Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

87. Bölüm Şövalyeler

Çevirmen: Violet / Editor: Güz

Meydanın doğusunda, yüz yirmi metre boyunda bir kule duruyordu. Üstündeki bir atış platformunda dev bir mancınık vardı. Çevrelerini dikkatle gözetleyen iki bekçi, burada nöbet tutuyordu. Işınlanma formasyonu ve pist, kulenin atış menzili içinde yer aldığından, büyük hava sahasını düşman işgalinden savunabiliyordu.

Kulenin temeli ve merdivenleri sanki son zamanlarda tamamlanmış gibi nispeten yeni görünüyordu ama gövdenin kendisi çok fazla savaş izi taşıyordu. Metal döküm mancınık platformunun bazı kısımları tamir gerektiriyordu. Belli ki bu kule, savaş testini geçeli çok olmamıştı.

Ada fazla büyük değildi, yaklaşık beş yüz metre çapındaki kaba bir daire idi. Adanın yarısından fazlası düzensiz bir araziydi; kuzeydeki en yüksek nokta, içinde durduğu meydandan en fazla elli metre uzundu. Richard adaya ayak bastıktan sonra, iç mekanın modele hiç de yakın olmadığını fark etmişti.

Gerek modelden gerek Faust'tan, uzaklardaki Ebedi Ovalar'a bakarken, Richard'ın görüş alanındaki her şey, gölgeli yeşillikleri olan doğal ve güzel bir manzara olmuştu. Tüm Faust, o iklimi sadece farklı ölçülerde paylaşıyor gibi görünüyordu. Ancak burada, Richard en yüksek zirvenin aslında bir yanardağ olduğunu ve bunun da aktif olduğunu görebiliyordu! Soluk gri kül kaplı volkanın ağzı, aralıksız olarak kalın duman püskürtüyordu dışarı. Buna zıt olarak, dibinde bir orman bile vardı; yeşilin tonları, arkasındaki volkanın kasvetli grisinden açıkça ayırt edilebiliyordu.

Yanardağın eteklerindeki dalgalı arazinin ortasında, büyük ve görkemli bir antik kale duruyordu. Kalenin karanlık duvarları ve yanardağ kadar uzun olan sivri uçlu tepesi, Karagül Kalesi'ne çok benziyordu. Kalenin hemen dışında, aynı şekilde inşa edilmiş ve yoğun bir şekilde istiflenmiş bir sürü bina vardı. Çoğu sağlam duvarlara ve dar pencerelere sahipti, bu yüzden savaş sokaklara ulaşırsa iyi birer sığınak oluyorlardı. Birkaç çarpıcı ok kulesi, gözlem yerleri üzerinde, atış menzillerinde adanın tamamını kapsayacak şekilde duruyordu.

Yanardağa baktığı zaman, Richard’ın kalbi o farkında olmadan gittikçe daha hızlı atmaya başlamıştı. Havadaki sülfat kokusu, aşinalık hissi veriyordu ona.

O sırada iki tam zırhlı şövalye çıkagelip Lav'ı ve zırhlı savaş atını devraldı. Mordred daha sonra Richard'ı kaleye doğru yönlendirdi.

Kaleye giden yol geniş olsa da, yol boyunca dolambaçlıydı. Richard’ın her dönüşte gördüğü dayanıklı kulelerin düz ve uzun nozülleri yola doğru hedef alıyordu. İçlerindeki tatar yayları, on metre uzaktaki şövalyelerin ağır zırhından kolayca geçebilirdi.

Burada, Faust’un şehir merkezindekinden daha küçük bir kalabalık vardı; daha az sayıda kadın, çocuk ve yaşlıya ek olarak, son derece fazla sayıda savaşçı bulunuyordu.

Meydandan kaleye giden yol sadece birkaç yüz metre uzunluğundaydı, ancak Richard bedenlerinde iki rüne sahip en az altı savaşçı görmüştü bile. Rün şövalyeleri olarak tanımlanabilecek nitelikte olmasalar da, onlar piyade eri olarak zaten elit statüsündeydi. Daha da önemlisi, bu savaşçılar hala genç olduklarından gelişime açıklardı. Vücutları bir rünü kaldırabildiği sürece, rün şövalyesi standartlarını karşılayabilirlerdi. Şövalye başına beş rün standardına göre, iki rün daha üstlenmeleri ve bu role hizmet etmeden önce bir yıllık özel eğitime ihtiyaçları vardı. Ancak nadir olsa bile, iki rünü kendi başlarına taşıyabilecek atlar da vardı. Yine de bu türden bir at, ondan fazla piyade eri değerindeydi ve bu durumda binek hayvanının mücadele gücü, sahibininkiyle aynı seviyede olmayacaktı. İdeal olarak, bir rün şövalyesinin atında bir tane, kendi üzerinde ise dört tane rün yuvası bulunurdu.

