Çeviri İçin Teşekkürler
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
39. Bölüm Ben de İkinci İşimi Geliştiriyorum (1)
Phoneix Sky Harbor Havaalanı, Arizona. Uçak iniş yaptığı anda Il Han zıplayarak ayağa kalktı.
“Trol zindanının yeri nerede?”
[Büyük Kanyon’da.]
“Ah, kahretsin.”
Önsezisi iyice arttı. Ama buraya oynamaya gelmediklerini söylemişlerdi yani bir tek buna inanabilirdi.
Il Han iç çekerek yürümeye başladı ve terminali terk etti. Bir tek üzerine düşen güneş ışıkları kalbini rahatlatıyordu.
Her zamanki gibi deri ceket ve kot pantolon giyinmişti, yüzünü de maskesiyle saklamış bir halde son hızıyla koşmaya başladı.
Fiziksel yetenekleri, seviye atlaması sayesinde yükseldiğinden, koşma hızı bir spor arabayla karşılaştırılabilirdi. Elbette, her zamanki gibi, kimse bunu fark etmemişti.
Hızla koşarken Il Han, Dinlenme Yeteneği evriminin gerekliliklerini tekrar kontrol etti.
[Uyuyan ikinci sınıf canavarın kalbi 0/500]
[Trol kanı 0/500 litre]
[İyi uyku 100/100 saat]
[Üçüncü sınıf bir canavarın büyü taşı 1/1]
Yeteneği evrimleştirebilmek için geriye iki kriter kalmıştı: şuan gittiği zindanda bulabileceği trol kanı ve de uyuyan ikinci sınıf canavarların kalbi. Il Han, Erta’ya doğrulattı.
“Trollerin ikinci sınıf olduğundan eminsin değil mi?”
[Birçok çeşitte trol olsa da sana söylediğim zindanda kesinlikle ikinci sınıf troller ortaya çıktı. …Tek bir yolculukla görevi bitirmeye çalışıyorsun değil mi?]
“Elbette. Neden yeni silahlar yaptığımı sanıyorsun?”
İkinci sınıf canavarları tek hamlede öldürebilmek için değil miydi!?
[Troller kesinlikle fazla uyurlar. Algıları ise tam tersine çok hassastır. Ama senin ‘gizlenme’ yeteneğin olduğundan, algı güçleri seni etkilemiyor. Asıl problem ise…]
“Problem?”
Erta sanki hiçbir şey yokmuş gibi konuştu.
[Gittiğimiz zindanda 500 trol olacağını sanmıyorum.]
“Hayır, seni melek!”
Büyük Kanyon, büyüleyici görüntüsü ve de coğrafik değeriyle bilinse de bunlardan daha ünlü olan özelliği dev gibi olmasıydı.
Güney tarafında duran Il, sonsuz yarığı gördüğünde şaşkınlıkla bakakalmıştı.
“Aman Tanrım. Burasının Yaratıcının Çatlağı (Summoner’s Rift / League of Legends) gibi olmasını bekliyordum.
[Dünyada bin yıl yaşadın ve hiç buraya gelmedin mi= Ne yapıyorsun?]
“Vay, bu gerçekten de inanılmaz…”
Il Han onu dinlemiyordu. Dünyada durumlar ne kadar dengelenmiş olursa olsun, şuan dünyada turizmi düşünerek gezen hiç kimse yoktu. Yani ününe rağmen Büyük Kanyon bomboştu. Tıpkı Il Han’ın yalnız kaldığı zamanlardaki gibi.
“Gerçekten de şanslıyız.”
Il Han’ın içten bir şekilde mutlu olduğunu gördüğünde Erta o kadar da kötü hissetmedi. Hatta gözlerinin parlıyor olması Erta’yı biraz gururlandırmıştı bile.
Bu, çocukları bir şey başardığında ailelerin hissettiği duygu muydu? Duygularını tamamen yanlış anlayan Erta tam konuşacaktı ki Il Han devam etti.
“Eğer yanımda olmasaydın Erta, bu koca yerde bir zindanı ararken kaybolabilirdim…”
[Seninle bir kere bile olsa aynı fikirde olmaktan nefret ediyorum.]
Il Han, Erta başında olduğu halde dev yarığa doğru koştu. Eğer çantasının ağırlığını kontrol ediyor olmasaydı o zaman doğal güzelliğe büyük zarar verebilirdi. Ağırlık sorununu bir önceki görevde çözmek gerçekten akıllıca bir hareketti.
