Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

29. Bölüm Başkent Mana-vil #4

Çevirmen: Gecekuşu / Editor: Gecekuşu

Theo, Philip’e ateşle saldırıp, yağ ile düşürüp ‘Rüzgar Kesen’ile de işini bitirmişti. 1. Ve 2. Halka büyülerinin karışımı 3.halka büyülerine gerek kalmadan mükemmel sonuç vermişti.

Philip’in başı yerde sürünürken, sanki yarışma değil, adeta savaş meydanında gibilerdi. Philip gerçekten de kellesini kontrol etmek için birkaç defa boynuna dokunmuştu.

Sonra doğrulup öfkeyle haykırdı, ‘S-seni pislik! Böyle sert büyüler kullanıyorsun, bu ne terbiyesizlik! Seni köy çocuğu!’

‘Ne?’

Philip ayağa kalkınca Theo elinde tuttuğu büyüyü fırlattı.

Pajijik!

Etrafında mavi ışığı olan bir oktu. – 2.halka, Şimşek İşareti.

Hızını, 2.halka büyüsünün verimliliğine etki eden şimşek özelliğinden almıştı. Rakibi şimşek büyüsünü kendi gözleriyle gördüğünde artık çok geçti.

Ancak, Philip o kadar da beceriksiz değildi.

‘İkinciye şaşırmamı bekleme!’

İyi ve zengin bir ailede doğsa da kendi yeteneği ve çabasıyla ayakta duruyordu. Theo’ya nazaran, kafası onun kadar çalışmasa da hassasiyeti çok daha üstündü. Philip Şimşek İşaretinin elden çıktığını görünce hızlıca korunmak için büyü yaptı.

Büyülü sözleri tam kendinden emin bir şekilde söyleyecekken...

Puk!

‘Kal-k-an- Ah!’

Zemin yarılıp Philip’in sağ ayağını içine çekti. Hazırlamış olduğu büyü tamamlanmadan hemen önce rayından şaşmıştı. Bu sebeple büyü, büyü gücü dağılan Philip’in yüzüne denk geldi.

Dağılan yüzünü düşmeden hemen önce tuttu. Görülmesi gereken bir manzara oluşmuştu.

Pakang!

Bir kez daha, hasar gören kristal kırıldı. Artık, Philip’in tek kristali kalmıştı. Bir tanesi daha kırılırsa resmen yenilecek ve madalyaları Theodore’a verilecekti.

Theodore zaferini görmüş gibi gökyüzüne baktı.

‘Ne aptallık ya... Hayır, herkes mi böyle oluyor?’ diye düşünmeye başladı.

Akademilerde okuyup ya da özel hoca tutanların sahici mücadeleleri neredeydi? Buradakiler, rahat bir müsabakada övgü alabilir ya da ancak korumalarla çevriliyken saldırı altında kalmanın ne olduğunu tecrübe edebilirlerdi.  Savaşmanın gerçek manasını asla idrak edemeyeceklerdi.

Alfred’in hafızasını kazanıp ifritlerle savaştıktan sonra, Philip tepesi atan Theodore için çocuk kalıyordu.

Yine de Philip’in düşünceleri farklıydı. ‘Kuaack! Lanet köy çocuğu! Adil savaşmaya niyetin yok mu? Böyle saygın bir yarışmada 1 ve2.halka büyüleri kullanmak utanç verici!’

Tribünde oturan Vince, aksini düşünen Theo’yla aynı fikirdeydi.

Savaşırken, büyük gruplara geniş çaplı büyüler nadir kullanılırdı. ‘Cehennem Ateşi’ ya da ‘Alev Topu’ kullanılması, öldürmek için yeterliydi. Küçük çaplı büyülerin kullanılmasındaki amaç, yapılan saldırıyı küçük büyülerle önleyebilmekti.

Bir diğer yandan, Loren kendi öğrencisinin aptallığı karşısında alnını avuçladı. Theo, Loren’e gönderme yapan sözlerinde gecikmedi, ‘Hocan sana aykırı bir yol gösteriyorsa, hala böyle bir hocayla gurur duyabilir misin? Ah, yoksa bu yüzünü sen de mi yeni öğrendin?’

‘Kuk!’Philip bu iğneleyici sözler karşısında sessiz kaldı.

