yakinda dukkan kurar orada satisa baslar benden demesi
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
54. Bölüm Ben Carry! (1)
Ç/N: Başlıktaki Carry kelimesi Dota oyunundaki kahramanlara verilen isim.
Terkedilmiş Dünyalarla ilgili şeyler, o sırada zindanda olanlardan başkasına söylenmedi. İnsanlar dünyanın rayına oturduğunu düşünüyor ve yenidünyanın yararına olan kurallar oluşturuyorlardı.
Devlet, daha önce de onayladığı gibi resmi bir yetenek kullanıcıları organizasyonu kurarak ‘Baskı’ ismini verdi. Ama yüksek potansiyeli olan ordu askerlerinin dışında ‘Bakı’ya ait olan fazla sivil yoktu.
Onlara memur gibi davranılması güzeldi ama hareketlerinde kısıtlamayla karşılaştıkları için istedikleri gibi seviye atlayamıyorlardı ve canavarlarla savaşsalar bile bütün canavar ganimetlerini eline alamıyorlardı ve diğer yetenek kullanıcılarından daha güvende oldukları da söylenemezdi.
Şuanda da Kore won’u kesinlikle rağbette olan bir para bilimi değildi. Devlet yönünü yanlış ayarlamıştı.
Devlet, Baskı’daki insanların ulaşım ve konaklama ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyor, aynı zamanda da Baskı’da olmayanlara para cezası veriyordu. Bu onların alabileceği en kötü karardı. Halk, zindanlara giriş ve canavar ürünlerinin alım satımı konusunda devleti eleştirmeye başladıklarında insanlar Kore’yi terk etmeyi düşünmeye başladılar.
Yetenekli insanları isteyen bir sürü ülke vardı. Ayrıca, sadece ülkelerindeki güçlü insanların bile onlara ne kadar yarar sağlayacağını bilenler de vardı. Onlar, Kore’nin aksine, sınırlamaları en aza indirerek daha çok imtiyaz sağlamışlardı ve yetenekli insanları havada kapıyorlardı.
Ülke sevgisine güvenmenin yanlış olduğunu biraz fazla geç fark eden Kore devleti de diğer ülkelerin yetenek kullanıcılarıyla ilgili yöntemlerini örnek aldılar. Tam olarak Büyük Değişim’den 75 gün sonra Kore’de yeni bir yetenek kullanıcıları organizasyonu ortaya çıkmıştı.
Kore Özel Yetenekler İdari Dairesi kurulmuştu.
Mana işçiliği kullanarak ortaya yeni malzemeler çıkarabilen tek kişi Il Han değildi. Ayrıca Il Han dışındakiler diğer dünyalara gidebilir ve orada birçok malzemeye ulaşabilirlerdi. Kore devleti de diğer ülkelerdeki organizasyonların yaptığı gibi büyük ölçekli birçok malzeme getirmişti. Kullanıcısının işini yargılayabilen ve mana ölçebilen malzemelerdi bunlar.
Kore Özel Yetenekler İdari Dairesi bu iki standardı, yetenek kullanıcılarını A’da F’ye kadar sıralamada kullandılar ve A ile D arasındaki yetenek kullanıcılarına seviyelerine göre, cep harçlığından çok daha fazlasını ama maaştan daha azını verdiler.
Kore’deki neredeyse herkes yetenek kullanıcısı olduğundan, F ve E seviyelerindeki daha birinci sınıfa ulaşamamış insanlar çıkarılsa bile, bunun devlet için büyük bir yatırım olduğu söylenebilirdi.
Elbette durum sadece para vermekle kalmıyor, seviyelerine göre yetenek kullanıcılarına iletişim cihazları da veriliyordu. Böylece eğer bir canavar zindanların dışında ortaya çıkarsa diğerlerinden yardım isteyerek görev verebiliyorlardı.
Görevi kabul etmek zorunlu değildi ve insanlar bunu kabul ettiklerinde ödül bile alabiliyorlardı. Elbette, sürekli görevleri görmezden gelirlerse 'maaşları' artık kesiliyordu.
