Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

61. Bölüm Çatışma

Çevirmen: Violet / Editor: Güz

Richard, insanların yolunu engellemesinden nefret ederdi; ona Papin'i hatırlatırdı bu.

Papin’in salaklığı başlı başına bir başarı olsa bile, annesinin ölümünün ilk yıldönümünü engellemeyi de başarmıştı. Bunun yol açtığı darbe, Steven'ın yaptığı her şeyden çok daha kötüydü, hatta Richard, Erin'le ilgili olaylardan dolayı Steven'ı yok etmeye istekli olsa bile.

Gerçek şu ki, Richard suikast girişimini hiç de umursamamıştı. Zaten er veya geç savaş alanına girmesi gerektiğini tam olarak biliyordu ve düzlemlerin fetihleriyle karşılaştırıldığında bu suikast, çocuk oyunu bile sayılmazdı. Unutamadığı tek şey, Naya'nın Kan Papağanı'nı acımasızca sorgulamasıydı. Felaket Kılıcı'nın herhangi bir bilgi elde edip etmediği konusunda hiçbir fikri yoktu ya da böyle şeyler Naya’nın umurunda değildi ve çocuğu sadece gelecekte göreceği kana hazırlamak istemişti.

Her ne kadar Richard yolunun engellenmesini sevmese bile, yine de engelleniyordu işte. Ve ilerideki kişi en az görmek istediği kişiydi Steven.

Ejderha efsuncusu yüzünde zarif bir gülümseme ve kusursuz bir duruşla, Richard'a elini uzatıyordu, “Uzun zamandır görüşmemiştik Richard. Açık artırma kataloğu için mi buradasın sen de?”

Richard, Steven'ın yüzüne, sonra da uzatılan ele bakarak sıkmaya hiç niyeti olmadan açık sözlü bir şekilde konuştu, “Ne yaptığım çok mu umurunda? Yüzündeki sırıtışın daha da yayılmasını sağlayacak tek yol, beni bir daha görmeyecek olmandır.”

Steven'ın gülümsemesi bir anda dondu, yanındaki görevlilerinin yüzlerinde ortaya çıkan şey, şaşkınlık ve öfkeydi. Richard'ın ona saygısızca davranacağı kimsenin aklına gelmezdi. En azından bu mantıksız sözler ve eylemler asil birine yakışmıyordu. Archeron tarafında böyle bir güce sahip olan tek kişi Gaton olsa bile, Solam ve Archeron muazzam nüfuza sahip büyük soylu ailelerdi.

Burası yaz festivalinin ana yollarından biri olduğundan çok hareketliydi. Şenliğe çok yakın olduğu için burada daha fazla yabancı vardı. Belki de zenginlik ve statü eksikliği yüzündendi bu, ama henüz Koyumavi'ye girmemişlerdi. Ancak dolaşıp pazar fiyatlarını incelemek ve ufuklarını genişletmek için gelmişlerdi. Sınırlardan başlayarak ana kulenin alt katlarına kadar gezginler için tezgahlar bulunuyordu; bunlar Koyumavi'nin malları değillerse bile, satıldıkları yerden bağımsız olarak kalitesiz olamazlardı.

Gerginlik nerdeyse doruk noktasına ulaşınca kalabalık toplanmaya başladı. Ancak bu, Steven’ın planlarına uyuyordu; rekabeti kazanmakta ona hiçbir yardımı dokunmayacak olsa bile, Richard'ı kışkırtıp onu halkın önünde küçük düşürmek istiyordu. Dolayısıyla Steven hemen öfkesine hakim olup elini sakince geri çekerek sakin bir şekilde konuşmaya devam etti, “Sonunda Archeronlar’ın neden bu kadar hızlı yükselebildiğini anladım. Sadece birkaç yıl içinde, öteki ailelerin binlerce yıl boyunca uğraştığı bir yolu, sıradan kimseler tamamlayamazdı.”

İzleyiciler hemen sessizce güldüler. Archeronlar’ın ünü, Kutsal İttifak'ın her bir yanında ani yükselişleriyle duyulurken, haberler diğer iki imparatorluğa da ulaşmıştı.

Richard provokasyon karşısında sabırlı durdu, doğrudan Steven'ın gözlerine bakarken sakindi, “Archeronlar’ın gerçek rakiplerine karşı ikiyüzlülüğü adettendir.”

