilenmiyordu.
“Dur!” Erik Çiçeği On Üç uzanıp Zu An’ı omzundan tuttu.
Omzundaki güç Zu An’a Erik Çiçeği On Üç’ün gücünün kendisini çok aştığını fark ettirdi. Saldırma dürtüsüne karşı koydu, “Başka ne istiyorsun?”
Erik Çiçeği On Üç cübbesinden bir kâğıt çıkardı, “Zamanı geliyor. Bana olan borcunu vermeyecek misin?”
“Huh? Ne borcu?” Zu An afalladı.
“Kaçmayı düşünmüyorsun değil mi? Kâğıtta açıkça yazıyor ve burada parmak izin de var!” Erik Çiçeği On Üç soğukça sırıttı.
Zu An yakından bakmak için hemen eğildi. Erik Çiçeği On Üç’e 1000 gümüş tael borcu olduğu yazıyordu ve en altta kırmızı bir parmak izi de vardı. Bunu görünce anılar belirmeye başladı.
Erik Çiçeği On Üç’le bir kumarhaneye gitmiş ama tüm parasını kaybetmişti. Kaybını geri kazanma çaresizliğine kapılarak Erik Çiçeği On Üç’ten borç almış ancak nihayetinde bin gümüş tael daha kaybetmişti.
Hassiktir! Eski bedenimin sahibi gerçekten de bok parçasının tekiymiş. Neden herkesin on bu kadar küçük gördüğü hatta bir hizmetkarın bile onu azarlayabilmesine şaşırmamak lazım!
Zu An bedeninin önceki sahibini aşağılamaya başladı. Varlığı bu dünyada gerçekten de oksijen israfıydı. Bin gümüştü lan bu boru değil! Tamı tamına 1.800.000 Çin Yuanı’ydı! (2 milyon Türk Lirası)
“Chu Konağı’na girince paramı geri ödeyeceğini söyledin. Param nerede?” Erik Çiçeği On Üç elini uzatıp ödemeyi bekledi, “Eğer paran yoksa anlaşmaya göre ellerini keseceğim.”
“Chu Klanı’nın genç efendisiyim ulan ben! Bana dokunma cüretin var mı?” Zu An cesaretini topladı ve göğsünü şişirdi. Ji Xiaoxi ve Erik Çiçeği On İki’den biraz para kazansa da miktar bin gümüş taelin yanına bile yaklaşmıyordu.
Ayrıca parası olsaydı bile o lanet bok parçasının borcunu ödemezdi! Neden zorla kazandığı parayı başkasının borcunu kapatmak için kullanırdı ki? Üstelik artık arkasında Chu Klanı vardı!
“Eğer gerçekten ona borcun varsa dürüstçe ödemeni tavsiye ederim. Bu dünyada anlaşmalar ile yeminlerin gücü büyüktür ve sözünden dönme cesareti gösterenler göklerin gazabıyla yüzleşir. Ayruşen Dükü bile sözünden dönersen seni koruyamaz.” Çardaktan soğuk bir ses duyuldu.
“Oh? İçeride böyle bir güzellik mi saklanıyormuş?” Erik Çiçeği On Üç’ün gözleri çardaktaki kadını görünce ışıldadı.
“Benimle flört etmeyi mi düşünüyorsun?” Kadın hafifçe kafasını eğerken merakla sordu.
Erik Çiçeği On Üç kahkahayı bastı ve konuştu, “Öyleysem ne olm…” Ancak bakışları kadının parmağında salladığı şarap şişesine dönünce aniden bir şey hatırladı ve beceriksizce güldü, “Hanım’ım, beni yanlış anladınız. Erik Çiçeği Tarikatı’mız dürüst bir tarikattır, böyle bir şey yapmamız mümkün değil.”
Zu An’ın kadının kim olduğuna dair duyduğu merak daha da derinleşti. Kibirli Erik Çiçeği On Üç bile onu kışkırtmaya cüret edemiyorsa hakikaten heybetli birisi olmalıydı. Bu fırsatı borç notunu almak için kullandı ve dikkatle inceledi.
Erik Çiçeği On Üç soğukça homurdandı, “Borç notunu yırtmayı mı düşünüyorsun? İşe yaramaz. Yedek kopyalarım var. Hiçbir şey değişmeyecek.”
Zu An onu umursamadı. Çabucak şartları taradı ve çok geçmeden gözleri ışıldadı, “Anlaşmaya göre daha üç günüm var. Hâlâ zamanım var, ne diye acele ediyorsun be adam? Üç güne paranı ödeyeceğim, endişelenme!”
