Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

100. Bölüm Sen, Ben, Yabancılar (18)

Çevirmen: Kamiyasora / Editor: Kamiyasora

“Kaçalım.”

Ejderha ile karşılaştığında Il Han’ın aklından ilk bu geçmişti. Dareu’daki ejder türü olarak sınıflandırılmış her şeyi öldürebileceğini düşünmüştü ama yanıldığı ortaya çıkmıştı. Bu, kibirdi.

[Böyle güçlü olan biri nasıl düşük bir dünyada kalmaya devam eder…?] (Erta)

Erta bile gerginleşmişti. Eğer savaşırlarsa sonuç ortadaydı. Karşılarındakiyle Il Han’ın dövüştüğü ejderhalar arasındaki seviye farkını bilmiyordu ama kesinlikle bu şey farklı bir sınıftaydı.

Diğer ejderhaları tek vuruşta öldüren biri bile bu şey tarafından öldürülürdü. Belki de bu ejderha 5. Sınıftı ve bir üstün varlıktı!

Eğer, EĞER Il Han gizlenmiş bir durumda olsaydı bir şansları olabilirdi.  

Eğer Tutuşma yeteneğinin seviyesini, dev kara kemik mızrağına gömülü Orochi’nin ruhunu yükseltebilirse ve kritik bir anda, kritik bir yerde kritik vuruş yapabilirse…

Eğer bu kadarını yapabilirse, ölümcül bir darbe yerine geçerdi ve bu şekilde de Il Han kendini tekrar gizlemeyi başarırdı. Bunu art arda beş kez yaparsa belki de o şeyi öldürebilirdi.

[Ah, benim gücümü biliyor musun? Gerçekten de sıradan değilsin.] (???)

Ama durum şu an öyle değildi. Il Han denen insanın ne kadar güçlü olduğunu biliyordu. Il Han’ın kendisini gizlemesine asla izin vermezdi.

Böylece Il Han için zafer şansı kalmıyordu. Kesinlikle tek bir umut yoktu, öyle ki durum komik görünüyordu.

Il Han onun karşısında kendini gizleyip gizleyemeyeceğini bilmiyordu ama bunu düşünmek yerine harekete geçen ilk kişi olmaya karar verdi.

Öncelikle yere doğru zıpladı. Büyü biçimini çalıştırma şansı olursa güzel olurdu ama rakibinin onun peşini bırakmasına imkân yoktu. Bu yüzden de sadece koşacaktı, deli gibi koşacaktı.

Koşarken kendini gizleme imkânı arayacak ve eğer başarırsa biçimi kullanarak kaçabildiği kadar kaçacaktı. Daha sonra da Dünya’ya dönüp bir şekilde zindanı mühürleyecek ve Cennet Ordusu’nun yardımını isteyecekti.

Ama bütün beyin hücrelerini kullanarak planını oluşturduktan sonra yere doğru zıplamadan hemen önce…

[O, onun işi bitmiş!] (Lecidna)

Hala hayatına deli gibi sarılmış olan Lecidna İngilizce bağırdı.

[Yu Il Han-nim’i öldüremez!] (Lecidna)

[Gereksiz şeyler söylüyorsun!] (???)

Ejderha, Lecidna’nın konuşmasını bağırarak engellemeye çalıştı ama tuhaf bir şekilde onu fiziksel olarak durdurmaya çalışmadı. Bunu yapacak gücünün olmasına rağmen!

Bu sırada Lecidna şekil değiştirmek için geride ne kadar gücü kaldıysa kullandı. Parlak ışıkların arasında ortaya çıkan altın tüylü bir kuş Il Han’a doğru uçarak göğsüne sığınırken bağırdı. Çok önemli bir şeymiş gibi konuşmuştu.

[Beni ısırırken kalkanını kaldırdı!] (Lecidna)

[Kalkanını mı kaldırdı?] (Erta)

Erta bunu duyar duymaz bembeyaz suratı parlamaya başladı.

[Yani gerçekten de üstün varlıktı! Elbette, geçici olarak kalabilirdi!] (Erta)

“Açıklama!”

[Bu ejderha bir üstün varlık, Yu Il Han! Tıpkı biz melekler gibi!] (Erta)

Bu da neydi böyle!? Onun bir üstün varlık olduğunu söylerken neden bu kadar mutluydu? Daha önceden de şüpheleniyordu ama Erta psikopat mıydı?

Elbette Il Han, birisinin kalkanını kaldırmasını az önce duymuştu.

