Gerizekali warren.... ??? Saglam bi power up yada zaman atlamasi oksun yaw
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
108. Bölüm Ceza (2)
Richard şimdi yatağının başucunda tek başına oturmuş, elleriyle alnını tutuyordu. Vuku bulan olaylar zihninde sahne sahne tekrarlanıyordu ve her anı eşsiz netlikteydi.
Olaylar çok ani meydana gelmişti. Başlangıçta sadece belli belirsiz bir tehlike hissi duymuştu, bu yüzden o muhafızlar ona saldırdığında öfkelenmişti. Tüm gücüyle karşılık vermeyi seçip ikisini acımasızca sakatlamıştı ama üçüncünün saldırısı onu yıkmıştı. Bu, Richard'ın önceden tahmin ettiği bir sonuçtu, 8. seviyenin üzerindeki üç savaşçının toplu saldırısına karşı kazanabileceğini düşünecek kadar kibirli değildi. Onlardan ikisini alt etmesi, beklenmedik bir başarıydı zaten.
Böyle bir durum ilk kez başına gelmişken, Richard, bunun Archeronların itibarını ilgilendirdiğini biliyordu. Faust'ta bu gibi ufak tefek meseleler yaygın değildi fakat tam olarak nadir de sayılmazdı. Faust'a başarılı bir şekilde giren ve varlığını kabul ettiren her ailenin, daha önce orada bulunan daha büyük ve daha güçlü ailelerle normal olarak bir tür düşmanlığı vardı. Bu yüzden Richard aşağılanmaya hazırdı. Faulk'un başının üzerine basması da bunun bir çeşidiydi, ancak kan davası yaratacak kadar ciddiydi. Ancak bir sonraki anda her şey değişmişti.
Geri dönüp baktığında fark etti ki, Faulk’un ayağından gelen kuvvet, Richard'ın kafatasını porselen gibi parçalara ayıracak kadar muazzamdı! O anda, ölümün gölgesi tüm duyularını esir almıştı. Faulk onu öldürmek istemişti! Bu, fevri verilen bir karar değil, onun yerine önceden tasarlanmış bir cinayetti!
Richard daha önce hiç ölüme bu kadar yakın hissetmemişti kendisini. Papağan Balığı'nın saldırısı hızlı ve sessizdi, ona korkma fırsatı bile vermemişti hatta. Bu seferse işler farklıydı. O ayakkabının ürkütücü baskısı ve kafatasının kuvvet altında gıcırdaması… Richard'ın zihninde tekrar tekrar net bir şekilde oynuyordu.
Buz gibi soğuk elleri durmak bilmeden titriyordu ve bir an sonra kendini o kadar güçsüz hissetti ki az daha bilincini yitirip sınırsız bir karanlığa gömülüyordu. Parmaklarından gelen ani acıları hissediyordu, bir tekniği olmayan yumruklarıyla 8. seviyeli bir savaşçıyı ölesiye dövmesinin bir sonucuydu bu. Richard'ın eklemleri hala şişti ve çocuk acıdan terliyordu.
Ancak Richard acı için minnettardı, zira onun ayık kalmasına sağlayan şeydi bu. Kıyafetlerini sırılsıklam eden çok miktarda ter, onları sıkı sıkıya üzerine yapıştırıyor ancak rahatsızlık Richard’ın zihnini açık tutuyordu.
Eğer Alice ve Goliath aniden ortaya çıkmasaydı, eğer o ayak tamamen aşağı kadar inmiş olsaydı… Richard tekrar tekrar düşünmekten kendini alıkoyamıyordu. Kendini hakim olmak istedi ama yüreğindeki dehşeti bastıramadı. Öfke ve aşağılanma yok olmuştu, geride kalan tek şey ölüm korkusuydu. Richard'ın daha önce hiç hayal bile etmemiş olduğu devasa bir dehşet!
Korkudan kurtulmak için dikkatli bir şekilde gözlemleyip odadaki her şeyi görmeye zorladı kendini. Ancak Kesinlik yeteneğiyle karşısında görünen sonsuz sayılar düzensizdi. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın onlardan hiçbir şey çıkaramıyordu, sanki aklı buzda mühürlenmiş gibiydi. O garip kılıcı gördüğünde Richard'ın yüreği hopladı.
Evi büyük değildi, sadece bir salon ve iki oda içeriyordu. Yatak odası yaklaşık on metre uzunluğundaydı, bu yüzden bir buçuk metre uzunluğundaki kılıç zaten çok fazla yer kaplıyordu. Bir kını olmadan, hayvan derisiyle kaba bir şekilde sarılmış ve pencerenin yanındaki yazı masasının üzerine yatay olarak koyulmuştu. Derinin bir köşesi açılmış, içindeki keskin bıçağın bir kısmı gözler önüne serilmişti.
Richard’ın kalbi güm güm atıyordu. Adeta büyülenmiş gibi, yataktan atlayıp yavaşça yazı masasına yöneldi, sapını kavrayarak bıçağın etrafına sarılı olan hayvan derisini çıkardı. Daha sonra gözlerini kapayıp yavaş ve derin nefes aldı.
