Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

61. Bölüm İkinci Görev #1

Çevirmen: Gecekuşu / Editor: Gecekuşu

Zamanın en büyük büyücüsü Veronica’yla savaşmak çetin olsa da buna değmişti. Veronica kendini Theodore’un başa çıkabileceği bir seviyeden hücum ve savunma yapmaya alıştırmış, dahası sahip olduğu güç ve hızını da Theodore’u sınırlarını zorlaması için kullanmıştı.

‘Geliyor.’Theo bunu hisseder  hissetmez harekete geçti.

İki adım sağa kayınca, dehşetli bir yıldırım az önce durduğu yere isabet etti.

Daha da keskinleşen duyularının algıladığı büyü gücü, Theo’nun zihninde rakibinin bir sonraki hamlesini çizerken, vücudunu 2 hafta öncesinde mümkün olmayan bir kıvraklıkla uzağa çekmişti.

Ardından korku dolu bir alev oku yağmuru başladı.

-Ok Koruması.

Theo bir adım öne geldi ve su özelliğini hazırda tuttu. Savaş şarkısı zaten arka planda kendisine yardım ediyordu. Bir dansçı edasıyle ok yağmuruna koşarken bir yandan yumruk ve tekmeleri havada uçuşup denk geldiğiğ her şeyi etkisiz hale getiriyordu. Yaptığı bu hareketler gayet doğal dursa da üzerindeki kıyafetler sanki emanet gibiydi.

‘Savaş şarkısı. Gücün coşkusu. Mezzo forte.’

Theodore, avuçları büyü gücüyle dolduğunda alev topunu ateşdi.

Peeeong!

Fırlayan alep topundan seken küçük köz parçalarının yüzüne isabet etmesine rağmen, Theo kaşını dahi kıpırdatmadan Veronica’nın tepkisini izlemeye odaklanmıştı. Çünkü Veronica’yı kısa bir anlığına da olsa gözden kaçırması, onu yenilgiye sürükleyebilirdi.

Yine de, Veronica bu denli yoğun bir hücumu bile geride bırakmıştı.

‘Bu kadar uzak mesafeden halüsinasyon mu görüyorsun acaba?’ Veronica’nın sesi arkasından duyulunca aniden irkildi. Theo alev oklarını savuşturmaya çalıştığı sırada Veronica illüzyon büyüsü yaparak kendini geri plana çekmişti. O yüzden karşısında duran görüntü, Veronica’nın ısısının bir parçasıydı.

‘Artık şov burada bitiyor.’

Mesafe ve zamanlamaya bakarsa… Theo bir çıkış yolu kestiremiyordu.

Hwaruruk!

Isı sonunda patladı. Büyüyü önceden tahmin etmesi sayesinde alev toplarından kaçmıştı. Karşısında bilindik bir alev kabuğu yoktu ve bu mesafeden karşı koyması da imkansızdı. Daha önceden koruma büyüsü kullanmıştı ancak bu koruma büyüsünü savaş şarkısıyla kombinlese de savunması yetersiz kalırdı.

Acı bir gülümsemeyle kendine kalkan oluşturduğu sırada…

Ping.

Vücudundan, sanki taşları yerine oturtan bir his geçmişti. Rahatsız edici büyü gücü akımı artık son bulmuş, 5.halka da diğer dört halkaya katılmıştı.

Theodore bu gelişimi idrak ederken diğer yandan bilinçsizce 5.halka savunma büyüsü, ‘Koruma’yı tamamladı.

Peeeong!

Mavi büyü duvarı, alev topunun önünü %100 kesmişti.

‘…Eh?’

Theo bu başarılı savunması karşısında gülümserken, Veronica da aynı şekilde mutlu bir ifadeyle Theo’yu yakaladı.  Koruma büyüsünün ardından bu çocuğun, 5.halka duvarını artık tam manasıyla aştığına şahitlik etmişti.

‘Başardın! Aferin, çocuk!’

‘K-kule üstadım. Lütfen bırakın.’

Veronica cübbesini giymediğinden, dokunuşları Theo’nun aklını alırken, terle ıslanan teni bu delikanlıyı sersemletmeye yetmişti.

