Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

40. Bölüm Beş yıl sonra eve dönüş #1

Çevirmen: Gecekuşu / Editor: Gecekuşu

Mavi Kule Üstadı, Blundell Adruncus’un çağrısı...!

İkili başta bu sürpriz çağrıya şaşırsalar da bu davete icabet etmeleri için zorlanmışlardı. Kıdemli-alt düzey ilişkileri esnek olsa bile, emir büyük yerden, Kule’nin zirvesindendi. Blundell’ın niyetini bilmiyorlardı ancak bu isteği yerine getirmeme gibi bir lüksleri yoktu.

Mavi Kule Büyü Cemiyeti binasından uzak sayılmazdı. O yüzden Melrose’u takip ettiler ve çok geçmeden Kule’ye girdiler. Tüm gözler girişten geçen Theo’yu izliyordu.

‘...Hocam, niye herkesin bana baktığını hissediyorum?’

Vince de bakışlara karşı hassas olduğundan rahatsız olmuş bir ifadeyle kafasını salladı.

‘Görünüşe göre dünkü yaşananlardan sonra meşhur oldun. Mavi Kule’den beklenildiği gibi, dedikodular şimşek hızıyla yayılıyor.’

‘Umurumda olması gereken bir şey var mı?’

‘Boş ver gitsin. Dikkatini onlara verirsen, daha çok üstüne gelirler.’

Kırmızı Kule toy, Mavi Kule de fesattı. Bu iki sıfat, kulelerin birbiriyle alay ederken kullandıkları kelimelerdi. Bunların çıkış noktası vardı elbet. Kırmızı Kule akıl yerine gücü önde tutarken, Mavi Kule öne atılmak yerine arkadan tuzak kurmayı seçiyordu. Bu nedenle iki kulenin yakıştırmaları boşuna değildi.

Bu tıpkı, konuşmak yerine çarpışmayı seçen kırmızı kule büyücüsüyle yüz yüze gelmemeyi ve aksi şekilde saatlerce konuyu farklı yerlere çekebilen mavi kule büyücüsüyle konuşmamayı seçmek gibiydi.

Tecrübeyle dolu Vince’e kulak veren Theo etrafında olan bitenleri görmezden geldi. İkisi Melrose’u takip edip üstadın olduğu en üst kata çıktılar.

Renkli desenlerle süslü kapının önünde durdular ve Melrose hafifçe eğilip selam verdi. Vince öne gelince kapı korkunç bir ses çıkararak açıldı.

Kkiiiik-

Vince ve Theodore içeri girer girmez büyülü kapı kendiliğinden kapandı. Büyüyle olduğu kadar odanın içi yapay eşyalarla da doluydu. İskemleye oturan yaşlı adam onlar içeri girine ayağa kalktı.

‘Ohh, hoş geldiniz! Sabahın erken saatinde çağırdım kusura bak...mayın?’

Kollarını iki yana açan Blundell bir anlık olduğu yerde durdu ve Vince’e odaklandı.gülen gözleri parlak boncuklar gibi parlamıştı. 10 saniye sonra, Blundell o kadar geni gülümsemişti ki neredeyse ağzı yırtılcaktı. ‘Kuhahahha! Vince, sonunda kabuğunu kırmışsın!’

‘...Ne demek istiyorsun?’

‘Ah, sen yok musun? Ne diye Mavi Kule Üstadını kandırmaya çalışıyorsun? Neyse, duvarını aşmanı tebrik ederim!’

‘Hoo, Teşekkür ederim.’

8.halka büyücüsü Blundell’dan beklendiği gibi Vince’teki değişikliği tek bakışta farketmişti. Keyifle güldü. Geniş masaya geçmeden önce karşılama faslı bitmişti. Sıcak çaydan gelen farklı bir kokuyla, konuşmanın uzun süreceği belli olmuştu.

‘Vince sana bir şey sorabilir miyim?’

‘Söyle.’

‘932 ve 1106. Bu rakamların anlamını biliyor musun?’

Vince bu ani rakamlarla yüzünü buruşturdu. Normalde, aklı olan herkes sessiz kalmayı tercih ederdi. Cevap vermeyince Blundell ona numaraların anlamını anlattı.

‘Bu rakamlar, dünden bu yana Vince Haidel ve Theodore Miller üzerine araştırma yapan insanların sayısı.’

‘...?!’

Bunu duyan ikilinin gözleri açıldı.Dün yapılan ödül töreniyle ünleri artmıştı ama bu kadar kişinin onlara ilgi duyacağını düşünmemişlerdi. Büyü Cemiyetinde sınırlı bilgi alışverişi yapabilen insanlar oldukları düşünüldüğünde, bu sayılar oldukça fazlaydı.

Vince ve Theo’nun ciddi ifadeleri karşısında Blundell başını sallayarak gerginliği azaltmak istedi.

‘Endişe etmenize gerek yok. Önceden fark ettiğimden tören öncesi hepsini engelledim. Benim bir üstümde Majestelerinin koltuğu var. O yüzden rahat olun.

‘... Böyle olacağını biliyor muydun?’

