Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

49. Bölüm Ah, bu şey yiyor mu? #1

Çevirmen: Gecekuşu / Editor: Gecekuşu

Bu, oldukça egoist bir açıklamaydı. Kara cübbenin altından görünen yaşlı zombimsi varlık, hayatı ölümle sonlandıran bir ölüm meleğini andırıyordu. Normal bir insan bu sözleri işitse paniğe kapılırdı.

‘Ha, iyi havlıyorsun!’

‘Kim Theo’dan faydalanmak ister?’

Duruma rağmen,  üçü de bu ihtiyar zombi karşısında pasif kalmamıştı. Karşılarındaki rakip, 6.halka kara büyü yapabilen biri olmasına rağmen, kendilerinin de altta kalır yanları yoktu. Aralarında kılıç ustası olmaya niyetli bir savaşçı, Mavi Kule Üstadı’nın öğrencisi ve büyü kitabı Obur’un sahibi vardı. o yüzden bu sihirbazı yenmeleri mümkündü.

Randolph iki kılıcını da kaldırdı, o sırada Sylvia da değneğiyle soğuk hava üretiyordu. Yaşlı zombi hücuma geçmeye hazırlanınca hepsi birden saldırı pozisyonunu almıştı.

Wuooooong!

İki tarafın gücü de çarpışmıştı! Ancak ne o tarafa ne bu tarafa hareket edemediklerinden aralarındaki mesafeyi koruyorlardı. Üçünün gücü, yaşlı zombinin gücüne eşitti. Gerçi az buçuk zombiden kuvvetlilerdi. Üçlü grubun ‘üçü bir arada’ kombinasyonu olduğundan, yaşlı zombi üç yanını da korumak zorundaydı.

Havada süzülen yaşlı zombi dezavantajlı olduğunu anlamıştı. (Hmm... bu garip bedendeyken üçünüzün gücüyle başa çıkmak biraz zor olacak.)

Ancak sesinde bir güven vardı. (Denek... senin farklı bir enerjin var. Ama 4.halka büyücü olduğundan... seninle sonra ilgileneceğim.)

Sözleri Theo’ya gergin bir tonda ulaşırken, yaşlı zombi hızlıca parmağını Theo’ya uzattı ve kemikli parmağının ucundan ölümcül bir büyü uzayıp gitti.

(Yok ol!)

‘Ne-?’ Theo’nun görüntüsü havada uçuşup kayboldu.

‘Theo?!’

‘Patron?!’

Deliye dönen Sylvia ve Randolph, Theo’nun kaybolduğu noktaya bakakaldılar, ama Theo geri dönmedi.  Geç de olsa yaşlı zombinin ne yaptığını idrak edince, avazı çıktığı kadar bağırdı. Bu büyü, 6.halkaya yeni geçmiş birinin kolay kolay yapacağı bir büyü değildi, ancak rakipleri hiç zorlanmadan başarmıştı.

‘Mekan değişimi...!’

(Bu doğru.) aralarındaki güç dengesini tek bir büyüyle bozan yaşlı zombi, daha da rahat bir edayla konuşuyordu. (Bu mağara avcumun içi gibi... yoksa dememiş miydim? Beni yenme şansını yitirdiniz. Siz kaderinize yanarken, kölem olarak yeniden doğacaksınız...!)

O anda, gölgeden bir adam figürü belirdi.

Kırık bir zırh ve eski model bir miğferi olan, kırmızı ışık saçan bir şovalyeydi. Ortaya harika bir şovalye çıkmıştı. Kim olsa bu kurukafa şovalyenin verdiği gözdağını hissedebilirdi.

Dahası, Randolph’un bakışları şovalyenin tuttuğu kılıçlara kaydı.

‘...mümkün değil!’

Üzerinde uluyan kurt resmi olan bu kılıçlar 100 yıldan fazladır kayıp olan yadigar kılıçlardı. Şovalyenin düz tuttuğu kolları tanıdık geliyordu. Randolph öfkeye kapılmadan önce, gözleri dalıp gitmişti. ‘Geber... Seni geberteceğim!’

(Hoh? Atalarının bile bükemediği bu kılıçları yenecek misin?)

‘Ne olursa olsun.’ Randolph sertçe verdiği yanıttan sonra pozisyonunu aldı.

İskelet şovalye de kendini hazırladı. Sanki aynaya karşı savaşıyor gibiydi. Şovalyenin etrafında grimsi beyaz bir hale bulunuyordu. Yaşlı zombi değneğini tutan Sylvia’ya dönmeden önce bu iki kılıçlının karşılaşmasını izledi.

(Sen, bu dönemdeki Mavi Kule Üstadı’nın değerli bir öğrencisisin... Taşıyıcımdan gelen acayip bir alçaklık hissi hissediyorum.)