Ejderha, Il Han yerine Lecidna’yı ısırmak için kalkanını kaldırmıştı ama Il Han, korkunç güç karşısında titrediğinden bunu düşünmemişti bile.

Elbette o söz, ejderha dilindeydi yani Erta anlayamazdı ama şimdi Lecidna İngilizce konuştuğundan durum farklıydı.

Erta, gizemleri çözen bir dedektifin açıklığıyla konuştu.

[Eğer kalkanını kaldırdıysa sana doğrudan zarar veremez ‘şu an’. Dünya’da güçlerimi nasıl kullanamadığımı düşün! Aynı şey!] (Erta)

Böyle utanç verici bir şeyi nasıl kendine güvenerek söyleyebiliyordu? Ama ana noktayı açıklayabilmişti.

[Kahretsin!] (???)

Erta’nın açıklaması yüzünden miydi acaba ama Ejderha kanatlarını tıpkı işe yaramaz melekler gibi çırpıyordu.

“Tch, elimden bir şey gelmez.”

Artık karşısındaki bu durumda olduğundan kaçmaya hiç gerek yoktu. Il Han kaçmayı unutarak yerden, gökyüzüne doğru zıpladı.

“Eğer yalan söylüyorsan seni ölümüne lanetlerim!”

[Neden sana yalan söyleyeyim, şimdi de sana yalnızca bakıyor!] (Erta)

[Lütfen sözünde dur…] (Lecidna)

Il Han’ın koynuna gömülen Lecidna ağır ağır enfes alıyordu. Nefesleri öyle zayıftı ki her an ölse kimse şaşırmazdı.

“Sadece Yıkıcı Şeytan Ordusu’na ait bütün ejderhaları öldürmem gerekiyor, değil mi?”

[Lütfen!] (Lecidna)

[Kahrolası pislik, bütün ejderhalar için bir utanç kaynağısın!] (???)

Ejderha kanatlarını çırparken Lecidna’yı aşağılamaya devam ediyordu ama Il Han’ın peşine düşmemişti. Güzel, gerçekten de işe yaramaz meleklere benziyordu!

Elbette Erta ne kadar güvence verse de Il Han, ezici enerji yayan bir ejderhaya karşı sakince dövüşemezdi. Bu yüzden savaş meydanına koşarken Erta’ya sordu.

“O zaman sormama izin ver. Eğer bu ejderha seninle aynı durumdaysa nasıl Lecidna’nın boynunu ısırabildi?”

Il Han’ın sorusu buydu. Üstün varlıkların güçlerini Dünya’da veya Dareu’dayken bu şekilde kullanamayacağını sanıyordu ama karşısındaki ejderha ortaya çıktığı anda Lecidna’yı yarı ölüye çevirmişti.

Yine de Erta’nın tavrı değişmemişti.

[Bu, kalkanını kaldırma yöntemi.] (Erta)

“Senin kalkanını da kazımadan önce açıkla hemen!”

Bunu söyler söylemez Il Han savaş meydanına vardı ve oradaki ejderhalarla savaşmaya başladı.

[Kritik Vuruş!]

[Kyaaaaah!]

Karrows tarafından bağlandığında durum en kötü halini almıştı – Günbatımı Bahçesine ait olan ejderhalardan geriye beş tane kalmıştı ve düşmanın sayısı 31’di.

[Kritik Vuruş!]

[2,819,029,333 deneyim kazandın.]

Il Han üç kere zıpladıktan sonra Il Han savaş meydanına koşarak 31 ejderhadan birinin boynunu delmeyi başardı.

Tutuşma yeteneği sayesinde anında öldürmüştü. Ama karşılığında başka bir mana iksiri açmak zorunda kaldı.

Tam zamanında Erta da basit terimlerle açıklamaya başlamıştı.

[Eğer düzgün bir şekilde açıklayacaksam beşinci sınıflardan, üstün varlıklardan ve elit gruplardan bahsetmem gerekiyor, ama bu kısımları geçiyorum.] (Erta)

“Bir şeyleri geçmeye bayılırım.”

Düşmanların sayısı 29 olmuştu. Il Han öncelikle mana iksirini kaldırarak Nefes içmeye başladı. Bu sırada üstün varlık olan ejderha kanatlarını çırparak Il Han’ı izliyordu.

[Bu ejderha, Yıkıcı Şeytan Ordusu’na bağlı bir üstün varlık, bunu anladın mı?] (Erta)

“Beni aptal mı sanıyorsun!? Hah!”

Düşmanların sayısı artık 26 olmuştu. Il Han, zırhını ve de içliğini delerek karnına saplanan buzu kırarak karnını Kutsal Yenilenme ile iyileştirdi.