İnsanlar, sadece ufak bir müdahale olduğundan bun reddetmemek için bir sebep göremiyor ve sonunda Kore Özel Yetenekler İdari Dairesi’ne giderek yeteneklerini kontrol ettiriyorlardı.
Diğer ülkeler yetenek kullanıcılarını kontrol etmeyi denememişlerdi bile. Kore devleti ticaret ilişkisini, ancak onları zorla kontrol edemeyeceğini acılı bir şekilde deneyimledikten sonra kurabilmişti.
Bu sırada şirketler devletten daha akıllıydılar. Büyük bir zirve yaparak, dengeleyici görevinde yetenek kullanıcı gruplarıyla yüzleştiler. Sadece savaş gücü aramıyorlardı. Demircilik, mana işçiliği, araştırma yapan kişiler… Birçok farklı alanda yetenek kullanıcıları arıyorlardı.
Diğer dünyalardan elde edinilebilecek farklı para birimleri ve hammadde arıyor ve bunu Dünya’daki işlerine uyarlamanın bir yolunu bulmaya çalışıyorlardı. Dünya’daki zindanları kendi yararlarına kullanmanın bir yolunu bulmak için konferans ardına konferans düzenliyorlardı. Hangi işin daha da azaltılıp neye daha fazla yatırım yapılması gerektiğini tartışıyorlardı.
Dünyada yeni hammaddelerin ortaya çıkmasıyla neredeyse bütün üretim endüstrisi çalışmaya başlamıştı ve hatta bunların arasında devlet tarafından oldukça desteklenen mimari oldukça önemli bir hale gelmişti. Öncelikle büyük şirket ve devlet binaları görünümlerini değiştirmişti.
Hukuk, toplum, binalar, insanlar… Bütün bunlar değişerek yeni topluma ayak uyduruyordu. Böyle şeyler sadece Kore’de değil, Dünya’nın her yerinde yaşanıyordu. İnsanlık tarihi tekrardan ilerleme kaydetmeye başlamıştı.
Il Han hariç.
[Il Han, yeteneğini kontrol ettirmeyecek misin?] (Lita)
“Mana kullanabilmemi sağla, o zaman bakarım.”
[Yetenek kullanıcıları arasındaki bu tür sıralamalar Il Han için anlamsız. Sadece gizlenme yeteneğini kullanarak böyle şeylere gereksinim duyan yerlerden uzaklaşır.] (Erta)
“Dediğim gibi, eğer mana kullanabilseydim böyle olmazdı.”
Lita ve Erta’nın küçük halleri Il Han’ın kafasında iki taraftan onunla uğraşıyordu. Il Han çok fazla homurdansa da bunu yaparken çok tatlı göründüklerinden Il Han bile onunla uğraştıklarını fark edemiyordu.
O sırada, televizyonda ülke çapında ilk A seviye olarak değerlendirilen adamın röportajını izliyordu. Il Han bu insanla tesadüf eseri tanıştığını hatırladı.
{Bay Do Woo Joon. Kore’de ilk A seviyeye ulaşan sizsiniz. Bu nasıl hissettiriyor?}
{Benden daha güçlülerin olduğunu bildiğim için o kadar da iyi hissettirmiyor… İmparatoriçe ve Sungdaein Bolt. İkisi benden ileride olmalı. Ayrıca bu adamın bir daha ortaya çıktığını hatırlamıyorum.}
Il Han içtiği kahveyi püskürttü. Onu hala bu takma adla çağıran birisi vardı!
{Bununla yetinip A seviyede kalmayı düşünmüyorum. Daha yeni ikinci sınıf gelişimimi tamamladım. Diğer dünyalarda da benim yeteneğimde birçok kişi var. Üstelik üst seviye canavarlar ortaya çıktıkça dikkatsiz davranamaz ve gelişmekten vaz geçemeyiz.}
Öyle bile olsa sözleri mantıklıydı. Il Han, ilk kahramanlık kompleksini gördüğünden endişelenmişti. Ama onunla ilgili olmadığı sürece bunu umursamazdı.
