Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

16. Bölüm İşte İsyan Başlıyor #4

Çevirmen: Gecekuşu / Editor: Gecekuşu

‘Yok artık! Theodore kazandı!’

‘Savaş büyüsünde Garcia’yı yendi…!’

‘ O nasıl Mankafa olsun ya?’

Öğrenciler gerçek manada gürültü çıkarıyorlardı. Senenin en iyisi olan Garcia’nın yenildiğini Kabul etmek onlar için çok zordu. Daha sinir bozan şey ise onu yenen kişinin Theodore Miller olmasıydı.

O çocuk,fazladan 3 yıl okumuştu ama yetenekler arasındaki fark bu denli büyük olamazdı. Bunu en iyi öğrenciler biliyor olsa da onlar için bile büyük sürpriz olmuştu.

Profesör Vince aralarında en çok şaşıranıydı.

‘Harika… tek yönlü Alep Topu saldırısı, şekli değişen bir kalkan ve sıkıştırılmış Alev Topu… Aktif bir savaş büyücüsü olmak için gayet iyi bir seviye.’

Hayır, belki de bundan çok daha fazlasıydı. Theo’nun yüzünde hiç bir duygu yoktu ve ilk durduğu noktadan hareket bile etmemişti.  Bu kelimenin tam anlamıyle tek-taraflı bir kazanmaydı. Vince öğrencileri susturmak ve Theo’nun zaferini ilan etmek adına elini kaldırdı.

Ancak, o sırada…

‘Daha değil, daha değil! Ben daha yenilmedim!’

Garcia, garip bir şekilde düştüğü yerden kendini kaldırırken gözlerindeki vahşi bakışlar yerini koruyordu. Belli ki, durumu pek normal değildi. Büyü gücü bedeninin dışında kontrolden çıkmıştı ve ezik büzük olan suratı incinen gururunu da açığa vuruyordu.

‘Babam ve Büyük Abim böyle görülmeye değmez bir şekilde yenildiğimi bilseler, beni asla affetmezler!’

Babası Viscount Carter ünlü biriydi. Ailesi diğer ailelerden birkaç katı daha sert ve hiyerarşik bir yapıdaydı. Eğer normal bir öğrenci değil de basit bir mankafa tarafından yenildiği söylentileri yayılırsa Carter malikanesinden dışarı çıkamazdı.

Bu asla olmayacak birşeydi.

‘Bu sonuncu. Eğer bu büyüye de karşı koyarsan yenildiğimi Kabul edeceğim, Theodore Miller!’ Gacia, yüzünde hala hergün taşıdığı ifadesi olan Theo’ya yüksek sesle bağırmıştı.

Garcia bunun mantıkdışı olduğunu bilse de, öylece çekilemezdi. Daha Theodore cevap vermeden büyüsünü yapmaya başlamıştı.

‘Cık, Bu yüzden prestijli ailelerin çocukları böyle…

Sonunda, Profesör Vince diliyle ayıplayan bir ses çıkarıp geri çekildi. Eğer Theodore reddetseydi, o araya girecekti. Ona rağmen, Theo’nun da geri adım atmaya niyeti yok gibiydi. Bunun yerine, Garcia’nın oluşan büyüsünü dikkatlice sakin gözlerle izliyordu. Kılıç gibi keskin gözleri odaklanırken aynı zamanda savaş meydanında durduğunun mesajını veriyordu.

Böylece, bu iki öğrenci arasındaki son karşılaşma da başlamış oldu.

‘ (Gökte uçan kızıl ışık-) ’

Garcia’dan tuhaf bir ses çıkmıştı.Bu büyü, yardımcı büyü olup bir veya iki kelimeyle başlayan büyülerden farklı bir güce sahipti. Aynı miktarda büyü gücü kullanılsa bile, mevcut güç katlanarak artıyordu. Üst seviyeye ulaştığı takdirde, ustaca yapılmış bir silah olarak kullanılabilirdi.

Ek olarak, bu büyünün arkasında gizlenmiş başka bir işlev daha vardı.

Wuuuuuong…

Kıyafetin altına gizlenmiş taşlı kolye, sahibinin isteği üzerine çınlamaya başladı. Kükreyen Ateş isimli bu kolye, Carter ailesinin yalnızca yasal evlatlarına verilen yapay maddeydi.

Bu yapay madde, kullanan kişinin Ateş büyüsünün şiddetini arttırdığı gibi büyü gücünü de gözle görülür derecede yükseltiyordu.

Garcia bu varolan büyü gücüne güvendiği için Theo ile yeniden yüz yüze gelmek istemişti.

‘Şimdi, 4.halkayı kullanabilirim. 3-tekrarlı Mankafa ne kadar çabalarsa çabalasın, bununla son bulacak!’

