Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

7. Bölüm Bu kitabın tadı nasıl? #3

Çevirmen: Gecekuşu / Editor: Gecekuşu

Dagadak, dagadak, dagadak.

Theo’nun bilinci yerine gelince, etrafındaki manzaranın korkutucu bir temposu olduğunu gördü. Hayır, aslında o manzaranya doğru hareket ettiğini söylemek daha doğruydu. Durumu hala kavrayamayan Theo, birinin bağırışları kulağına gelince kafasını çevirdi.

‘General! Düşman güçleri tam önümüzde belirdi.’

General mi? Düşman güçleri tam önlerinde belirdi...? Bunlar savaş alanında duyulacak sözlerdi.

Theo, şaşkın bir ifade yamaya çalıştı, ancak görüşü ondan bağımsız ilerliyordu. Sonra ona doğru koian şovalyenin yüzüne baktı. Kısa bir an sonra, dudaklarının kendiliğinden kıpırdadığını farketti.

‘Hmmm, bu düşündüğümden biraz daha hızlı.’ Bu, bir adamın derin ve ciddi sesiydi.

Parmak uçları çenesine dokununca sert bir doku hissetti.Theo henüz 20sine gelmemişti, o yüzden çenesindeki sakal kesinlikle ona ait değildi. Öyleyse, tek bir ihtimal kalıyordu.

‘Sesim... Hayır, bu benim vücudum değil.’

Belki doğru cevap buydu. Theo kendine güvenerek düşündü.

Alfred Bellontes’in (Atışbilimi Büyüsü) kitabını yuttuktan sonra bu doğruydu. Bu durumda, Alfred Bellontes’in bazı tecrübelerini alabileceğini söyleyen açıklamaya ilişkin olay bu diye tahmin etti.

Senkronun ne olduğunu bilmiyordu, ama eğer bu Alfred’in tecrübelerini almaksa...

‘Prensim! Komutayı ben alacağım. Genel piyade birliği, mevcut şövalyelerimizi bozguna uğratamıyor. Ben, Vince, Prensimizi ne pahasına olursa olsun kılıcımla koruyacağım!’

Uğuldayan alevlerin sesini andıran bir haykırıştı. Gözlerinin önünde hareket eden adamın sesindeki tutku inanılmazdı. Bu bağırışına binaen, adam şovalye birliğinin lideri gibi görünüyordu. Dahası, gözlerindeki ateş az önce söylediklerinin yalnızca kelimelerden ibaret olmadığını kanıtlıyordu.

Buna rağmen, Prens, Alfred, Vince’in önerisini kabul etmedi.

‘Hayır, komutada ben kalacağım! Senin arkamdan gelmen gerekiyor!’ En asil olan kişi, en tehlikeli konumda duracağını beyan etmişti.

Düşmanın yaklaştığını görmesine rağmen, Alfred Bellontes atının hızını kesmedi. Alfred, Vince’in elini umursamadan öne atıldı. Ve iki ordu çok geçmeden birbirine girdi.

Kukwakwakwang!

Savaş atları, piyade bölükleriyle çarpışınca ortaya müthiş bir gümbürtü çıktı.  Taarruzun korkunç kudreti atların toynaklarına binmişti ve artık insan vücutlarını eziyordu. Düşman tertibi bu sürprizle yıkılmıştı ve Bellontes orduları düşman kuvvetlerini geri itince geçici olarak baskın taraf olmuştu.

Alfred, öncü koldan dehşetle haykırdı.

‘Bellontes’in Prensi, Alfred, burda! Gelin hadi, kellemi kendinize istiyorsanız!’

Bu bariz bir kışkırtmaydı. Bellontes’in Prensi ve savaş kahramanı olarak, Alfred’in kellesi ciddi manada birkaç bin altına değerdi. Onu öldürdükleri takdirde, bu uzun savaş son bulabilirdi.

Bir şovalye, bu provokasyona karşılık vererek şaşkın askerlere doğru harekete geçti.  

‘Ben, Earl Jason’un en büyük oğlu Richard!’

Kılıcı, her kınından çıktığında birçok asker yerlere serilirdi. İnsanları çim gibi biçmek alışılmadık şey değildi. Her şovalye en azından bu kadarını becerebilirdi. Ancak bir büyücü onların kafasını uçurabilirdi.

