Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

94. Bölüm Elvenheim’ın Eyalet Misafirleri #0 ( 4.Cilt Sonu)

Çevirmen: Gecekuşu / Editor: Gecekuşu

Öncesine nazaran, Sylvia’dan daha iyi birini bulmak zordu. Theodore ile aynı dili konuşabilen ve Blundell gibi birinden eğitim almış Sylvia, anlaması güç üst düzey büyücülere göre çok daha iyi bir seçimdi.

‘Evet, beni de aranıza kabul edin.’ Theo ona sunulan selamlamayla tuhaf hissetmişti.

Sylvia ile uzun zamandır görüşemiyor olsa da aralarında iyi bir dostluk vardı. Miller Kasabasına yaptıkları uzun yolculuktan bu yana pek sık karşılaşmamışlardı. Hatta son 6 aydır herkesten fazla meşguliyetleri olmuştu.

Birbirlerindeki değişimleri fark edecek kadar ayrı kalmışlardı.

‘Ha, saçı uzamış mı?’

Sylvia 18 yaşındaydı. Zaman geçtikçe büyüyüp serpiliyordu. Şu son 6 ay içinde daha da belirginleşen vücut hatları Theo’yu şaşırtmaya yetmişti. Boyun hizasında olan saç uzunluğu şimdi sırtına kadar dökülüyor, dik duruşu vücut çizgilerini ön plana çıkarıyordu. Ayrıca, eskiden yuvarlak, çocuk bakışlı gözleri ve çenesi daha da keskinleşmişti.

Bu geçen 6 ayda Theodore da bazı değişikliklere uğramıştı.

‘...Theo, büyümüşsün.’ Sylvia dikkatle Theo’yu süzüyordu. Artık Sylvia’dan en az 30 santim daha uzundu.

Önceki araba yolculuklarında daha küçük olan vücutları şimdi büyük fark atmıştı. Theodore’un kıyafetlerinden farkedilen kasları onu çocuksu görüntüsünden çıkarıp genç bir delikanlı edası katmıştı.

Tabi, bu gelişiminden Obur ve Lee yoonsung da sorumluydu. Theo, kırsal kesimde yaşayan bir Baronun oğluydu, o yüzden orta halli bir fiziği vardı. Savaşçı soyundan gelmediği gibi, anne babası da orta boylu insanlardı. Böyle bir ortamda büyümesine rağmen boyu 1.83m idi.

Bunun nedeni ‘savaş şarkısı’nı öğrendikten ve orjinal halini iyice kavradıktan sonra kendi iç benliği tekrardan şekil almıştı. Lee yoonsung enerjş kullanamıyor olsa da fiziksel kuvveti gayet yerinde biriydi. Sıradan 15 yaşında bir çocuğun kıtayı başka türlü dolaşmasının imkanı yoktu. Damarlarında yüzyıllar boyu dövüş sanatlarıyla uğraşan bir sülalenin kanını taşıdığından vücudu olağanüstü hatlara sahipti.

Sebebi ne olursa olsun, Sylvia ve Theo birbirlerinin yanında huzursuz hissetmişti.

‘Ah.’

Sonunda ikilinin gözleri buluştuğunda Sylvia’nın yanakları pembeleşmeye başladı. Hemen ardından uzun gümüş saçlarıyla oynadı.

İçedönük tabiatı hala olduğu gibiydi. Aslında Theo da bu haline şahit olduğu için sevinmişti. Belki Sylvia’yı alıştığı gibi gördüğü içindi.

‘Ee, başlayalım mı?’ diye ince bir sesle öneride bulunan Sylvia, ince parmaklarını asasına doladı.

***

Ezgiler, büyücülerin kendi arkadaşının isminden bile daha fazla tekrar ettiği kelimelerdi ve büyüyü aktifleştiren bir gücü vardı. Birkaç kelime, şimşek çaktırmak ya da alevlerin yayılmasını sağlamak için yeterliydi. Büyüden haberi olmayanlar için ise bir takım gizemli kelimelerdi. Ancak, büyünün kendisinde özel bir gücün olup olmadığı sorulursa, dünyadaki tüm büyücülerin cevabı hayır olurdu.

Büyü yapmak kişinin otomatik olarak yaptığı bir eylemdi.

‘Alev topu.’ Diye mırıldanan Sylvia’nın önünde bir alev topu oluştu.

Bu, 3.halkanın en meşhur saldırı büyüsüydü. Oluşan alev topunun hedefi patlayarak vurmasına neden oluyordu.

Alev topunu etrafta dolaştırırken anlatmaya devam etti. ‘(Temel Büyü Teorisi)ne göre ezgi ve büyü birbirinden ayrılamayan unsurlardır. Ezgilerin harika bir gücü vardır ve icat edildiği anda büyü tarihinin de başladığını söylersek abartmış olmayız....Kuk.’

