Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

139. Bölüm Ben Değil, Oğlum (6)

Çevirmen: Kamiyasora / Editor: Kamiyasora

l Han ve Liera hızla geçitten çıkarak Dünya’ya döndü. Spiera, sualtı zindanının önünde bekliyordu.

[Erta’dan haberin var, değil mi?] (Spiera)

[Duyduğum için böyleyim ya! Acele edelim!] (Liera)

[Sinir bozucu olsa da hızlı olsak bile elimizden bir şey gelmez.] (Spiera)

Deneyim farkı yüzünden Spiera, durumu Liera’dan çok daha mantıklı bir şekilde ele alıyor gibiydi. Sıkılı yumruklarıysa içinde yaşananların Liera’dan çok da farklı olmadığını gösteriyordu!

[Geçit tamamen kapanmış. Cennet’in Ordusu’nun Terkedilmiş Dünya ile bağlantı kurmasının hiç yolu yok. Şimdi düşününce Parlak Işık Ordusu ve Yıkıcı Şeytan Ordusu’nun başka bir amaçları var.]

[Birlik olmalarının sebebi Mir’i kaçırmak mıydı!? Tatlı olduğu için mi? Tatlı olduğu için olduğunu biliyordum!] (Liera)

Liera öfke krizi geçirerek bağırdı. Il Han başına vurarak onu sakinleştirdi.

“Mir’in oraya Mi Rae-shi’yi kurtarmak için girdiğini duydum. Eğer öyleyse istedikleri mir değil de Mi Rae-shi olmaz mı?”

[Açık olmak gerekirse onunla aynı klandan olan Na Yu Na. Güzellik tanrıçasının kutsamasına sahip olan kadın!] (Spiera)

[Oh, o kadın, anlıyorum…] (Liera)

Liera gözlerini kıstı. Ona bakan Il Han sordu.

“Ne? Bunun olmasını bekliyor muydun?”

[Um, evet. Bir gün hedef olabileceğini düşünmüştüm.] (Liera)

Liera omzunu silkerek konuştu.

[Cennet’in Ordusu dışındaki bütün birlikleri tarafından hedef alınacaktı.] (Liera)

“Ne? O kadının dünyaları yok etme gibi bir gücü mü var?”

[Hayır, öyle değil. Güzellik tanrıçasının kutsamasına sahip olması, hedef olması için yeterli bir sebep. Feyta’nın da ona bu kadar erken yapışmasının sebebi bu.] (Liera)

[Evet. Eğer Dünya’da birisi hedef alınacaksa kesinlikle o kadın olur.] (Spiera)

Il Han sessizce iki meleğe bakarak daha iyi bir açıklama istedi. Belki de Mir’i kurtaramayacak olduklarını kabullendiğinden, Liera iç çekerek açıkladı.

[…Güzellik tanrıçası tarafından kutsandı. Buna ek olarak Parlak Işık Ordusu’nun, Yıkıcı Şeytan Ordusu’nun ve Günbatımı Bahçesi’nin başlarının hepsi de erkek.] (Liera)

“Ama, huh?”

Bunu duyduktan sonra konuyu belli bir yere kadar anlamıştı ama bu sebeple de her şeyi tam olarak anlamak istemiyordu. Liera açıkladı.

[Üstün varlık olduğunda çok daha güzel olacak, değil mi? Belki de bütün dünyalarda eşi benzeri olmayan bir güzelliğe sahip olur. Sinir bozucu ve rahatsız edici olsa da büyük ihtimalle benden bile daha güzel olur.] (Liera)

[Kesinlikle senden daha güzel olur, Liera. Hayır, belki de ondan aşağı kalmayan bir kutsamaya sahip olan sen…] (Spiera)

[Aaaaaah! Kes sesini! Kes sesiniiiii!] (Liera) (Ç/N: Aşk tanrısının kutsaması)

“Yani onu hedef almalarının sebebi…”

Melekler Il Han’ın bilmediği bir sebep yüzünden savaşırken Il Han boş bir sesle gerçeğin kapısını çaldı.

“…onu geliştirip yemek mi?”

[Uh, evet… Öyle bir şey.] (Liera)

 Il Han umutsuzluğa kapıldı.

“Kahretsin. Düşünebildiğim en düşük seviyeli problem, gerçekten şaşkınım!”