Buna rağmen, Veronica elinin altındaki bu çocuğun kafasından geçenlerden bihaber olarak kendi keyfine bakıyordu. ‘Etrafta kimse yokken, bana ‘abla’ demen gerekmez mi? Gerçi sen de tıpkı hocan gibi inatçısın. Bu seninle son oyunumdu, o yüzden biraz üzücü oldu.’

Veronica, koltuğunu 14 gün boyunca sırf Theodore’un rakibi olabilmek uğruna boş bırakmıştı. Bir yönde, Meltor’un en iyi büyücüsü ona özel hocalık yapmıştı. Eskiden bir şişe büyü bileşimine bile güç yetiremezken, şimdi uzun bir yol katetmişti.

Şimdi ise, böyle muazzam biri kalkmış kendisine ‘abla’ demesini mi istiyordu? Theodore tam konuşmak için ağzını açmıştı ki...

‘Cık, Ortamı bozmayı çok iyi bilen misafirlerimiz var.’ Veronica yaklaşan kişileri hissedince, Theo’yu saklanabileceği bir yere çekti.

Kiiik-

Beyaz Kule’den gelen beyaz cübbeli bir adam hızla stadyuma girerek önünde eğildi.

‘Kule Üstadım! Görmeniz gereken acil bir mesele var.’

‘Ne seviyede?’

‘En az 4.sınıf önem taşıyor.’

‘Oh, bu bayağı yüksek. Yapacak bir şey yok.’

5.sınıf olsa belki görmezden gelebilirdi ancak mevcut durum onu Theo’dan ayrılmaya mecbur bırakıyordu. Theo biraz pişmanlık hissetse de sonrasında duydukları gözlerini kocaman açmasına yetmişti.

Bunun sebebi, Veronica’nın ciddi bir ifadeyle ona emir veriyor olmasıydı. ‘Beni izle. Gücüne ihtiyacım olabilir.’

***

Kırmızı Kule’nin savaş büyücülerine verdiği görevler genelde muharip işlerdi.

Şayet içinde ‘savaş’ içeren bir iş varsa, oraya çoğunlukla Kırmızı Kule’den kişiler sevk edilirdi.Genelde güçlü canavarları veya bir takım hayvanları yahut başkaldırmaya hazırlanan birlikleri yok etmek üzere gönderilirlerdi.

Bu şekilde, Kırmızı Kule verdiği görevleri risk derecesi ve önem derecesi şeklinde ikiye ayırmıştı.

Veronica önden yürürken açıkladı. ‘Kasabanda karşılaştığın yaşlı zombi 3.dereceden risk taşıyor olsa da önem derecesi 4 ve 5.dereceye kadar düşüyor. Ben yaşlı zombiyi zorluk çekmeden halledebilirdim. En fazla bir ya da iki bölge kayba uğrardı. Ah, tabi büyü kitapları istisna dairesinde kalıyor.’

‘Bir veya iki...’

Bölgeler açısından bakılınca kulağa korkutucu gelse de, bir ülke ölçeğinden bakıldığında göze o kadar da büyük görünmüyordu.

Veronica’ya göre, 1.dereceye giren şeyler başkaldırı, düşman ülke tarafından işgale uğramak veya kralın suikaste uğramasıydı. 2.derece ise geniş çaplı salgın hastalıklar, doğal afetler ve bir dalga halinde saldıran koca canavar ordularıyla.

‘O zaman 3. ve 4.derece önemli olan şeyler nedir?’

‘Çok basit. 1 ve 2.derece olabilecek olaylar. Ama bunların çoğu şiddetle çözüldü bile. Güç kullanarak halletmemiz gereken olaylar da oluyor yani.’

Veronica, üstad odası kapısını asık suratla tekmeleyerek açtı. Kapı, bu tip tekmelere özel olarak üretildiğinden zorlanmadan açıldı ve içeri girdiler.Görünüşe göre kapı kolu hiçbir anlam ifade etmese de, bu kimsenin umurunda da değildi.

Koltuğuna oturup zeki imajı veren adama baktı. Şimdi, raporu dinleyelim bakalım.’