Sylvia asasını tutup havaya kaldırdı.

Hwarururk!

Bakışlarını çevirdiği yerde daha önce oluşturduğu alev topu beliriverdi. Gözlerinin önünde kusursuz bir 3.halka büyüsü duruyordu.

‘Eskiden insanlar büyüyü nadiren kullanırken, şimdi büyü kullanmayana özel muamelesi yapılıyor. Ezgiler büyücülerin gücünü de artırdığından, zamanla tüm büyücülerin vazgeçilmezi haline gelmiş.’

‘Ezgiler... bir kısıtlama sayılır mı?’

‘Evet, seninde ezgileri bilmen lazım. Belli miktarda büyü gücünü büyü denklemi ile karıştırdığın anda ortaya ‘ezgi’ çıkıyor.’

Bir diğer deyişle, bu bir birlik meselesiydi.  Bir ağacı düşünürken ağacın yapısını, kokusunu ve hatta şeklini hayal etmek gerekiyordu. Tıpkı bir kayanın sert, sağlam ve ağır bir cismi hatırlattığı gibi.

Buna örnek olarak, Sylvia da ‘alev topu’nu hazırlarken hayal kurup, büyü denklemini, yayılma yöntemini ve tüketilen büyü gücünü hesaplamıştı. Hızı ve büyünün tamamlanması, ezginin artısını ve eksisini oluşturuyordu.

‘Aslında, ezgi bir huydur diyebiliriz. Kendimizin ürettiği bir huyu yine biz kendimiz benimseriz. Bir kaç yıl ya da onlarca yıl alışılmış bir huyu değiştirmek ise gerçekten çok zordur. Sanırım büyülerinin başarısız olmasının sebebi bu.’

‘Müthiş, hiç bu şekilde düşünmemiştim.’ Theodore hayranlıkla dinlemişti.

Sylvia’nın verdiği tavsiye, başkalarının Theo’ya veremeyeceği bir seziydi. Sylvia doğduğu andan itibaren hassasiyeti hep üst seviyede kalmıştı. Buna binaen, hassasiyetini sıradan insanların yaptığı büyülere uygun bir seviyeye indirmek zorunda kalmıştı.

‘Burada bir püf nokta var. Hisler ve hesapların aynı olması. Ama onu kontrol eden güç bir anda değişiyor. Bu bir ihtimal bilinçli ve bilinçsiz hesapların bir çatışması da olabilir.’

Theo kendine has bu yorumuyla kafasındaki duvarların bir bir yıkıldığını hissediyordu.

‘Pekala! O zaman diğer konuya geçiyorum.’ Sylvia da heyecanla dolmuştu.

Kendi yaşıtıyla ilk kez böyle muhabbet edebiliyordu. Sadece Kulelerin üst düzey büyücüleri ve yaşlılarıyla bu konuları konuşabildiğinden, şimdi karşısında uzun zamandır beklediği bir insanı görünce kafasındaki tüm bilgileri ona aktarmak için çabalıyordu. Theo bazı konularda onunla hemfikir olmasa dahi bu onu sevindiriyordu.

Pratik odasında otururken kaç saat geçirmişlerdi? Kafalarındaki tüm konuları ortaya döktükten sonra, ikili sorularına çözüm bulmaya çalışıyordu.

‘...Yani ezgi kullanılmamalı mı?’

‘Evet, sanırım öyle.’

İki dehanın ulaştığı sonuç basitti. Bundan sonra, Theo hiçbir büyüde ezgi kullanmayacaktı!

‘Ezgi’ huyunu düzene sokmak mümkündü ama 5.halkaya kadar kendini yenilemesi hesaplarına göre 3 ay sürecekti. Tabi bu süre, gece gündüz çalışırsa geçerliydi.

Yine de, eğer büyülerinden ezgiyi çıkarırsa büyük oranda gelişme kaydetmiş olacaktı.

‘3 aydan kısa da sürebilir uzun da.’

Bu süre Theo’nun öğrenme kabiliyetine bağlıydı, o yüzden tereddüte mahal vermedi. Yapabileceğine inanıyordu. Çünkü karşısındaki kıza güveni tamdı. Hem büyücü hem de bir erkek sözü vererek, bu yola çıkacaktı.

Theo yerinden kalktı ve Sylvia’nın yanına geldi. ‘Bir kere şansımı deneyeceğim.’

Ezgi huyundan tamamen vazgeçmek, Sylvia dışında kimsenin aşamadığı dikenli bir yoldu. Belki teker teker büyülerini elden geçirmekten bile daha zor şartlar onu bekliyordu, ama eğer başarılı olursa yetenekleri bir usta seviyesine çıkacaktı. Theo zorlu bir uçurumun kenarındaydı.

