Elinize sağlık
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
38. Bölüm Soru Cevap #1
Obur’un açlığı karşısında, Theo iki kitap aldı. Kitapları yatağa bırakır bırakmaz sol elini uzatınca, açlıkla kıvranan dil hızla kitapları mideye indirdi.
(‘Kum ve Rüzgârın Gücü’ tüketildi. Anlayış seviyen yükseldi.)
(4.halka büyüsü ‘Kum Fırtınası’ öğrenildi.)
(‘Soğuktan kurtuluş’ tüketildi. Anlayış seviyen yükseldi.)
(3.halka büyüsü ‘Soğuğa direnç’ öğrenildi.)
Obur’un bugün yediği kitaplar çölde kullanacağı ‘kum fırtınası’ ve soğukta ihtiyaç duyacağı ‘soğuğa direnç’ büyülerini içeriyordu. İki kitabı da yiyen Obur, bilgileri derhal Theodore’a aktardı.
‘Huuu…’
Theo’nun zihnine akın eden büyülerin verdiği his değişikti. Üstelik 4.halka büyüleri haddinden fazla bilgi istiyordu. Sonunda, Theo rahatlamak için derin bir nefes aldı ve gözlerini açtı.
Aynı anda, Obur da konuşmaya başlamıştı.
-İki kitap. Bugün soracak bir sorunuz var gibi.
‘Rahatsız edici his niye var?’ diye sordu Obur’un değişen ses tonunu fark etmeden önce. ‘Sen… Konuşma tarzın değişmiş mi senin?’
-Hmm?
‘Önceden yarım yamalak konuşuyordun.’
Obur homurdandıktan sonra yanıtladı.
-Çünkü son zamanlarda beni birçok yapay eşyayla besledin. Bir sonraki aşamaya geçmek için yeterli olmasa da konuşmama etkisi oldu.
‘…öyle bir özellik vardı demek.’
-Kendi özgün yetimi kazanıyorum sadece. Yoksa normalde öyle konuştuğumu mu düşündün?
Konuşması düzelen Obur, artık kendinden daha emin ve gururla konuşuyordu. Kitaplarla beslemek, onun büyümesini destekliyorken, ucuz yapay eşyalar neredeyse kusmasına yol açmıştı. Theo, Obur’u dinlemeye devam ederse bu birkaç gün sürebilirdi, o yüzden araya girip sözünü kesti. ‘Bekle, sana soracaklarım var.’
Obur birden sustu sonra devam etti.
-Biraz geç kalmadın mı?
‘HA?’
-Soruna çoktan cevap verdim. Benim konuşmamın değişmesini sormamış mıydın?
Theo hayal kırıklığıyla yıkıldı. 1 gün boyunca beklemişti ve şu an yerinde kim olsa bu kadar hazırlığı çöpe atmasına sinirlenirdi. Ancak, öfkesi kısa sürede sinirlerini bozmuştu.
-Şaka yaptım.
‘…Ne?’
-Bilmiyor musun? Şakalar eğlence amacıyla söylenen sözcükler bütünüdür…
‘Hayır, şakanın ne demek olduğunu biliyorum!’
Obur’un böyle şeyler yapabildiğini düşünmek… Bu büyü kitabı gerçekten de garip bir varlıktı. Daha yolun başında olmasına rağmen, Theo keşfedecekleri için heyecanlıydı. Konuşmaya tekrar başlamadan önce nefesini düzenledi. Neyse ki, ilk sorusu asıl soru yerine geçmemişti.
‘Soru sorma hakkımı bir başkasına devredebilir miyim?’
Obur, değişik bir ses çıkardı.
-Hoh, ne kadar ilginç.
Theo hayal mi görüyordu? Dilin çıktığı delikte bir ‘göz’ belirmeye başlıyordu. Theodore’un yanında duran Vince’e bakıyordu ve Theo’nun neyi kastettiğini anlamıştı. Hayır dese bile, Theo Vince’in aklındaki soruyu sormaya hazırdı.
Obur, direk cevap verdi.
-Fark etmez. Böyle bir şeye kalkışan ilk kişisin, gerçi bu yaptığında bir yanlış görmüyorum.
‘... Sorun, Profesör.’
‘İlgin için teşekkür ederim.’
Theo geri çekilirken, Vince de bir adım öne gitti. Büyü kitabıyla iletişime geçeceği için bir hayli heyecanlı görünen Profesör, olduğundan farklı duruyordu. Bu onun için, bilinmezlerle dolu uzun bir yolun sonunda nihayet bir cevaba ulaşmak gibi bir şeydi.
