Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

89. Bölüm Sen, Ben, Yabancılar (7)

Çevirmen: Kamiyasora / Editor: Kamiyasora

Il Han uzun zaman önce yetenek evrimini önemsemeyi bırakmıştı. Neden? Çünkü onları evrimleştirmesinin asırlar alacağını düşünmüştü.

Mızrak Ustası ya da Kılıç Ustalığı olsun binlerce dördüncü sınıf canavar öldürmek zorunda kalacağını hayal meyal hatırlıyordu. (Ç/N: Mızrak kullanıcısı veya şövalyesi olarak çevrilen yetenekler İngilizce metinde ‘ustalık’ olarak değiştiğinden ben de bazı yeteneklerin çevirisini değiştiriyorum.)

Bu yüzden de kısa süreli planlarına yetenek evrimini katmamış ve önündeki problemi çözecek şeylere odaklanmıştı.

[Üçüncü sınıf bir canavarı tek bir delici darbeyle öldür 300/300]

[Üçüncü sınıf bir canavarı tek bir darbeyle doğrayarak öldür 300/300]

[Üçüncü sınıf büyü taşı 100/100]

[Dördüncü sınıf büyü taşı 1/1]

Ama öyle değildi. Mızrak Ustalığı bundan daha kolay olamazdı. Yerine getirilmiş bütün koşulları gördüğünde aklına bu koşulları tam olarak dinlenme yeteneğini geliştirdikten sonra gördüğü zaman geldi.

Evet. O zaman da çok benzer bir yazı vardı. O zamanki koşullar biraz kolay olmasına rağmen şimdikinin hemen hemen aynısıydı, temelde bir değişiklik olmamıştı.

“Hah.”

Il Han sonunda ona ne olduğunu anladı.

O zaman omuz silkerek koşulları yerine getirmenin imkânsız olduğunu düşünmüş ve unutmaya karar vermişti. Ve bu da, koşulları kalbinde asla yerine getirilemeyecek şekilde değiştirmişti! Nasıl tilki üzümlerin ekşi olduğunu düşündüğünde üzümler gerçekten ekşimişse bu durum da aynı öyleydi. (Ezop Masalları)

Tek vuruşla üçüncü sınıf bir canavarı öldürmek; delerek ve de bölerek. Şu an ikisi de Il Han için çocuk oyuncağıydı. Üstelik bu noktaya kadar hiçbir koşulun farkında olmadan gelmişti.

Mızrak Ustalığı şu ana kadar evrimleşememişti çünkü elinde hiç dördüncü sınıf büyü taşı yoktu.

[Ne oldu, Yu Il Han?]

“Hiç, sadece bu harika zamanlamayla gelen bildirim üzerine kendime aptallığım için kızmalı mıyım yoksa memnun mu olmalıyım onu düşünüyordum.”

Evet, işe olumlu yönden bakmalıydı. İlk defa eline dördüncü sınıf bir büyü taşı geçmişti. Koşulların farkında olsaydı bile yeteneği daha erken evrimleştiremezdi. Yaptığı yanlış dikkate alındığında, etkisi zarar veremeyecek kadar küçüktü.

Ama bu durumu daha fazla devam ettiremezdi. Elindeki şeyleri, farkına varamadığı için kullanmaması çok büyük bir suç olurdu.

Eğer bir şey yanlış gitseydi ve mızrak ustalığını geliştiremeseydi ne olurdu? Ya sırf bu yüzden Yanan Orakçı olamasaydı ne olurdu? Ya bu yüzden ölseydi? Il Han asla kendini affetmezdi.

Hayatta kalmak için bu kadar çaba sarf eden biri olarak daha sahip olduklarının bile farkında olmaması…

“Güzel, artık sorun yok.’

Derin bir nefes alan Il Hna kendini sakinleştirdi. Durum daha da kötüleşmeden sorunun gün yüzüne çıkmasından dolayı rahatlamıştı. Ve bir daha böyle bir şey olmayacağına dair kesin karar almıştı.

