Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

106. Bölüm Sonuç

Çevirmen: Violet / Editor: Güz

Sokak köşesi kan gölü olmuştu. Muhafızların tüm kol ve bacakları kesilmişti, katılan genç soyluların her biri ise günahları için bir kolunu kaybetmişti. Faulk hala Goliath'ın sol elindeydi, kan kaybından dolayı çok solgun görünüyordu. Şu an bağıramayacak kadar güçsüzdü, sadece arada sırada inleyip duruyordu.

Kont Goliath, Faulk'a kışın balık görmüş bir bozayı gibi ilgiyle bakıyor, çocuğu daha da yukarı kaldırarak evirip çeviriyordu, “Josephler’in çocuğu, kenara atılmış bir parça eşyasın demek sen. Ne kadar beklenmedik, o yaşlı adamın kendi oğlunu böyle kullanacağını hiç düşünmemiştim! Endişelenme seni öldürmeyeceğim; başıma dert olur bu. Ama… artık piyon olarak bir yararın kalmayacak…”

Konuştuğu sırada elini şiddetle sallayıp Faulk'u bez bir kukla gibi sarstı. Vücudunun içinden aralıksız olarak kemik çatırdamaları duyuluyordu, solgun yüzü aniden renkle dolduktan sonra Faulk’un gözleri yuvalarında ters döndü ve bayıldı.

Tüm izleyenlerin beti benzi atsa da, hiçbiri tek bir ses bile çıkarmadı. Goliath, Faulk’un iç organlarına ciddi bir zarar vermiş ve tüm enerjisini yok etmişti. Bundan sonra Faulk artık bir savaşçı olarak eğitilemeyecek, hayatının geri kalanını hastalıklı ve zayıf biri olarak geçirecekti.

Senma, ormanda soğuk bir şekilde mırıldanıyordu ve elindeki ince kılıç, yere kan damlaları saçarak zarif bir sembol çizdi. On metre uzakta Zehirli Yılan, kocaman bir ağaca dayanmıştı ve   yüzünde şok geçirmiş bir ifadeyle bir eli göğsünde dururken diğeriyle Kutsal Savaşçı'yı işaret ediyordu. Eliyle yaraya bastırıyor olsa da, parmaklarının arasından kan akıyor, cübbesinin önünü kırmızıya boyuyordu. Konuşmak istedi ama ağzını açtığı an, dışarı çıkan tek şey kanlı köpüklerdi.

Senma iki adım atıp bir göz attı ve lacivert tatar yayını yerden aldı, “Demek rafine bir altın tatar yayı. Bakalım üzerine ne oyulmuş… Cık, cık! Ünlü Zehir İğnesi! Buna gerçekten çok para harcamışsın, bu kadar tehdit edici gelmesine şaşmamalı! Bunu alıyorum, cehennemde buna ihtiyacın olmayacak zaten. Teşekkürler!"

Zehirli Yılan, Senma’nın silueti uzaklarda gözden kaybolurken elini uzattı, sanki onu tutabilecekmiş gibi. Fakat aniden gelen güçsüzlük hissine yenik düşüp yavaşça yere doğru kaydı.

Senma ormanın derinliklerine doğru yürürken, karnında gömülü duran lacivert oka bakarak kaşlarını çattı, sadece kuyruk tüyü görünüyordu. Onunla uğraşmak yerine, dişlerini sıkarak sokağa doğru ilerledi. Richard'ın kendi gücüyle ayağa kalktığını görünce ancak rahat bir nefes alabildi. Yüzündeki renk aniden kaybolurken daha önce sahip olduğu etkileyici aura da aynı şekilde yok oldu, hatta yüz ifadesinde bir parça incelik bile seçilebiliyordu.

Bu sırada Warren, ayağa kalkıp Richard'ın yanında durdu; kan gölüne, parçalara ayrılmış uzuvlara ve yerde zavallı bir şekilde inleyen insanlara bakarken ölü gibi bembeyaz kesilmişti.

Goliath ise çoktan Faulk'u yerde kıvranan Joseph ailesinin hizmetkarlarına doğru fırlatmış, gülümseyerek Senma'ya bakıyordu.

“Hala her zamanki gibi güzelsin! Yine de zevklerin değişmiş gibi görünüyor. Neden o güzel beline bir şeyler geçirdin? Eğer acele edip tedavi görmezsen, birkaç gün Ebedi Ejderha Kilisesi'nde yatman gerekir! Kilisede yapılacak tedavinin masraflarını tabii ki Gaton öder, benimle hiçbir ilgisi yok. Hem onun bir kereliğine zarara uğradığını görmek hiç fena olmaz!”

Senma derin bir nefes aldı, Richard'a doğru uzun adımlarla yürüyüp onu bir seferde havaya kaldırırken yüz ifadesi donuktu. Daha sonra Goliath ve Alice'e hafifçe eğilerek, “O halde ben yola çıkayım,” dedi.

Goliath büyük ellerini rastgele sallayarak, "Git bakalım. Meclisteki o yaşlı adamlarla ben ilgilenirim,” dedi.

Senma hiç oyalanmadan Richard'la ışınlanma tapınağına doğru yola koyuldu. Köşeye döndüğünde, tapınağın muhafızlarının görüş alanına girecekti. Eğer onlara saldırmaya cesaret eden biri olursa, muhafızların saldırısına uğrardı.

