Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

137. Bölüm Ben Değil, Oğlum (4)

Çevirmen: Kamiyasora / Editor: Kamiyasora

Il Han, 30 kadar zıpkını yaratığın bedenine saplamayı bitirdiğinde geriye yalnızca 1700 şövalye kalmıştı. Geri kalanları ya yaratık tarafından yenmiş ya da kaçmaya çalışırken Il Han tarafından öldürülmüştü.

[Kukyaaaaah!]

“Güzel, artık yerinden hiç oynamaz.”

Yaratık önceleri Il Han ve şövalyelerin işini hızlıca bitirdikten sonra imparatorluk şatosunu yok edecekti. Ama şimdi hareketlerinin büyük bir kısmı zıpkınlar yüzünden kısıtlanmıştı.

Hepsi de kırıldığından artık fırlatacak başka zıpkın yoktu! Şu an, zıpkınlara bağlı olan sütunları savunan şövalyelere güvenip bir sonraki aşamaya geçme zamanıydı.  

“Bütün gücünüzle asılın! İmparatorluğu korumalıyız!”

“Uoooooh!”

“Yaratık hareket edemiyor! Şövalyeler, iradenizin gücünü gösterin!”

“Uoooh!”

Felaketle yüzleştikten sonra komik bir şekilde zihinsel çöküntü yaşıyorlardı. Hayatta kalan şövalyelerin hepsi de bir kahramanlık gösterisi yapıyordu. Yaratığa karşı güçlerini birleştirerek umutsuz bir şekilde hasardan korunmak için saldırdılar!

İnsan iradesinin ve ruhunun nasıl her duruma uyum sağladığını daha yeni doğrulayan Il Han yeri tekmeledi.

[Kyahoooooh!]

Yaratık bütün kızgınlığını, bütün zıpkınları ona saplayan Il Han’a yönlendirmişti. O sırada Il Han’dan ölümüne nefret ediyor olmalıydı.

Bu yüzden de Il Han biraz olsun dinlenemezdi. Hiç bitmeyen haykırışları ve bedeninden çıkan ve hiç sonu gelmeyen alevler, Il Han’ın zıpkınla kontrol altına almayı beceremediği kalın kuyruğu; hepsi de Il Han’ı hedef alıyordu!

“Ugh!”

[Kyahaaa!]

Kuyruk kolayca görülebildiğinden, kaçmak kolaydı. Asıl sorun çığlıklar ve de ateşti.

Bedeninden çıkan alevler havayı yakarak etrafı yok ediyordu. Aşırı derecede yüksek zehir ve vahşi lanetler, alevin geçtiği yerlerde kalıyordu. Birçok şövalye bu yüzden ölmüştü. Eğer Il Han’ın aşırı zehir direnci veya üstün lanet direnci olmasaydı çoktan yıkılırdı.

[Kuooooh!]

“Kahretsin!”

İçlerinden en tehlikelisi kükremesiydi. Ağzının önüne çıkan her şeyi yok ediyordu ve Il Han bundan kaçamıyordu.

Yapıldığı an ile aktivasyon arasında neredeyse hiç gecikme olmayan ejderha büyüsü de inanılmaz güçlüydü ama bu yaratık, yakım kabiliyeti açısından büyüleri birbiri ardına çok kolaymış gibi yapıyordu!

“Tch!”

“Uoooooh!”

“Kuaak!”

Sadece hareketlerini gözlemleyerek kaçınmak imkânsızdı. Asıl saldırı onu vurmadan önce mananın titreşimlerini hissederek yörüngeyi bulması gerekiyordu ve hatta kaçabilmek için iki kez zıplaması gerekiyordu.

Zıplama yeteneği için süper insan gücünü kullanması gerektiğinden bu kadar zaman boyunca hep süper insan gücünü kullanmış ve son seviyeye kadar zorladığı kaslarını iyileştirmek için kutsal yenilenmeyi kullanmıştı. Yeterince Nefes hazırladığı için şanslıydı.

[Kyaoooh!]

Bir süredir Il Han savaşta görüşüne güvenmeyi bırakmıştı. Göz kırparken bile vücudu havada hızlanıyordu ve her gözünü açışında yer, gökyüzü, kayalar, ağaçlar, alevler, dev kuyruk da olmak üzere her şey bulanıklaşıyordu!