[Biz de böyle olabileceğini tahmin etmiştik ama gerçekleşeceğini hiç düşünmemiştik.] (Liera)

[Özür dilerim, Yu Il Han. Seni, C derece konusu olan bir hikâyeyi dinlemek zorunda bıraktığım için üzgünüm…] (Spiera)

Elit gruplar sadece bir kızı kaçırmak için böyle bir şey yaparken kendisinin Dünya’yı bir krizden kurtardığını bilmek çok sinir bozucuydu!

[Kaçırılma tehlikesini sağlayacak koşulların nasıl oluştuğunu bilmiyoruz. Öğrensek bile yapacak fazla bir şeyimiz yok.] (Spiera)

Spiera’nın sözlerinin çok soğuk olduğunu düşünen sadece kendisi miydi? Belki de melekler insanları temelde böyle görüyordu. Il Han’ın düşündüklerini Liera bağırarak söyledi.

[Şu an asıl önemli olan Mir! Eğer Mir’i iyi bir şekilde geri getirmezse ona gününü gösteririm!] (Liera)

[Erta’nın gittiği yer Terkedilmiş Dünya. Onun güvenliği için de endişelenmeliyiz.] (Spiera)

Endişe, Il Han’ın kalbini kaplamaya başlamıştı.

O da Terkedilmiş Dünyaları bilmiyor muydu? Kurt türlerinin yaşadığı Kiroa bir kenara, ya gittikleri yer Dareu’nun yarısı hatta çeyreği kadar güçlüyse? Üstelik bütün bunlar Yıkıcı Şeytan Ordusu ve Parlak Işık Ordusu tarafından birlikte planlandıysa Mir ve yanındakiler kolayca kaçamazdı.

“Bence önce olay yerine gitmeliyim. Oradaki insanlardan bilgi toplamam lazım!”

[Yu Il Han, endişelerini anlıyorum. Ama ondan önce yapmamız gereken bir şey var.] (Spiera)

Spiera’nın bahsettiği, az önce Liera ve Il Han’ın çıktığı geçitti. Suyun altında uğursuz bir ışık yayan siyah hortum hala Ferata ve Dünya’yı birbirine bağlıyordu.

“Evet, onu yok etmeliyiz.”

İmparatorluğun bütün temellerini yok ettiğine göre, kapı bir kez kapandıktan sonra Feratalı insanlarla bir daha karşılaşmayacaktı. Belki Rekabet Savaşı’nda onlarla tekrar karşılaşırdı ama planları işe yaramadığına göre yalnızca onları ezip geçebilirdi.

Geçit; Il Hna, Liera ve Spiera’nın birleşerek yaptıkları saldırı sonucunda yok oldu. Krizi tam olarak ortadan kaldıran üçü hızla Atlantik’ten çıkarak New York’a doğru yol aldılar.

[Orada! İlk bakışta büyük bir karmaşa gözüküyor!]

Hızla New York’un bilinmeyen caddelerini geçerken Liera eliyle bir yeri işaret etti. Il Han onun elini takip ettiğinde ondan fazla gökdelenin domino taşları gibi devrildiğini görebiliyordu.

[İnsanları da görebiliyorum. Kapı kapandıktan sonra kolayca dinlenemeyecekler ya… huh?] (Spiera)

Spiera başını eğdi. Il Han da sebebini kısa süre sonra fark etti. Kapı küçülerek tek bir geniş, kül rengi topa dönüşmüştü. İnsanlarla yüzleşen bir grup insan vardı.

İnsanlarla savaşanlar, Ericia’nın birliği olan kurtlardı. Ericia Mir’in ardından kapıdan içeri girdiği için kapıyı korumak istemeleri çok normaldi.

“İşte geldik.”

Il Han hiç duraksamadan, kısa süre öncesine kadar savaş meydanı olan yere indi. Gizlenmesini bozarak kendini gösterdikten sonra orayı koruyan insanlar bir yere çekildi.

“O burada.”

“Gerçekten de burada. Sheesh, her zamanki gibi bir anda ortaya çıkıyor.”

“Şu ana kadar ne yapıyordu ki?”

“Sessiz olun, bir şeyler biliyor olabilir. Belki de bu durunla ilgili bir şey yapabilir.”

İnsanların ne fısıldadığını umursamadan kurt türlerine yaklaştı. Aralarındaki en güçlü kurt gruptan ayrılarak Il Han’a yaklaştı ve insan şekline döndü. Bu adam ay tarafından kutsanmıştı.

“Yu Il Han-nim’i selamlıyorum. Ben Layutinu.”

“Ah, evet.”

