ne savaştın be theo helal :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
25. Bölüm Nadun sıradağlarında gece #3
Büyücülerin gücü, güvenli bir mesafeden ateş büyüsü kullanarak rakibini yenmelerinden geliyordu. Dövüş sanatları bilen büyücülere bile, şovalyelerle yakın mesafe dövüştükleri anda ölü gözüyle bakılıyordu.
Aynı durum, normal bir insandan daha büyük fiziksel güç gösteren ifrit lider için de geçerliydi.
‘Geri adım atarsam, ölürüm!’
Toy bir büyücü çoktan geri çekilip hayatını kaybederdi. Duygularının uyarısına kulak vermek yerine, Theo dişlerini sıktı ve hücuma geçti. Geri çekilmek, kesinlikle akıllıca olmazdı.
Theo, liderin atış menziline girmeden önce sadece 5 adım attı. Aslında, şu anda liderin onu mızrakla vurması imkansızdı. Buna rağmen Theo, 3.halka büyüsüyle mızrağa karşı koyamazdı. Mızraktan kaçmış olsa bile balta başını vücudundan ayırmaya yeterdi.
‘Hızlan!’ Hızlanma büyüsü Theo’nun bedenini sardı. Theo’nun hareketleri artık daha hızlıydı ve çok geçmeden çirkin ifrit liderle yüzyüze gelmişti.
Lider, baltayı her an indirecekmiş gibi başının üstüne kaldırmıştı. Theo yalnızca iki ay idman yapmış olmasına rağmen, hareketleri de oldukça hızlanmıştı. İşte bu, karşı konulmaz bir darbeydi.
Süzülürken Mitra’ya seslendi, ‘Şimdi!’
O sırada, liderin sağ ayağı hareket etti ve vücud dengesi bozuldu. Mitra yeraltına girip liderin ayağının altına bir çukur kazdı. 30 santimcik olsa bile, çukur sayesinde balta boşa savrulmuştu.
Huoooong!
Theo, başının üstünden gelen rüzgar sesini duyunca, liderin yan tarafını hedef aldı.
‘Alev topu!’
Alev topu, lideri yan tarafına direk isabet etmişti.
Kwaaang!
Patlamanın etkisiyle yayılan şok dalgası Theo’yu birkaç adım geri sürükledi. Genelde, bu kadarı ifritler için yeterli olurdu ama, lider için ölümcül bir saldırı sayılmazdı. Theo, merkezden yayılan gri dumana baktı.
‘Lanet şey, eğer kafası görülseydi, büyülü mermi kullanırdım.’
Aynı zamanda büyülü mermi olarak da bilinen Alfred-tarzı büyülü ok, hiç sıkıntı çıkarmadan liderin kafasını delerdi.
Ancak, ölümcül bir kuvvet ancak hayati noktalara uygulandığı zaman başarılı olurdu.
Bir canavarın derisi, insanınkinden çok daha kalın olur ve vücut yapısı da değişiklik gösterirdi. O yüzden, Theo’nun vuracağı hayati noktayı çok iyi bilmesi gerekiyordu. Ne yazık ki, Theo ifritlerin vücut yapısına dair bir kitap okumamıştı.
Bu sebeple, büyülü ok yerine alev topunu kullandı.
Kuwaaaaah!
Lider, dumanların arasından acı ve öfkeyle karışık gürledi. Alev topu, derisine denk gelmişti ve derinin yandığını görmek acı vericiydi. Gene de, lider gayet iyi savaşıyordu.
‘Alev topu artık yetersiz.’ Diye mırıldandı liderin durumunu görünce.
3.halka ve aşağısının en kuvvetli büyüsü alev topuydu. Eğer o da etkisiz kalırsa, geriye iki seçeneği kalıyordu... Karşı savunmayı kıracak iki denklem.
‘Alev kabuğu ya da büyülü ok.’
Birincisi saf dışıydı. ‘Kükreyen Alevler’i yedikten sonra alev kabuğu için tek seferlik hakkı vardı, ama uygulamak vakit alıcıydı. Büyüyü söyleyip saldırana kadar belki 10 kere ölmüş olurdu.
Şayet askerler ifrit lideri oyalasaydı durum farklı olabilirdi ama...