Bu hassas psikolojik savaş ve savunma döngüsünde Il Han’ın manayı hissedişi ve zıplama yeteneği özenle artıyordu. Daha öncesinde hız ve güçte Il Han’ı geçen biri olmadığından asla geliştiremeyeceği savaş algısı burada şekillenmeye başlamıştı.

Ter ve acı karşılığında!

“Ye bunu!”

[Kugyaaaaah!]

Il Han bütün bu süre boyunca koşmuyordu. Daha önce de söylediği gibi ikinci seviyeye hazırlanıyordu. İkini seviye ise uzun mesafede mızrak fırlatmaktı!

Şimdi bile dev kemik mızrak, envanterin bütün ağırlığıyla birlikte aşağı düşerek derin bir şekilde yaratığın vücuduna saplanmıştı. Il Han savunma yaptığı sırada, yaratığın bedeninin uzaktan toplama yörüngesine girdiğini fark eder etmez saldırmıştı.

[Kritik Vuruş!]

[Kyahaaaak!]

Kükremeyi unutarak vücudunu büktüğüne göre çok acı verici olmalıydı. Il Hna için bu çok nadir bulabileceği bir fırsattı. Vücudundan çıkan ateş saldırılarından kaçınarak mızrağını sapladı. Saldırısı oldukça işe yaramıştı.

[Kritik Vuruş!]

Il Han bir kerede yüzlerce mızrak yağdırmak istiyordu ama bütün güçlü saldırılardan kaçınırken o kadar mızrağı kontrol etmek imkânsızdı ve bütün ağırlığı 100 parçaya bölerse etkili bir zarar da veremezdi.

Onlarca şövalyeyi feda ettikten sonra bunu fark etmişti. Her fırsat bulduğuna tek bir temiz atış yapmak çok daha iyiydi!

“Kuaaaah!”

“Aah, imparatorluk için!”

Aynı şövalyeler, görkemli bir şekilde yok oluyordu. Yaratığın Il Han’ı yakalayamayan kuyruğu, ateşi ya da kükremesi her yöne dağılarak onları etkiliyordu. Yaratık her öfkeden saldırdığında yer sarsılıyor, fırtına bulutları toplanıyor ve şövalyeler ölüyordu.

Eğer biraz daha kudurursa belki de bütün arazi ters dönebilirdi. Bu yaşanırsa o zaman zıpkınların da bir anlamı kalmazdı. Bu yüzden de yaratık hala yere bağlıyken mızrağı saplayabildiği kadar saplamalıydı!

[Kyahaak!]

“Saldırın! Zayıflıyor!”

Il Han bağırarak tekrar uçtu. Siyah alevlerin kamçısından kurtulmak için tekrar ve tekrar zıpladı ve biranda havada kilometrelerce yukarı çıktıktan sonra ejderha kemiği mızrağını çıkararak bütün gücüyle canavara fırlattı!

“Kadra İmparatorluğu’nun iradesini ve bizim gücümüzü gösterin!”

“Bu geri zekâlıya ölmeyen şanımızı ve gücümüzü kanıtlayalım!”

O sırada çıldırmış şövalyeler, Il Han’ın onlara verdiği tek kullanımlık pile bunkerleri aldılar ve ileri atıldılar!

[Kuooooh!]

“Uaaaaah!”

“Uryaaaaaaah!”

Elbette koşarken bir anda buharlaşan birçok şövalye vardı ama çok daha fazla şövalye ileri koşarak pile bunkerleri yaratığın ayağına ve kıçına bastırarak ateşlediler.

Il Han onlara pile bunkerleri yüklü olarak verdiğinden dolayı etkileri oldukça büyüktü!

[Kyaaaaaahk!]

Şeytani yaratık etrafta çırpınarak acı içinde haykırdı. Zıpkınları ve sütunları birbirine bağlayan ipler limitlerin, zorlayacak kadar gerildi ama hala iyi bir şekilde dayanıyordu.

“Onların sorunu ne? Düşündüğümden çok daha iyi dövüşüyorlar. Üstelik bu kadar etkili hasar da verdiler…”

Yaratığın etrafa yayılan kükremesinden kaçan Il Han homurdanarak yere indi. Yani insanların da ölümle yüz yüze geldiğinde böyle delirmesi mümkündü. Bazıları kapasitelerinin bile ötesinde savaşıyor gibiydi!