[Ben de bilmiyordum. Dövüş sanatlarının evrimleşmesi sık görülmez. Ve birçok melek büyü de kullanır…]

“Seni suçlamak gibi bir niyetim yok Erta. Bana elinden geldiğince yardımcı olduğunu biliyorum.”

[B-bu da tam olarak doğru değil.]

[Dövüş sanatlarının evrimleşmesi… Silah ustalığım ben öldüğümde sadece 71. Seviyedeydi. Gerçekten inanılmaz bir yetenek.]

Erta’nın tesellisi ve Reta’nın zamansız dırdırları hiç değişmemişti ama şimdi onları dinleyecek zamanı yoktu. Şu an ihtiyacı olan, insanların onu pohpohlaması değildi.

Il Han o anda evrimleştirebileceği bütün yeteneklere baktı.

“Şu anda hiç yok.”

Sonuncu seviyede olan yetenekleri; Mızrak Ustalığı, Kör Silah Ustalığı, Yakın Dövüş Ustalığı, Kılıç Ustalığı, Ateş etme, Fırlatma, Parçalama, Demircilik ve Dil’di.

Bunların arasında, başka bir seviyeye evrilemeyenler ve de evrimleşmek üzere olan Mızrak Ustalığı dışında kalanlar Kör Silah Ustalığı, Yakın Dövüş Ustalığı, Kılıç Ustalığı, Fırlatma ve de Dil yetenekleriydi. Bunların arasında fazla zaman almayacak bir tek Fırlatma vardı.

[Fırlatma yeteneğini kullanarak ikinci sınıf canavar öldür 100,000/100,000]

[Fırlatma yeteneğini kullanarak üçüncü sınıf canavar öldür 10,000/10,000]

[Tek bir atışla üçüncü sınıf canavar öldür 100/100]

[Fırlatma yeteneğini kullanarak dördüncü sınıf canavar öldür 1/5]

[Üçüncü sınıf büyü taşı 400/400]

[Dördüncü sınıf büyü taşı 1/2]

“Bu da ne, Mızrak Ustalığından bile daha zor?”

[Çünkü fırlatma yeteneği dövüş sanatındansa dövüş sanatlarını destekleten bir yetenek. Bu özellik yüzünden tek başına evrimleşemez, birleşik bir evrimleşme geçirmesi gerekir. Bu yüzden de koşulları birçok başka yetenekten daha zor.]

Bu doğruydu. Diğer bütün yetenekler sadece ‘evrimleşiyordu’ ama sadece Fırlatma yeteneğinde ‘birleşik evrim’ kelimesi geçiyordu. Birleşik? Onunla birleşik olan diğer yetenek neydi? Çok merak ediyordu ama şimdilik dayanması gerekiyordu. Nasılsa yakında öğrenebilecekti.

[Daha da şaşırtıcı olanı senin bu koşulların neredeyse hepsini yerine getirmiş olman.]

“Japonya’da öldürmek için atlatı kullandım.”

Üstelik Orochi’yi fırlattığı mızrak öldürmemiş miydi?

Mızrak Ustalığı için büyü taşını kullanması gerektiğinden, Fırlatma yeteneğini evrimleştirmek için ilaveten fırlatma yeteneğini kullanarak dört tane daha dördüncü sınıf canavar öldürmeli ve iki tane de dördüncü sınıf büyü taşı bulmalıydı. Eğer eskiden olsaydı, bunun bir saçmalık olduğunu söyleyerek başını salardı ama şu anki Il Han, ejderhalarla dolu bir dünyadaydı ve bu da artık kulağa saçmalıkmış gibi gelmiyordu.

“Pekâlâ.”

Fırlatma Yeteneğini biraz evrimleştirmek için sabırsızlanıyordu ama öncelik Mızrak Ustalığı’ndaydı. Kısa ve derin bir nefes almadan önce Mızrak Ustalığı’nı geliştirmeyi diledi.