Steven hemen bembeyaz kesilirken, astları kendilerini daha fazla tutamadılar. Bir savaşçı ileriye doğru bir adım atıp eli belindeki kılıcının kabzasında öfkeyle bağırdı:

“Solam Ailesi'ni küçük düşürmeye cüret mi ediyorsun? Bu ne cesaret!”

Richard, savaşçıya bakmadı bile ve doğrudan Steven'ın gözlerine bakmaya devam ederek konuşmasını sürdürdü, “Önceki olaylarından sonra biraz akıllanırsın diye düşünmüştüm ama aptallığına devam edeceğini kim tahmin eder ki? Üzerindeki baskı, seni uyutmuyor mu yoksa?”

“Haha, neden bahsettiğin hakkında hiçbir fikrim yok!” Steven kahkahalara boğulsa da bunun doğal olmadığı besbelliydi.

Richard’ın karşılığı, beklenmedik ama ölümcül bir suikastçı saldırısı gibiydi. Bu, niyetlerini saklayan üst sınıfın kibar yöntemlerine alışkın olan Steven için uyum sağlaması zor bir şeydi. Richard'ın her kelimesi tam da acıtacak yerlere isabet ediyor ve herhangi bir kurtuluş bırakmıyordu.

Gösteriyi izlemek için beklerken, seyirciler sessizleşti.

"Papağan Balığı’nın kim olduğunu da bilmiyorsan, köpeğine göz kulak ol da, etrafta koşturup olay çıkarmasın. Utanç duyacak olan kişi ben değilim.” Steven'ın yüzünün aniden sertleştiğini gören Richard gevşemedi, “ Ayrıca, sendeki şu cesaret ve özgüven nereden geliyor anlamıyorum. Solam ve Archeron kısa bir süre önce savaşmışlar, sonucu ne olmuş çok merak ediyorum.”

“O Alice Archeron, Gaton değil!” Steven kıskıs güldü.

“Aynen.” Richard başını salladı.

İzleyen kalabalığın patlattığı toplu kahkahadan sonra ancak Steven ne söylediğini fark etti. Eğer Gaton olsaydı, o zaman Solam ve Niall'ın müttefik orduları çoktan yıkılmış olurdu, zira kavga o kadar uzun sürmezdi.

Elbette Kutsal Ağaç İmparatorluğu'nun diğer soyluları, Gaton'un savaşa doğru ilerlerken öylece seyirci kalmazlardı. Alice gibi küçük bir haydut, onlar için sadece bir rüzgardı ama Gaton'unki gibi bir güce sahip kişi, bir istilacı sayılırdı. Siyaset böyle karmaşık bir olaydı işte.

Ancak bu görmezden gelinirse, sonuçlar oldukça basitti. Archeron Ailesi'nin ikinci sıradaki viskontunun, Marki Niall’ın tüm kuvvetleri ve Dük Solam’ın askerlerinden oluşan bir orduyu acımasızca tahrip ettiği değişmez bir gerçekti.

Kimsenin atmaktan geri durmadığı kahkahalar, Steven'a şu an Solam'ın topraklarında olmadığını ve herkesin Dük Solam'a saygı duymadığını daha bilinçli bir şekilde fark etmesini sağladı. En azından, gülmeye cüret edenler kesinlikle Solam Ailesi'nden korkmuyorlardı. Bunu daha da kötü yapan, gülenlerin oldukça fazla sayıda olmasıydı.

Steven, yüreğinde kabaran öfkeyi zar zor bastırırken o an ne söyleyeceği konusunda en ufak bir fikri dahi yoktu aslında. Gerçek aristokratlar arasındaki savaş kurallarını ve her şeyin uygun bir zamanı olduğunu çok iyi biliyordu. Ancak, Richard yasaları tamamen göz ardı ederek dilediği her şeyi söylemiş, her sözüyle onu kınarken, en ağır ve en karanlık sırları rahatça açığa çıkarmıştı. Kendisiyle alay edilmesinden korkmuyor muydu yani?