Konuşmayı takip eden iki profesörün ifadesi de dikkat çekiciydi. Vince’in ifadesizliği bir gülümsemeyle bozulurken Loren ise patlayacakmış gibi kabarıyordu. Theo’nun söyledikleri tansiyonunu yükseltmişti.

Mantıklı biri bunu söyler miydi? Kelimelere yenik düşen biri ya küfür savurur ya da yumruk atardı.

Philip Gullock böyle bir kategoriye uyacak insan değildi.  ‘Kapa çeneni! Donmuş toprağın askerleri, çağrıma kulak verin!’

Kızgınlıkla söylediği büyüyle, ortam derecesi de hızla düşmeye başladı. Taş zemin buzla kaplandı, herkesi taşa çevirmeye yetecek soğuklukta bir titreme geldi. Büyü tamamlanırsa, Theodore 4.halka büyüsü ‘Buz halkası’nı engellemekte zorlanırdı.

Tabii, tamamlanırsa.

‘Büyük büyüler kullanmayı bilmiyor musun?’

Theo uzun zamandır bekliyormuşçasına parmağını kaldırdı.

Ttaak!

Ateşleme büyüsü yaptığı seferden pek farkı yoktu.

‘Aynı şeyi mi yapıyor bu?’ dedi Philip alayla ve başını geri attı. İlk başta anlamamıştı, ama ikinciye böyle bir şeye kanmayacaktı. Philip geri çekilmese, yere düşüp büyüsünü batırmayacaktı.

Bu çok can alıcı bir hataydı.

Puk!

‘Keo...huu...uk?’ kalça etrafında büyük bir sızı hissetti. Kristalleri kırıldığından acısını dindirmeye yetmiyordu.

Pakang!

Philip kırılan son kristali umursamıyordu, ama aşağı bakınca bu yoğun acıya neyin sebep olduğunu gördü. Mızrağa benzeyen sivri bir taştı. Zeminden baş gösteren taş ıskalamadan kalçasına saplanmıştı.

Bunun Theodore ve Mitra’nın işi olduğunu söylemeye gerek bile yoktu.

‘İşbirliği demek, ha...keek.’ Yere yığılan Philip lafını bitirememişti. Acıya alışık olmayan biri için dayanılmaz bir hasardı.

Sunucu bile benzi atmış bir şekilde Theo’ya baktı. Hata yaptığını hisseden Theo başını kaşıdı.

‘Mitra, bir dahaki sefer daha yumuşak bitirelim.’

‘Huing?’ yeraltından çıkan Mitra sakin bir ifadeyle Theo’y bakıyordu.

***

 

Philip berbat göründüğünden sunucu sedye getirtip onu dışarı göndermişti. Aldığı zararın çoğu kristaller tarafından emilse de, sunucu bu denli yaralanan birini görmemişti.

Theo’ya maçın sonucunu açıklarken sakin görünmeye çalıştı.  ‘Theodore, öğrenci turnuvandaki ilk zaferin kutlu olsun!’

‘Ah, teşekkür ederim.’

‘Zafer elde ederek Philip Gullock’un 4 madalyasını da almış oldun. Madalyaları kaybetsen de sorun değil, ancak sebep olduğun yaralanmalardan sorumlusun. O yüzden dikkat etmelisin.’

4 madalya Theo’nun avcuna verildi. Metal olduklarından ağırlardı. Theo bu ilk zaferi karşısında madalyalarına boş bir suratla bakıyordu ki Vince yanına geldi.

‘Nasıldı? Sandığından daha kolay değil mi?’

‘Evet, o kadar da matah değilmiş.’

‘Bu, tecrübeli olmanın farkı işte. Alfred’in hafızasını kazandığın anda, savaşmaya yatkın biri oldun. Saksıda yetişen çocuklar senin dengin değil.’

Vince’in Theodore’u öğrenci yarışmasına sokmasının sebebi buydu.

Yetenekli savaş büyücüleri, ihtiyatlı şovalyelerin zırh ve miğferlerine nüfuz edebilirlerdi ve kıdemli üstlerinin acımasız azrailleri olabilirlerdi. Pratik tecrübe aralarında büyük fark yaratmıştı. Ayrıca Theo’nun  algısı, yıllarını savaş meydanında geçirmiş bir savaşçının sezgileri kadar kuvvetliydi. Rakibinin en ufak eksiğini farkedip oradan saldırıya geçebilirdi.