O anda sahip olduğu yüz tane üçüncü sınıf ve tek olan dördüncü sınıf büyü taşı dışarı çıkarak ışık yaymaya başladı. Öyle parlak bir ışıktı ki etraftaki ejderhaların onu bulacağından endişelenmişti!

Fiziksel bedeni ne kadar eğitimli olursa olsun parlak ışığın ardını göremiyordu.

“Erta iyi gidiyor mu?”

[Ben pek de dövüş gurubuna ait değilim yani dövüş sanatlarıyla alakalı bir yeteneğin evrimini ilk defa görüyorum! Lita burada olsaydı çok daha iyi olurdu!]

[Aaah. Gerçekten çok absürt bir sahne.]

İkisi de hiç yardımcı olmuyor! – içinden geçiren Il Han ışığın kaybolmasını bekledi. Ama ışık hiç de azalmayıp tersine bütün dünyayı kapladı.

Aslında dünyayı değil Il Han’ın kendisini kaplamıştı.

Il Hna bunları düşünürken retinasında yeşil yazılar belirdi.

[Düşük bir varlık olarak özgün bir yeteneğe öncülük etmek. Akashik Kayıt, bunun en hızlı kayıt olduğunu fark etti. ‘En Hızlısı’ unvanını kazandın. Bütün yeteneklerin eğitim hızı ve de kazanılan deneyimler 10% artar.]

[İnsan Yu Il Han’ın sahip olduğu bütün kayıtlardan oluşturulan özgün bir yetenek.]

[Bununla bağlantılı yetenekler son seviyeye ulaşır. Yeteneğin sınıflandırması üstün seviye yeteneğe yükselir.]

[Kayıtlarının sınıfları, seviyen ile kıyaslandığında özellikle çok yüksekler. Yeteneğin gelişimi hızlanır.]

[Bütün kayıtlar emildi. Mızrak Ustalığı evrimleşir.]

Akashik Kayıt, Il Han’ın bütün hayatını okuyamasa da, kayıtları ve de başarıları kesin bir ödüle dönüşmüştü. Yetenek evrimiyle ilgili olan yazılar bunun kanıtıydı.

Il Han başarıyla hatırladı.

Mızrağını sallayıp bedenini eğiterek ‘yarını’ beklediği günleri…

Yeni bir bilgi ve de teknik öğrenmek için bütün dünyada koşuşturduğu günleri…

Lita’nın gülümsemesini ve onun dövüş sanatlarındaki seviyesini yakalamaya çalıştığı günleri…

Dayandığı, daha da dayandığı ve daha da dayanabilmek için dişini sıktığı günleri…

Kafasında beliren yazıların anlamını çözmeye çalışırken bütün ışık Il Han’ın vücudunun içine çekildi. Aynı anda bildiği ama birbirine bağlayamadığı kayıtların gücü tek bir kayıt haline gelerek beynine kazındı.

[Belirlenemeyen Yörüngeye Sahip Mızrak yeteneğini öğrendin.]

[Beşinci sınıfa geçmek için gereken koşullardan birini yerine getirdin. Beşinci sınıfa geçmenin zorluğu azaldı.]

Işık kaybolmuş ve ovada duruyor olsa bile Il Han’ın gözleri hala kapalıydı. Erta ve Reta neler olduğunu bilmediğinden sadece onu endişeyle izleyebiliyorlardı. Il han vücuduna, ruhuna ve de bedenine kazınan yeteneği kabul ederken ışığın kaybolduğunun bile farkında değildi

Çoktan bir yeteneğin evrimleşmesini yaşamıştı. Dinlenme yeteneği Kutsal Yenilenmeye ve Gizlenme de Ölüm Tanrısına dönüşmüştü. İkisi de özgün yeteneklerdi ama karşılaştırıldığında çok da farklı değillerdi.

Ama dövüş sanatları farklıydı. Açıp kapatmak için 0 ve 1’i kullanan bir düğme değildi. Nasıl olduğunu ve nasıl uygulanması gerektiğini anlayabiliyordu. Kendi kayıtlarının bir sonucu olduğundan anlama ve kabullenme iki farklı olguydu.