‘Bu her zaman olur. Her yıl, insanlar dişli yarışmacıların hakkında konuşurlar. Bu sefer sayılar daha fazla o kadar.’ Çayını yudumlayan Blundell sakinlikle yanıt verdi.

Diğer yandan,Vince elinde olmadan surat asmaya devam etti. Siyasi faaliyetlerden hoşlanmadığından başkentten uzaklaşmıştı. Ama şimdi aynı kişiler öğrencisine el uzatıyordu. Sinirleri tepesine çıktıkça, fakında olmadan içindeki 6 halka büyü gücü yaymaya başladı. Etraflarında hızla ağır bir hava oluştu.

6.halkanın öfkesi gerçekten ürkütücüydü. Neyse ki odada mahir bir büyücü vardı.

‘Gel bakalım. O kadar sinirlenme.’ Dedi Blundell el işareti yaparak.

Sakinlemişti.

Bunun üzerine odadaki atmosfer de hafifledi. Odanın içinde sonbahar rüzgarları esiyor gibiydi. Theo, karşısında oturan bu varlığın içindeki kudretini tecrübe etme fırsatı bulmuştu. Bu, büyülü sözlerin gerekli olmadığı safi büyüydü!

30 yıl önce 8.halkaya ulaşan bu büyücünün gücü, doğal afete yakındı. Blundell istese, parmağını tek şıklatmasıyla buz oluşturabilirdi. Sylvia’nın uğraştığı kar fırtınası büyüsü onun için çocuk oyuncağıydı. Hatta kumu buzla kaplayabilirdi de.

Havayı soğuttuktan sonra Blundell konuşmaya devam etti. ‘6.halka büyücüsü olsan bile, siyaseti geride bırakamazsın. Bildiğin gibi, gücü elinde tutanlara düşmanlık sergilemek akıllıca değildir.’

‘Peki, akıllı bir Kule Üstadı ne yapardı?’

‘Ha? Ben olsam, hepsini direk alaşağı ederdim. Sonuçta 8.halkadayım, o yüzden onları ezip geçerdim.’

Blundell’ın gülünç sözleri karşısında ikisinin de dili tutuldu. Blundell o sırada gülmeye başlayıp eline bir şey aldı.

‘Şaka yaptım. Size özel hazırlamıştım.’

‘Bu...?’

Büyü Cemiyeti’nin mührünü taşıyan bir zarftı. Afallayan Theo’nun aksine Vince zarfın ne olduğunu biliyordu.

‘Sevk mektubu mu? Theodore hala temel düzeyde.’

‘Eğer pislikten kurtulamıyorsan, uzağında dur. Büyü yarışması bitene kadar odandan çıkmamak daha iyidir.’ Diyen Blundell devam etmeden önce samimiyetle gülümsedi. ‘Theodore, evden ayrılalı 5 yıl olmadı mı? Geri gitme fırsatını değerlendirmeye ne dersin?’

‘Efendim? Eve dönmek mi?’

‘Ne tesadüf ki, sevk yeri Miller bölgesi.’

‘Ah...!’

İşin rengi şimdi değişmişti.Vince, Theodore’u elitlerin baş döndüren bakışlarından sorunsuzca koruyabilir ve Theo yıllar sonra ailesiyle görüşebilirdi. Şayet zorluk derecesi makul olsaydı bu fena bir teklif sayılmazdı.

Theo sevkin detaylarına bakarken Vince de onu izliyordu. Bir mağara ve bir kisişinin biyografisini içeren bir rapor vardı. Son görev yerinde birkaç kısa talimattan bahsediyordu.

‘...Miller bölgesindeki bir mağarayı araştırmaya giden büyücünün nerede olabileceğini araştır? Bu biraz basit değil mi?’

Blundell Theo’ya hak veriyordu. Anlatmaya devam etti. ‘Zindan değil, aksine 3 ay önce bulduğumuz bir mağara. İçeride araştırma yürütmek üzere en zeki büyücüyü gönderdik, ama...’

‘İrtibatı kaybettik.’

‘Doğru.’

Bu, sık olurdu.Normalde, büyücüler anlayışlı insanlardı ve Büyü Kulelerine bağlılıklarının ardından da bu huyları değişmemişti. Araştırmaya değer bir şey bulduklarında, birkaç aylarını buna feda ederlerdi. Durum böyle olunca, fedakar büyücüleri bulmak adına peşlerinden birini yollamak gerekiyordu.

‘Ağır bir iş yapmana gerek yok. Evinde dinlen ve dedikodulardan uzak dur. Büyücüyü bulursan, birlikte gelmeniz güzel olur.’

‘...Anladım.’

O kadar da zor değildi. Miller bölgesi onun oyun alanıydı, ve babası saklayacak bir şeyi olmayan fakir bir lorddu. Şayet bu denli derine gömülmüş olmasalardı, büyücü bulması çok kısa sürecekti.

Vince’in iznini alan Theo zarfı kabul etti.