Hiç keşfetmediği yerlere doğru koşarken, Il Han Büyük Kanyonun ne kadar kocaman olduğunu, doğanın nasıl korunduğunu ve de burada neler olabileceğini düşündü. Tek bir sonuca varmıştı.
“Burada, zindanın içinde olmayan canavarlar olduğunu düşünüyorum.”
[Tam orada bir tane var.]
Arazi av oyunlarında bu hep olan bir şeydi. Şuan ki durumla ortak olan noktaları, canavarlar kocaman alanlarda ara sıra ortaya çıkar ve bir kişinin de bütün alanı gezerek hepsini avlamalardı.
Hatta bir koşu yarışı mı yapılıyor diye merak bile edebilirdi oynayan.
Tabii ki de Il Han’ın asıl amacı arazi avı değildi. Canavarların nerede olduğunu umursamadan doğruca zindana doğru gidiyordu. Yani onun için bir sorun yoktu.
Yıkım Tuzağı’na yakalanmamış iki tür canavar vardı. Zeki olanlar ve şanslılar. Ortak noktalarıysa gizlenme yeteneğini fark edemiyor oluşlarıydı. Yani Il Han için çok iyi bir deneyim olabilirlerdi.
[333,395 deneyim kazandın.]
[53. Seviye Kum Akrebinin kayıtlarını kazandın.]
Il Han sürpriz saldırıyla, ince kahverengi zırhı olan biri akrebi keserken homurdandı.
“Neden Kum Akrepleri, hiç kum olmayan bir yerde ortaya çıkıyorlar?”
[Denizyıldızı da yıldızlarda yaşamaz.] (Orijinalinde Korece ‘Doldgorae (Yunus)’ kelimesiyle oyun yapılmıştır. ‘dol’ taş demektir. ‘Onlar da taşta yaşamıyorlar…’ gibi bir kelime oyunu yapılmıştır.)
“Dünyadaki bütün denizyıldızlarından özür dile.”
Tek bir vuruşla öldüremeyeceğini düşündüklerinden kaçınarak öldürebileceklerini öldürdü. Böylece koşarken kendini frenleyebilmişti.
Turist rotası olarak belirlenmiş yerden ayrılarak dümdüz ilerlemeye devam etti.
Erta, doğa ananın mucizesinin Il Han’a fazla geleceğini düşünmüştü. Ama Il Han yolundaki her şeyi görmezden gelerek sadece koştuğu güzergâha odaklanmıştı.
[Böyle bir manzarayı gördükten sonra hiçbir şey hissetmiyor musun?]
“Evet hissediyorum. Burada olman gerçekten çok iyi.”
[!@#$%.]
Bir an boyunca kalbi küt küt attığı için Erta dilini ısırdı. Ama ne demek istediğini fark ettikten sonra sinir kalbini sarmaladı.
[H-hayır! Ne söylersen söyle kalbim tereddüt etmeyecek! Ben üstün bir varlığım!]
“Bu zindan, değil mi?
Il Han onun kalp atışlarını da, konuştuğunu da fark etmemişti.
Ama şuan karşılaştıkları manzara o kadar inanılmazdı ki, ondan sorumluluk sahibi olmasını bekleyemezdi.
[…Bu da ne?]
“Bana sorma üstün varlık olan sensin.”
Kocaman bir girdaptı önlerindeki. Daha önce bir zindan girişi görmemiş olsa bunun normal olduğunu düşünebilirdi. Ama çoktan Metal Kalplerin zindanını temizlediğinden, Büyük Kanyon’da 7 metre çapıyla kocaman girdap nereden bakarsanız bakın normal değildi.
[Kesinlikle normal bir zindan değil. Diğer meleklere ödül hakkında fikirlerini sorduğumda bana kesinlikle normal bir trol zindanı olduğunu söylemişlerdi.]
“Neden gittiğim her yerde böyle tuhaf şeyler yaşanıyor. Önceki hayatımda Kindaichi Hajime falan mıydım? (Japon animelerinden bir dedektif.)
[Yeteneği olmayan bir insanın böyle bir durumu çözmesinden daha iyidir. Biraz bekle. Bir süreliğine gözlem yapmam lazım.]
Erta, kafasından bir süreliğine ayrıldı. Etrafta panikle koşuştursa da aslında, tam olarak neler olduğunu biliyordu.