Kurt türü resmi bir şekilde onu selamladı. Il Han kabul ederek doğrudan konuya girdi.

“Bana sosis gibi geçide nasıl girdiklerini söyle.”

“Fuu.”

Il Han’ın sözlerini duyan Layutinu iç çekti. Belki sadece Il Han’a öyle gelmişti ama bütün kurtlar iç çekmişti. İç çekişleri öfkeyle doluydu.

Tuhaf başlayan hikâye kısa ve çarpıcıydı.

Terkedilmiş Dünya ile yapılan savaş insanların üstünlüğüyle başlamıştı.

Dördüncü sınıf olan Flemir’in emrindeki bin kadar elit kurt,  efsanevi seviyeli ekipmanlarla donanmış olan elfler ve ikinci sınıf olmasına rağmen dâhice bir büyü ve gizlenmeyle Mir büyük yardım sağlamıştı. Ama hepsinden de önemlisi Il Han’ın Erta aracılığıyla Mi Rae’ye gönderdiği anında öldüren silahlar en çok işi yapmıştı.

Cephe Birliği, merkezinde Yıldırım Tanrısı Klanı olduğu halde aynı ritmi tutturarak savaşa öncülük etmişti. Terkedilmiş Dünya’dan gelen üçüncü sınıf canavarlar birbiri ardına yok edilirken insanların morali en son seviyeye çıkmıştı. Neredeyse hiç kayıp vermeden savaşta üstünlüğü ele geçirmişlerdi.

Canavar güçlerinin gittikçe delirmesi fazla zaman almamıştı. Büyük ihtimalle insanların arasında hain bir melek vardı ve karşı tarafı her durumdan haberdar ediyordu. Bir süre sonra canavarların çıkışı iyice arttı, sanki o dünyadaki bütün güçlü canavarlar toplanarak geçitten dışarı ittiriliyordu.

İnsanlar önce canavar güçlerindeki ani artış karşısında panikledi ama hala sakin bir şekilde direnebiliyorlardı. O sırada Il Han’ın anında öldüren silahları gerçek güçlerini göstermişti. Mancınık ve zıpkınlar da dâhil olmak üzere bütün silahlarda acil kendini yok etme özelliği vardı!

 [Il Han, neden her şeyi acil durumda patlayacak şekilde yaparak işe başladın?] (Liera)

“Layutinu, devam et.”

Her yerde patlamalar oluyordu ve canavarlar grup grup öldürülüyordu! Ericia kurtları bir mızrak şekline sokarak zayıf görünüşlü canavarlara atıldı. Kurtlar üzerinde mutlak otoritesi olduğundan bunu ancak Ericia yapabilirdi.

Il Han’ın astı olduklarını bilen insanlar sayesinde onlarla iş birliği yapılmış ve bir şekilde 50 bin kadar üçüncü sınıf canavara karşı dayanılabilmişti.

“50 bin tane üçüncü sınıfa karşı mı dayandılar? İnsnalar gerçekten de hızla büyüyor.”

“Eğer kontrol Ericia-nim ve Flemir’in güçlerinde olmasa yenilirlerdi. Oh, tabii Yu Il Han-nim’in silahları da çok önemliydi.”

Yine de insanların güçlendiği bir gerçekti. Il Han, kendisinin ve Vanguard’ın Dünya üzerindeki etkisini hissetti. Ama kurt tekrar içini çekti.

“O sırada Yu Mir-nim bir büyü yaptı.”

“Huh? Neden Mir burada ortaya çıktı?”

“Dev canavar dalgasının ardındaki amaç insanları yok etmek değil kaosa sebep olmaktı. Bu kaos sayesinde yapmak istedikleri Na Yu Na’yı kaçırmaktı.”

Gizlenmede ustalaşmış dördüncü sınıf bir canavar Na Yu Na’yı kaçırmaya çalıştı. Ama başarılı olmadan önce canavarın gizlenmesini fark eden Yu Mir, kaçırılmayı engellemek için büyü yaptı. Görüntüsü ortaya çıktığında yakınlarda savaşan Mi Rae varlığını hissederek ona doğru atıldı.

Sorun böyle başladı.

Dördüncü sınıf canavar Yu Mir yüzünden Na Yu Na’yı kaçırmayı başaramamıştı. Ama o sırada Na Yu Na ve Kang Mi Rae çoktan canavarlar tarafından sürüklenmişti ve sonunda da geçide girdiler.