Lav burada bir istisnaydı. Aygırın vücudunda, Gaton’un Karanlıkay Koru ve Karanlıkay Dumanı’yla aynı sınıftan dört rünü vardı.

Şimdiye kadar gördüğü şeylerden yola çıkınca, Richard'a bu ada baştan aşağı donatılmış, güçlü bir uçan kale gibi gelmişti. Ne var ki Archeronlar askeri bir aileydi ve Gaton, Faust'a daha yeni gelmiş sayılırdı, o yüzden bir saray ve bahçeyi dönüştürüp yeni bir biçim verdirmiş olması çok garip olurdu. Bunu düşünen Richard, alt sıralardaki yedinci adanın nasıl göründüğünü merak etmeye başladı.

Kalenin kapıları, Mordred’ın talimatı olmasa bile, kendi kendilerine yavaş yavaş açılmaya başladı. Kapıların arkasında, küçük bir açık hava meydanı ve onu çevreleyen on metre uzunluğundaki duvarlar vardı. Duvarlar, iç kısımları hedef alabilen kendi ok kuleleri ile donatılmıştı, dolayısıyla kale kapılarının aşılmasından korkmaya gerek kalmıyordu çünkü kapıyı aşabilenler, kendi sonlarıyla karşılamak üzere meydana girmiş olurdu.

Kalenin içi oldukça karanlık ve kasvetliydi; öyle ki insan, yolunu aydınlatmak için bir sihir ya da yağ lambasına ihtiyaç duyuyordu. Dehlizler geniş olmaktan çok uzak, bunun yerine dolambaçlı ve karmaşıktı; karanlık odalar ve farklı seviyelerden silahlarla doldurulmuştu ve duvarlara yaslanmış birçok kalın dikdörtgen metal kalkan vardı. Silahlar o kadar parlatılmıştı ki, insan kalkanlarda kendi yansımasını görebilirdi. Işıkta titreyen bu keskin ve korkunç silahlar belli ki dekorasyon için değildi zira ihtiyaç duyulduğunda, kalkanlar toprağa geçirilip sağlam ve etkili sığınaklar yapılabilirdi. Bu kale, bariz bir şekilde en baştan düşmanla ölümüne kadar savaşmak için inşa edilmişti.

Kalenin zemin katında silah deposu, tahıl ambarı, bir silah deposu ve bazı gizli yollar vardı. Konuk odaları ve oturma odaları yukarıdaydı ve dördüncü kattaki komuta odasına girene kadar Richard babasını fark etmemişti.

Komuta salonunun ortasında, hafif büyülü bir ışıkla parlayan devasa bir taş platform vardı. Soluk sarı bir parıltı, platformun on metre üstünde süzülüyor, bir yere ait üç boyutlu haritayı gösteriyordu. Coğrafya, Koyumavi'de zorunlu bir dersti ve betimlenen alanın ölçeğine göre bu yer Norland'da olsaydı Richard hemen teşhis edebilirdi. Ancak, harita gözlerine tamamen yabancıydı ve hiçbir işareti anlamlı gelmiyordu. Anakara Norland olamazdı bu.

Komuta salonunda Gaton'un dışında dört kişi vardı, bunların en tuhafları kırk yaşlarında görünen bir adamdı. Kollarında eski püskü nakışlar olan, fazla yıpranmış bir rahip cübbesi giymiş adam, oldukça dindar gözüküyordu. Kıyafetleri üzerindeki bakır fermuara kalın bir kitap asılmıştı, ancak kitabın kara kapağı ve üzerine oyulan bakır gül, inancına göre Richard’a hiçbir şeyi çağrıştırmıyordu.

Din adamının sağında en az 2,5 metre boyunda görünen, güçlü bir adam vardı. Kaslı vücudu korkutucu gücünü gösteriyor ve giydiği deri zırh, kolları ve göğsündeki kalın tüylerin altında yoğun şekilde sıralanmış dövmeleri tamamen açıkta bırakıyordu. Dövmeler vahşi imajını destekliyordu, ama Richard'a etkisi daha da kötüydü. Tek bir bakışta bunların normal dövmeler olmadığını, 3. sınıf rünler olduğunu söyleyebilirdi! Adamın güçlü vücudu göz önüne alındığında, beş ya da daha fazla rünü kaldırabilecek yeteneğe sahip görünüyordu hatta!