Bu, saplamaları desteklemek üzere şekillendirilmiş kadim bir uzun kılıçtı. Saptaki ipler aşınma ve yıpranma gösteriyordu ama tutması son derece rahattı. Sadece bir nefeslik sürede Richard'ın zihni sap ve bıçağa yayıldı; gümüşay kanı, gökyüzünden ay ışığını soğurup bıçağın içine dökmeye başladı. Bıçağa ay gücüyle dalgalanan bir renk verdi bu, ayların renkleriyle düzensizce değişiyordu.
Ancak o zaman Richard’ın zihni kendini sabitlemeye başlamıştı, elinde bıçak güvenebileceği biraz güce sahip olduğunu hissettiriyordu ona. Kilisenin yakınındaki sahneyi hala hatırlamadan edemiyordu ama şimdi işler farklıydı. Şimdi dövüş sırasında elindeki bu uzun kılıca sahip olsaydı yaşanacak olayları canlandırıyordu zihninde.
Kılıç, tehlikenin ilk işaretinde aylardan yeterince güç çekmesine izin verirdi ve Yanardağı Patlaması'yla edindiği fazladan kuvvetle, Richard’ın savaş gücü üç kat artmış olurdu! Muhafızların ve genç soyluların birçoğunu, bir kuş tüyü yere düşene kadar geçen zamanda öldürebilirdi ve soluk mavi ayın yıkıcı gücü Faulk'u ciddi şekilde yaralardı.
Sadece gerçekten ölüme yakınlaştığında, Azrail’in tırpanıyla temas ettiğinde, Richard dehşet ve gücün önemini gerçekten anladı. Hiç kimse Faulk'u durduramamış olsaydı, Archeron Ailesi’nin meselenin peşine düşüp düşmeyeceği ve Joseph ailesinin Faulk'u idam etmek zorunda kalıp kalmayacağı kimin umurundaydı ki? Richard çoktan ölmüş olurdu ve ölü biri herhangi bir dileği veya hayali gerçekleştiremezdi.
Düşünceleri sonunda duruldu ve gözlerinin önündeki her şey normale döndü. Richard uzun bir iç geçirip kılıcı yavaşça yerine koydu. Daha sonra pencere kenarındaki bir koltuğa oturup o günkü deneyimini düşünmeye başladı. Çok sayıda şüpheli olay teker teker birbirine bağlanmaya başlarken, Richard bir şeylerin yanlış olduğu hissine kapılıverdi. Ancak o zaman kendi ailesi ve dışarıdaki dünya hakkında çok az şey bildiğini fark etti zira her şeyi mantıksal olarak birbirine bağlamasının hiçbir yolu yoktu. Yorgunluk, sonunda zayıflamış bedenine ve zihnine ulaşınca Richard elinde olmadan masaya yaslanıp derin bir uykuya daldı…
Bir süre sonra, odanın içinde küçük bronz bir çan çalmaya başlayıp Richard'ı rüyasından uyandırdı. Sersemlikle gözlerini ovuşturan Richard, çoktan gece olduğunu fark etti. Oda zaten zifiri karanlıktı, sadece küçük bir alan pencereden gelen ay ışığıyla aydınlanıyordu.
Bronz çan çalmaya devam etti ve ardından kapısı hafifçe çalındı. Richard kapıyı açınca karşısında uşağı buldu fakat adam akşam yemeği yerine, ailenin iç yargılamasına katılması için kalenin bodrum katına götürmeye gelmişti onu.
Kısa bir süre sonra, şaşkın Richard kalenin ana kulesinin altındaki bir kata kadar uşağı takip etti. Buradaki koridorlar, kuru ve havasız olmak yerine nemli ve karanlıktı. İki silahlı asker tarafından korunan büyük bir kapıdan geçtikten sonra, Richard büyük ölçekli bir yeraltı salonuna getirildi.
Bu salon yüzlerce metrekare genişliğinde ve iki kat yüksekliğindeydi. Duvarlar taştan yapılmıştı ve bunlara süsleme olarak düşünülebilecek birkaç koyu kırmızı bayrak asılmıştı.
Salonun sonunda beş sandalyeli bir platform vardı. Gaton en ortada oturuyordu, sağında sırayla Goliath ve Alice ile birlikte. Solunda yaşlı bir büyücü vardı, ondan sonra da siyah deri zırh giymiş orta yaşlı bir adam vardı. Koridorun iki tarafında duvara yakın sıralanmış birçok Archeron vardı ve Richard onların arasında ziyafet gününde gördüğü birkaç genci de fark etti.
Richard, yan tarafa yönelip kalabalığın arasında durdu. İçine demir gömülü iki büyük ahşap kapı yavaşça kapandı ve bir çanın ıssız ve soğuk tınısıyla koridorda bir köşe kapısı açıldı. Çıplak göğüslü, kaba görünümlü bir savaşçı, elinde Warren'la salonun ortasına doğru yürüdü.
Magnec