Ama Yu Mir, Kang Mi Rae’nin kolunu yakalayarak kimsenin bir şey demesine fırsat bırakmadan onunla birlikte geçide girdi. Bunu fark eden Ericia herkese haber verdi. Flemir de dâhil olmak üzere süper elit kurtlardan birkaçı ve dört elf kendini geçide attı. Bunu biraz geç fark eden Erta da geçide doğru koştu.

“Erta-nim’in son sözleri ‘Tch, elimden bir şey gelmez’ oldu.”

[Kulağa Erta ölmüş gibi geliyor!] (Liera)

Bağıran Liera o sırada Il Han dışında bütün düşük varlıklardan gizleniyordu. Kurdun onu duymasının imkânı yoktu.

[Erta’nın hatası Mir’in farkına varmadığı için çok büyük.] (Spiera)

[Yani? Peki ya geçit? Neden kapanmış?] (Liera)

Il Han bunu sorduğunda kurt dişlerini gıcırdatarak konuştu.

“En başından beri hedeflerinin Na Yu Na olduğuna eminim. Geçide sürüklendikten sonra geçidin boyu bir anda küçülmeye başladı. Müttefik melekler panikleyerek etrafında toplansa da durum çoktan onların kontrolünden çıkmıştı. Birisi olayın aynı dünyanın kendini tamamen kapatmasına benzediğini söyledi.

[Dünya tamamen kendini kapatıyor mu? Tıpkı Büyük Değişim’den önceki Dünya gibi mi? Bu nasıl mümkün olabilir ki?] (Liera)

Liera sordu ama altıncı sınıf olan onun bile bilmediği bir şeyi onlar nasıl bilebilirdi ki? Grup sessizleşti ve Il Han iç çekerek homurdandı.

“Kahretsin. Meleklerden hiçbiri yardım etmiyor…”

[Oh evet, peki ya Feyta? Ona ne oldu?] (Liera)

[Söylemedim mi? Hain oydu. En başından beri mi öyleydi yoksa yarı yolda onlardan biri mi oldu bilmesem de Erta onu öldürmüş gibi görünüyor.] (Spiera)

[Aha, onun işe yaramaz olduğunu biliyordum!] (Liera)

“Meleklerin hepsi işe yaramaz.”

Açıklama son bulmuştu. Panik halindeyken bile insanlar bütün canavarları avlayarak Dünya’yı özgür bırakmıştı ve Il Han tam da bu bittiğinde oraya ulaşmıştı.

“Bu beni çıldırtıyor.”

Biraz tehlikeli olduğunu düşünmüş olsa da o kadar güçlü olan Yu Mir’in kendi isteğiyle Terkedilmiş Dünya’ya gireceğini düşünmemişti. Il Han’ın kendisi de bunu yaptığından ne kadar tehlikeli olabileceğini çok iyi biliyordu.

Ericia’ya minnettardı. Yu Mir’in peşinden gitmeleri onun sayesindeydi. O olmasaydı Il Han o sırada çok daha endişeli olurdu. Gerçi o sırada da oldukça endişeliydi.

Ve Erta’yı asla affedemezdi. Geri döndüğünde bunun hesabını verecekti. Böyle düşünerek Erta’nın güvenli bir şekilde dönmesini diledi.

Il Han boş bir şekilde kapıdan geriye kalan kül rengi top şeklindeki büyü gücüne bakarak konuştu.

“Liera, lütfen bir şey yap.”

[Hiçbir şey yapamam.]

“Eğer kapıyı açabilirsen yapabileceğim her şeyi denerim.”

[…Tamam. Deneyeceğim. Ama sözünü tut.] (Liera)

Liera yutkunarak göğsündeki mızrağı aldı. Spiera bir eliyle onun başını hafifçe okşayarak onu sakinleştirdi.

[Senin yapabileceğin hiçbir şey yol. Yalnızca gücünü tüketirsin.] (Spiera)

[Ama Il Han dedi!] (Liera)

[İmkânsız. Eğer bir ihtimal olsaydı dünyanın içinden olurdu.] (Spiera)

Dünyanın içinden mi olurdu? Hem Yıkıcı Şeytan Ordusu’nun hem de Parlak Işık Ordusu’nun etkilediği dünyanın? Mir tek başınayken? Il Han acı bir şekilde gülümsedi.

Güçsüzlük hissi vücuduna saldırdı. Daha yeni Ferata’yı temizlemişti ama şimdi olaylar bu hale gelmişti…

Onları daha en başında göndermemeliydi. Onu evde beklemelerini söyleseydi bütün bunlar olmazdı. Onları böyle tehlikeli bir yere göndermek Il Han’ın suçuydu. Riski yanlış değerlendirmişti.

