Zamanı durdur atölye de çalış:D hamallık saati geldi
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
77. Bölüm Artık Ben de... (2)
Il Han Kore’ye geri döner dönmez taksi tutarak Seul’a döndü ve evine gitti. Fark etmeden annesini aramaya başlamıştı ama bağımsız olduğunu hatırladığında gülümsedi. Artık insanlara görünerek taksi tutabiliyordu.
“Duş alıp uyuyacağım.”
[Spiera her an beni çağırabilir o yüzden ben de seninle uyumak istiyorum.] (Lita)
[Birlikte dinlenin. AMA küçük boyuttayken.] (Erta)
‘Hiç dinlenmeden günlerce savaşmak’ kulağa çok havalı gelebilirdi ama aslında berbattı ve inanılmaz derecede kirliydi – Özellikle üç hafta boyunca zindanlarda gezinen Il Han için.
Artık bir halıdan farkı kalmamış ‘zırhını’ ve de içliğini çıkararak yıkandı.
Savaş ganimetlerini kontrol etmek istemediğini söylese yalan söylemiş olurdu, özellikle de Orochi’ninkileri. Ama seviye artışı ve kutsal yenilenme sayesinde vücudu ne kadar iyi olursa olsun zihinsel yorgunluğu son seviyesine ulaştığından hiçbir şey söylemeden kendini yatağına bıraktı.
“Beni yarın sabah uyandır.”
[Ama şu an sabah…] (Erta)
“İyi geceler…”
Dinlenme yeteneğinin bütün gücünü ortaya çıkararak Il Han yattıktan 1,5 saniye sonra uyuya kaldı. Yanında Orochi kükrese uyanamayacak kadar derin bir uykuya dalmıştı.
[Daha ona geri kalan ödüllerini bile vermedik.] (Erta)
[Burada Il Han ile birlikte uyuyacağım. Yani gidip biraz ödül topla. Ah, ayrıca getirebiliyorsan ona yardım edebilecek birkaç yetenek de getir.] (Lita)
[Sizi gerçekten yalnız bırakabilir miyim?] (Erta)
Erta, inanmaz bir şekilde Lita’ya baktı ama Lita hiçbir şey söylemeyerek el salladı. Sonunda Erta’nın her şeyi Lita’nın vicdanına bırakmaktan başka çaresi kalmamıştı.
Elbette vicdansız melek Lita, Erta gider gitmez kendi boyutuna döndükten sonra Il Han’ın yanına sokularak uykuya daldı. Ama onunla yüz yüze yatmak dışında başka bir hamle yapmaya kalkışmadı.
[Uyuyan yüzü çok tatlı.] (Lita)
Eskiyle kıyaslandığında yüzü sürekli seviye atlamaktan dolayı daha düzgün ve temiz bir hal almıştı. Yıllarca gördüğü yüz değiştiği için biraz hayal kırıklığına uğramıştı ama onu ilgilendiren Il Han’ın yüzü değil varlığının kendisiydi. Dolayısıyla hayal kırıklığından kısa sürede kurtuldu.
[Sonsuza kadar böyle yaşasaydık güzel olmaz mıydı….?]
Sessizce mırıldanarak Il Han’ın koluna sarıldı. Eğer Il Han bunu duymuş olsaydı “Hayır! Bu, bir sonraki sahnede ayrılmak için bir bayrak!” diye bağırırdı. Ama uyuduğundan cevap da veremiyordu.
Yavaşça gözlerini kapattı ve Il Han’ın yaptığı gibi yavaşça uykuya daldı.
Bu sırada Erta’nın, diğer tarafa varır varmaz diğer melekler tarafından etrafı sarıldı.
[Lita nerede? Neden seninle birlikte değil?]
[Bana şu insandan bahset. Dördüncü sınıf canavarı öldüren senin partnerindi, değil mi?]
[Onu benimle de tanıştır.]
[Melek olması için aklını çelmemiz gerekmez mi? Kısa zamanda üstün varlık olamaz mı? Onu hemen cezbetmeliyiz.]
Her taraftan bir melek konuştuğundan kafası çöplüğe dönmüştü. Bu olay bu kadar şaşırtıcıydı işte.
Dördüncü sınıf canavarlar, en azından sadece ikinci değişimini yaşamış dünyalarda ortaya çıkardı ve insanların onları sorunsuzca yenebilmeleri için insanların üçüncü değişimi yaşaması gerekirdi.