‘Oo, fazla ümitlenmekle hata etti.’
Askerler, liderin kuvvetindeki farkı görünce geri çekilip diğer ifritlerle uğraşmaya başladılar. Paralı tutulmuş olsalar da, öldükten sonra bunun anlamı olmayacaktı. Öleceklerini bile bile ifrit liderin karşısına çıkmayı hiçbiri istemiyordu. Onun yerine, kaçmamış olmaları bile bir talihti ve diğer ifritleri savuşturmaya çalışıyorlardı.
‘...Pekala, bir kere deneyeceğim.’
Theo, liderin kırmızı gözlerine baktı ve kollarıyla büyü gücü depoladı. Yalnızca iki şansı vardı.
Eğer tüm gücüyle liderin savunmasını kırarsa, ancak o zaman aynı büyüyü ikinci kez kullanabilirdi. Alfred olsaydı sonuç farklı olurdu, ama büyüyü tam bilmeyen Theo için sınır burasıydı.
Theo gücünü toplarken lider sabırsızlanmaya başlamıştı. İkili arasındaki meydan okuma artık hücuma dönüştü.
Kurwaaaack!
Sabrı tükenen lider saldırıya geçti.
Swaeeek!
Mızrağıyla öne atılan lider, Theo’nun vücudunu oymaya çalıştı. Eğer Theo çeviklikle geri çekilmese, tavuk gibi şişlenecekti. Ardından balta saldırısı geldi. Anlaşıldığı üzere, baltanın gücü koca bir kütüğü devirmeye yeterdi.
‘Mitra!’
Mitra çağrısına karşılık verip daha önceki gibi liderin ayağının altına bir çukur kazdı.
Kuruk, kuruuuk!
Lider, baltayı savurmak yerine çukurun üstünden atlamak durumundaydı. Sonrasında Theo’ya güldü. Gözlerinde öfkeden eser yoktu. Acıya rağmen, kurnazdı ve böyle sinsi oyunları kullanmayı iyi bilirdi. Bir kez düştüğü tuzağı unutmamıştı.
O bunları düşünürken, Theo ise alayla gülümsedi.
Puk!
O anda bir başka çukur açıldı. Ancak çukur, liderin değil Theo’nun ayağının altındaydı.
Huooong!
Balta, yere düşen Theo’yu ıskalayınca lider bir an afalladı. Mitra sayesinde, yumuşak toprağa düştükten sonra işaret parmağını liderin yüzüne uzattı. Liderin o mesafeden büyülü oktan kaçması imkansızdı.
Mavi bir ışık, Theo’nun parmağından dışarı fırladı.
Piyuuuong!
Aşırı yoğunlaştırılan büyü gücü ses duvarını aşıp rüzgarı yerle bir etti. Bu denli güç, zırhı delip kalın deri kumaşı incecik etmeye yeterdi. Mavi ışık, liderin başına isabet etti.
‘Vur!’
Saldırı tam zamanında gerçekleştiğinden, böyle cüretkar olmak mantıksız sayılmazdı. Öyle ki, vahşi doğasına ya da savaşçı içgüdüsüne dayanan lider, baltasıyla can havliyle ışığa engel olmaya çalıştı.
Kakang!
Baltası parçalara ayrılırken, lider kafasında bir delikle geri sendeledi. Theo’nun yüzüne kan sıçrasa da, hızla doğrulup liderin olduğu yere baktı.
Lider çoktan kendini toparlayıp yaralanan alnını tuttu.
‘Kahretsin, çok ufak!’
Mavi ışık kafatasına ulaşamadan kaybolduğu için yarası oldukça küçüktü. Bunun sebebi, bir miktar büyü gücünün balta kırılırken kullanılmış olmasıydı. Theo’nun tek seferlik büyülü ok hakkı kalmıştı. Sonraki saldırısında son bulacaktı.
Kuruk, kururururu...
Theodore’un büyülü oku göz korkutucu olduğundan ifrit lider yaklaşmaya pek cesaret edemiyordu. Daha ziyade, mızrağını tutup sallamaya başladı. Bir sağa bir sola hızlıca el değiştiriyordu. Theo, bu kadar hızlı hareket eden bir hedefi vurmakta kararsızdı.