Richard, Alfred’e yaklaşıp sırıttı. Theo, bu ölüm saçan görüntüyle yüz yüze gelince ürkmüştü.

‘Bu çok tehlikeli. Böyle bir mesafeden, eğer 6.halka büyücüsü olmazsam kurtulamam!’

Bütün çağlarda, bir büyücünün düşmanı bir şovalye olurdu. Yakın dövüşte etken olan silahların ustasıydılar. Bir şovalye, büyücü daha büyüsünü okumadan onun başını kesmiş olurdu. O sebeple, büyücüler her daim yanlarına muhafız alırlardı. Nitekim, şuan Alfred’in yanında kimse yoktu.  Bu durum, çevikliğiyle meşhur Richard Jason için muazzam bir fırsattı.

Richard 30 adamın icabına baktıktan sonra, gür sesle bağırdı. ‘Bellontes’in kahramanı! Bir büyücü bedeniyle karşıma çıkan cesaretini selamlıyorum. Ama...’

‘Ama buraya kadar!’ demeye çalışmıştı. Ancak dehşet dolu bir basınç topu ona çarpmıştı.

Paang!

‘Öyleyse ahmaklığına saygı duyuyorum.’ Dedi Alfred parmağıyla alaylı bir şekilde işaret ederek.

Bir hamle geç kalan beden yere yığılmıştı. Alfred’e doğru at koşturan cesur şovalye Richard Jason, bir müddet önce aniden ölmüştü.

Bunun sebebi beynine açılan delikti. Bir insanın bundan sağ çıkması imkansızdı, bir canavarın kanını taşıyor olsa bile. Beyin bir kere yok edildi mi, bir canavar bile hücrelerini yenileyemezdi.

O sırada, Theo inanılmaz bir durumla şaşkına dünmüştü.

‘Bu büyülü ok mu? Hadi canım!’

Bu mavi renkli bir parlamaydı. Theo, Alfred’in bedeninde olmasaydı, büyünün yapıldığı ana şahit olamazdı.

1.halka büyüsü olmasına rağmen, büyü söylenmişti ve büyülü okun neticesi sağduyunun çok ötesindeydi. 5.halka büyüsü olan ‘Şimşek işareti’nin bu büyüden zayıf olması mühtemeldi.

Paang!

Birkez daha, Alfred’in parmaüından ışık çıktı.

‘Kuaack!’ Aynı anda, bir başkasının nefesi de son bulmuştu.

Alfred’in parmağı her ışıldadığında, bir kişi yere düşüp can veriyordu. Savunmaya geçen büyücü ya da zırhlı bir şovalye de olsa durum aynıydı. Büyülü okun hızı, karşı tarafı yakalayıp ziyana uğratırken kimseye kaçış fırsat vermiyordu. Bu tam anlamıyla bir ölüm rüzgarıydı.

Birkaç yüz büyülü ok atıldıktan sonra...

‘sahiden de, Alfred’in büyülü okları böyle atılmış. Aynı formül kullanılsa bile, başarısız olmaya mahkum.’

Theo sürpriz bir şekilde, güçlü büyülü okların ilkelerini bulmayı başarmıştı. Bilindiği üzere, hocalar 30 yıldır Atışbilimi Büyüsü dersi veriyordı ve büyüye kadir olamamıştı. Bunun nedeni Theo’nun yeteneğinin üstün olması değildi.

Ona, Alfred’in tecrübesini yaşatan ‘Senkro’ bunun asıl cevabıydı.

‘Bu tam olarak onun bedenindeydi.’

Genelde, Büyü bedenin dışından kontrol edilirdi. Hassasiyet, büyü gücünden etkin maddeyi çıkarma verimliliğiyle ilgili anlayıştı. Fakat, Alfred bu anlayışa tamamen zıt bir yolla büyülü oku geliştirmişti.

Büyüyü kendi bedeninde tamamlamıştı ve vücudundan ok atıyordu.

Bu kolay bir yöntem değildi. İnsan vücudu büyünün zaptedileceği bir kutu sayılmazdı. Alfred’in bü büyüyü öğrenmek için diğer büyülerden feragat etmesi gerekiyordu. Özel idmanla, kemikleri, eti ve kanı büyülü oka özel bir büyü halkasına dönüşmüştü.