Vince titrek sesiyle sordu. ‘Obur dememin bir sakıncası var mı?’
-Ne dersen. Sence bunu umursayan bir tipim mi var?
‘Pekâlâ. O halde sorumu sorayım.’ Dedikten sonra nefes aldı ve biraz tereddüdün sonunda sorusunu sormaya karar verdi. ‘Dil ve büyü arasındaki ilişkiyi bana öğretmeni istiyorum.’
***
Uzak geçmişte, henüz insanların büyünün adını bile koymadığı dönemlerde büyü varlığını sürdürüyordu.
Binlerce yıl yaşayan elfler, on binlerce yıl hayat süren ejderhalar ve pek tabii gereksiz bir sonsuzluğa mahkûm edilmiş şeytanlar, var oldukları sürece büyü gücünü farklı isimler altında kullanmayı sürdürdüler.
Buna ek olarak, her türün büyü düzeni değişkenlik gösteriyordu.
Elfler elementlerle dans eder, cüceler ateş ve toprağı birbirine çarpardı. Şeytanlar da acayip ritüeller düzenleyerek kuralları ihlal ederdi. Ejderhalar ise birkaç sihirli kelimeyle dünyayı oynatırdı.
İnsanlar büyü gücüyle doğmayan tek varlıklardı. Bu nedenle elflerin şarkılarını çalıp, cüceler gibi metalle uğraşıp, bazen de şeytanların ayinlerini taklit ederlerdi.
İlk çağlar pek bir anlam ifade etmiyordu. İlerleyen zamanda işler ilerlemeye başladı. Bir sonraki çağ, büyü halkaları tamamlandı. Ardından dünyanın kuruluşundan bu yana ilk kez, insanoğluna ‘büyücüler’ soyu eklendi.
Bunun üzerinden binlerce yıl geçmişti ve ilk günden beri var olan büyü kitabı, şimdi bu insan büyücünün sorusuna cevap veriyordu.
-Bu soru oldukça karmaşık. Dil ve büyü arasındaki ilişkiyi tam olarak açıklamaya kalkarsam, buna ömrün yetmez.
‘Hmmm.’ Bu zor bir durumdu o yüzden, Vince düşünürken çenesini kaşıdı.
Kıtanın tüm büyücülerinin toplandığı Büyü Kulelerinde, arkeoloji çalışan birkaç tanıdığı vardı. Savaşlar sebebiyle son 200 yıldır binlerce tarihi anıt yerle bir olmuştu. Bu sebeple eski kayıtlarda tarihe karışmıştı.
Tarihi dilleri ortaya çıkarmak yalnızca büyü kitabıyla mümkün dese, abartmış olmazdı. Vince, ağzını açmadan önce biraz daha düşündü. ‘Hiç olmazsa bana, eski diller ve modern diller ile yapılan büyülerin neden farklı sonuç verdiğini söyle.’
Hırsından vazgeçmişti. Bir anda çok fazla bilgiye ulaşmak yerine, son zamanlarda aklına takılan sorunun cevabını istedi. Eş anlamlı kelimeler çoğu zaman değiştirilerek de kullanılırdı. Vince bilmek istediği, neden kelimelerin bazen daha güçlü bazen de daha zayıf etki ettiğiydi.
-Bu iyi.
Obur soruyu kabul etmişti.
-Önce bir şeyi tanımlayacağım. Siz insan büyücüler ne düşünüyorsunuz bilmiyorum ama, büyü yapmak, dünyadaki büyü gücünü ne denli ikna edebildiğinle ilgilidir. Aslında, büyü gücünü nasıl harekete geçirdiğinle ilgili diyebiliriz.
‘İkna etmek… Mantıklı geliyor.’
-Devam ediyorum. ‘dil’ konusu da aynı bu şekilde ikna kabiliyetine bağlıdır. Maddeler başlangıca ne kadar yakınsa, dünya da büyücüye o kadar kulak verir.
Vince’in ifadesi bu sözler karşısında değişti. Şüphesiz eski çağ dilleri modern dillerden daha etkindi. Arkeolojik araştırmalarına göre bunu emin bir şekilde söyleyebilirdi.
Ancak, bu durum sık ortaya çıkmadığından, Vince için büyük bir engeldi. Neyse ki, Obur ona merak ettiği bu kısmı geciktirmeden açıklamıştı.