O sırada çok daha da olağanüstü bir şey oldu. İkinci sınıf olup da 99. Seviyede kalmış olan şövalyelerin birçoğu üçüncü sınıf oldu!

Bu yaratıkla olan savaş onlara başlı başına büyük bir kayıt sağlıyor gibiydi. Elbette Il Han da bunu oldukça acı verici bir şekilde yaşıyordu…

“Ooh, ooooh! Güç. Güç taşıyor!”

“Ben! İmparatorluk için yeni bir tarih oluşturmalıyım!”

“Onu öldürerek bir kahraman olacağım!”

Güçlü arzuları çok kızgındı! Yine de şeytani yaratığın ateşi çok daha sıcaktı!

“Yaratık çıldırdı!”

“Bedeninden akan siyah kana sakın yaklaşmayın! İnanılmaz zehirli!”

Şövalyelerin sayısındaki azalma durmuyordu ve şu anda geriye 100 tanesi kalmıştı. Aralarından birçoğu sütunların yerinden çıkmaması için çok uğraşıyordu ama arkadaşlarının kendi gözlerinin önünde güçlendiğini gördüklerinde gözleri yuvalarından fırlayarak öfkelenmeye başladı.

“AL BUNUUU!”

“SANA BİR ADAMIN VE İMPARATORLUĞUN GÜCÜNÜ GÖSTERECEĞİM!”

Savaştan önce Il Han’ın onlara verdiği tek kullanımlık pile bunkerleri ve Devin Lastiğinin de yardımıyla fırlatabilecekleri çekiçleri kullanarak cesur bir şekilde siyah alevlerin arasına atılan şövalyelerin sayısı artmıştı!

O anda bu yağcılar 260. Seviyeden daha yüksek olan bir canavarın önünde tek bir yürek olarak hareket etmeye başlamıştı! Üstelik Il Han’ın niyeti bu değildi bile!

“Uooooh!”

“Geber!”

Şövalyelerin saldırı puanı önemsiz olsa da güçleri, Il Han’ın yaptığı silahlarla birleştiğinde görmezden gelinemezdi. Üstelik ondan daha fazla şövalye dev ejderha kemiği mızraklarıyla aynı anda yaratığın bedenine saldırıyordu!

[Kyahooooh!]

Yaratık sonunda gözlerini Il Han’dan ayırarak öfkesini alevlerle birlikte kustu. İnanılmaz derecede zehirli alevler, cehennemden gelmiş gibi farklı on kola ayrılarak bir kırbaç gibi yere vurdular ve zehir ile lanet şövalyeleri kapladı.

Onlarca şövalye, basit bir saldırı karşısında çok erken geri çekilmek zorunda kaldı.

“Güzel, çok iyi iş çıkarıyorsunuz!”

Şövalyeler yaratığı sinirlendirmede daha etkili olduğundan Il Han kolayca etrafta hareket edebiliyordu.

Il Han büyük bir gayretle etrafta dolaşarak birçok mızrağı yaratığa saplama fırsatını kaçırmamaya çalıştı. Uzaktan kontrolü ve doğrudan atışı kullandı. Ve eğer bir fırsat yakalayabilecek kadar şanslıysa yakına gelerek doğrudan kendisi mızrağı batırdı.

[Kugyagagagagak!]

Ama yaratık, mızraklar yüzünden bir kirpiye döndüğünde çok sinirlendiğinden saldırılarını her yöne göndermeye başladı. Sanki yeri tekmeleyerek ve her yöne vahşi alevler göndererek havaya zıplamaya çalışıyor gibiydi.

Birbirine iple bağlı olan zıpkınlar ve sütunlar basit bir ses çıkararak, onları tutan şövalyelerle birlikte havaya fırladı.

“Uaaaah!”

“Uguooooh!”

Sahne gerçekten de muhteşemdi. Onu bağlamaya çalışan bütün insanların hedefi olan yaratık, ezici gücünü kullanarak kendini özgür bıraktı!

[Gwaaaang!]

Güç uyguladığında ortaya çıkan alev, birçok şövalyeyi yok etti ve öfkesi sonucunda havaya uçan şövalyeler, düştükten sonra savaşamaz hale geldi.

[Kuaooooh! Hkyaaah!]

Bu sırada yaratık delirmiş bir şekilde kükreyerek düz bir çizgi üzerinde koşmaya başladı. Vücuduna saplı zıpkın ve mızraklar yüzünden oldukça fazla mana ve kan döktüğünden durumu normal olamazdı.