En sonunda, başta kısa olan mesafe zamanla genişledi.
‘Bu duruş...!’
Liderin kolları yay gibi gerildi ve mızrağı bir ok gibi geri çekti. Bu, mızrak atmaya hazırlanan birinin duruşuydu. Theodore’un hayatını tehdit eden korkunç bir atak hayata geçmek üzereydi.
Theo, bir büyülü ok hakkı olan sağ kolunu kaldırdı.
Hwiiiiing!
Birbirinin hayatını tehdit eden iki varlığın arasından soğuk bir rüzgar esti.
Atmosferde yüksek gerilim vardı ve bu karşılaşmayı üzleyen askerler ve ifritler bile nefeslerini tutmuşlardı. Kazanan taraf avantaj elde edecekti...Bu gerçek, herkesin içine doğmuştu.
Beklendiği gibi ilk harekete geçen, ifrit liderdi.
Kuraaaaaaah-!
Atağa geçtiği hız, rüzgar gibiydi. O süratle aralarındaki mesafeyi aşmak 5 saniyeden az sürerdi. Theo, gerginlikle kaskatı kesildi. Buna rağmen lider, büyülü okun dehşetini tecrübe ettiğinden havaya sıçradı.
‘Geliyor!’
Theo herşeyi planlamış olsa da, tedirginliğini atamıyordu. Alfred’in hafızasına sahipti, ama yine de bu onun ilk savaşıydı. Kanın bariz kokusu ve katliam arzusu onu rahatsız ediyordu. Bununla birlikte, bir büyücü, bedeniyle değil aklıyla savaşırdı. Theo, sakladığı kartı oynadı.
‘Ezberle.
Tüm delikleri aç.’
Daha önce ezberlenen üç kelimelik büyü, şimdi kullanıma geçmişti.
‘Yüksel! Toprak duvarlar!
Mızrak tek katmanla def edilemezdi, iki tanesi de yetersizdi. Bu durumda, üç katman kullanacaktı. 3.halka savunma büyüsü olan Toprak duvar, üç kez kullanılmıştı. Sonraki aşama, Mitra’yla iletişime geçip toprağı sertleştirmesiyle halledilmişti.
Demir mızrak, üç katman karşısında yere çakılmıştı.
Kwaaaang!
En dış katman kırılmıştı. Ardından ikinci katman çatlamaya başladı. Sonra da, en son ve kalın katman, mızrağın şiddetli ivmesini kırmıştı.
Kwajik!
Mızrak, sanki bariyerleri delip arkada duran Theo’ya gelecek gibi duruyordu, ama sonra durdu.
Theo, çatlağın içine parmağını yerleştirip konuşmaya başladı, ‘Yakaladım seni.’
Keskin gözleri, hala havada süzülen hedefinden şaşmamıştı. Liderin kolayca hareket ettiği toprak zeminden farklıydı. Hiçbir hayvan kanatları olmadan havada keyfince duramazdı. En azından, ifritler için öyleydi. Aynısı lider için de geçerliydi.
İkinci ışık, gökyüzünün karanlığına giriş yaptı.
Piiing!
İfrit lider, kollarını çapraz tutarak bir şekilde savunmaya geçti. Tabi, büyülü ok, böylesine acemice bir hareketle durdurulamazdı. Mavi ışık, iki kolu ve arkasındaki başı yakıp geçti.
Ardından, cansız beden yere düştü.
Kuuuong!
Bir gürültü koptu ve düşen bedenin etrafında yarık oluştu. Meydana gelen yaklaşık 2 metrelik derinlik, cesedin ağırlığını ele veriyordu.
Theo, liderin cesedine ayağını koyup başını geriye attıktan sonra, yumruk yaptığı elini havaya kaldırdı.
‘Ohhhhhhhhhh!’ Bu zafere tanık olan askerler haykırıyordu.
İfritler de bir müddet sonra yenilgiyi kabul edip ölen ifritlerin cesetlerini geride bırakarak ormana kaçtılar.
Böylelikle Theo’nun, Nadun sıradağlarındaki ilk savaşı nefes kesici bir şekilde son buldu.
Magnec