{Diğer birçok dünyada yaşanmayan şeyler Kore’de yaşanıyor. Bu zindanlarla birlikte rahatlayamayız. Hiç beklemediğimiz bir krizin her an yaşanabileceğinin farkında olmalıyız.}
Il Han da aynı şeyi düşünüyordu. İnsanlar başka dünyalarda, adapte olmayı öğrenmiş olsalar da şuanda Dünya’da yaşananlar gizemlerle doluydu ve bu gizemleri çözecek kişi de dışlanmış Il Han’dı!
Bu yüzden Il Han çok yorgundu. Hayat gerçekten de adil değildi.
Üstelik televizyondaki adamın söylediklerini duymak ona, yakında büyük şeyler yaşanacağını düşündürmüştü. Televizyonu kapattı.
“Mana kullanmayı daha hızlı öğrenmek istiyorum. Yeterlilik gerçekten de iki kat arttı mı?”
[Vücudunda dolaşan manayı hissedemiyor musun? İki melek sana bağlandığından bu bir şaka değil.] (Lita)
[Kolunu uzatarak Kara Alev Ejderini diriltmeye çalışsan bile manayı kullanamazsın. Bu zaman kendiliğinden, doğallıkla gelir. Yani bu kadar endişelenmene gerek yok.] (Erta)
Il Han sessizce kollarını bağladı. Manayı hissedemediğinden değildi. Vücudunun tamamıyla farkında olduğundan dolayı Büyük Değişim’den beri kalbine yayılmış mana tomurcuklarını hissedebiliyordu.
Sorun onu kullanmadaydı. Mananın akışını ve vücudundaki hareketlerini hissedebilse de kendi iradesiyle onu oynatamıyordu.
Nasıl kanatsız insanlar, onlara kanat verilir verilmez uçamıyorsa Il Han da manaya alışmakta zorluk çekiyordu.
Erta’nın söylediklerine göre, şuandan itibaren beş ay içinde kullanmayı öğrenebilirdi. Yani şuan ki gibi devam etmesi gerekiyordu.
“Fuu, bu çok uzun bir süre. Bu olmadan önce iki veya üç kez daha Terkedilmiş Dünyaya gideceğime eminim.”
[Böyle kötü tahminler yapma!] (Erta)
Erta bağırdığı sırada Lita dikkatli bir şekilde bir öneride bulundu.
[Eğer bu işe yaramazsa birbirimize daha da yakın olmamız gerekmez mi?] (Lita)
“Daha nasıl?”
[Yani Il Han’ım bunu bilmiyor. Ama sorun değil. Bu noona %$#$%^&…] (Ç/N: Noona abla demek)
Tam o sırada Erta, Lita’nın ağzını kapattı.
[Sen bunu takma Yu Il Han. Sen çok üzgün olduğundan Lita şaka yapıyor.] (Erta)
[#$%, @$*@&!]
Bin yıllık bakir Il Han, anlamamış gibi başını sallarken Erta kaşlarını çatmış bir şekilde melek halkasını kullanarak Lita’ya fısıldadı.
[Üstün bir varlık, düşük bir varlıkla bir ilişki içinde olamaz!] (Erta)
[Sorun değil. Fark edilmediğim sürece bu bir suç değil.] (Lita)
[Bunu üstlerime rapor etmeli miyim? Dünya’ya nasıl geri dönebildiğini unuttun mu?] (Erta)
[Khuk, seni mızıkçı! Ne düşündüğünü bilmediğimi mi sanıyorsun?] (Lita)
[Hmph, ben sadece kanunlara uyuyorum!] (Erta)
Melekler arasında ne tür korkunç sözcüklerin geçtiğini bilmeyen Il Han ciddi bir şekilde gelecekte ne yapması gerektiğini araştırıyordu.
