Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

30. Bölüm Dehanın peşinde #1

Çevirmen: Gecekuşu / Editor: Gecekuşu

‘Mavi Kule Üstadı!’ Theodore bu ünvanın manasını idrak edince dilini yuttu.

Meltor Krallığını koruyan büyü kuleleri büyücülerini beş evreye bölmüştü. Asillerinki kadar katı kuralları olmasa da, büyücülerin, kıdemlilerine saygılı olmaları gerekiyordu.

Kuleye yeni dahil olanlara çaylak, birkaç becerisi olanlara da vasat deniyordu.

Kule’de şan şöhret sahibi olanlar Kıdemli oluyordu. Kıdemliler, tam tekmil büyücülerdi ve Andras Krallığının yedi kılıçlı hocalarından daha kıymetli oldukları söylenirdi.

Theo’nun önünde duran yaşlı adam ise Mavi Kule’nin en zirve büyücüsü, işin erbabıydı!

‘B-Bergen Akademisi 3.halka büyücüsü Theodore Miller olarak Kule Üstadı karşısında onur duydum!’Theo durumu farkedince geç de olsa eğilerek selam verdi.

Bu manzara, Blundell’in sakalını okşayıp gülümsemesine neden oldu. ‘Oh, bu kadar telaşlı olmana gerek yok! Kibar olmak iyidir ama bu kadar eğilmene gerek yok. Değil mi Vince?’

‘Hah... Doğru.’ Vince sert bir ifadeyle hızlı cevap vermişti. Kendisinden hoşlanmayan birine böyle bir yaklaşımda bulunmak arsızcaydı. Öyle ya da böyle, Vince için anlaşması zor biriydi.

Blundell bir büyü kulesinin üstadı olmasına rağmen sevimli yaşlı adam numarası yapmıştı. Yani daha farklı niyetlerle yaklaşmış olması da mümkündü. Vince böyle düşündüğünden doğal olarak Theo’yu korumaya geçmişti.

‘Ee, ne oldu?’ diyen Vince’in, bir büyü üstadının bu şekilde onlara yanaşacağını düşünmediğinden başı ağrıyordu. Fakat sorunlar burda bitmiyordu. Vince’in yüzü can sıkıntısıyla asılınca, Blundell ağırdan aldı. Sanki ne kadar rahatsız edici olduğunu bilirmiş gibiydi. Ne zaman vazgeçmesi gerektiğini bilmeyen bir kişilik, gerçekten kötüydü. ‘Hmmm, Ahem. Abartmaya gerek yok. Sizi başkentte görmeyeli uzun zaman oldu. Ben de ne var bir bakayım dedim. Ayrıca, Vince’in bir öğrenci getirdiği dedikodularına da inanamadım.’

‘Dedikodular çoktan yayıldı mı?’

‘Bu dar kulelerde başka ilgi çeken bir şey var mı? Dışardan gelenleri merak etmekten başka işleri yok.’ Diyen Blundell omuz silkti. Ama bu çekici olmaktan çok tüyler ürperticiydi.

Theodore, Blundell’ın öyle bir vücuda sahip olmak için nasıl egzersiz yaptığını merak ediyordu.

O anda, Blundell Theo’ya döndü.  ‘Huhu, sana baktıkça daha çok sevesim geliyor. Başka bir çocukla karşılaşmış olmasam öğrenci diye seni alırdım.’

‘Bunu öylece söyleyemezsin... bekle.’ Vince’in gözleri, tuhaflığı sezince kocaman açıldı.

Şayet Mavi Kule Üstadı bir öğrenci almışsa, bu ölümüne önemli bir mevzuydu. Vince’in gelişmelere ilgisiz kalsa bile, bunu duymuş olması gerekirdi. Hatırladığı kadarıyla, Mavi ve Kırmızı Kule üstadlarının henüz öğrencileri yoktu. Zaten o yüzden onlardan kaçıyordu.

‘... Mavi Kule Üstadının öğrencisi mi varmış?’

Blundell, bu ifadeye gülmüştü. ‘Hahaha, bu kadar şaşırma.’

