Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

19. Bölüm Göldeki Genç Kız

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 

“Tarikat Efendisi ve on üçüncü kardeşim kesinlikle intikamımı alacaktır!” Erik Çiçeği On İki, Zu An’ın tuzağına düştüğünü anladı.

Zu An göğsünden bir not defteri çıkardı ve tarikat efendisi ile Erik Çiçeği On Üç’ün adlarını not aldı, “Bir şey söylemesen bile onlarla aramdaki kini çözeceğim.” Onu öldürmeyi planlayan kişi Erik Çiçeği Tarikatı’ndan yararlanıyorsa, Zu An da onu bulmak için ancak Erik Çiçeği Tarikatı’nı kullanabilirdi.

Sadece birkaç saniyede Erik Çiçeği On İki’nin etrafı çevrelenmişti. Ölmeden önce bir küfür savurdu.

“Ölümün… nahoş olacak… piç kurusu…!”

Erik Çiçeği On İki’yi başarıyla trollediniz, +1000 Öfke!

Erik Çiçeği On İki muhtemelen iki saat önce Kardeş Tan’ın sözlerinin tam olarak aynısını söyleyeceğini hiç beklemezdi.

“Sadece zayıflar öfkesine kapılır diyen kimdi?” Zu An derin bir iç çekti. Altındaki kanlı manzaraya baktığında tüyleri diken diken oldu. Bu kanlı manzaraya katlanamıyordu, dolayısıyla çabucak döndü ve bölgeden ayrıldı.

On böbrektaşı toplamalıydı ama şimdiye kadar sadece bir tane bulmuştu. Geri kalan dokuzunu nasıl bulacaktı?

Zorla yapması mantıklı olmazdı. Erik Çiçeği On İki hayatı pahasına savaşmış ancak yıkılmadan önce sadece altı tanesini öldürebilmişti. Zu An gelişimine henüz başlamış kendisi gibi birisinin onunla kıyaslanamayacağını biliyordu.

Üstelik Kıçyırtan Kurtların lideri üçüncü kademedeydi. Teke tekte bile Zu An ona denk olmazdı ki bırakın sürüye kafa tutsun.

Başka bir vahşi yaratık olsaydı Zehirli Kamcık ve Zehirli Şişe’ye dayanarak deneyebilirdi. Gel gör ki Erik Çiçeği On İki’nin kıçının dağıtılmasını izledikten sonra biraz korkmadan edemedi.

Piyangoyu denemeliyim. Belki bu Kıçyırtan Kurtlar’la baş etmemde yardımcı olacak bir şey kazanabilirim.

Zu An klavyeyi çıkardı ve şaşırtıcıdır ki topladığı öfke puanları 7220 gibi muazzam bir sayıya ulaşmıştı! Bütün bunların en büyük nedeni Erik Çiçeği On İki’ydi.

Zu An, herifin ölmesinin yazık olduğunu düşünmeden edemedi. Biraz daha öfke puanı kazanabilseydi iyi olurdu.

Eğer Erik Çiçeği On İki, Zu An’ın onu sırf daha fazla öfke puanı kazanmak için kurtardığını bilseydi muhtemelen dirilir, öfkeden kudurur ve ağzından köpükler saça saça tekrar ölürdü.

Önündeki piyango sayfasına bakan Zu An beklentiyle titredi.

Enter’a bastı ve ışık nihayetinde boşluğa düştü.

Oynadığınız İçin Teşekkürler!

Zu An’ın ifadesi karardı. Devam etmek üzereydi ki aniden bir şey hatırladı. Bekle, kilit noktalardan birisini unuttum mu?

Ah! Yüzümü yıkamadım!

Zu An çabucak durdu ve koşturdu. Buraya gelirken bir akıntıyı geçtiğini hatırladı.

Yüzün yıkamanın piyangoda şansını artırabildiğine dair batıl inancını destekleyen bir kanıt yoktu ama yine de ritüelin kendisi rahatlatıcıydı.

Bu nedenle akıntının kenarına gitti ve yüzünü düzgünce yıkadı. Ellerini de bir güzel yıkadıktan sonra tekrar piyangoya döndü.

Enter’a tıkladı ve ışık klavyede dolaşmaya başladı. Nihayetinde ‘0’da durdu. Kırmızı bir hap süzüldü – İlik Temizleme Hapı!

Zu An heyecanla sıçradı. Bak! Yüzümü yıkamanın işe yaradığını biliyordum!

Şu anki şansını sonuna kadar kullanarak çabucak oynadı ve bir İlik Temizleme Hapı daha kazandı. Adeta ağzı kulaklarına vardı.

Oynadığınız İçin teşekkürler… Oynadığınız için teşekkürler…

Hop! Bir kere daha ‘0’, İlik Temizleme Hapı!

Zu An İlik Temizleme Hapı’nı dördüncü kez çıkardığında gülümsemesi soldu. Sadece İlik Temizleme Hapı mı alacaktı diye düşünmeye başladı.

Oynadığınız için teşekkürler… Oynadığınız için teşekkürler…

Bir düzine denemeden sonra aldığı tek eşya hâlâ İlik Temizleme Hapı’ydı!