Ama Dünya sadece birinci değişimini yaşamıştı ve birisi dördüncü seviye bir canavarı, üstelikte mutant bir tanesini bu koşullar altında durdurabilmişti!
[Şu an bundan daha önemli bir konu var. Aşırı yüklenmeye kimin sebep olduğunu buldunuz mu?] (Erta)
Erta meleklerden birine sorunca melek yenilgiyle başını iki yana salladı.
[Orada oldukça fazla melek vardı ama hiçbiri suçlulardan bir ize rastlamadı.]
[Yıkım Tuzaklarını nasıl kullandıklarına bakılırsa, bu iş kesinlikle bir hainin işi. Kontrol ettim ve daha yıkım tuzaklarının nasıl sızdırıldığını bile bilmiyorlar. Aptallar!]
[Sadece, olay yerinde olmasına rağmen hiçbir şey göremeyen Feyta eziklik hissiyle uğraşıyor.]
Aman Tanrım, olay yerinde miydi? Hem de böyle bir olayı engellemek için görevlendirilen meleklerin sayısı artırılmışken?
İşte bu sebeple Il Han tarafından ‘işe yaramazlar’ olarak adlandırılmayı hak ediyorlar. – Erta düşünceleri arasında içini çekti.
[Erta.]
Erta diğer meleklerle birlikte Cennet’e adımını atar atmaz önünde birisi belirdi. Başını kaldıran Erta, sırtındaki saf ışıktan mızrağıyla cesur melek Spiera’yı tanıdı.
[Spiera-nim. Lita şu anda dinleniyor. Büyük ihtimalle daha sonra kendi başına gelir.] (Erta)
[Ona, artık daha fazla özel eğitimin olmayacağını söyle.] (Spiera)
[Gelişimi iptal mi edildi?] (Erta)
[Hayır, uygun bulundu.] (Spiera)
Erta gözlerini kocaman açtığında Spiera üzgün bir gülümsemeyle cevap verdi.
[Kaos Duvarı açılmak üzere. Tam da Cennet’in güçlerinin Dünya’ya yoğunlaşmasını bekliyormuş gibi.] (Spiera)
Kaos Duvarı, melekler ile şeytanlar arasında süregelen savaşın cephesiydi. Sayısız dünyayı koruyan ve kollayan meleklerin üstüne şeytani üstün varlıklar dünyalardaki bütün kayıtlara sahip olmayı istiyordu.
Normalde Cennet’in gücünden oluşan duvarı geçemezlerdi ama bazen duvarın gücünün inanılmaz derecede zayıfladığı zamanlar olabiliyordu.
Şeytanların umutsuzca beklediği ve meleklerin de gerçek bir Cennet’in Ordusu’na yaraşır şekilde hayatlarını ortaya koyarak savaştıkları anlardı bunlar.
Il Han her zaman onların işe yaramadığını söylüyordu ama meleklerin sayısız dünyayı korumak için neler yaptığını bilseydi bu şekilde konuşamazdı.
Tabii ki bu durum, melekler Dünya’ya olanlardan sorumlu değil anlamına gelmiyordu.
[Lita savaşta gerekli mi?] (Erta)
[Yetenekli biri. Eğer kendisi güçlü bir şekilde istemezse onu Dünya’ya yollamazdık.] (Spiera)
Lita’nın haine yaptığı vuruşları düşününce Erta bilinçsizce başıyla onayladı. Spiera konuşmaya devam etti.
[Dünya’da neler olduğunu duydum. Ama ne yazık ki Cennet’in Ordusu uzun süre tek bir dünyayı bu kadar önemseyemez. Bunu insanlara bırakacağız.] (Spiera)
Erta’nın kafası bomboştu. Önemseyemez mi? Erta berbat bir şekilde dönmüş olsa bile mi? Hemen cevap verdi.
[Sizi anlıyorum ama Dünya’nın şu anki durumu çok ciddi. Eğer Il Han bugünkü savaşta yer almasaydı Dünya öylece yok olurdu. Zaten Dünya’ya karşı birçok suç işledik!]
[Ama Il Han denen insan olduğu sürede Dünya güvende, değil mi?] (Spiera)
Erta Spiera’nın sözlerine inanamıyordu.