Sonuç olarak, en güçlü büyülü oku oluşturmaya muktedirdi.

‘Sadece büyülü ok atan bir büyücü... Ona büyücü denir mi’

Alfred’i bu büyüye iten ne olabilir? Büyücü olma özgürlüğünden vazgeçmiş ve insanları büyülü okla öldürmeye odaklanmıştı. Theo elinde olmadan Alfred’le sempati duymuştu. Bu sempati, Alfred birini öldürürken yüzünde oluşan gölgeden geliyordu.

Biraz sonra, son düşman yanına getirilmişti.

‘Kuk, Lütfen beniserbest bırak! Gitmeme izin ver! Ben Marquis Belford Astro. Hafife alacağın bir rütbede değilim!’

Şarap rengi bir pelerini göz alıcı zırhının üzerine geliyordu. İnce işlenmiş desenler onun sıradan bir asker olmadığını gösteriyordu. Savaş meydanında böyle şaşalı kıyafetlerden üst mertebede bir soylu olduğu barizdi.

Askerler onu tekmeleyip diz çöktürdü. Alfred soğuk bakışlarını adama indirip konuşmaya başladı. ‘Marquis Astro bir köpekten bile beter, işte olduğun şey bu.’

Korkutucu sesi yankılanırken Alfred devam etti. ‘Sen sınır yakınlarındaki evleri yağmalayıp kadınları da köle diye satmadın mı? Seni bir esir olarak yaşatmaya niyetim yok.’

‘Şimdi, Bekle bir dakika, Prens Alfred!’

‘Köpekleri dinlemek gibi bir zevkim yok. Burada it gibi gebereceksin.’

Alfred parmağını uzattı ve adamı ölüme mahkum etti. Bu adam esir edilmeye bile değmeyecek biriydi. Alfred’in parmağı mavi bir ışıkla parladı.

Paang!

Ceset bir delikle yığılmıştı.

‘... Ceset imha edildi.’ Dedi Alfred arkasını dönerken.

Genel olarak, cesedi alıp düşman düşman krallığa göndermek kibar bir davranıştı.Şöyle ki, bu adam köyleri yakmış ve erkekleri eşsiz bırakmış biriydi. Böylesi bir durumda, bedenini muhafaza etmeye luzum yoktu. Çirkin et yığını Belford kısa sürede iz bırakmadan kaybolmuştu.

O sırada, Theo Alfred’in vücudunu terk etti.

‘Ah, burda bitiyor.’

Bu tecrübe cidden etkileyiciydi. Theo uzaklaşan zemine baktı. Kan, ölüm, şovalyeler, parlayan zırhlar, mide bulandıran büyücüler ve yardım isteyen askerlerle dolu bir savaş meydanı vardı.

En sonunda, Alfred Bellontes’i gördü. O anda Alfred de ona baktı.

‘N-Ne?’

Theo, Alfred’in dudaklarının kıpırdadığını görünce allak bullak oldu.

‘Benim gücümü arzulayan genç büyücü’

Derin sesi yankılandı.

Alfred kendi kendine konuşmuyordu. Alfred Bellontes’den Theodore Miller’e bir tavsiyeydi. Bu, Kudret özgürlüğünden vazgeçip büyücü yerine savaş kahramanı olarak yaşayan adamdan bir hediyeydi.

‘Bir büyücü olarak yolundan vazgeçme.’

Sonunda Alfred’le bağlantı kopmuştu.

-Alfred’le senkro sonlandı.-

-Senkro oranı %85.7,  deneyim sabit düzeyde devam ediyor.-

-1.halka büyüsü ‘Büyülü Ok’, ‘Alfred-tarzı Büyülü Ok’a yükseltildi. Alfred Bellontes’in tecrübesi bu büyü için yeterliliğe çevrildi.-

-Obur tükettiği kitap ile tatmin oldu. Bir soru sorun ya da ona bir kitap daha verin.-

***

Meltor Krallığının Doğusunda, Bergen Akademisi’nin kütüphanesinde...

Bayılan Theodore, bilincini geri kazandı.