Öğrencisini övercesine gülüyordu. Şu ibareye cuk diye oturan bir hali vardı; ‘salak suratlı’. Blundell, gururlu bir ifadeyle göğüs kaslarını şişiriyordu. O dakikada, böbürlenmek istediği belli oluyordu.

‘Öğrencin iyi olabilir ama bu yılki turnuvanın kazananı çoktan belirlendi.’

‘Neyden bahsediy...’

Vince konuştuğu sırada, müsabaka sonuçları bekleme odasında anons ediliyordu.

‘4.stadyumda Marcus Giovanni ve Sylvia arasında yapılan müsabaka sona erdi. 24 saniyede, yarışmacı Sylvia zafer elde ederken Marcus turnuvaya 3 madalya ile veda etti.’

‘...24 saniye mi?’

Bekleme odasındaki insanlar kulaklarından şüphe etmişlerdi. Büyüyü baştan hazırlamış olsa bile, 3 kristali 24 saniyede yok etmek oldukça zorlu bir rekordu. Rakibi, korkuluk gibi durmadığı ya da çok zayıf savunma göstermediği takdirde imkansız bir şeydi.

Diğer bir deyişle, 4.stadyumun kazananı rakibini bir hayli yormuş olmalıydı. Gözler 4.stadyumun çıkışına kilitlendiği sırada, biri sakalını hoşnut bir ifadeyle sıvazlıyordu.

Kkiiiik...

Büyü Cemiyeti hizmet binasının kapıları açıldı ve içeri birisi girdi. Odadaki büyülü beyaz ışıklar gözleri güneş gibi kör etmiyordu ama kapıya bakanlar gözlerini ovuşturmakla meşguldü.

Bunun sebebi ‘onun’ etrafında parlak bir hale olmasıydı.

‘Gümüş saçlı...?’

İçinde beliren saygı hissiyle gözleri kısıldı.

Saçları kar gibi beyaz, altından gözüken cildi de açık renkliydi. Gözleri ise berrak bir göl gibi masmaviydi. Mavi cüppesi üstüne kaplıyordu. Her göz kırpışında etrafa baş döndüren bir büyü gücü yayıyordu.

Vücuduna orantısız kalan bir çantadan onlarca madalya sarkıyordu. Herkes, bu ihtişamlı ve yabancı kızın varlığıyla şaşkına dönmüştü. Malum 3 kişiye doğru gayet doğal bir şekilde yürüdü.

‘Üstadım.’

‘Ohh, iyi işti.’

Blundell güldü ve kollarını açtı. Ancak kız tereddüt etmeden arkasını dönmüştü. Bu soğuk hareketiyle yaşlı adamın keyfi kaçsa da çok geçmeden normale döndü.  

Sylvia’nın başını okşadıktan sonra diğer ikisine dönüp, ‘Tanıştırmayı unuttum. Bir süredir gizlice ders verdiğim öğrencim, Sylvia.’

‘...Merhaba.’ diyen sesi gayet sakindi. Gözleri gibi sesinde de duygu belirtisi yoktu. Konuşacağı genç erkekler, karşısında dengesini kaybederdi.

Theo bile onu görünce etkilenmişti, ancak bu etkilenme güzelliğinden çok başka bir sebeptendi. Alfred’in algıları sayesinde, kısa süreliğine Sylvia’yı tüm şeffaflığıyla hissediyordu. Theodore Miller’ın  Sylvia için rakip olamayacağı söylentileri ortalıkta dönüyordu.

‘Yok artık... bu kız ifrit liderden daha mı güçlü?’

Birkaç süphesi olsa da, iç sesi tereddütsüzdü. Sezgileri, Mavi Kule Üstadının öğrencisi Sylvia ifrit liderden daha zorlu olduğunu söylüyordu.

Büyücülerin gücü sezgilerle ölçülemezdi. Ama Sylvia ve Theo’ya görünüş ve üstünlük açısından bakıldığında, Theo kendini istemsizce yetersiz hissediyordu.

‘Hmmm-? Görünüşe bakılırsa, Sylvia dikkatini çekmiş olmalı.’ Diyen Blundell Theo’nun titreyen gözlerini görünce çarpık bir gülümseme yüzünü kapladı. ‘Niye ikiniz bir düello yapmıyorsunuz? Hem Sylvia’ya da harika bir gösteri sunmuş olursun.’