Erik Çiçeği On Üç kaşlarını çattı. Zu An’ın böyle kolayca kurtulmasını istemiyordu ama çardaktaki kadın… Nihayetinde ses çıkarmamaya karar verdi, “Tamam. Eğer üç gün içinde paramı ödeyemezsen Yeşim İmparator bile seni kurtaramaz!”
Borç notunu Zu An’ın elinden alıp ayrıldı. Tarikata dönecek ve tarikat efendisine bugün gördüklerini anlatacaktı; böylece adam gerekli önlemleri alabilirdi.
Bu esnada Zu An çardaktaki kadına bir göz attı ve sordu, “Senden epey korkmuşa benziyordu ha?”
Çardaktaki kadın gülümsedi, “Benden korkmuyor; sadece tarikatının başına bela açmak istemiyor. Üç günde nasıl bin gümüş toplayacağın konusunda epey meraklı olduğumu belirtmeliyim.”
Zu An çardağa döndü ve muzip bir gülümsemeyle konuştu, “Eğer bana ödünç verirsen, hemen peşinden gidip parasını verebilirim.”
Kadın bir an sersemleyip belirtti, “Gerçekten de derin kalınmış.” [1]
Zu An iç çekti, “Başka ne yapabilirim ki? Hangi dünyada olunursa olunsun dürüstler kaybeder. Şöyle kalınından bir deri en kralıdır.”
Kadın kafasını iki yana sallayıp şaraptan bir yudum aldı, “Seni tanımıyorum, neden paramı vereyim ki? Üstelik o kadar param da yok.”
Zu An böyle yanıt vereceğini beklemişti ve neşeyle kıkırdadı, “Bir şişe paylaşmamızın hatırına neden bana şehirdeki en kârlı sektörleri anlatmıyorsun? Şansımı deneyeceğim.”
Kadın onu bir kere daha süzmek için şarabını indirdi, “Oldukça ilginç birisin. Ayruşen Şehri’nin en kazançlı iki sektörü tuz ve metal tacirliğinden geliyor. Bu dünyadaki çoğu kişi sıradan ölümlü; yani yemek yemeliler ve tarla sürmeliler. Her şey bu ikisinin etrafında döner.”
“Bunlar dışında Yu Klanı’nın ki taşları da var. Epey kârlı bir iş. Ki taşları nadir ve değerli, talep elde olanın kat kat fazlası.”
“Tabii eğer yeterince güçlü bir gelişimciysen para kazanmanın bir sürü yolu var.”
Zu An son sözlerine göz devirdi ve konuştu, “Yeterince güçlü olsaydım o Erik Çiçeği Tarikatı beni tehdit edebilirdi sanki.”
“O zaman yapacak bir şey yok.” Kadın umursamazca kıkırdadı.
Zu An sormaya devam etti, “Aslında tek seferde epey para kazanmanın çok daha kolay, uygun bir yolu var.”
“Oh? Neymiş?” Kadının ilgisini çekti.
“Bir keresinde yakışıklı birinin teorisini duymuştum. Bu dünyada sayısız kadın olduğunu ama enerjimizin sınırlı olduğunu söyledi. Eğer sınırlı enerjimizi karşılaştığımız her kadınla flört etmeye kullanırsak, o zaman enerjimizi boşa harcıyor oluruz. Bu yüzden tüm enerjisini sadece zengin kadınlarla flört etmeye odakladı. Şimdi düşünüyorum da söyledikleri oldukça mantıklı. Tavsiyesini takip etmeliyim.” Zu An ciddiyetle yanıtladı.
“Beleşe konmayı ne de güzel anlattın. Gerçekten de dünyada eşin benzerin yok.” Kadın ne diyeceğini bilemeyerek konuştu.
“Hanımefendi, beni bir düşünmez misiniz? Benim gibi düşünceli, nazik ve karizmatik bir genç adam size mükemmel eş olur.” Zu An kendini pazarladı.
“Halihazırda Chu Klanı’nın genç efendisi değil misin? Üstüne üstlük hâlâ benimle flört etmek mi istiyorsun?” Kadın yere tükürdü, “Şerefsiz.”
Zu An sersemledi, “Beni tanıyor musun?”
“Başlangıçta anlamadım ama Erik Çiçeği On Üç’le aranda geçen konuşmayı dinledikten sonra tahmin etmek zor olmadı.” Kadın bir gülümsemeyle açıkladı, “Haberler çoktan yayıldı. Ayruşen Şehri’nin prensesi, Chu Klanı’nın İlk Hanım’ı, evlenmiş ve damadı da soylu bir genç efendi değil, işe yaramaz çöpün tekiymiş.”