Onu bunaltan şey de buydu. Archeronlar uzun zamandır sonradan görmeler olarak etiketlenmişti, yani itibarları daha kötü olamazdı. Ancak Solam Ailesi, antik olarak kabul edilemese de, sekiz yüz yıllık bir tarihe sahipti. Steven, ağız dalaşında kazanamazdı; zira standartlarını bu delilerden birinin seviyesine indirmek istemiyordu. Üstelik en son savaşta, Solam kaybeden taraftaydı ve bu savaştaki en güçlü silahı ve gözdağı olan unvanı boşa çıkmıştı.

Herkes, Archeronlar’ı savaşla tehdit etmemenin en iyisi olduğunu biliyordu. Onlar bir grup manyaktı ve bu tehdide cevap verirlerse sonu yıkım olurdu ki Marki Niall bunun en iyi örneğiydi.

Ailesinin yazılı olmayan kurallarına göre, Steven yüce gönüllülük ve gururla ayrılmalıydı bu noktada. Soylular, sıradan insanlardan farklıydılar; çatışmaları savaş alanında ve mahkemede çözerlerdi. Cesaret ve güç - bunlar soyluların nüfuz alanıydı ve eğer şimdi oradan ayrılırsa, herhangi bir aşağılanma sadece yüzeysel kalacaktı.

Ancak Steven henüz on sekiz yaşında bile olmadığından kendini tutamayıp sordu, “Duydum ki, Erin adındaki kızla aranda bir şeyler varmış. Bu takdire şayan bir karar, gerçekten oldukça iyi bir kız o. ”

Richard'ın gözleri parlayıp söndü, ancak ardından bakışlarındaki netliği ve sakinliği geri kazandı. Soğukkanlı bir şekilde başını salladı, “Söylediklerine katılıyorum, ama endişelendiğim şey bu değil. Eğer yarışmayı kaybedersen, arkanı nasıl temizlemeyi planlıyorsun?”

Göz kapağı seğirdikten sonra Steven sakin bir şekilde güldü, “Eğer mi? Sanki bir "eğer" varmış gibi..."

Steven'ın konuşmayı bitirmesini beklemeden, Richard onun sözlerini yarıda kesti, “Rün zanaatında benden daha yetenekli insanlar olabilir ama sen kesinlikle onlar arasında değilsin. Kaybettiğin zaman ne yapacağını dikkatlice düşün bence.”

Steven'ın söyleyecek bir şey kalmamıştı. Bu, inkar edemeyeceği bir gerçekti; yarışmada sahip olduğu tek umut, büyük miktarda kaynak, ailesinin gücü ve Sharon’ın muhtemel torpiliydi. Ancak, Richard’ın sözleri, onu aklına getirmeye bile cesaret edemediği koşullar hakkında düşünmeye itmişti. Kaybettiği an ne olacaktı? Solam Ailesi'nin ona yaptığı toplam yatırım, yirmi milyon altın sikkeye yaklaşıyordu ve kaybederse, annesi ve Marki Niall bile birleşse yükü kaldıramazdı.

Şimdi kabus gibi bir ihtimalle karşı karşıyaydı. Ya Archeronlar Richard'ı destekliyorsa? Ya Sharon onun yerine Richard'a karşı önyargılıysa? “Yumuşak ve lezzetli” değerlendirilmesi, Steven'ın üzerinde ağırlaşmakta olan ve dağılmayı reddeden bir travmaydı.

Ayrıca, Niall'ın topraklarındaki rün şövalyeleri savaşı, Archeronlar’ın rün ustalarının en azından savaşta Aziz Klaus'u geçtiğini göstermişti. Klaus kendini bir aziz olarak tanımlasa da, henüz büyük rün ustası mertebesine bile yaklaşmamıştı ki Archeron Ailesi'nde en az bir tane bulunuyordu.

Bu düşünce, Steven'a kazanma şansının tahmin ettiği kadar yüksek olmadığını söylüyordu. Yarışmaya daha birkaç ay olmasına rağmen, daha şimdiden oldukça fazla kaynak harcanmıştı. Kaybetmemeyi ne kadar fazla isterse, yatırımı o kadar büyük oluyordu… Bir anda altı ayın çok uzun bir zaman olduğunu hissetti.

Steven’ın yüz ifadesini gördükten sonra, Richard gülüp planladığı güzergahta devam etti. Ejderha efsuncusu yana çekilerek ona yol vermişti çünkü kargaşa yaratmaya devam etmesi sadece kendi ailesini rezil ederdi. İzleyiciler arasında tanıdık yüzler görmüş, daha önce her türden haberde gördüğü gerçekten önemli kimseler vardı.