Beyaz cübbeli istihbarat ajanı, bu anı bekliyormuşçasına raporu çıkarıp okumaya başladı. ‘3 gün önce Earl Bergen’ın ajanları, bazı tüccarların ‘kölelik’le ilgili konuşmalarına kulak misafiri olmuş. Halen Austin Krallığında aktif iş yapan bu organizasyona ‘Köstek’ ismi verilmiş.

‘Kölelik mi? Yanlış duymuş olmasınlar?’ Veronica’nın halinden idrak edemediği anlaşılıyordu.

Kıtanın kuzey güçleri olan Andras ve Meltor Krallıkları köleliği yasaklayalı 100 yıl olmuştu. Büyücü ve şövalyelerin harekete geçmesiyle bütün köle ticaretleri kuruyup gitmişti. Kölelikle ilişkisi olan aileler ortadan kaldırılırken, bu ticaretten gelir sağlayanlar ise şafak vakti buz kesmiş cesetlere dönmüştü.

Aynı siyaset bugün de varlığını sürdürüyordu. Gerçi bazı aptallar bu iki krallıktan birini aracı olarak kullanma cüretini göstermişti. Beyaz Kule’den gelen istihbarat ajanı kafasını sallayarak okumayı bitirdi. ‘Size bu raporu sunmadan önce birçok kez gözden geçirdim. Duruma bakılırsa... karşımızdakiler gerçekten de köle tüccarları. Hatta birkaç kez insan boyunda fıçılar taşıdıklarını görmüştüm.’

‘Demek ölüme susamışlar... O zaman biz de susuzluklarını gideririz.’ Veronica’nın gözleri ürkütücü bir öldürme arzusuyla doldu.

Köle tüccarlarının Meltor Krallığına girişi kesin surette yasaklanmıştı.

Kırmızı Kule Üstadı’nın görevi de Meltor Krallığını olası tehlikelerden korumaktı. Hayır, hatta köle tüccarları Krallıkta asla varolmaması gereken böceklerdi.Tutuklamaya bile luzum olmadan, onları gördükleri yerde öldürmek en iyi çözüm yoluydu.

Şayet bu gerçekse, önem derecesi en az 4tü.

‘Peki ticaretini yaptıkları kölelerin türü?’

‘Elfler.’

‘Biliyordum. Eğer sadece insan köleleri taşıyor olsalardı, 6.derece önem arzederdi.’

Güzel görünümlü ve uzun yaşayan elfler, uzun yıllardan beri güçlü evcil hayvanlar olarak satılıyordu.

Bir keresinde, tüm kıtada büyük bir elf avı yapılmıştı. Hatta bu av yüzünden nesilleri neredeyse tükenecekti. Bu sebeple kuduran elementler ülkeyi büyük bir çıkmaza sokmasına rağmen, insanoğlunun açgözlülüğü yine de doymamıştı.

Bundan ötürü, elfler insanlardan uzakta kendi ülkelerini kurma kararı almıştı. Güçlerini birleştiren elfler, kuzey dağlarının derinliklerinde Elvenheim isimli bir devlet kurmuştu.

Burası onlar için insanların kolay kolay yaklaşamayacağı bir cennetti. Köle tüccarları kalabalık elf gruplarına musallat olmaya cesaret edemezdi. Onun yerine, savaşçı elfler gördükleri köle tüccarlarına saldırarak tutsak elfleri kurtarıyordu.

O gün bugündür, elf ticareti tüm kıtada insanların tabusu haline gelmişti. Yine de, elfleri ölesiye isteyen insanların sayısı sayılamayacak kadar fazlaydı. Yani lafın kısası, tüccarlar gelen talepleri kuytu köşelerde karşılıyordu.

‘... Elvenheim ile ilişkileri kuvvetlendirmek için uzun zamandır beklediğimiz şans işte bu. ‘Köstek’in gücünü tespit ettiniz, değil mi?’

‘Tabi.’ Beyaz cübbeli büyücü elindeki taslakları hürmetle masaya bıraktı.

Hareketlerine bakılırsa bu görevle bir ilgisi bulunmayan Theo yanlarındayken konuşmaya çekiniyordu.