“Dürüst olmak gerekirse Chu Chuyan gibi olağanüstü birisinin neden sen gibi birini seçtiğini oldukça merak ediyordum. Ancak şimdi seninle karşılaşınca anlayabiliyorum.”
Zu An göğsünü şişirdi ve sordu, “İyi gözüktüğümden mi?”
“Hayır, utanmaz olduğundan.” Kadın gerinerek bedeninin güzel kıvrımını sergiledi, “Dışarıda çok kaldım, geri dönüyorum. Eğer kader izin verirse, tekrar karşılaşacağız.”
Sözlerini bitirdikten sonra çardağın arkasındaki bambu ormanına yöneldi.
Zu An arkadan bakınca nedensizce görüntüsünü terk edilmiş ve harap buldu. Ara sıra gülümsese ve kıkırdasa da dağılmayacak bir keder havası yayıyordu.
“Acaba canını sıkan ne?” Zu An bir an düşünüp aniden dondu. Hm? Neden birdenbire böyle ciddileştim?
Zu An çabucak düşüncelerini toparladı ve Yu Yanluo’yu aramaya gitti.
Bu esnada Erik Çiçeği On Üç şehrin güneyindeki tarikata kadar koşturdu. Direkt Tarikat Efendisi’nin çalışma odasına daldı.
Bam!
“Haberler kötü, efendim…” İçeri daldığı gibi bir çığlık duydu. Çıplak bir kadın çabucak yana atılıp üstünü gizleyecek bir şeyler bulmaya çalıştı.
“Eğer düzgün bir açıklaman yoksa Ceza Salonu’na gidip yirmi kez kırbaçlanmaya hazırlansa iyi edersin.” Çalışma odasında oturan tek gözlü bir adam panikleyen kadının kafasını tuttu ve masanın altına bastırdı.
Vuuuuu…
Kadının sadece anlaşılmaz mırıldanmaları duyulabiliyordu.
Erik Çiçeği On Üç yutkundu. Tan Wei’nin karısının tenine diyecek laf yok. Ancak düşüncelerinden çabucak uyandı ve konuştu, “Az önce Zu An’la karşılaştım.”
Tek gözlü adamın Erik Çiçeği Tarikatı’nın Tarikat Efendisi Mei Chaofeng olduğunu belirtmeye gerek yoktu.
“Zu An da kim?” Mei Chaofeng arkasına yaslanırken hoşnutsuz bir ifade takındı.
“On İki’ye öldürmesini emrettiğiniz adam.” Erik Çiçeği On Üç aceleyle yanıtladı.
“Ah, Chu Klanı’nın genç efendisi mi?” Mei Chaofeng doğrulurken gözlerinden öfke dolu bir ifade geçti.
Öhö öhö… Masanın altındaki kadın nefes alamıyordu.
Mei Chaofeng aşağıya bir bakış atıp Erik Çiçeği On Üç’e döndü, “On İki geçen sefer sıçıp batırdığından hatalarını telafi etsin diye bir şans verdim. Sorun ne? Yine mi başarısız oldu?”
Erik Çiçeği On Üç yanıtladı, “On İki’nin, Zu An’la birlikte şehirden ayrılırken görüldüğünü öğrendim. İşin hallolduğunu sanıyordum ancak Zu An bir kere daha şehirde belirirken On İki dönmedi.”
“Neler oluyor?” Mei Chaofeng bir terslik olduğunu fark edince kaşlarını çattı.
Erik Çiçeği On Üç yanıtladı, “Onu sorguladım. Şehirden ayrıldıktan sonra Tan Wei’ye denk geldiklerini söyledi. On İki, Tan Wei’nin peşine düşmüş ve ikilinin yolu ayrılmış.”
“Vuuuuu~” Masanın altındaki kadın Tan Wei sözlerini duyunca telaşlandı ve ayaklanmaya çalıştı. Ancak Mei Chaofeng sertçe bastırarak kıpırdamasına engel oldu.
Erik Çiçeği On Üç boğazının kuruduğunu hissetti, “Baba, On İki ölmüş olabilir mi…”
“İmkânsız!” Mei Chaofeng elini salladı, “İster gelişim, ister kurnazlık olsun Tan Wei, On İki’ye denk değil. On İki’ye bir tehdit oluşturması mümkün değil.”
“Efendim!” O esnada çalışma odasının kapısına bir tarikat üyesi geldi, “Tan Wei’nin cesedini şehrin dışında bulduk.”
Magnec