Zindanda eline geçen bütün her şeyi malzeme yaparak bitirmişti, iki aydır görmediği Lita ile arayı kapatmıştı ve dinlenmişti.
Il Han yatakta kalmaktansa iş yapmayı seven bir sapıktı ve gelecekte ihtiyacı olacak şeyleri teker teker sıralamaya başlamıştı.
“Önce biraz para kazanmalıyım.”
[Senin maddiyata önem vermediğini sanıyordum.]
“Atölyemi genişletmek istiyorum ve ikinizle birlikte olduğuma göre ailemden bağımsız olmam daha iyi olur. Bunları yapabilmek için de paraya ihtiyacım var.”
Bağımsızlığı fazlaca düşünmüş olsa da ailesiyle aynı evde yaşamanın, kendi düzensiz hayatı yüzünden ailesini huzursuz edeceğini düşünmüştü.
Bunu çoktan ailesiyle konuşmuştu. Il Han onlara daha büyük ve geniş bir eve çıkmayı önermişti ama bunu dikkate almamışlardı.
Il Han kazandığı parayı umursamazca gösterip babasına çalışmayı bırakmayı önermesine rağmen babası gözünü bile kırpmamıştı. Onların hayat görüşüne fazla karışmamak daha iyi olacağından Il Han pes etmişti.
“Sıradaysa, ilk hedefimle paralel olarak yapabileceğim bir şey var ama bazı kaliteli zırh ve silahları piyasaya sürmeliyim.”
[Yani para kazanarak onları geliştireceğini mi söylüyorsun.]
“Evet. Aslında şuan insanların giydikleri çok kalitesiz. Sadece çöpler.”
İnsanların diğer dünyalardaki zor görevleri tamamlayarak kazandıkları ödüllere çöp demişti. Zırh ve silah yapmak için demircilikte ve başka tekniklerde ustalaşmış Il Han için onlar ancak çöp olabilirdi.
Il Han’ın, insanların seviyesini artırmadaki sebebi oldukça basitti. Dünya’daki ve Kore’deki krizi tek başına çözmek istemiyordu.
Il Han’ın gittiği veya gideceği her yer tehlikeli bir hal alsa da şuan ki insanların seviyesiyle sadece bir gölge leopar bile onlarca veya yüzlerce kayba sebep olabilirdi.
Zayıf gölge leopar böyleyken bir de Reta Kar’iha şehrin ortasında bir anda çıksaydı ne olurdu? Il Han yüz bin insanın acı çekeceğini düşündü.
“Eğer yaptıklarım arasında sadece deri zırh seviyesindekileri Baskı’ya satarsam ülkenin savaş gücü en az 20% yükselir.”
Baskı’dan bahsetmesinin sebebi basitti. Öncelikle Baskı, etrafta dolaşarak insanları korumaya çalışan en yoğun gruptu. İkinci olarak ise şuanda Kore’deki en acınası insandı onlar.
Ne kadar kötü durumdalarsa o kadar büyük görünüyorlardı ama herkes tarafından unutulduklarında ellerinde hiç güç kalmamış, ülkede ikinci sınıf insan konumuna düşmüşlerdi. Ellerinde savaş gücü bile yoktu ve çalışma koşulları da kötüydü. Kore Özel Yetenekler İdari Dairesi ortaya çıktığı için daha da unutulmuşlardı ama ülke de onları dağıtmayı düşünmüyordu.
Böyle olunca da, Baskı’daki birçok normal yetenek kullanıcısı başka ülkeye kaçmış ve sonunda geriye istedikleri gibi çekip gidemeyen ordudaki yetenek kullanıcıları kalmıştı. Eğer çalışma koşulları daha da kötüleşirse onlar da her şeylerini riske ederek yabancı ülkelere kaçabilirlerdi.
İnsanlar Baskı’yı, ‘Bunalım’ diye çağırmaya başlamışlardı. Çünkü artık Baskı’daki insanların yüzleri birazdan ölecekmiş gibi duruyordu. Bunu kimin başlattığı bilinmese de gerçekten de harika bir isim olmuştu. (Ç/N: İngilizcesinde ‘Suppression’ ve ‘Depression’ kelimeleri kullanılarak bir kelime oyunu yapılıyor.)