Üstüne tam uyan kıyafetleri giyen birisi bile ilk başta değişik hissedebilir. Alışmak için biraz zaman gerekir.

[Yu- Yu Il Han. İyi misin?]

[Sanırım harika bir enerji hissediyorum.]

“…”

Gözleri hala kapalıyken Il Han mızrağını kavradı ve savurmaya başladı. Mızrak tekniklerinin bir şekli ya da bir formülü yoktu bu yüzden de salladığı mızrağın belirli bir yörüngesi yoktu.

Ve bu, en önemli olan şeydi. Bu,  Il Han’ın dövüş sanatlarında şu ana kadar aldığı yol ve Il Han’ın varlığının özüydü.

Il Han’ın mızrağını savurmaya başlamasının üzerinden 1, 2 ve 4 saat geçti.

Hala 999 tane dördüncü sınıf canavar öldürmesi gerekse de dört saatini bir şeyler yaparak harcıyordu. Erta bu gidişle görevde başarısız olmasından korkuyordu ama mızrağını savurmaya devam eden Il Han, akıp giden zamanın farkında değil gibiydi.

[Eğer böyle olacağını bilseydim, yeteneği evrimleştirmeden önce bariyeri açtırırdım….]

[Bir dahaki sefere ben de girmek istiyorum.]

Reta dikkatli bir şekilde Erta’ya sordu. Reta bunu söylerken Erta’nın da aklından bir şey geçiyordu.

Tanrı seviyesindeki Sonsuzluğun Kum Saati tarafından yapılan bariyere, sadece Il Han’ın izin verdiği varlıklar girebiliyordu.

Il Han bilinçli bir şekilde Erta ve de Sonsuz Alev’i bariyerin içine almıştı ve onunla konuşan düşüncelerin büyük çoğunluğu bariyere girememişti. Çünkü düşünceler, Il Han’ın izin verdiklerinin dışında kalan ayrı varlıklar olarak değerlendirilmişti.

Belki de belirsiz olan teşhise göre, sürekli gürültü yapan Orochi’nin aksine çoğunlukla sessizce bekleyen düşünceler bariyerin içine girememişti. Reta da kurbanlardan biriydi.

Il Han, yaşam gücü onunla birlikte olmasına rağmen düşüncelerin farklı varlıklar olarak değerlendirilmesini ilginç bulmuştu, ama bu kadardı. Bu yaşam gücüyle ya da ‘düşüncelerle’ şu an için hiçbir şey yapamayacağından çok fazla üzerinde düşünmemişti.

[Ah, Yu Il Han?]

[Yu Il Han-nim?]

O sırada Il Han aniden durdu. Erta ve Reta hızla onunla konuştular ama Il Han tekrar onları duymuyormuş gibi mızrağını aldı.

Ama bu sefer durum farklıydı. Mızrağı savurmak yerine yakınlardaki bir ağacı hedef almıştı.

‘Artık anladım sanırım.’

Mızrağını anlamsızca savurmuyordu. Kıyafetlere daha hızlı alışabilmek için o kıyafetleri esnetmek gibiydi. Dört saat harcaması gerekse de eğer şu an denediği saldırıyı başarabilirse o kadar zaman boşa gitmiş olmazdı.

Il Han hareket etti. Ne hızlı ne de yavaş bir şekilde mızrağını kaldırdı. Ve o sırada ağaç çaprazlamasına kesilerek yere düştü.

[Bilinmeyen Yörüngeye sahip Mızrak 3. Seviye oldu.]

[…Ha?]

Yetenek gelişiminin hızlanacağını söylerken ciddiymiş – diye düşündü Il Han, başını sallarken. Bu sırada oradaki tek üstün varlık olan Erta başını yana eğdi.

[Senin savurma hareketini fark etmedim.]

[Ben de.]

Az önce ne oldu? – dercesine bakıyordu Erta. Il Han tatmin olmuş bir ifadeyle mızrağını geri çekerken cevap verdi.

“Böyle bir yetenek bu.”