Richard’ın sözleri,  muhteşem renkli camı kıran barbar bir yumruk gibi, dünyanın gerçek zulmünü Steven'ın yüzüne vurmuştu. Steven bu konudan kaçınmak için elinden geleni yapıyordu, zira katlanılmaz sonuçları düşünmek sadece onu rahatsız edip gelişimini engellemekten başka bir işe yaramazdı, ancak lanet çocuk Steven'ın kendini tedirgin hissetmesine sebep olmuştu şimdi. Öfkeden deliye dönecekti neredeyse.

Richard savaşçının yanından geçerken durup onun yüzünü incelemeye başladı. Savaşçı aniden çocuğun kınından çıkarılmamış bir hançere dönüştüğünü hissetti, o kadar keskindi ki onu huzursuz ediyordu. Ölümcül bir canavara fazla yaklaşmış gibiydi adeta. Bilinçsizce bir adım geri çekilip bıçağını kınından çıkardı.

Richard şu anda karışık duygular içindeydi. Yanardağ Patlaması ve Kesinlik yetenekleri göz önüne alındığında, savaşçıyı bu kadar yakın bir mesafeden büyük oranda yaralamak için en az beş yöntemi vardı. Bu aslında ciddi bir sorundu; olur da bir gün şiddetli soyu patlak verirse, gerçekten harekete geçeceğinden korktu. Böyle bir şeyi kolayca yapacak kadar yetenekli değildi, o yüzden harekete geçtiği anda durumu kurtarması zor olurdu.

Ancak Richard hala kontrolünü elinden bırakmamıştı, bu yüzden bıçağı görmemiş gibi davranıp adama bakmaya devam ederek, sakin bir şekilde konuştu, “Bir köpek her zaman bir köpek olarak kalır. Yüzüm tam karşında olsa da, ona vuracak cesaretin asla olmayacak.”

Savaşçı birden kıpkırmızı olurken, Steven'a doğru döndü. Efsuncunun da yüz hatları büzüşmüş, nefes alışı kaba bir hal almıştı. Yine de kararlı bir şekilde başını iki yana sallayıp savaşçının yüzü daha da kızarmış olsa da kılıcını kınına geri itmesine sağladı, ardından Richard'ın gidişini seyretti, hızlı ama muntazam.

Seyirciler tartışmaya başlamıştı. Yüksek sesle konuşuyor olmasalar da, Steven ve adamlarını tamamen göz ardı etmişlerdi. Seslerini alçaltmadılar, sohbetlerdeki içerik Solam Ailesi'nden hiç kimseyi mutlu etmeyecek şeylerdi. Ancak savaşçı kılıcını çekmeye cesaretini kaybetmişti, burada Solam'la savaşabilecek tiranların olup olmaması bir yana, onu bir darbeyle öldürebilecek çok sayıda kişi vardı. Yakındaki Archeron Ailesi ve müttefiklerini amblemlerinden tanımıştı; onların henüz harekete geçmiş olmamalarının tek nedeni Solam değil, Sharon'dı.

Steven tek bir kelime söylemeden beraberindekilere el işareti verip oradan ayrıldı. Açık artırma kataloğu almakla bile uğraşmamıştı.

Hiç kimsenin olmadığı sakin bir yere geldikten sonra, savaşçı kendini tutamadı sonunda, “Genç Efendim, neden onu öldürmeme izin vermediniz? Zamanı gelince, tüm suçu üzerime atın!”

Steven asık bir suratla cevap vermedi; din adamı ise "Seni toy! Harekete geçseydin, tüm sorumluluğu üstlenebileceğini mi sanıyordun? Archeron Ailesi’nin yöntemlerine bakılırsa, Genç Efendi onlara başını verse bile Solam'a karşı savaş ilan ederler.”

Steven iç çekerek savaşçıya baktı, “Archeron ismindeki herkes deli. Onu tahrik etmeyi bırak. Burası Koyumavi, bizim bölgemiz değil. Uzun yıllardır yanımdasın, başını belaya sokmanı istemem.”

Ejderha efsuncusu, konutuna doğru yürürken kasvetli görünüyordu. Savaşçı en son hareket eden kişi olurken, din adamının gözlerinde parıldayan alaycı ve kasvetli bakışlarını gördü.