Böyle olunca da Il Han yardım etmek istemişti. Onları bedavadan vermeye niyeti olmasa da vereceği kişiler görmezden gelinenler veya reddedilenler olursa ona yardım edecek seviyede olurlardı.
[20% diyorsun ha?] (Erta)
“Evet.”
Tabii ki onu tanımayan biri bunu duymuş olsaydı Il Han’ın gururunun gökleri delen bir kibre dönüştüğünü söylerdi. Ama Il Han’ın yeteneğinin farkında olan Lita ve Erta başlarıyla onayladılar.
[Gerçi ben 50% diyorum.] (Lita)
[Onlara temel silahları verirsek o zaman 70% artar.] (Erta)
“Şaka yapmada çok iyisin.”
Bir cümleyle durumu sona erdiren Il Han silahı verebileceği bir başkasını düşündü.
“O zaman sırada imparatoriçe var.”
[Neden o kadın ortaya çıktı ki şimdi?] (Erta)
[Hı? Kadın mı?] (Lita)
Erta’nın sesindeki asi tonu fark etmeyerek konuşmaya devam etti.
“Silahı oldukça zayıf görünüyordu. Zırhından bahsetmeye gerek bile yok. Eğer ona iyi bir tane verebilirsem her yere uçabilir.”
[Onun tehlikede olacağı bir zamanın geleceğini düşünmüyorum.] (Erta)
“Ama bu şekilde zor zamanlarda yardım edemez. Tek bir vuruşta nefesi kesilir.”
Kore’nin en güçlüsü ve de bütün Dünya’nın dikkatini çekmiş biri… Ve de Il Hani onun önemli anlarda kendisine yardım edemeyeceğini söylüyordu. Sözlerini takiben Erta onu reddedemeyerek başıyla onayladı.
[Bu doğru.] (Erta)
[Bekle bir kadın mı? Ne kadını?] (Lita)
“Ona ulaşmaya çalışayım mı?”
Il Han bir şeye karar verdiğinde korkunç bir kararlılık gösterebilirdi. Baskı’yı, onlarla iletişim kurma ihtimali olmadığından bir kenara bırakarak imparatoriçeye bir şey satabileceğini düşünerek direk ayağa kalktı.
Erta dilini şaklatırken Lita surat asıyordu. Il Han telefonu üç kez çaldırdığında Mi Rae telefonu açtı.
-Uzun zaman oldu. Ne vardı?
Soğuk sesi dinleyeni sakinleştiriyordu. Il Han onun savaşta güçlendiğini bildiğinden ilginç bir boşluk bularak hemen konuya girdi.
“Bir silah almayı düşünüyor musun?”
-Silah… Büyücü seviyesinde bir şey mi eline geçti?
“Benimle son karşılaşmanda ekipmanlarımı görmüşsündür. Böyle yüksek seviyede ekipmanlar yapan birini tanıyorum.”
Hayali bir tanıdık oluşturmanın üzüntüsünü ancak bunu yapanlar bilebilirdi. Üzüntü ve umutsuzluk hissi bir insanı ancak bu kadar düşürebilirdi!
Yalan şuanda onun özel yeteneğini saklıyordu ama öyle olsa bile kalbine bir darbe vurmuştu.
İmparatoriçe kısa süre sonra cevap verdi.
-Ama şuan ben de ender seviyede bir silah kullanıyorum. (Ç/N: Nadir, enderden daha yüksek)
“Hem nadir seviyede zırh hem de silah. Ve bunun özelliklerini sizden başka kim ortaya çıkarabilir Kang Mi Rae-shi.”
İmparatoriçe hemen cevapladı.
-Sana Yu Na ve abiminkileri görev olarak verebilir miyim? Karşılığında her şeyi getirebilirim.
Olaylar beklediğinden de büyük bir hal almıştı.
Magnec