Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

127. Bölüm Ele Geçiriyorum (2)

Çevirmen: Kamiyasora / Editor: Kamiyasora

Yıkıcı Şeytan Ordusu’nun açıklamaları ve diğer dünya ile olan bağlantılar bunu teoriyi kanıtlıyordu.

Il Han, Mi Rae ile konuştu ve Mi Rae de özel iletişim yetenekleriyle Dünya’daki diğer yetenek kullanıcı gruplarını bilgilendirdi.

Üstelik hepsi de Kiroa’daki saçma derecede fazla olan canavarları gördüğünden tekrar böyle bir şey olduğunda iş birliği yapmayı kabul etti. Sebepleri Vanguard’ın üstün seviyeli silahlarına erişebilmek olsa da en azından iş birliği yapacaklardı.

Ama Il Han bu konuda endişeliydi. Bütün insanların tek bir olaya odaklanmasından hoşlanmamıştı.

Bir olay olduğunda her ülkenin yetenek kullanıcıları kemiğe atılan köpekler gibi orada bitiyordu.

“Terkedilmiş Dünyalara odaklanırken başka insanlar komplo kurmaz mı?”

[Sanırım demek istediğin Yıkıcı Şeytan Ordusu Terkedilmiş Dünyalar sayesinde Dünya ile istediği gibi bağlantı kurabilir, öyle mi?] (Erta)

“O kadar yetenekli olduklarını sanmıyorum. Öyle olsaydı Dünya çok daha uzun zaman önce yok olurdu. Demek istediğim kısıtlı güçlerinin olduğu. Kolay anlaşılması için bunai ‘Kapı Açmak’ diyelim.”

“Örneğin ‘Kapı Açma’ gücünü kullanarak bağlantı zamanını geciktirebiliyor ya da erkene çekebiliyorlar. Ya da belki de bağlantıların ne zaman ve nerede olacağını biliyorlar.”

[Bu çok korkunç.] (Erta)

[Ama şimdi çok daha mantıklı gibi. Bunu söylemek sinir bozucu olsa da Yıkıcı Şeytan Ordusu’na hükmeden kişinin inanılmaz yetenekleri olmalı.] (Liera)

“Ve yalnızca düşmanın ‘Kapı Açma’ gücünü kabul edersek o zaman gruplar arası işbirliği de söz konusu olabilir. ‘Kapı Açma’ ancak bu koşullarda geçerli olabilir.”

Spiera konuşmaya başladı. Sesine bakılırsa o da kızmaya başlamıştı.

[Gerçek zamanla ilgili bilgileri aktarabilecek bir ajan.] (Spiera)

“Evet. Ben de dâhil bütün insanların kolayca yönlendirilebileceğini bilen bir ajan.”

Evet. Eğer Yıkıcı Şeytan Ordusu’nun, Dünya’daki yetenek kullanıcılarından haberi olmazsa bu kadar sakince tepki de veremezdi. Üstelik potansiyel ajanların da Il Han’ın burnunun dibinde olması lazımdı.

Üç meleğin önünde Il Han sakince konuştu.

“Yetenek kullanıcılarına gardiyan olarak atanan melekler arasında ajanlar var. Ve bunu çoğul olarak söylüyorum.”

[Bu kadarını biz de tahmin ettik. Ama Yıkıcı Şeytan Ordusu ile işbirliği yaptıklarını düşünmemiştik.] (Spiera)

[Amaçları ne? Yıkıcı Şeytan Ordusu’nun inancı olan ‘Saf Yıkım’, Parlak Işığın Ordusu’na uygun olmasa gerek! Neden Yıkıcı Şeytan Ordusu onların isteklerini takip etsin ki?] (Spiera)

Spiera’nın kafası karışmıştı ve saçmalıyordu. Il Han üzgün bir şekilde gülümseyerek onu sakinleştirdi.

“Bunların hepsi sadece benim tahminlerim. Birçok doğal olmayan nokta var. Sözlerime doğrudan inanma. Gerçek ortaya çıkana kadar başka bir açıklama aramalıyız.”

[Yine de söylediklerinin doğru olduğunu düşünüyorum.] (Spiera)

[Ben hiç şüphelenmiyorum. 100% inanıyorum.] (Erta)

[Bu noktada artık Dünya’nın Il Han’ın sözlerine göre dönüp dönmeyeceğini merak ediyorum.] (Liera)

“Güzel, o zaman benim haklı olduğumu düşünerek hareket edelim.”

Her şey bir kenara, emin oldukları bir şey vardı.

“Arkasında Yıkıcı Şeytan Ordusu da olsa Parlak Işığın Ordusu da; bütün bunları yapanlar insanların dikkatini Terkedilmiş Dünyalara çeken bir gurup olmalı. Ve benim fikrim de bu grubu bularak yok etmek.”