[…]

[…]

Mızrağını savuruyordu ama savururken öyle bir şekilde davranıyordu ki yörüngesi görünmüyordu. Bu saldırıya yakalananlar mızrağın ne zaman ve nereden geldiğini anlayamayacaklardı. Kimse, onları etkilese bile karmaşık bir saldırıdan korkmazdı.

Sadece Il Han’ın öğrenip kullanabileceği bir yetenekti bu. Çünkü insan vücudunun bütün yıkıcı gücünü ortaya çıkaran dövüş sanatlarıyla birlikte hem gizlenme hem de mızrakta son seviyeye ulaşmıştı. Tek bir yetenekmiş gibi görünse de aslında değildi.

Elbette böyle üstün seviyeli bir yeteneği sadece bedeniyle kullanamazdı, oldukça fazla mana da kullanmıştı. Sadece ağacı kesmek için bu kadarını kullanıyordu yani ejderhaları avlarken manası bitebilirdi.

Normal bir şekilde kullanmak için normal saldırılarıyla birleştirmeliydi ama bu durumda tekniklerinin seviyesi yerine manası için endişelenmeliydi.

Şu ana kadar aktif yetenek olarak gizlenme ve süper insan gücüne sahip olan Il Han için oldukça büyük bir zarardı bu. Büyü değerinin, istatistiklerde en düşük olmasını umursamamıştı ama göründüğü kadarıyla büyü değerinin artması için çalışması gerekiyordu.

[Gerçekten de öyle…]

Il Han yeteneğin artı ve eksilerini düşünürken Erta şaşkınlıkla konuşuyordu.

[….Senin gibi bir yetenek.]

“Hey, öyle deme.”

Kendi gücünün seviyesine bağırmak istiyordu! Erta gerçekten de bunu söylemek zorundaydı sanki!

[Şimdi yeteneklerini bile gizledin, ne kadar acınası…]

“Kes sesini!”

Böyle bir sahnenin yaşanmasını istememişti! Yandaşlarının yeni, harika ve güçlü yeteneği karşısında çığlık atmalarını istemişti!

Bu sırada, böyle bir tepkiyi verebilecek yandaşı, parçalanmış ağacı gördükten sonra şaşkınlıktan bir şey söylemiyordu.

Reta’nın Erta’dan daha iyi bir şekilde onu teselli mi edeceğini yoksa ona mı güleceğini merak ediyordu. Il Han çantasından birkaç üçüncü sınıf büyü taşı ve bir şişe çıkardı. Şişedeki, dördüncü sınıf büyücü Dakié Von Illastra’yı öldürdükten sonra aldığı mana iksiri vardı.  

Şişenin ağzını açarak iksirden bir yudum aldı. Dördüncü sınıf birinin yaptığı iksirden beklenildiği gibi Il Han’ın manası sadece bir yudumla yerine geldi. Sadece bir şişe iksir Il Han’ın manasını 40 kere doldurmaya yeterdi.

İksirin performansı karşısında sevinse mi yoksa düşük mana kapasitesinden dolayı üzülse mi bilememişti. Ama kesin olan bir şey vardı.

“Gidelim Reta. Artık her şeyi daha hızlı yapacağız.”

[Evet!]

Fiziksel bir bedene sahip olmasa bile Reta kalbinin hızlandığını hissetti. Büyük ihtimalle sebebi yükselen beklentileriydi.

Neşeyle büyü biçimini etkinleştirdi ve hatasız bir şekilde yeni dördüncü sınıf olmuş uyuyan bir ejderha buldu.

Il Han son seferindeki gibi ve de avını yarıya böldüğü zamanki gibi atıldı. Mızrağını kullandıkça, daha fazla ejderhanın kaydını kazandıkça hızı da artmıştı.

800 tane dördüncü sınıf ejderha ancak 200. Seviyenin üzerinde olduğundan hepsinin de güçleri birbirine yakındı.  

Sonunda Dareu’ya hükmeden ejderhaların sonu yaklaşıyordu.

Bir yalnızın sayesinde!