Sebebini kaybedeli çok olmuştu ve birçok insan olduğundan başkente yöneldi.

“Bunu yapmana izin veremem.”

Il Han onu yakından takip ederek vücuduna başka bir mızrak sapladı ama yaratık artık Il Han’ı umursamıyordu. Hayır, sebebini tamamen kaybedince Il Han’ın varlığını bile fark edemiyordu.

Diğer bir deyişle Il Han’ın tekrar gizlenerek ona saldırması mümkün olmuştu.

“Öyleyse…”

Il Han ejderha kemiği mızraklarının, zıpkınların, kemik okların ve kemik mermilerin yoğunluğuna baktı. Miktar olarak hepsi de binin üstündeydi. Üzerine bir iki ejderhanın saplı olduğunu söylemek abartı olmazdı.

Bu durumun da yardımıyla hazırlıklar artık yeterliydi.

Envanterinden yeni bir silah aldı. Bariyerin içindeyken kan ter içinde kalarak kamçıyla birlikte yaptığı silah! Adı da ihtişamlıydı.

[Yıkım çağıran Dev’in Yankılanan Gök gürültüsü-çekici]

[Seviye – Efsanevi]

[Saldırı Gücü – 6,800]

[Dayanıklılık – 8,500/8,500]

[Kullanıcı Kısıtlaması – Ejderha Katili]

[Seçenekler –

  1. Kritik vuruş oranı ve kritik saldırı gücü 60% artar.
  2. Maksimum on kat büyüyebilir. Güç de doğru orantılı olarak artar.
  3. Kullanıcının isteğine göre aynı malzemeden yapılmış başka nesnelerle birlikte yankı yapabilir.]

[Efsaneleri oluşturan kişi tarafından yapılan silah. Silah, sahibinin kazandığını kayıtlar doğrultusunda evrimleşebilir.]

Çekicin seçenekleri kırbacınki gibi muhteşem değildi. Ama saldırı gücü 600 daha yüksek olmakla kalmıyor aynı zamanda da üç seçenek de tek bir alana yoğunlaşıyordu. Tek ve büyük bir düşmana karşı özelleşmişti!

Il Han’ın en çok beğendiği gamma seçeneği olan ‘yankı’ seçeneğiydi. Nasıl böyle saçma bir seçeneğin ortaya çıktığını bilmiyordu ama mana işlediği sırada büyü taşının istediğini yapmasına izin vermişti. Böylece turnayı gözünden vurmuştu.

Çekiçle aynı maddeden yapılan nesnelerle birlikte yankı yapmak… Bunun anlamı neydi? Belki de akla ilk gelen düşünce buydu. Ama…

Il Han çekici kaldırarak boyutunu on katına çıkardı. Sonra da Aegis’i çağırarak koşan canavarı yakalamak için zıplayabildiği kadar zıpladı.

Bunda tereddüt edecek bir şey yoktu. Süper insan gücünü en son seviyeye çıkararak çekicin sonuna Tutuşma’yı çağırdı ve envanterinin ağırlığını kontrol edebilecek kadar yapacak şekilde çekice geçirdi. Sonra da bütün gücüyle çekici yaratığın kafasına geçirdi!

[Kritik Vuruş!]

[Tutuşma yeteneği 19. Seviye oldu. Alevlerin gücü daha da artar.]

[K, kgyaaaaaaaaaaak!]

Il Han’ın saldırısı güçle çarptığında yaratık, korkunç bir çığlıkla yerde yuvarlandı. Il Han’ın saldırısı o kadar acı verici miydi? Il Han’ın düşük istatistiklerine rağmen efsanevi seviyeli silahı kritik vuruş yapmıştı.

Ama asıl sebep bu değildi. Bu durum, bütün bedeni kırmızı alevlerle kaplanmış acı içindeki yaratığa bakıldığında açıkça anlaşılabiliyordu.

[Yahak! Kyaahaaaaaah!]

Canının bu kadar yanmasının sebebi bütün kemik mızrakların, kemik mermilerin, kemik okların hepsinin de çekicin yapıldığı ejderha kemiklerinden yapılmasıydı. Bu şekilde çekiçte büyük bir yankı oluşturarak Tutuşmanın alevinden oluşan sütunlar fırlatırken yaratığın bedeninde büyük bir travmaya sebep olmuştu.