Cennet’in Ordusu’nun sorumlu olduğu bütün bir dünyanın yönetimini tek bir insana mı bırakacaklardı? ‘Yeterli’ diye adlandırdıkları bir bahaneyle birlikte?
Spiera ve Erta’nın seviyeleri arasında uçurum kadar fark vardı. Buna rağmen Erta adamakıllı sinirlenmişti. Spiera ona bakarak güldü.
[Durum bu muydu? Erta sen de mi bu insanı seviyorsun? Oldukça komik.] (Spiera)
[Sadece öğrencim için endişeleniyorum.] (Erta)
[Hissettiğin duygularına ne isim verdiğin umurumda değil. Asıl önemli olan daha üç ay önce tanıştığın düşük bir varlık için bazı duygular besliyor olman.
[Düşük varlıklara ayrımcılık yapıyor muydun?] (Erta)
[Sadece onları ayrı tutarım.] (Spiera)
Erta çenesini kapattı. İçten içe, kokuşmuş pisliğin karnına mızrak batırmak istiyordu ama bunu sesli söylerse dayak yiyeceği kesindi.
[Bizim görevimiz bütün dünyaları eşit bir şekilde yönetip korumak. Ama bir başka görevimiz de Kaos Duvarı’nda düşmanlarımızı doğramak. Ve cephede geri çekilirsek birçok dünya ışığını kaybedecek. Bedenlerimiz birden iki kat artmadığı sürece daha doğru olan seçeneği seçmeliyiz.] (Spiera)
[Ben… Ben de biliyorum.] (Erta)
[Fuu.] (Spiera)
Erta’nın ifadesi hiç de anlamış gibi görünmüyordu bu yüzden de Spiera üstlerinin kararını daha basit bir yolla açıklamaya karar verdi. Kaos Duvarı tam olarak açılmadığından hala zamanları vardı ve Erta da Dünya’daki en önemli insana öğretmenlik yapıyordu.
Gizlice onları dinleyen meleklerin hepsini kovan Spiera Erta’ya, Cennet’teki dinlenme yerlerinden birine kadar eşlik etti – Birçok insanın Cennet olarak düşlediği yere: Zeminin bulutlardan olduğu ve tepesinde de küçük kuşların uçuştuğu boş ve sıkıcı bir yer.
[Üstün varlıklar, hainlerle iş birliği yaptığından panikledim ama onlar da doğrudan bir şeyler yapamazlar. Tek yapabilecekleri, Dünya’yı fethedecek olan başka dünyalılar için geçitler oluşturabilmek ve tabii ki de aşırı yüklenmeler… Sonuçta bunlar üstün varlıkların arasında olan şeyler, haksız mıyım?] (Spiera)
[Kesinlikle öyleler ama şu anki durum, Dünya’nın iki seviye daha gelişmiş olduğu zaman yaşanması gereken bir kriz.] (Erta)
[Ama bu üstün varlıklar arasında olduğundan doğrudan müdahale edemeyiz. Yapabileceğimiz tek şey önlem almak ama doğru bir şekilde yapabiliyor muyuz?] (Spiera)
Erta bile bu sorumluluklardan kaçamazdı. Il Han’ın öğretmeniydi ama aynı zamanda da üstün varlıklardan biriydi.
[Üstün varlıklar bile düzgün bir şekilde yanıtlayamıyorlar. Bunun tek sebebi Dünya’ya gönderilen meleklerin işe yaramaz olması mı? Hayır, düşmanımız bizi titizlikle analiz etmediği, yeteri kadar haine sahip olmadığı ve geleceği hesaplayamadığı sürece imkânsız bir durum.] (Spiera)
[Bu yüzden mi artık bu işlerden elimizi çekmemi gerektiğini söylüyorsun? Dünya’yı feda ettikten sonra olayın tamamen kapanacağını mı sanıyorsun?] (Erta)
[Kesin olan bir şey varsa o da umursamazca melekleri Dünya’ya göndermeye devam edersek oyunu onların ellerine vermiş oluruz.] (Spiera)
‘Onlar’. Cennet’in birçok düşmanı olduğundan arkasında kimin olduğunu tam olarak bulamıyorlardı. Kanatlarını kül grisine boyayarak hemen Kaos Duvarı’nın yanında dişlerini gıcırdatan Yıkım Şeytan Ordusu olabilirdi.