Eş zamanlı olarak, Theodore bu şüpheli büyü gücünü hissettiği anda yüzündeki ifade ciddileşti.Alfred’in algılama duyusu rakibindeki artışı derhal hissetti ve bunun 4.halka olduğunu anladı. Theo büyü akışındaki ayrımı görünce yüzü asıldı.

‘Ne? Bedenindeki büyü gücü miktarı ani artış gösterdi. Carter ailesinin gizli bir tekniği falan mı bu?’

Theo bu durumun yapay madde kullanımından kaynaklandığını düşünüyordu. Yine de, bu suçlamayı yapıp haksız çıkarsa, bu ona kötü sonuçlar doğururdu. Bu durumda, Theo itiraz etmek yerine kendini savunma için hazırladı. Her halukarda Profesör Vince zaten onu yaralanmaktan korurdu.

Garcia’nın bu ilkel kontrolü sayesinde, büyü denklemi okunduğu zaman Theo buna karşı koyacak etkili bir yöntem bulmuştu.

Kullanılan madde kirdi ve bununla yuvarlak bir kalkan oluşturup ısı ve şoka karşı durabilirdi.

‘Buna bir isim koysak, Küresel kubbe olurdu.’

Denklemi büyü gücüyle istediği anda harmanlayıp büyüyü yapabilirdi. İşte, şimdi, yalnızca zamanlamayı tutturması gerekiyordu. Büyü gücünden birkaç katman oluşturduğu takdirde, tek bir 4.halka büyüsünü engelleyebilirdi. Theodore yaptığı hesaplamalara inanarak dağılan duygularını yeniden toparladı.

Garcia az sonra büyüsünü tamamlamıştı. Kızıllaşan bir alev topuydu, dokunduğunu küle çevirecek bir büyülü kurşundu adeta.

‘Alev kabuğu!’

Garcia kendinden emin bir tavırla büyüyü söyledi. Bu yüksek-mertebeli bir alev topuydu ve alevli saldırı büyülerinin en büyüğü kabul ediliyorudu. Düşük hızı, alevlerin yıkıcı gücü ve nüfuz etme etkisi askeri kullanım için ilave edilmişti.

Aynı seviye bir kalkanı kolaylıkla yok edebilecek bir alev büyüsüydü.

‘Bu nasıl? Şimdi kaçabilecek misin?’

Garcia kazanacağından emindi.

3.halka büyücüsü olan Theo’nun 4.halka büyüsünü aşmasına imkan yoktu. Bu sırada diğer öğrenciler iyice hareketlenmeye başlamıştı çünkü kimse ne olacağını kestiremiyordu. Vince izlemeyi sürdürdükçe ifadesi git gide donuklaşıyordu.

Nitekim, Theo sadece sakin bir ifadeyle karşılık verdi. ‘Ateşle.’

‘…Ne?’diye sordu Garcia inanamayarak.

‘Dersin bitmesi lazım, hadi gönder artık.’ Diyen Theo’nun sesinde hiçbir titreme yoktu.

Özetle, Garcia’nın nutku tutulmuştu. Ardından kalın bir dammar kabardı ve durdurduğu alev kabuğu havada hareket etmeye başladı. 4.halka büyüsü, Alev Kabuğu…

‘Geliyor.’

Theo hareket ettiğinden emin olunca, büyü gücü de karşı tepkimeye geçti. Büyü gücünü önceden tasarlanmış büyü denklemiyle karıştırdı ve kabuğun denk geleceği noktaya yerleştirdi.

Şans eseri,Garcia alev kabuğu büyüsünde zayıftı ve gidişatı kontrolden çıkmıştı. Yön veya hız gibi geliştirmelerin olmadığını söylemek gereksizdi.

‘Küresel kubbe!’

Theo iki avcunu da yere koydu ve o anda Akademi’nin zemini sanki canlanmış gibi oynamaya başladı. Önce yer çatlamaya başladı, sonra kir ve taş karışımı büyü gücüyle sertleşti. Theo’nun merkezinde olduğu küresel kubbe kısa bir sürede oluştu. Geliştirilmiş büyü, gerçekten de çok zekiceydi.

Küresel Kubbe tam olarak oluştuğunda…

Alev kabuğu küresel engelle çarpıştı.

Kwaaaang!

Etraf yüksek sesle gümbürdedi.

‘Kyaaack!’

‘Ah!’

Öğrenciler önce kulaklarını kapadı sonrasında da sanki toz kalkmış gibi gözlerini kapadı. Doğrusu, ortalık birbirine girmişti.

Yalnızca Vince, tozu, rüzgarı ve sesi kesen bir bariyerle etrafta yürüyordu. Duman perdesi gibi şeyleri kullanmak alışageldikti, öyle olunca Vince de bu tip malzemelere alışkındı. Az sonra, tozlar yere indi ve görüntü netleşti.