Sylvia, Theo’nun kararına gülümsedi. ‘Evet, yapabilirsin!’

İlk başta Theo ona yol göstermişti. Şimdi sıra Sylvia’daydı. Hızlanan kalp atışlarına rağmen Theo’nun elini tuttu. Her zamanki gib, yanına geldiği için Theo’ya minnettardı.

O günden sonra, ikisinin özel eğitimi de başlamış oldu.

***

Aradan bir ay geçmişti.

Her bir büyüyü ezgisiz çalışmaya karar verdikten sonra, Theo cehenneme adım atmış gibiydi. Genişleyen yetenekleriyle yüzleşmek onun için kolay olmamıştı.

Mukayese edilirse, sanki vücudunda ekstradan 3-4 kol daha çıkmış gibi geliyordu. Tabi, bu yeni özelliklerini mahirce kontrol edebildiği anlamı taşımıyordu. Daha çok, eski özelliklerini de karıştırmasına yol açıyordu.

‘Önce, 3.halka büyüsü birkaç saniyeyi bulmuştu.’

Sylvia’nın Theo’ya öğrettiği ezgisiz metod, bildiği yöntemlerden farklıydı. Sadece büyüyü söylemek yetmiyordu. Aynı zamanda büyüyü tamamlarken artan hassasiyetiyle bir takım hesaplamalar da yapmalıydı. İşte bu noktada Sylvia’nın büyüleri Theo’nunkinden daha kısa zaman alıyordu.

Öğretmeye çalıştığı yöntemin zorluğu onu öldürüyordu ve Theo’nun başı öğrenirken ilk kez ağrımıştı. Ama bunca efor sarfetmesinin karşılığını da almıştı.

Hwarururuk! Theo’nun önünde koskocaman bir alev topu oluşmuştu. 1 ay önce başarısız olduğu 4.halka büyüsü Alev Kabuğu büyüsüydü. Sylvia büyünün tamamlanmasını onaylayarak kafa sallayınca, sonraki büyüye geçti.

Büyü gücü havada dalgalanmaya sebep oluyordu.

4.halka büyüsü, Buz Küresi...

4.halka şimşek büyüsü, Yıldırım Mızrağı...

4.halka rüzgar büyüsü, Rüzgar Şiddeti...

Alev Kabuğu dahil, Theo 4 büyüyü de aynı anda tamamlamıştı ve gayet stabil bir haldeydi. Yani, Theo 4.halka büyülerini herhangi bir sınırlama olmadan başarabiliyordu.

Sylvia başını sallayıp başka bir büyü adı verdi. ‘Şimdi, her şeyi unut. Son bir tane daha yapalım.’

4 dehşet verici büyü havada kaybolup gitti. İşte bu şekilde, hem oluşturmayı hem de yok etmeyi başardığını da kanıtlamış oldu. Artık Theo 4.halkanın aşağısındaki büyüleri göz açıp kapayıncaya kadar uygulayabilecekti. Ancak Theodore ve Sylvia’nın kapasiteleri bundan çok daha fazlaydı.

Sonrasında, havada bir takım bozulmalar oldu.

‘Ah.’ Theo’nun başına bir ağrı saplanmıştı.

Buna rağmen, dikkatini kaybetmeyip büyüyü tamamlamaya odaklandı. 5.halka sınırlarını zorlayan bir ateş büyüsü deniyordu.  İkisi de kızıl alevlerin yükseldiği tavana baktı.

‘...İkincil güç-cehennem büyüsü, harika.’ Theo tüm gücünü ortaya koymuştu.

Swiiik... konsantrasyonunu düşürürken bir anda 6.halkası harekete geçti.

Neredeyse 1 ay içinde eğitimini tamamlamış olması inanılmazdı, ama güçlendirdiği büyüleri de onu bayağı yormuştu. 10 saniyeden fazla dayanamadığı son büyüsü her şeye rağmen büyük bir gelişmeydi. İkisi de bu büyüyü mutlulukla alkışladı.

Theo tam teşekkürlerini sunacakken...

(Hoing!) Mitra ayağının dibinde görünüverdi.

‘Mitra? Ne oldu?’

Mitra da Theodore’un yükselen hassasiyetine dayanarak istediği anda yüzeye çıkma fırsatı bulmuştu. Genelde Sylvia veya pratik odasının bir köşesine sıçrayan çamurla oynamaya bayılırdı, ama şu anki hali bir tuhaftı. Ayaklarına vurup bir şeyler anlatmaya çalışıyordu.

Theo aşağı eğilip cılız sesini dinlemeye başladı. (Deo!Jun!Jun!)

‘Jun?’

Mitra’nın söylediklerini anlamaya çalışırken pratik odasının kapısı aniden çalındı.