-Dil, çelişkilerin anasıdır. Ne kadar az kişi o dili konuşursa, etkinliği de o denli artar. Ama diğer yandan, konuşanı çok olursa, dilin varlığı da devam eder. Eğer ki konuşan son birkaç kişi kalırsa veya o dili kimse konuşmazsa, bu eski dilin ifade ettiği anlam belirsizleşir.
‘Kendi çapımda eski dilleri anladığımı sanırdım.’
-Eski insanlarla karşılaştırdığımızda, diller kifayetsiz kalıyor. Ama günlük hayatında eski dili kullanırsan, faydalanması zor olur.
Büyü kitabı olduğundan ötürü, sözleri karşı taraf için harap ediciydi. Vince mükemmel bir araştırmacı olsa bile, dil becerileri diğerlerinden daha düşüktü. Basit kelimeleri bir araya koymak, paragraf veya uzun cümle içerikli büyüleri yaparken tam bir işkenceye dönüşüyordu. Bu nedenle ileri halkalarda eski dili kullanmak daha zordu.
Vince bu acıklı sözleri kabullenmek durumundaydı.
-Üzerinde araştırma yaptığın eski dilin adı ne?
‘Adına Balcard deniyor.’
-Kayıtlarımda mevcut. Büyünün zirve yaptığı Balcia İmparatorluğu döneminde kullanılmış bir dil. Yabancılar, telaffuzda pek iyi değillerdi.
O anda, Vince ani bir aydınlanma ile sarsıldı. Kontrolünü kaybetmiş gibi şaşkınlıkla mırıldanmaya başladı. ‘Telaffuz mu?’
-Balcard dilinin asıl değeri, 8 hece tablosu telaffuz edilemediği takdirde ortaya çıkmazdı.
-aynı kural diğerleri için de geçerli. Bir dili iyi telaffuz etmek ve uygun ifadeler kullanmak olması gereken kullanım şeklidir.
-Bu dünya, büyücülerle dil esasları üzerine bağ kurar…
Konuşma burada sonlanmıştı. Vince başka bir şey duyamadı.
Bu duruma ‘zihinsel dolum’ deniyordu. Vince yeterince bilgi edindiğinden bilgi akışını bilerek kesmişti. Gözleri dalıp gidiyordu, bir kelime daha alırsa beyni çatlayacaktı!
Huooong!
Vince’den ani bir büyü gücü dalgası yayıldı ve odayı kapladı. Bu, Theo’nun bir kez tecrübe ettiği bir şeydi. Öğrenci turnuvasının son raundunda, Sylvia’dan da büyü gücü dalgası yayıldığını hissetmişti. Vince’de de aynı duyguyu algılayınca, aklında tek bir cevap oluştu.
‘Duvarı aştı!’ Theo, korkuyla Vince’i izlerken tüm vücudundan bir titreme geçti.
Başka seçeneği yoktu. Theo’nun gözleri önünde, 6.halka bir büyücü kabuğundan dışarı çıkıyordu. Meltor Krallığında yalnızca 100’e yakın 6.halka büyücüsü bulunurken Vince’e bir şahsiyet ve bir büyücü olarak nasıl saygı duymazdı?
Ancak, odada hareketsiz kalan tek bir şey vardı.
-Hey, sahip.
Theo, sanki muhtaç edasıyla arkasını döndü.
‘Ne? Bitti artık. Uykuya dalsan iyi olur.’
-Şaka yapıyorsun sanırım. Normalde uyurdum, anlıyorum.
‘… Ne demek istiyorsun?’
Normalde, bir şey söylemeden uykuya dalardı. Theo, Obur’un ruh halini kavramıştı ve durum dediğinden farksızdı.
Obur utanmış görünüyordu ve dili sanki sarhoşmuşçasına kıvrılmakla meşguldü. Yine de, bu hali 1 saniye sürdü.
-Hızlı büyüme için bir önerim var. Bu hızla, tüm kilitleri açmadan önce yaşlanıp mezarı boylarsın.
‘Neymiş önerin?’
-Tahmin ettiğin gibi, birkaç gizli numaram var. Ezber yeteneğinin aksine, belli şartları yerine getirmeden kilitleri açamazsın.
Obur sesini, tıpkı efsanelerde şeytanın ayartırken yaptığı gibi kıstı.
-Sana, koşulsuz olarak saklı bir özelliğimi öğreteceğim.
Magnec