[Kulağa çok tehlikeli geliyor. Bunun anlamı Terkedilmiş Dünyalarla olan bağlantıları engellemeyeceksin.] (Liera)

[Eğer hatalıysan geri dönüşü olmayan bir hata yapabilirsin.] (Erta)

“Sorun yok. Bariyerdeyken böyle bir olay olursa diye hazırlık yaptım… Erta neden teslimat yapmıyorsun?”

Teslimat ha. Erta bir insanın tek kelimesiyle bir üstün varlığı tedirgin edebileceğini fark etti ama tek yapabildiği gülümseyerek onaylamaktı.

Erta ‘çeşitli nesnenin’ onda birini kendi envanterine alarak uçtu. Diğer melekler potansiyel bir ajan olabileceğinden dolayı kimseye görünmeden gitmesini istediği için Erta büyük ihtimalle iyi olurdu.

Il Han uyuyan Ericia’yı uyandırarak 180. Seviyenin üstündeki güçlü kurtları Dünya’ya getirmesini söyledi. 

Risk alması gerekse de kurtların Dünya tarafından kabul edilebilmesi için en iyi şanstı bu. En önemlisi de Il Han’ın emirlerinden çıkamayacakları için onun isteklerini yerine getirmek zorundaydılar.

Durumun farkında olan Ericia bir anlığına olarak hayal kırıklığına uğramış bir ifade takınsa da emirleri kabul ederek ayrıldı.

Sonunda Il Han elfleri uyandırarak durumu açıkladı ve onlara da emir verdi.

“Siz de gidip savaşacaksınız. Kimliğinizi güzelce saklayın ve en önemlisi de güvende olmalısınız. Savaş meydanına gittiğinizde Erta ile buluşun ve durumun tehlikeli olduğunu düşünmeye başlar başlamaz oradan ayrılın.”

“Majestelerinin bana bağışladığı eser olduğu sürece dördüncü sınıflara karşı bile hayatta kalabileceğime güveniyorum.”

“Hiçbir şeyden emin olmayın.”

“Anlaşıldı!”

Elflere emir verdikten ve uzun süre düşündükten sonra Yu Mir’i yere indirerek gözlerine baktı.

“Ne yapmak istiyorsun, Mir?”

“Savaşıp güçlenmek istiyorum!”

Yu Mir hala shounen mangalardaki ana karakter gibiydi. Normalde Il Han gülüp ona sarılırdı ama şimdi durum biraz daha farklıydı. Il Han bu sefer ona savaş alanında eşlik edemeyecekti.

“Orada yanında olmayacağım için seni koruyamam. Elbette orada olmayacağımdan savaşmak için daha çok şansın olacak… ama gerçekten de gidip savaşmak istiyor musun?”

“Evet! Güçlenmek istiyorum!”

Böyle olacağını bildiği için üzerinde çok düşünmüştü. Ama… Il Han elflere ve Erta’ya ve en önemlisi de oğluna güvendiğinden bu seferki olayı onlara bırakmaya karar verdi.

“Pekâlâ. Ama hayatını tehlikeye atacak şeyler yapma ve olabildiğince kendini gizlemeye çalış. Bana söz ver, tamam mı?”

“Evet, söz veriyorum!”

Kocaman gülümseyen Yu Mir, Il Han’a serçe parmak sözü verdi. Il Han hala endişeleniyordu bu yüzden de oğlunun başına çok sağlam bir ejderha kaskı takarak ejderha kemiklerinden yapılma bir göğüs zırhı giydirdi. Sonra da ona biraz Nefes ve mana iksirlerinden verdi.

[Kask yaptın ama neden bütün bir zırh yok, neden sadece göğüs zırhı var?] (Spiera)

“Yakında üçüncü sınıf olacak. Eğer o sırada üstünde zırh olursa bu ona zarar verebilir. Kaskı onun büyümesini hesaba katarak yaptığım için sorun yok.”

[Çocuğuna değer veriyor musun, vermiyor musun anlamadım.] (Spiera)

Elfler, Il Han’ın Yu Mir için çeşitli ekipmanlar çıkardığını görünce aynı düşünceyle orada toplandılar.

“Mir-nim’i hayatımız pahasına koruyacağız!”

“Ruhumu feda etmem gerekse bile Prensimizi koruyacağım!”

Elbette cevap verme uzmanı Il Han burada da onlara karşılık verdi.

“Saçmalığı kesin, hepiniz canlı bir şekilde geri dönmelisiniz. Biraz abartabilirim ama diğer insanların ölmesi umurumda değil ama siz ölemezsiniz, anlaşıldı mı?”

“Anlaşıldı!”

“Baba, ben gidiyorum!”

“Evet, Mir. Sakın yaralanma.”

Elfler ve Yu Mir gittikten sonra her yer sessizleşti.

Daha bir süre önceye kadar Sonsuzluğun Kum Saati’nin bariyerinin içinde herkes konuşurken şimdi geriye Il Han dışında iki melek kalmıştı. Il Han’ın aklına dışlanmış günleri geldi.