O yüzden bu tip bir yarışmayı kazanması zor değildi. İkisi de umutla dolmuşken yanlarına biri yaklaştı. ‘Hey, Vince Haidel!’

‘Ne-?’ Birinin geldiğini farketmeyen Vince, şaşkınlıkla arkasını döndü.

O anda, nefesi içine kaçmıştı. Yıllarca savaşlarda mücadele verse de, böyle biri nadiren görülürdü. Karşısında duran kişiyi hatırladıkça yüzü düştü. ‘Böyle bir yere gelmek için fazla meşgul biri değil misin?’

Adamın beyaz sakal ve saçı, mavi cüppesinin altından görülen kaslarıyla uyuşmuyordu. Kolları kütük gibi uzundu ve birinin kafasını rahatlıkla ezecekmiş gibiydi. Sırtında geniş ve ağır bir yükü vardı. Sırtında şeker kamışı yerine koca bir kılıç taşıyor olsa, büyücüden çok savaşçı gibi görünürdü.

Vince’in gaddar cevabıyla, bu gürbüz adam sırıtıp Vince’in omzuna vurdu.

‘Hahaha! Uzun zamandır görüşmemişken yapma böyle!’

‘Ah, yapma. Acıdı!’

‘Bir adamın en azından bu kadarına dayanması lazım. Neyse, beni öğrencinle tanıştırsana!’

Yaşlı adamın eziyetinden kurtulan Vince, omzunu ovuştururken titremişti. Spor yapsa da,bu kadarıyla  kemikleri acımıştı.

Halbuki, bu adamın lakabı ‘Mavi Kule’nin Terörü’ ya da ‘Kas Ustası’ falan da değildi.

Vince, isteksizce Theo’yu tanıttı, ‘Bergen Akademisi öğrencisi Theodore Miller.’

‘Tanıştığıma memnun oldum.’

‘Evet, evet! Ben de memnun oldum!’

Yaşlı adam, Theo’nun yüzüne baka kalmadan hemen önce gülmüştü. Yüzündeki ifade, bir saniye önce gülen adamınkinden çok farklıydı. Bakışları, Theo’nun Myrdal’layken hissettiği gibi, sanki insanların ne düşündüğünü görüyormuş gibiydi.

‘...ilginç. Savaş meydanından sağ mı çıktın? O zaman, sana çaylak demek yakışık almaz.’

Yaşlı adamın bakışları o kadar derindi ki Theo başını çevirdi. Konuyu değiştirmek için Profesör Vince’e soru sordu, ‘Profesör, bu...’

Ancak bu denemesi, yaşlı büyücü tarafından sekteye uğramıştı. ‘Hmm, neden Vince yerine bana sormuyorsun? Yaşlıyım diye es geçiyorsan, böyle yapmamalısın.’

‘B-ben gerçekten üzgünüm.’

‘Huhaha! Önemli değil.’

Yaşlı büyücü fırtına gibi adamdı. Theo’nun elini tutunca, Theo biraz sersemledi. Büyücünün ellerinde büyü gücü yoktu, yalnızca fiziksel kuvvetiydi. Belki yaşlı bir adam için tek elle Theo’nun elini kavramak zor değildi? Kafasında deli sorular dönüyordu.

Theo kendinden geçmek üzereyken, Theo’nun elini bıraktı ve adamın kibri heryeri kapladı. Sonra Vince’e bakıp konuşmaya zorladı.

Vince, Theo’ya adamın kim olduğunu açıklarken yıpranmış bir görüntü çiziyordu. ‘Şaşırma ama... kendisi Mavi Kule’nin en üstün alimi, Blundell Adruncus olur.’

‘Ah, gerçekten...ne?’ şaşkına dönen Theo boş bakışlarla sordu.

Sonra Vince, bu gerçeği tekrar etti.  Yaşlı adam duymasın diye Theo’nun kulağına fısıldadı, ‘O yaşlı moruk diyorum, Mavi Kule’nin üstadı.’

‘...?!’Theodore’un gözleri, 19 yıllık hayatı boyunca tanıştığı en önemli insan karşısında ateşle parlamıştı.