[İki Yıkım Tuzağı’nın birbirine fazla yakın olmasından dolayı durum böyle sanırım. Böyle durumlarda zindan, aşırı mana yoğunluğundan dolayı hızla büyür. İçinde toplanan canavarları saymıyorum bile. Eğer bir şey ters giderse dengesi şaşmış zindan çökebilir ve gerçekliğe zarar verir. Ama bir aşırı yüklenme olamadığından gerisini iç rahatlığıyla yapabilirsin.]
Yıkım Tuzaklarının gelişimini önceden görebilen melekler için bu alışılmadık bir durumdu.
Ama dünyada birçok kez ‘nadir’ durum yaşandığından şaşırmamıştı.
“Bu yüzden mi zindanın ölçeği çok büyük?”
[Sadece bu değil. Zindanda trollerden başka canavarlar olma olasılığı çok yüksek. Başka türden canlıların birbirleriyle dövüşmesi kolay olsa da eğer insan denilen bir düşmanla karşılaştıklarında bir araya geliyorlar ve güç birliği yapıyorlardı. Hatta hiçbir şeyi önemsemeyen troller bile… Bu dünyada, sen de dâhil her şey bir tuhaf yani dikkatli olsan iyi olur.]
Il Han cevap veridi.
“Daha da özetle Erta. Yapabilirsin.”
[…İki farklı patron olacak demek bu.]
“Harika, daha açıklayıcı.”
[Gerçekten de beni evcilleştirdiğini düşünüyorum…
Il Han, Erta’nın homurdanmalarını duymazdan gelerek girdabın başındaki seviye gerekliliğini okudu.
Korkunç girdabın aksine, seviye gerekliliği oldukça düşüktü, 40. seviye.
[Bu iyi işte. Etrafta toplanmış diğer canavarların seviyesi trollerden düşük o zaman.]
“Ya hiç trol yoksa içeride?”
[O zaman buradan ayrılırız. Zindan girişini koruyan diğer canlılar, seviye gerekliliği bile olmayan canavarlardır. Dahası…]
Erta çenesini ovuşturduktan sonra bir güvenle devam etti konuşmasına.
[…şuan kiminle beraber olduğunu unutmadın değil mi?]
“Bu yüzden endişeliyim ya.”
[Gerçekten böyle zamanlarda fazla oluyorsun! Zayıf noktamın üzerine bastığından cevap veremesem de kelimelerine hâkim ol lütfen!]
Düşündüğünden daha da vahşi bir zindanla karşılaşmıştı ve düşünmeye karar verdi.
Dinlenme Yeteneğini evrimleştirmek çok önemliydi. Sebebi sadece evrimleştirme ihtimali en yüksek yetenek olması değil, aynı zamanda sadece öğrenmesi ve seviyesini yükseltmesi Erta’yı bile şaşırtacak kadar zor bir yetenekti.
İçgüdüleri harekete geçmişti. Zindanda bir başka baş belası durumla karşılaşacak olsa da eğer Dinlenme yeteneğini geliştirecekse değerdi.
“Acı yoksa kazanç da yok.”
Erta, Il Han’ın saçlarına yapıştı. Il Han hafifçe çantasından çıkardığı Ölüm Tanrısının Siyah Mızrağını kavradı ve güvenle girdabın içine girdi.
Zindanın içi yayla gibiydi. Bunu fark ettikten sonra ‘fazlasıyla duygusal’ olan üstün varlık, Erta, sessizce homurdandı.
[Arka plan oldukça sıradanmış.]
“Vay, orada gerçekten de troller var.”
Tersine Il Han böyle bir şeyi umursamamış ve canavarlara bakınmaya başlamıştı.
Tam bir ironi olsa da, hemen bir tane saklanma gereği duymayan canavar bulmuştu.
Ona kimse bir trolü göstermemiş olsa da bir bakışta anlamıştı. Kocaman bir vücut, sarkık ve gri deri; çirkin bir görünüş ve insanımsı iki kol ile bacak ona bunların kitaplarda okuduğu trollerden olduğunu söylemişti.
Ama diğer bütün özellikleri bastıran bir başka özellik vardı.
[Trooooooolllllllll Dinnnnllllllleeeeeniiiiiirrrrr…..]
Trol, arkasındaki ondan daha büyük bir ağaca yaslanarak ve saçma şeyler homurdanarak gözlerini kapattı.