Fazlasıyla heyecanlıydı. Aslını söylemek gerekirse, böyle düşünen kişi zombi yani büyü kitabının kendisiydi. Eğer taşıyıcı olumsuz duygularla dolarsa, aşınma oranı daha da yükselirdi. Elinde iki numune mevcuttu ve bu şekilde aşınma oranı çok daha fazlaydı. Erkek olanı bir ifrite, kızı da bir ölüm perisine dönüştürebilirdi.

(Gel oyna benimle.)

‘Ya istemezsem?’ değneğini sallarken soğuk ses tonuyla cevap verdi.

Ardından büyü gücünü kullanmasıyla hava soğumaya başladı.

‘Theo’yu geri getireceğim.’ Sylvia bunu söyledikten sonra ikili sessiz kaldı.

Sylvia ile Randolph birlik halinde şovalye ve yaşlı zombiye karşı akıl almaz bir savaşa girişti.

***

Bir diğer yandan, Theodore, yaşlı zombi tarafından zorla bilinmeyen bir yere ışınlanmıştı.

Görüşü tamamen karanlıktı. Işık büyüsünü aktifleştirmesine rağmen havadaki kara büyü, aydınlığı yarı yarıya azaltmıştı. Yine de loş ışık hiç olmamasından iyiydi.

Ancak Theo, ışık vasıtasıyla etrafındakileri görünce istemsizce yutkundu.

‘Burası...?’

Büyük bir alan değildi. En iyi ihtimalle, Akademi’nin bir odası kadardı. Ancak, oradan farklı olarak pencere yoktu ve oldukça kapalı bir ortama benziyordu. Etrafı kırmızı duvarlarla çevrilmişti ve görünürde bir çıkış kapısı bulunmuyordu.

Ortada duran kırmızı kristal, nerede olduğunu anlamasını sağlayan tek şeydi. Burası merkez odaydı, bu zindanın kalbi. Bununla beraber, Theo’yu sarsan şey merkez odada olmasından ziyade, bu zindanı yöneten kırmızı kristaldi.

Kristalden yüksek kuvvette kara büyü yayılıyordu. Bu da, yaşlı zombiye hayat veren can damarını oluşturuyordu.

‘Kalbini bu zindanın merkezine koymuş... demek bununla mekan değişimini yapabildi.’

Can damarı... yaşlı zombinin ruhunu sakladığı yapı taşıydı.

Bedenleri zarar görünce yok olan sıradan zombilere kıyasla, bu yaşlı zombi karşısına ne çıkarsa çıksın hayatta kalmayı başarıyordu. Kemikleri küle dönüp volkana atılsa dahi, kendi kendini bir araya toplayabilirdi.

Theo ve Sylvia’nın yaşlı zombiyi görünce umutsuzluğa kapılmasını sebebi bu can damarıydı.

Ruhunu bedeninin dışında saklamasından başka korkulacak bir yanı yoktu. İnsan vücuduna göre açıklarsak, kalbi sökülmüş bir insan durumundaydı. Bu yaşlı zombi, en büyük zaafını açığa vuracak kadar bu üçlüden korkmuş muydu?

Ama, sebebi basitti.

‘Alev kabuğu!’ 4.halka büyüsünü tamamlayıan Theo’nun parmağından kızıl bir ışık çıkmıştı.

Koca kayaları bile yok edebilecek ve yenilenebilir güçleriyle ünlü trolleri öldürebilecek kadar büyük bir alev yumağı oluşturmuştu! Kırmızı Kule büyücülerinin favorisi olan bu devasa saldırıyı kırmızı kristale doğru yollamıştı.

Alev yumağı hedefi vurur vurmaz infilak etmişti. Puhwakak!

Ancak can damarına yaklaşınca alevler sönmüştü. Beklentilerine rağmen, tek sonuç kara büyünün işe karışmasıydı. ‘...Kahretsin.’

Bu gizemli savunma yöntemi, yaşlı zombinin hala hayatta olduğuna delaletti. Belli bir seviyenin altındaki tüm saldırıları boşa çıkaran bir sistemdi. Tarihi kayıtlara göre, yanlızca bir kılıç ustasının enerjisi yahut 7.halka bir büyücünün ateş gücü bu sistemi bozabilirdi.

Diğer bir deyişle, Theodore Miller bu düzeneğe asla zarar veremeyecekti.

‘Diğer ikisini birleştirsek... yapması zor olacak. Ama yönü bilmiyorum ve duvarı yıkmaya çalışırken tavan çökerse işim biter.’

Şayet can damarının savunmasını aşamazsa arkadaşları da ölebilirdi. Ancak duvarı yıkarak bir yol açmak çok riskliydi. Theo yön algısının sıfırlandığı bir yerdeydi ve ne kadar uzağa ışınlandığını da kestiremiyordu. Harcadığı büyü gücü sebebiyle düşüp bayılması büyük bir olasılıktı.