“Hey, beni de yanında götür!” diye bağırdı Warren. Ancak Senma, Richard'la tapınağa girerken onunla ilgilenmedi bile.

Warren birkaç kez bağırdıysa da boşaydı hepsi. Öylece durdu, yüzünde kötücül ve zehirli bir bakışla. Gaton’un oğlu olmasına rağmen, ailede yüksek bir pozisyonu yoktu. Gaton'u ölüm kalım mücadelelerinde takip eden on üç şövalye ile onu karşılaştırmak imkansızdı. Gaton'un çok sayıda çocuğu olmasına rağmen, Richard ortaya çıkana kadar hiç kimse özel bir muamele görmemişti. Görünen o ki, Warren daha da az ayrıcalığa sahipti.

Senma’nın arkasından bakan Warren, nefret dolu alçak bir sesle mırıldandı, “Lanet olsun, kaltağın teki değil mi bu? Annem sıradan biri diye mi herkes beni küçük görüyor? İleride bir gün seni ölümüne becereceğim!”

Konuşmayı bitirdiği anda Warren, arkasında iki güçlü varlığın olduğunu fark ederek haykırdı. Dehşet içinde hızla bir bakış atınca Goliath ve Alice'in kendi aralarında konuştuklarını gördü. Onun söylediklerini duymamış gibilerdi ki bu çocuğun içini rahatlatmıştı.

Goliath’ın gözleri uzaktaki tepede bulunan bir binaya bakarken biraz kısılmıştı, “Orada birkaç fare var. Bu mesafeden bile kokularını alabiliyorum! Raymond Joseph de orada olmalı. Onun aurasını hissedemesem de, diğerleri onun astlarıdır. Çocuğun ailedeki statüsü son zamanlarda hızla yükselmiş diye duydum ve bence bu meselede muhtemelen bir parmağı var.”

Alice kıs kıs güldükten sonra konuştu, “Muhtemelen değil. Bu tuzak onun tarafından düzenlenmişti. Şimdi onunla bir sohbet etmeye gideceğim.”

"Peki. Bu alanda çok yetkin değilim, o yüzden sana güveniyorum. Eğer ben gidersem birkaç kişiyi öldürürüm herhalde,” dedi Goliath.

"Bana bırak. Ancak bana o konuda yardımcı olmalısın!” dedi Alice sakınmadan.

"Anlaştık! Richard hakkındaki ilk izlenimim iyi ama onun Gaton'u ikna edip edemeyeceğinden emin değilim. Sadece elinden gelenin en iyisini yapmayı deneyebilir.” diyerek bir kahkaha attı Goliath.

* Clop! Clop! * Bulvarın sonundan gök gürültüsü gibi yankılanan toynakların sesi duyuldu. İmparatorluk muhafızlarının görkemli kıyafetleri olan altın zırh ve kırmızı başlıklar giymiş bir grup şövalye, köşeyi dönüp hızlıca sokağın sonuna hücum etti. Öndeki şövalye, kol-bacak ve kan gölünü gördükten sonra dikkatini Josephler ve Archeronların amblemleri çekti ve gözlerinin köşesi istemsizce seğirdi. Hemen savaş atından atlayarak Goliath'a doğru ilerleyip eğilerek konuştu, “Ben Dean, imparatorluk devriye lideriyim. Size nasıl hitap edeceğimi ve burada tam olarak ne olduğunu öğrenebilir miyim?”

Goliath kollarını kavuşturdu, “Ben Batıyolu Eyaleti'nin hükümdarı Kont Goliath Archeron. Olanlara gelince, başından sonuna kadar tüm olaya tanık olan çok sayıda insan var. Size meclise kadar eşlik edip her şeyi açıklamaya hazırım.”

Dean'in göz bebekleri Goliath’ın ismini duyduğu an küçüldü ve daha da saygılı davranmaya başladı. Hemen dönüp altındaki şövalyelere birkaç din adamı ve rahip çağırttı. Birkaç hizmetkardan başka kimse ölmemişti ama eğer oyalanmaya devam ederse bir can daha kaybedilebilir ve bu da onun suçu sayılabilirdi. Bütün bunları yaparken Goliath, bir dağ gibi sakin ve kımıldamadan duruyordu.

 

......

 

Raymond değerli dürbününü çoktan ortalıktan kaldırmış ama oradan ayrılmamıştı. Bunun yerine bir şey bekliyor gibi görünüyordu.

Odanın kapısına üç kez vuruldu, ardından onay verilmesi beklenmeden kapı açıldı. Alice Archeron içeri girip büyük kılıcını yere sapladıktan sonra bir sandalye çekti ve Raymond'ın karşısına oturdu.

Raymond ayağa kalkıp Alice'e doğru eğildi ve gülümseyerek şöyle dedi, “Archeronların güzel savaş tanrıçasıyla tanışmak benim için onurdur!”

Alice bundan hiç etkilenmeyerek soğuk bir şekilde konuştu, “Üzgünüm ama gerçek düşmanlara karşı saygılı olmaya niyetim yok. Ancak itiraf etmeliyim ki bu planınız gerçekten beklenmedikti ve neredeyse başarılı oluyordunuz.”

Raymond oturup sakin bir şekilde gülümsedi, “Neredeyse başarı anlamına gelmez. Ancak bu seferki tek kaybım şans alanındaydı.”