Veronica ağzında bir büyü geveleyerek taslakları açtı. İçeriğin sonlarına doğru yüzü karardı. ‘İnanamıyorum. 5 kıdemli enerji savaşçıları mı var? Bu organizasyon biraz sert bir kaya.’

Tüccarların sahip olduğu güç, ufak bir kasabayı haritadan silip süpürmeye yetecek boyuttaydı. Elf köleleri fahiş fiyatlara satıyor olabilirlerdi belki ama, yine de bu kadar korumayı bir araya getirmeye gerek var mıydı?

Açıkça konuşmak gerekirse, Veronica şüpheci biriydi. Eğer bu koruma gücünü ortadan kaldırırlarsa , organizasyonu da neredeyse etkisiz hale getirmiş olurlardı.

‘Bu adamlar kendilerine para kaybettirecek hiçbir şeye mahal vermez. Bu mümkün değil.’

Bu işte bir terslik vardı. Basit bir elf ticareti için bu kadar tedbir almış olamazlardı. Başka bir planlarının olması muhtemeldi. Beyaz Kule istihbaratı bu detaya inmemiş olsa da, raporun sonuna bu tehlikeli girişimin sürdürülebilirliğini sorgulayan bir soru eklenmişti.

Bu şartlar altında, Veronica’nın göreve yollayacağı büyücü sayısını arttırması gerekecekti. Taslakları bir kenara bırakıp masasındaki zile bastı.

Çıng! Zil tüm kulede yankılanıyordu. Az sonra kulenin aşağı katlarından koşarak gelen bir görevli görüldü.

‘Beni mi çağırdınız, Kule Üstadım?’

‘Bana en az iki kıdemli büyücü yolla. Başkentte kalan herkese haber ver.’

‘Anlaşıldı.’ Sekreterin yüzü beyaza dönmeden önce bir an durup düşünmüştü.

Veronica bu durum karşısında pek de hoşnut olmamıştı. Bu ifadenin altından tatmin edici bir yanıt olmadığını biliyordu. Beklendiği üzere, sekreter sanki bir fare deliğine saklanmak ister gibi kısık bir sesle dile geldi. ‘K-kule Üstadım, başkentte sadece bir kıdemli savaş büyücümüz var.’

‘Kim peki?’

‘Vince Haidel.’

Theodore hocasının adını duyunca kaşlarını kaldırdı. Ancak, Veronica sorusunu sorarken yüzü çoktan asılmıştı. ‘Eski kıdemlilerden kim var?’

‘Sadece Herman var.’

‘O da yarasından dolayı savaşamaz. Lanet, bugünlerde o kadar çok işimiz var ki, iki ayağım bir pabuca girdi. Diğer kulelerden birilerini yollamalarını da isteyemem.’

Durum, canavarların icabına bakmaktan ibaret olsa farklılık gösterebilirdi. Ama başka kulelerden gelecek büyücülerden adam öldürmelerini isteyemezdi. Böyle bir şey için zihnen hazır değillerdi. Ayrıca işin inceliklerini de bilmiyorlardı.

Tecrübeli kıdemliler olsalar, bu bir sorun teşkil etmezdi. Ona rağmen onlardan böyle bir talepte bulunmaları zaman isteyen bir yöntemdi. Veronica’nın şu an ihtiyaç duyduğu şey, acil sevk edebileceği olası bir adaydı.

‘Geri kalanlar?’

’23 Orta seviye büyücümüz var... Çoğu üst seviyeye terfi olurken, kalanlar çoktan başka görevlere verildi.’

‘Onlar da işime yaramaz. Boşuna söyleme.’

Elinden bir şey gelmiyormuş gibi kafasını sallamadan önce parmaklarını masaya vurdu. Theo,  altın bakışlarının önünde tuhaf bir biçimde dikiliyordu.

‘Kıdemli Vince Haidel’i hemen yanıma çağırın. Bu görev, Vince Haidel ile Theodore Miller’a verilecek. Bir de Shugel’a gidip mekan büyüsüyle transfer için talepte bulun.’

Sekreter ses çıkartmaya bile cüret edemeden hızla kuleden fırladı.