‘O-Olamaz… Bu- rezalet…’ Garcia Carter ortada donuk bir suratla oturuyordu.

Theo, ‘…Bu, basit bir çamaşır büyüsü değil mi?’ diye mırıldanırken kıyafetini temizledi.

‘Çok ilginç. Buna benzer birşeyi nerede duymuştum?’ Diyen Vince gülmeye başladı.

Alev kabuğu ve Küresel kubbe…

Silahlarla karşılaştırdığında, bu mızrak ve kalkana benziyordu. Bugünün savaşı da buna zıt değildi ama bu, daha güçlü savunmayla donanmış bir kalkanın zaferiydi.

***

 

‘Tamam, bu kadar.’

Vince oyun alanını toparladıktan sonra dikkat çekmek için alkışladı.

Onun talimatlarıyla tek bir alanda toplanan öğrenciler, kuşkuyla etraflarına baktılar. Daha 5 dakika önce, Akademi yerinden oynamıştı. Ancak, Profesör Vince aynı zamanda 5 dakika önce tahribatı durdurmuştu.

‘Kesinlikle mükemmel bir yeteneği var.’ Theo’ya da övgüler yağıyordu. Bu yetenek, Bergen Akademisi’nin  en iyi büyücülerinin yeteneğiydi.

Onarma büyüsünün denklem ve uygulamasını kavramıştı ama aynı sonucu elde edeceğinden emin değildi. Belki bu büyüyü control etmek için bir hileydi ya da teknik bir fark.

Profesör Vince öğrencilerin karşısına döndü ve ismi söylemesiyle kaşlarını çatması bir oldu.

‘Garcia Carter, ayağa kalk.’

‘Ha?’

Yenilgisinin şokunda olan Garcia yerinden kalktı. İsminin neden söylendiğini anlayamamıştı ama geri cevap vermedi.

Ppak!

Vince’in yumruğu Garcia’nın çenesiyle buluştu.

‘Ah, P-profesör?’

Bir savaş büyücüsü çıplak elle dövüşmesini de bilirdi. Bu gerçeğin bir kanıtı olarak, Profesör Vince’in elleri nasırlıydı ve Garcia’nın da dudağı patlamıştı.

Garcia çenesini tutunca acı ve şoktan dolayı sarsıldı.

‘Seni aptal. Anlamayacağımı mı sandın?’

‘N-ne diyorsunuz…?’

‘Kükreyen Alevler.’

Garcia’nın yüzünün rengi solmuştu çünkü gizlice yapay madde kullanmıştı.          

Bu okul kurallarını ciddi şekilde ihlal etmekti. Garcia bu sebeple sene tekrarı yapabilir veya okuldan bile atılabilirdi. Hayır, hatta kayıtdışı bir yapay madde kullanarak başka bir öğrenciye saldırmıştı. Bu yüzden büyük bir cezaya hazır olmalıydı.

Vince, Kükreyen Alevler için kullandığı yapay maddeden nasıl haberdar olduğunu kısaca açıkladı. ‘Kuzey sınırında babanla aynı birlikte hizmet etmiştim. Çocuğunu daha iyi yetiştirir sanıyordum. Yazık.’

Garcia bu açıklamadan sonra kendinden nefret etti. ‘P-profesör! Aslında…’

‘Kapa çeneni!’ Vince bağırınca, diğerleri de geri kaçtı. Kimisi kendini tutamayıp altına bile kaçırdı.

‘Ders biter bitmez peşimden geleceksin. Fakülte toplantısında durumunu yeniden değerlendireceğim. Anlaşıldı mı?’

‘A-Ahhhhh…ahhhh…’

‘Ve Theodore Miller.’

Theo bu ani sesle başını kaldırdı.

‘Derslerden sonra, akşam yemeğini ye ve laboratuarıma gel. Anlaşıldı mı?’

‘Ah, anladım.’

‘Evet.’ Vince cevabı duyduktan sonra başını salladı sonra donup kalan öğrencilere döndü, ‘Bugünkü ders bu kadar. Bir dahaki sefer, size büyülerin özelliklerini öğreteceğim. Çıkabilirsiniz.’

Bu sözlerden sonra, Profesör Vince, Garcia ile birlikte hızlıca öğretim üyeleri odasına doğru gitti. Geri kalanlar ne yapacaklarını bilemeseler de çok geçmeden onlarda sınıflarına yürümeye başladılar.  Garcia’nın neden çağrıldığı üzerine tahminler yürüterek havadaki soğukluğu kırmaya çalışıyorlardı.

‘Okuldan sonra, Profesör’ün laboratuarı…’

Sadece Theodore yerinde kalıp Vince’in onu neden çağırdığını merak ediyordu.