Zu An şikâyet edemeden klavyeden bir bildirim sesi geldi.

“Kullanıcı yeteneğini son seviyeye çıkartmaya yetecek kadar İlik Temizleme Hapı kazandığından, artık ödül listesinden İlik Temizleme Hapı kaldırılacak. Dükkân özelliği açıldı. Kullanıcı gelecekte İlik Temizleme Hapı satın alabilir.”

“0 tuşuna yeni bir ödül atanacak. Yeni ödülünüzü dört gözle bekleyebilirsiniz.”

Zu An’ın ifadesi kasvetlendi. Dört gözle beklememi söylemek yerine neden yeni ödülün ne olduğunu direkt söylemiyorsun ki? Dört gözle bekleyinmiş, hay götüm!

Sistemin bilgilendirmesine homurdandıktan sonra Dükkân kısmını keşfetmeye başladı. Ekranda bir tüccar gibi duran fazladan bir simge vardı. Simgeye bastığında sadece tek bir şeyin satıldığını gördü – İlik Temizleme Hapı!

Gel gör ki asıl şaşırtıcı olan her biri için 10.000 öfke puanı istemesiydi!

Bu ne saçmalıktır lan! Zu An piyangodaki son birkaç seferi düşündü. Şansı azalmasına rağmen yine de her on seferde bir düzgün bir şey alabiliyordu. Buna bakılırsa dükkandaki eşyalar piyangodan on kat daha pahalıydı.

Resmen dolandırıcılık bu!

Ancak geçmişi düşündüğünde, oyunlardaki dükkanların da buna benzer olduğunu hatırladı. Her zaman eşyaları olağanüstü fiyata satıyor ama sadece indirimli fiyattan alıyorlardı. Bu mantığa bakılırsa İlik Temizleme Hapı’nın bu kadar pahalı olması saçma değildi.

Her neyse, işime yaramayacak zaten.

Halihazırda yeteneğini son seviyeye çıkartmasına yetecek kadar İlik Temizleme Hapı kazandığını hatırladı, dükkândan alışveriş yapıp puanlarını boşa harcamasının imkânı yoktu.

Hâlâ 3000 öfke puanı vardı. Devam etmeden önce İlik Temizleme Haplarını kullanmaya karar verdi. Rahat edebilmesinin tek yolu buydu. Ayrıca yeteneğinin artışıyla şansının artmayacağını kim söyleyebilirdi ki?

Önceki deneyiminden İlik Temizleme Hapı’nın bedenindeki safsızlıkları temizlediğini ve kendisini kir içinde bıraktığını biliyordu. Şu anda yanında yedek kıyafeti yoktu ve yabandaydı, dolayısıyla ilk önce kıyafetlerini çıkardı.

İlk hapın enerjisini tamamen özümsemeden diğerine geçmediğine emin oldu. Bir bordo klavyeli olarak ihtiyatlı ilerlemek kanında vardı. Hepsini tek seferde yutarsa bedeninin patlamadan dayanabileceğinin bir garantisi var mıydı? Yoktu! Böyle gülünç bir nedenle ölmek istemiyordu!

Yavaş yavaş bedeninin gittikçe ısındığını ve safsızlıkların gözle görülür hızda gözeneklerinden sızdığını hissetti. Çabucak yıkanmak için kendisini suya soktu ki bu pislik midesini bulandırmasın.

Gel gör ki son İlik Temizleme Hapını tükettiğinde, hapların barındırdığı enerjiyi küçümsediğini fark etti. Başlangıçta yine rahattı ama bedenindeki sıcaklık gittikçe daha da yoğunlaşmaya başladı, sanki hücreleri parçalanıp tekrar birleşiyordu. Kemiklerinin, kaslarının ve derisinin patlayacağını hissetti.

“Siktir!” Zu An korkuya kapıldı. Ne olduğunu anlayamadan yoğun acı çoktan bilincini kapatmıştı.

Uzun bir süre sonra uyandığında hâlâ suda olduğunu fark etti. Nehrin kenarındaki koca bir kayanın üzerinde yatıyordu. Yabancı bir yerdeydi; görünüşe göre baygınken epey sürüklenmişti.

“Neyse ki piranalara falan yem olmadım.” Zu An bedenini incelemeye başlarken mırıldandı. Uzuvlarının ve her şeyin yerinde olduğunu görünce rahat etti.

Az önceki yoğun acı iz bırakmadan kaybolmuş, yerini bir hafiflik ve enerji almıştı. Bedeninde bir şeylerin değiştiğini hissedebiliyordu ama tam olarak ne olduğunu bilmiyordu.

Derin bir nefes aldı ve hava inanılmaz tatlı geldi.

“Hm? Üçüncü formasyon da dolmuş mu?”

Üçüncü formasyondaki altın şey tam dolmamıştı, yani doğrusunu görmek gerekirse ikinci kademenin üçüncü adımına ancak şimdi girmişti.