[Bu yüzden başka bir yöntem kullanmalıyız. Sadece Dünya’yı savunmak yerinde Dünya da dâhil bütün dünyaları korumalıyız.] (Spiera)
[Dünya’yı sadece bir kişinin üzerine yıkarak!] (Erta)
Erta cevabı yapıştırdı ama Spiera şaşırtıcı bir şekilde başıyla onayladı.
[Üstün varlıklar kendi güçleriyle yapabilecekleri şeyleri ve düşük varlıklar da kendi kapasitelerinin yettiği kadarını yapmalı. En azından üstlerimiz bunun daha etkili ve aynı zamanda da zararı en aza indirebilecek bir yöntem olduğunu söylüyor. İşte bu şekilde.] (Spiera)
[İşte böyle mi?] (Erta)
[Cennet Ordusu’nun yapabileceği sınırlar dâhilinde, Dünya’yı korumak için uğraşanlara destek olmayı ve ödül vermeyi düşünüyoruz. Bildiğim kadarıyla Dünya’da aşırı derecede önemli bir yer var.] (Spiera)
Çok yerinde konuşan Spiera, Erta’yı kendine çekti.
[Cennet’in hazinesini açacağız. Bu tam da o insana uyuyor.] (Spiera)
[Sizin ve üstlerimizin kararını kabul etmesem de memnuniyetle, alabileceğim kadar şeyi alacağım.] (Erta)
[Neden sen teşekkür ediyorsun? Bu senin için değil Yu Il Han denen insan için.] (Spiera)
Erta söyleyecek bir şey bulamazken Spiera kıkırdadı. Ve ardından kaşlarını gevşeterek Erta’ya öğüt verirmiş gibi konuştu.
[Duygularına dikkat et. Avcılar ve düşmüş melekeler bir zamanlar en parlak ışığı yayıyorlardı. Yozlaşmaları hep duygularından kaynaklanıyordu. Özellikle de aşk en tehlikelisi. Ani, güçlü ve reddedilemeyecek ölçüde çekici.] (Spiera)
[…Aklımda tutacağım.] (Erta)
Erta homurdandı. Sonra da tereddütsüzce ilerleyen Spiera’yı arkasından takip etti.
Il Han uyandığında hava hemen hemen güneşliydi. 24 saatten daha fazla uyuyup uyumadığını kontrol ettiğinde sadece beş saat geçtiğini gördü. Bir aya yakın bir zamandır uyumuyor olsa da hem zihinsel hem de bedensel yorgunluğu hiç olmamış gibi kaybolmuş, tamamen iyileşmişti!
“Bu beni çıldırtıyor. Artık uyuyamam bile.”
[Çünkü yenilenmen çok güçlü. Bu kötü bir şey değil.] (Erta)
Lita hala Il Han’ın kolunu kucaklamış bir şekilde yatarken gülümseyerek cevap verdi. Sonunda Lita’nın ona yapışmış olduğunu fark eden Il Han şaşırmıştı ama ‘ablası gibi gördüğü insanın göğüslerini hissetmek istemediği için’ hiçbir şey olmamış gibi Lita’yı silkerek kendinden uzaklaştırdı.
“Açım, hadi yemek yiyelim.”
[Başka şeyler de yapabilirsin.] (Lita)
Lita ona hiçbir şey söylemeyip aşağılasaydı güzel olurdu ama Lita’nın bu şekilde cesareti olsaydı Il Han bin yıl boyunca bakir kalmazdı.
Ama Lita iç çekerek kalktığında Erta belirdi. Erta’nın ani ortaya çıkışıyla anında küçüldü ama Erta umutsuz bir sesle ona seslendi.
[Lita.]
[Hiçbir şey yapmadım!] (Lita)
[Yapmalıydın.] (Erta)
[Ha?] (Lita)
Il Han konuşmanın verdiği kafa karışıklığıyla başını eğerken Erta iç çekerek açıkladı.
[Kaos Duvarı açılıyor. Bizimle avcılar arasında gerçekleşecek savaşa çağırılıyorsun. Test olmadan gelişeceğin için sevinmelisin. Sanırım yeni bir ismin olacak.] (Erta)
[Peki ya sen?] (Lita)
[Il Han’ın tarafını korumalıyım.] (Erta)
Lita’nın gözleri korkunç bir şekilde parladı. Lita’nın ölümcül ifadesini gören Erta titredi.