Bu sonuca ulaştığında Ferata’da iyi dayanan zihni çöktü. Kendisine karşı olan bütün krizler ve tehlikeler karşısında bitmeyen bir dayanıklılığa sahip olsa da yanış değerlendirmesi yüzünden onun için önemli olan kişileri nasıl kolayca kaybettiğini düşündüğünde bütün ruh hali çökmüştü.

Ağzı kendiliğinden güçsüz kelimeler mırıldandı.

“Vhoa… bunun hiç anlamı yok…”

Spiera ve Liera zorlukla onun olduğu yere çökmesini engellediler. Evde olsaydı sorun olmazdı ama o sırada birçok klanın başkanının gözü onun üstündeydi. Zayıf yönünü göstermesinin hiçbir yararı olmazdı.

[Il Han, kurtların burada beklemesini söyle eve gidip uyu. Ben de Mir için endişeleniyorum ama senin için daha da çok endişeleniyorum. Bugün gerçekten de kendini zorladın, değil mi? Bu yüzden de önce dinlenelim. Düşünmeyi sonraya bırakalım, olur mu?] (Liera)

[Bu doğru, Yu Il Han. Burada ben bekleyeceğim, sen Liera ile giderek dinlen.] (Spiera)

Il Han zorlukla dayanıyordu. Etrafına baktığında herkesin onu izlediğini gördü. Her şey arapsaçına dönmüştü. Savaş erkenden durdurulmuştu ve herkes bunu bitirecek kişiyi bekliyordu.

“Burası kurtlar tarafından korunacak.”

Il Han güçsüz bir şekilde konuştu.

“Geçit tekrar açılırsa burayı bizzat ben koruyacağım. Dolayısıyla savaş sona erdi. Lütfen evinize gidin ve ikinci Büyük Değişim için hazırlanın.”

Bütün insanlar iç geçirdi. Il Han’ın onlar üzerinde hiçbir yönetme gücü olmasa da hepsi Il Han’ın sözlerine inanıyordu. Bu şekilde kısa ama vahşi savaş Dünyalıların Dünya’yı korumasıyla ve herkesin birbirine saygı göstererek dağılmasıyla sonuçlandı.

Metal Şövalyelerin başkanı Smithson bile uysal bir şekilde klanını evlerine göndermişti ve Il Han, onun geri dönerken bile Mi Rae için endişelendiğini görünce oldukça duygulanmıştı. Daha doğru bir şekilde söylemek gerekirse ikisi de benzer durumda olduğundan adama sempati duymuştu.

[Yu Il Han, iyice dinlen. Kalanı bana ve bu zayıf kurtlara bırak.] (Spiera)

“Buradan gitmemi istiyor musun, istemiyor musun?”

Il Han, Spiera’nın sözlerine gülerek Layutinu’ya oradaki her şeyin icabına bakmasını fısıldadı. Layutinu ciddi bir şekilde onaylayarak kurt birliğine geri döndü.

Bu da sonuncusuydu. Il Han, Liera elinde olduğu halde Kore’ye dönerek ekipmanlarıyla ilgilendi, yıkandı ve uyudu.

Ama tam anlamıyla uykuya daldığı anda yeşil yazılar onun uyumasını bekliyormuş gibi retinasında belirmeye başladı.

[Yu Mir 100. Seviye oldu. Yu Mir Toy ***** Ejderha’ya dönüştü.] (Ç/N: Orjinalinde sansürlenmiştir.)

[Ejderha – insan bağı anlaşma yapılan kişi, Yu Mir’in gelişimi sayesinde güçlendi, artık Ejderha Kanı’nı aktive etmek mümkün!]

[Hükmetme Yeteneği, astların gelişimi sayesinde 23. Seviye oldu!]

[Hükmetme Yeteneği, astların gelişimi sayesinde 25. Seviye oldu!]

[Hükmetme Yeteneği, astların gelişimi sayesinde 28. Seviye oldu!]

Bu, devamlı olmayacak mucizeler serisiydi fakat ne yazık ki Il Han uyuduğundan mesajları görememişti.

Ama neyse ki bu kayıt fırtınası daha gerçek güçlenmenin başlangıcıydı.

Yalnızca Yu Mir ve Il Han’ın astları Terkedilmiş Dünya’da neler olduğunu biliyordu!