Komik değildi. Theodore, Vince’in neden Kulelerden kaçmaya çalıştığını anlamıştı. Sylvia’yı gören bir büyücü, onun yeteneklerini gözardı edemezdi. Eğer ahmaklık yapıp kabul ederse, hem 5 madalyası gidecekti hem de Vince’in namına leke getirecekti.

Theo gözlerini Sylvia’dan alıp teklifi reddetti. ‘Üzgünüm, ancak şimdilik reddetmek durumundayım. Size ancak görünmez bir şov sunabilirim.’

Sylvia İlgisini mi kaybetti? Bakışlarını Theodore’dan çevirmişti.

Pişmanlık hissetse de şuan Sylvia ile kapışacak durumda değildi. Zorlu rakiplere meydan okumak cesurcaydı ama kazanamayacağı kavgaya girmek tamamen aptallık olurdu.

Blundell keyifsizce söylendi, ‘...kötü oldu. Ama umarım ikiniz ileride karşılaşırsınız.’

Bu sözlerin ardından Blundell arkasını döndü ve Sylvia da peşinden gitmeden önce selam verdi. Birbirleriyle övünen ikili kaybolduktan sonra, içerideki atmosfer de rahatlamıştı. Kaslı yaşlı adam ve  gümüş saçlı kız kombinasyonu ilginç bir görüntü çiziyordu.

Yine de, Theo ve Vince hala tedirgindi.

İlk konuşan Vince oldu, ‘...Yer ayırttığım restorana ne dersin?’

‘Maalesef, sonraya kaldı.’

İlk müsabakasının zaferi, daha güçlüsü ile karşılaşınca sönüp gitmişti, Mavi Kule Üstadı Blundell Adruncus’ın öğrencisi, Sylvia...

Sylvia, Theo’nun çocukluğundan beri peşinde koştuğu büyücü dehasına sahipti. Ondan daha genç bir öğrenci olması bunu kanıtlıyordu. Kıskançlık ya da heves olabilecek tarifsiz bir his midesini ağrıtıyordu.

‘En iyisi ondan uzak durup, yükselmeyi hedeflemek.’

‘Bunun kolay olduğunu biliyorum.’

Onun gibi zekilere sık rastlanmazdı. Katılımcıların çoğu ona kurban gidecek ve turnuvadan elenecekti. Theo için madalya kazanıp yükseğe çıkmak daha kolaydı.

Sylvia’ya meydan okumak akıllıca olmazdı.

‘Öyle bile olsa, meydan okumak isterdim.’

Mavi Kule Üstadının keşfettiği deha, Theo’nun sahip olmadığı bir yetenekle doğmuştu... Ama, Theo artık yeteneklerinden pişmanlık duymuyordu. Avcunda tuttuğu büyü kitabı da Sylvia gibi bir dehaydı ve ona Sylvia’nın doğal yeteneği ile kıyaslanabilir bir yetenek sağlıyordu.

Bu sebeple, ona daha çok meydan okumak istiyordu.

‘Saçma ve aptalca bir seçim olduğunu biliyorum ama...’ Vince’in surat ifadesi aniden değişti. Kırmızı Kule’nin ateşli katili Vince’i  olarak savaş büyücülüğü yaptığı zamanlarda sık görülen canavarımsı yüzü ortaya çıkmıştı.

‘Uzun zamandır ilk kez bu kadar tepem attı. O yaşlı herifin yüzündeki şoku görmek istiyorum.’

‘Oh, iyimiş. Ben de görmek istiyorum.’ Dedi Theo.

‘Ruhlar uyuşunca dostluk da sıkı olurmuş. Bu kadar hevesli olacağını ummazdım.’

Vince, dipsiz keseden cüzdanını alıp kısık gözlerle Theo’ya baktı. Ardından ılımlı bir sesle devam etti. ‘Hadi yapay eşya dükkanlarına, kitapçılara falan gidelim. Bir isteğin olursa söyle.’

Savaşlarda geçirdiği 10 yılın ardından, kesenin ağzını sonuna kadar açma vakti gelmişti.