Bir pavyonda ya da market sıralarında gördüğü yaşlı adamları hatırlarken Il Han heyecanla konuştu.
“Harika, İngilizce konuşuyor!”
[Önemli olan bu değil. Yok, aslında bu da önemli.]
Bütün canavarlar, canavarca konuşmuyordu. LA’daki Mutant Alevli Kertenkele gibi canavarlar ve bu troller aynıydı. Dünyaya geldikleri anda bir kayda ulaşmışlardı.
Bu sırada da, bazı canavarlar özel yeteneklere sahip oluyorlardı. Hatta bazıları bunun Akashik Kayıtların geçici heveslerinden biri olduğunu bile söylüyordu. Ama Il Han, Erta ne derse desin aynı tepkiyi verdiğinden Erta bu şekilde açıkladı.
[Bu depolanmış bir bilgi. Nasıl? Yeterince doğrudan mıydı?]
“Güzel, daha doğr- Vaay!?”
[Ama neden onu öldürmüyorsun? Çok da zor bir rakip değil.]
“Uyumasını bekliyorum anlamadın mı?”
[Ama o uyuyor.]
“Saçmalık, sadece dinleneceğini söyleyerek sırtını ağaca dayadı…”
Erta’nın kısa cevabını duyduğunda gülümseyerek trole döndü ama şaşkınlıkla trolün çoktan uyuduğunu gördü.
“Bu Dinlenme yeteneğinin en üst seviyesi, üç saniyede uyumak…!?”
[Çünkü neredeyse bütün troller Dinlenme Yeteneğini öğrenir.]
Il Han’ın yatağa yatar yatmaz üç saniyede uyuması gizli teknik değildi ya. Erta dünyadaki en gereksiz bilgiyi vermişti şuan.
O sırada Il Han mızrağını nazikçe kavrayarak ne olur ne olmaz diye zırhını kontrol etti ve sessizce ağacın altındaki trole yaklaştı.
Aşırı hassas trol, Il Han burnunun dibinde olmasına rağmen horlayarak uyuyordu. Kendi tehlike sezgilerine güvenerek bu kadar kolay uyuyabiliyordu herhalde.
Ve böylece Il Han’a av olacaktı.
Zalim bir sırıtışla Il Han mızrağını savurarak kafasını kesti.
[560,705 deneyim kazandın.]
[72. Seviye Yayla Trolünün kaydını kazandın.]
Kritik vuruş olmamasına rağmen, sürpriz saldırı sayesinde 70. Seviyenin altındaki canavarları tek bir vuruşla yok edebilirdi.
Daha ikinci işini kazanmamış olsa da!
[Uyuyan ikinci sınıf canavarın kalbi 1/500]
[Trol kanı 3/500]
“Bu kolaydı.”
[Senin için evet.]
Trolden aldığı kalbi ve özel bir şırıngayla aldığı kanı çantasına koydu. Aldığı kanı özel bir kutuya koymuştu.
Bir trolden sadece üç litre kan alabilmiş olması onu rahatsız etse de zaten 500 trol avlaması gerekiyordu.
“Harika. Bu demektir ki 500 tanesini öldürürsen bin litreden fazla trol kanım olacak. Şimdi rahatladım işte.”
[Sana, kanı başkalarının göremediği bir yerde içmen için yalvarıyorum.]
Il Han’ın trol avı böyle sorunsuzca başlamıştı. Bütün troller Dinlenme Yeteneğinde son seviyede olduklarından, Il Han için yetenek evrimine gereken kriterleri doldurmak o kadar da zor olmuyordu.
Il Han ve Erta’nın zindana girişinin üzerinden üç gün geçtikten sonra girdap girişinin önünde iki kişi daha belirdi.
“Vay, bu inanılmaz büyük bir zindan ama gerektirdiği seviye sadece 50 mi?”
[Dikkatli ol Na Yu Na. Zindanın içinde ne olduğunu bilmiyoruz.]
“Hadi gidelim. Ben de akrep zehrini alıp Kore’ye dönmek istiyorum.”
“Bu bir zindan randevusu.”
“Sana şu diğer çocuğa bakınmanı söylememiş miydim?”
[Beni dinlemiyorsunuz bile, değil mi?]
Erta ve Il Han’ınkinden daha aşağı kalmayan bir gerginlikle zindana girenler hiç şüphesiz, Il Han’ın nefret ettiği Koreli adam ve kadındı.
Magnec