Liera onunla konuştu.

[Şimdi düşüncelerinden sıyrıl. Kendine güvenmeden hareket etmen imkânsız, değil mi?] (Liera)

“O kadar da emin değilim. Ama neyi hedeflediklerini biliyor olabilirim.”

[Dünya bunu ‘kendinden emin olmak’ olarak adlandırmıyor mu?] (Spiera)

“Korkaklar ne söylerse söylesin her zaman bir kaçış yolu bulurlar.”

Aslında Il Han çoktan belli bir noktaya Yıkıcı Şeytan Ordusu ve Parlak Işık Ordusu’nun iş birliği yapmasındaki amacı tahmin etmişti.

Şu ana kadar Il Han’ın yaşadıklarının arasında Terkedilmiş Dünya ile ilgili olmayan var mıydı?

[…Ah, şimdi düşününce ilk hain, başka bir dünyadan dördüncü sınıf bir büyücüyle birleşerek Dünya’ya ordu getirmeye çalışmıştı! O olaydan sonra hiç ses çıkmadığı için unutmuşum!] (Liera)

“Şimdi mi aklına geldi?”

Bu Il Han’ın da son zamanlarda unuttuğu bir sırdı. Hepsi Yıkıcı Şeytan Ordusu’nun planı yüzünden değil miydi? Çok geç olmadan hatırladığı için sorun yoktu.

“Büyücü savaşla Dünya’yı ele geçirmekten bahsetmişti. Büyücüyü öldürünce her şeyin bittiğini sanmıştım ama ya şimdi yaşanıyorsa?”

[Herkesin gözlerini Terkedilmiş Dünyalara çekerek en önemli geçidi saklayacaklar ve başka bir dünyadan ordu çağıracaklar, değil mi?] (Liera)

“Kesinlikle.”

Dünyalı insanlar umutsuzca yıkım isteyen egoist canavarlarla savaşırken başka dünyadan gelen bir ordu hedeflerini yerine getirirken Dünya’yı fethederek yavaş yavaş yok edecekler.

Eğer böyle olursa o zaman Yıkıcı Şeytan Ordusu’nun Dünya’ya yıkımı getirme amacı ve Parlak Işık Ordusu’nun diğer dünyaların güçlerini Dünya’ya çağırma amacı gerçekleşecekti.

[Demek buydu. Başka bir dünyayla bağlantı! Kesinlikle amaçları bu! Parlak Işık Ordusu Dünya’yı ele geçirecek başka dünyadan gelen bir ordu istiyor.] (Liera)

[Peki neden? Hainlere işkence edip onları öldürürken bile sebeplerini bulamadım. Başka dünyanın insanlarıyla Dünya’yı neden fethetmek istiyorlar ki? Tanrı olmak mı istiyorlar?] (Spiera)

Cevabı bilinmiyordu. Eğer işkence bile işe yaramadıysa neden Il Han’a soruyordu ki… Il Han omzunu silkerek cevap verdi.

“O kısım beni ilgilendirmiyor. Önemli olan, onlar Dünya’yı yiyip bitirmeden önce onları yok etmeliyim.”

[Aklında bir yer var mı? Yoksa bütün Dünya’yı mı araştırmak zorunda kalırsın.] (Liera)

“Aklımda bir yer var mı? Evet, var.”

Il Han bir süredir baktığı yeri akıllı telefonunun ekranına getirdi. Küçük bir ülkenin mahvolduğu görünüyordu. Kimse yorum bile yazmamıştı.

 Birçok kişi daha çok Dünya çağında eğlendirici olan haberlerle, daha kalabalık bir grup yakın zamanda yaşanan büyük savaşa ve bütün bunlardan daha da fazla olan bir grupsa melekler aracılığıyla dağılan Terkedilmiş Dünyalarla ilgileniyordu. Durum daha da şüpheli bir hale gelmişti.

Mi Rae’nin de araştırdığı şeyler vardı. Eğer Dünya’yı ele geçirmek isteyen bir ordu varsa Terkedilmiş Dünyaların bağlantıları yüzünden birçok canavar ortaya çıktığından dolayı şu andan daha iyi bir zaman olamazdı. En azından Il Hna bu şekilde düşünüyordu.

[Yoksa bu küçük ülkelerin düşüşünün konuyla bir ilgisi mi var?] (Liera)

“Eğer alakaları yoksa elimden bir şey gelmez. Yalnızca internetin bana bir cevap vermesini dileyebilirim.”

Nedense aklına Erta ile birlikte Seul’de dolaşıp akıllı telefonun yardımıyla ortaya çıkan canavarları buldukları zamanlar geldi.

Tam o sırada Il Han bir cevap bulabildi. Gözlerinin ulaşabildiği yerdeki insanları kurtarabilirdi.

Tekrar aynı şeyin olmasını diledi.