Görünüşe göre yeteneğim gerçekten de büyük fark yaratıyor. Formasyondaki altın şey sırf nefes alışverişimle artıyor.

Zu An şu anda yeteneğinin ne olduğunu merak etti. Önceden düşük Ding seviyesindeydi ki temel olarak D-ye denkti. Her İlik Temizleme Hapı’nın yeteneğinin bir kademe artırdığı düşünülürse, beş İlik Temizleme Hapı’yla D, D+, C- C ve nihayetinde C+ olmalıydı.

Hayır yanlış düşünüyorum. Klavyenin dediğine göre yeteneğim son seviyeye ulaşmış olmalı, yani her İlik Temizleme Hapı bir kademeden fazla artırıyor olmalı. O zaman yeteneğim şu anda A+ ya da S olmaz mı?

Ya da S’in üzerinde bi’ S+ olabilir miydi lan?

Acaba bu dünyadaki en yüksek yetenek seviyesi ne? Görünüşe göre bunu gelecekte öğrenmeliyim.

Zu An çevresine baktı ve dünyanın önceden farklı olduğunu hissetti. Rüzgârda hışırdayan yaprakları, bir kelebeğin çırptığı kanatları, antenlerini oynatan bir karıncayı, yavaşça sudan kafasını çıkartan güzel bir kadını, karides kovalayan balıkları görebiliyordu…

Hm, burada bir terslik yok mu?

Zu An çabucak döndüğünde birkaç metre uzağındaki genç kızı gördü. Büyük kaya onu kapatıyordu ve de bilinci kapalıydı, dolayısıyla ikisi de birbirini fark etmemişti.

Genç kadın dik duruyordu, zarif, narin, pürüzsüz, hoş teni açıktaydı. Sarıasma kuşunun ötüşü kadar hoş bir sesle şarkı mırıldanıyordu.

Zarif kollarını kaldırdı ve kollarından ve göğsünden su akmaya başladı. Zu An gelişmiş hisleri sayesinde kirpiklerindeki su damlalarını bile görebiliyordu. Manzara gözlerini kat kat daha çekici kılıyordu.

Hık~

Zu An salyalarını zorla tutup yutkundu. Yeteneğinin artışı kadınlarla olan şansını da mı artırmıştı?

“Kim var orada?”

Zu An’ın çıkardığı ses genç kızı ürküttü.

Zu An istemsizce kayanın arkasına saklandı. Başka seçeneği yoktu, zira tehlikeli durumunu yeni fark etmişti. Önceki hayatında olsaydı muhtemelen sadece azarlanır kurtulurdu. Ne var ki burası gelişim dünyasıydı! Yabanın ortasında yıkanan birisinin sıradan olması imkansızdı!

Zu An’ın gelişiminin hâlâ en dipte olduğu bilinmeliydi, muhtemelen kadın kendisinden kat kat daha güçlüydü.

Eğer vahşi ve kin güden birisiyse Zu An’ın kaderi Erik Çiçeği On İki’den farksız olurdu.

“Hanımefendi, sırf geçerken denk geldiğimi söylesem inanır mısınız?” Zu An saklanmak için çok geç olduğunu biliyordu. En iyisi çabucak duruma netlik kazandırmak ve her şeyin tesadüf olduğunu belirtmekti.

“S-sen de kimsin?” Genç kızın sesi telaşlıydı.

Hm? Demek utangaçsın.

Zu An çabucak yanıt verdi, “Buraya ilaç toplamaya geldim ama vahşi yaratıklar peşime düştü ve nehre düştüm. Bilincimi kaybettim ve bir baktım buralara kadar gelmişim.”

“İlaç mı? Nasıl bir ilaç topluyorsun?” Genç kız kayanın diğer tarafından sordu. Onun da bedenini gizlemek için kayayı kullanmayı seçtiği belliydi.

Zu An biraz şaşırdı. Yanlış şeye odaklanmıyor musun? Ne topladığım önemli mi yani?

Yine de Zu An kibarca karşılık verdi, “Böbrek taşı topluyorum.” Bu dünyaya gelmesinin üzerinden çok geçmemişti, bildiği tek ilaç buydu.

“Peşindeki vahşi yaratıklar Kıçyırtan Kurtlar mıydı?” Genç kadın yumuşakça sordu.

“Evet, Evet.” Zu An yanıtladı. Bu kadının genç olmasına rağmen oldukça bilgili olmasına şaşırdı.

“Kurt Vadisi buradan çok uzakta değil. Böbrektaşı toplamaya cüret ettiğine göre oldukça güçlü olmalısın, değil mi?” genç kız sordu.

Zu An beceriksiz bir gülümsemeyle yanıtladı, “Öyle diyebilirsiniz, galiba.” Başkaları kuzu kılığına giren kurtken, o kurt kılığına girmiş kuzuydu. Burada öldürülmek istemiyorsa başka çaresi yoktu.

Genç kız “Oh…” diye yanıtlayıp sessizleşti. Uzun bir süre sonra nihayet bir kere daha konuştu, “Şimdi kıyafetlerimi giymek için çıkıyorum. Sen… gözlerini kapatabilir misin?”