Bu yüzden o yaşlı zombi onu buraya hapsetmişti.

‘...Son bir sefer daha denesem mi?’

Genel algıya göre, bu düzenekten kurtulmanın yolu yoktu. Theo ne buradan kaçması ne de can damarını yok etmesi mümkün değildi.

Theo’nun zihnindeki bu sağlamalar onu daha da çılgın fikirlere sürükledi. ‘Eğer kalan tüm büyü gücüme odaklanırsam ve bir kolumu büyülü ok için feda edersem...!’ Bu şekilde can damarının oluşturduğu savunmayı kırabilirdi.

Mavi bir ışık Theo’nun kolunu sardı ve kalan büyü gücünün sınırlarını zorladıkça kılcal damarları patlamaya başladı. Mavi ışık, 6.halka bir savunmayı bile alt edecek durumdaydı.Theo da, Alfred’in gençliğinde kullandığı büyülü okların gücünü yeniden oluşturmaya çabaladı.

Sağ kolunu kaybedebilirdi ama ölmekten daha iyi bir şey değil miydi? O anda...

‘Eh?’

Aklına gelen bir anıyla topladığı tüm büyü gücü dağılıp gitmişti.

-Zombiler sadece büyüyle harekete geçer. Onlar bilgi veya büyüden yapılmamıştır.

Obur devam etmişti. Peki başka ne demişti?

-Bazı istisnalar var, ama...

Theo’nun aklındakiler daha hızlı geçmeye başladı.

Obur zombi veya hortlak yiyememişti ancak hayaletleri yemişti. O zaman farkı neydi? Etlerinin olup olmaması mı? Hayır, bu olamazdı. O halde, ruhları yemek mümkündü. Buna rağmen Obur, Mitra’yla ilgilenmemişti bile.

O zaman kayda değer kısım şurası olmalıydı. ‘İçinde büyü gücü ya da bilgi var mıydı?’

‘Bu doğru mu?’

Yaşlı zombinin hayatını elinde tutan can damarı bu duruma cuk diye oturuyordu! Theo bilinçsizce birkaç adım ilerledi ve sol elini kaldırdı. Can damarının yalnızca saldıran objeleri durdurma özelliği olduğundan yaklaşan cisimlere tepki vermiyordu. Şimdi, bu huyu onun zehri olacaktı.

Theo’nun sol elinde yaşayan ortağı, ilkel bir etçil, avını farkedince dilini dışarı uzattı.

‘Ölç.’

Obur asla Theo’nun emirlerine karşı gelmiyordu.

(+13 Giovanni’nin can damarı (Büyülü eşya))

(Bu, şeytani aklın dahil edildiği bir mühürdür. Kara büyüyle bozulmuş bir ruh olan Giovanni’ye sahiptir. Negativ kaynak anlaşması ile korunmaktadır. Belli bir seviyenin altındaki saldırıları geçersiz kılıyor ve büyü kullanılarak etkisizleştirilemiyor. Mühür yerinde kaldığı sürece Giovanni de sınırlı ölümsüzlüğünü koruyacak.

*Bu büyülü eşyanın seviyesi ‘Hazine.’

*Tüketilirse, çok fazla büyü gücü elde edilecek.

*Tüketildiğinde sindirim süresi 3 gün.

*Tüketildiğinde Giovanni’nin bazı bilgileri ve etkinliği sahibe aktarılacak.

*Tüketildiğinde ...... ile taşıyıcı ilişkisi başlayacak.)

Nadir ve değerli seviye eşyaların ardından, ilk hazine seviyeli eşyasını bulmuştu! Obur’un ölçüm yapması, can damarının yenilebilir olduğunun kanıtıydı.

Theodore bunu fark edince hemen söze girdi. ‘Onu şimdi ye!’

Obur’un onu yemesinden başka seçeneği kalmamıştı.Üstelik, Sylvia ve Randolph yaşlı zombiye karşı Theo yokken savaşıyorlardı. Eğer acele etmezse geri dönüşü olmayan bir durum altında kalabilirlerdi. Obur, sahibinin ne kadar ecelesi olduğunu anlamış mıydı? Dil öncekinden çok daha seri hareket ediyordu.

Sonra, dil çabucak kristali yuttu.

En kıdemli zombiye ait kristalin yenilmesinin ardından...

(Giovanni’nin can damarını aştın. İçinde sakladığı büyü gücü devasa.)

(Büyücü Giovanni’nin bir takım tecrübe ve verimliliğini kazandın.)

(Sindirimi tamamlamak 3 günümü alacak.)

(........)

(Bilinmeyen bir kişi, senin varlığına oldukça ilgi duyuyor.)