[Ben- Bu üstlerin kararı. Ben karşı çıktım.] (Erta)
[Biliyorum. Bu yüzden onları öldürmeye gideceğim.] (Lita)
[Olduğun yerde kal. Bu şakayla sona ermez!] (Erta)
Il Han yaşananların ne olduğunu tam bilmiyordu ama Lita’nın bir kez daha onu bırakacağını anlamıştı. Artık Il Han mana kullanabildiğine göre artık iki melekle yakın olmanın bir nedeni yoktu ama… acı bir şekilde gülümsedi.
“Seni uzun bir süre göremeyecek miyim?”
[Hayır, öyle bir savaşı… hemen bitirip yanına geleceğim.] (Lita)
Lita yüzündeki katil ifadesini tamamen silerek Il Han’ın başını kucakladı ve kendinden emin bir şekilde konuştu. Il Han da hafifçe onun sırtını sıvazlıyordu.
“Evet, seni bekliyor olacağım, o yüzden çabuk gel.”
[Evet.] (Lita)
Lita, Il Han’ı kucakladıktan sonra bir adım geri çekilerek onu yanağından öptü. Sonra da Erta’ya baktı.
[Eğer ben burada yokken bir ilerleme kaydedersen… Anladın, değil mi?] (Lita)
[Beni korkutuyorsun. Gerçekten, korkunçsun!] (Erta)
Erta’yı hafifçe tehdit ettikten sonra Lita bir iç çekerek kayboldu. Ancak Lita ortadan kaybolduktan sonra nefesini bırakan Erta Il Han’a yaklaştı.
Erta ve Lita’nın ona karşı duyguları olduğunu ve karşı cinse duyulan hisleri anlamayan bin yıllık bakir Il Han başını eğerek Erta’ya sordu.
“Ne ilerlemesi? Dünya’dan biriyle falan mı çıkıyorsun?”
[Bu sadece melekler arasında bir kod, sen kafana takma. Daha da önemlisi, işte ödüllerin.]
Bunun kendisiyle ilgili romantik bir şey olduğunu nasıl anlayabilirdi ki? Erta cevap verirken bile içini çekti.
Bu sırada Erta’nın bariz bir şekilde konuyu değiştirmesi üzerine Il Han bıu gizli kodları daha sonra çözmeye karar verdi ve kollarını uzattı.
Erta hafifçe eline dokunduğunda retinasında yeşil yazılar belirmeye başladı.
[Cennet Görevi 005, Zindan Dalgası, Tamamlandı!]
[Bütün zümreler 7 artar. Büyü ek olarak 10 artar.]
[Üstün Lanet Direnci yeteneğini aktive ettin.]
“Bu…”
Ödüller basit değildi. Sadece zümre değerleri değil bir de üstün lanet direnci mi? Gelecekte ‘Güvenle’ ‘acı çekebileceğini’ düşündüğünde tedirgin hissetmişti.
[Bu son değil.] (Erta)
“Dahası da mı var?”
Il han çoktan çantasının yeteneklerini geliştirdiğinden bu kadar cömert davranmalarından şüphelenmişti. Ne kadar büyük bir şey başardığını bilmediğinden bunu düşünüyordu.
[Bu.] (Erta)
Erta elini açtı. Avucunda küçük bir kum saati duruyordu ve içindeki kum hareket etmeden sabit bir şekilde duruyordu. Il Han yumuşak bir gülümsemeyle cevap verdi.
“Kavga mı çıkarıyorsun?”
[Bilgisini kontrol et.] (Erta)
Bir iç çekişle kum saatini eline aldı. Gözlerinde yazılar belirdi.
[Sonsuzluğun Kum Saati]
[Seviye – Tanrısal]
[Seçenekler – Ayda bir, etrafındaki alana bir set çekerek zamanı durdurabilir. Set çekilen alanın içinde zaman aksa da dışarıdaki zaman akmaz. Kullanıcının standartlarında biri en fazla iki aylık bir süreyi durdurabilir. Kullanıcı tarafından izin verilmeyenler setin içine giremez.]
[Kullanıcı kısıtlaması – Sadece Yu Il Han kullanabilir.]
[Dayanıklılık – Sonsuz]
Onu gerçek bir yalnıza dönüştürecek bir malzeme ortaya çıkmıştı.
Magnec