Sonra birden Blundell acıklı bir sesle sözlerine devam etti. ‘Ah- Senin kadar genç birini gönderiyor olmak bu yaşlı adamı kapten üzüyor. Eğer o büyücüyle iletişimimiz kesilmeseydi... biraz tehlikeli ama...’

‘Ne diyorsun böyle birden bire?’ diye sordu Vince.

‘Hey! Sana uygun bir yoldaş biliyorum!’ Blundell, Vince’i duymazdan geldi ve eşyalarını yere attı. Bu daha çok, birisine içeri gelmesi için verdiği bir sinyal gibiydi.

İkilinin yüzünde oluşan şüphenin ardından, geniş kitaplığın arkasından birisi çıkıverdi. Mavi gözleri ve baş döndüren gümüş saçlarıyla, Sylvia yarışmada kullandığından farklı beyaz bir değnek tutuyordu.

‘...Sylvia.’ Theo sessizce fısıldadı.

Sylvia mırıltıyla karışık selam verdi. ‘Ah, merhaba.’

‘Merhaba...?’

Tuhaf bir selamlaşma olmuştu. İkisi de konuşmadan uzaktı. Birisi tek taraflı olarak konuşmaya daha yatkındı. Aslında burası, doğal olarak muhabbete girecekleri bir ortam değildi. Kendi müsabakalarında bile sayılı kelimelerle selamlaşmışlardı, o yüzden Blundell Sylvia’yı zorlayana kadar sessiz kaldılar.

‘Dünden beri dikkatlerini üstüne toplayan bir tek sen değilsin. Sylvia da aynı durumdan muzdarip.’

‘Bana yoldaşımın o olduğunu...’

‘Evet! O kişi Sylvia!’

Theo duyduklarını idrak ettikten sonra ivedilikle zarfı yerine bıraktı. ‘Üzgünüm, ama başka bir...’

‘Hayır, bekle bir dakika.’ Theo reddedemeden Blundell araya girip omzundan tuttu. Kuvvetli bir şekilde omzundan tuttuğu Theo’nun kulaklarında hafif bir ses yankılandı. Elinde olmadan korkuya kapılmıştı.

‘Sana biraz yük olabilir, ama Sylvia arkadaşlık konusunda gerçekten çok tecrübesiz. Büyü kabiliyeti harika, ama aklı hala çocuk. O yüzden bu yolculukta biraz sosyal beceri edinmesini istiyorum.’

‘Öyle bile olsa, sizce de bir kızın bir erkekle yolculuğa çıkması biraz fazla değil mi?

‘Dediğim gibi, bu çocuk karşı cinse aklı erecek biri değil. Sana gösterdiği ilgi, seni benzer gördüğünden. Ona arkadaş canlısı biri lazım.’

Yine de, Theo’nun içi rahat değildi. Cevap vermek kolay olmadığından, Blundell ona plakete benzer bir şey gösterdi. Üzerinde Büyü Cemiyeti’nin logosu ve Blundell’ın imzası vardı.

‘Bu...?’

‘Bu, büyücüyü aramaya giden kişiye Büyü Cemiyeti tarafından verilen isim kartı. Bu kartın seviyesine göre kişiye hibe de veriliyor. En düşük seviye olan seviye 9’a eş bir görevi başarırsan, 3 altın alıyorsun. Ama...’

Blundell parmağını isim kartına doğrultup 9 sayısını 5 ile değiştirdi. ‘Bu size benim jestim olsun.’

‘O zaman karşılığı...’

‘Elbette, daha yüksek olacak. Hatırladığım kadarıyla 100 altın.’

100 altını duyan Theo gözlerini kocaman açtı. ‘Eğer 100 altın kazanırsam...’

Bu miktar, Miller ailesini epey yıllar yeterdi! Üstelik, oralarda hasadı olmadığından ölümcül boyutta açlık çeken çiftçiler varkdı.

Turnuvadan kazandığı 200 altını da eklerse 10 yıl boyunca ürünler için endişe etmelerine gerek kalmayacaktı. Yıllarca eski kıyafetlerle yetinen ailesine yeni kıyafetler alabilir, fakirlerin ve açların yükünü hafifletebilirdi.

Elbette, bunu kabul etmeye mecburdu. ‘...Anladım. O zaman Sylvia ile gideceğim.’

‘Ohh! Evet, iyi düşündün! 5.halka bir büyücüyle yolculuk yapmak sık rastlanan bir fırsat değildir. Huhahaha!’

Blundell sesli gülerken Theo kendisine bakan Sylvia’ya döndü.

İkisinin gözleri buluşunca, Sylvia utangaç tavırlarla el salladı. Gülümseyen güzel yüzü, olduğundan daha ufak gösteriyordu.

Onu evine götürünce ne derlerdi?

‘Hu, buna talih kuşu denmez mi?’

Theo, 4.halkaya ulaşmıştı. Ayrıca evine giderken yanında 300 altın ve güzel bir kız da vardı. Bu durum, gözde bir kahramanın erken evrelerinde karşılaşacağı olaylar arasındaydı.

Her genç adamın gıpta edeceği bir hale giren Theo, aldığı derin nefesi dışarı verdi.