[Üstün varlıklar güçlerini korumak için birçok kurala bağlıdırlar. Bu yüzden düşük bir Dünyada bir üstün varlığın gücünü kullanması için bir sürü saçma koşulu yerine getirmesi gerekir. Ama bu ejderha öyle durmuyor.] (Erta)

“Yani?”

Geriye 21 düşman kalmıştı. Il Han tutkulu bir şekilde dövüşürken Nefes ile mana iksirini değiştirdi. Geriye Karrows seviyesinde başka ejderha kalmadığından her fırsatta gizlenmeyi kullanırsa ejderhaları öldürmek kolay oluyordu.

Eğer bir problem varsa o da müttefik ejderhaların neredeyse hepsinin öldürülmüş olmasıydı. Eğer düşmanların dikkatini dağıtanlar da ölürse savaş çok daha zor bir hal alırdı.

[Cevap basit – Ejderha üstün varlık olalı fazla zaman olmamış ve asıl ordu olan Yıkıcı Şeytan Ordusu’na katılmak için kalkanını kaldırması gerektiğinden düşük seviyeli dünyada kalmış!] (Erta)

“Peki, birinin kalkanını kaldırması ne demek!”

Şimdi 14 düşman ve Günbatımı Bahçesi’ne ait bir ejderha kalmıştı.

[Beni kullan, insan! Ölsem bile Dareu’yu onlara bırakamam!] (Ejderhalardan biri)

“Anlaşıldı!”

Il Han ejderhanın sırtına binerek gerçek anlamda etrafı kasıp kavurmaya başladı. Ejderha, Il Han’ın amaçları doğrultusunda hızla uçuyor ve bu sırada da onun saldırılarına destek olurken gelen saldırılara karşı da koruma sağlıyordu. Durumu Lecidna’dan kötü olsa da kalan ejderhalarla dövüşmeye yeterdi.

Daha yeni üçüncü sınıfa geçmiş bir insan, gücü yeni sınıf atlamış birine göre inanılmaz fazla olsa da, geçici olarak oldukça gururlu bir ejderhanın binicisi olmuştu! İnanılmaz bir başarıydı!

Bu sırada Erta’nın açıklamaları devam ediyordu.

[Üstün varlık olma sürecinde, bütün varlıklar yeni bir bedene sahip olur ve bu süreçte de geçmişin parçaları kesinlikle var olmaya devam ederler. Ve düşük dünyalardan kalma parçaları ait oldukları gruba taşıyamazlar. Buna kalkan-] (Erta)

O noktada Il Han da bir şeyleri anlamaya başlamıştı.

“Yani, bu arkadaş bütün enerjisini Lecidna’yı ölümüne ısırmak için mi kullandı? Ve buna da ‘kalkanı kaldırmak’ mı deniyor?”

[Bingo. Ejderha artık tam anlamıyla bir üstün varlık. Elit grubun kurallarıyla bağlı olduğundan gücünü artık düşük dünyaya getiremez.] (Erta)

Oldukça zor bir açıklama!

[Bütün dünyalardaki kahraman hikâyelerinde ortaya çıkan bir unsur vardır. En sonda kahraman eşi benzeri görülmemiş bir görkemle kaybolur. Bütün bunların hepsi üstün varlıkların kanıtıdır aslında. Kalkanlarını kaldırarak üstün dünyalara giderler.] (Erta)

“Yani bu arkadaş Yıkıcı Şeytan Ordusu’na girdikten sonra bile beni öldürmeyi mi bekliyor?”

[Evet, harika bir şekilde de başarısız oldu.] (Erta)

Onun bedenindeki kalkana ulaşan Lecidna sayesindeydi her şey. Her an ölecekmiş gibi duran Lecidna da şevkle konuştu.

[Fufuu, Onların… seni hedef aldıklarını… tahmin etmiştim.] (Lecidna)

Dördüncü sınıf ejderhaları tek başına katleden tuhaf bir insan. Yıkıcı Şeytan Ordusu’nun gözlerinden bakıldığında daha fazla nefret dolu olamazlardı ve bu yüzden de kalkanı kalkmış olan beşinci sınıf ejderhayı, Karrows bir şeyleri yanlış yaparsa diye bekletiyorlardı.

Il Han’ın kafasına yalnızca bir soru kalmıştı.

“Bir üstün varlığın kalkanını kaldırıp kaldıramadığını nasıl bilebilirsin?”

[Bir ejderha vardı… ajan gibi davranıyordu.] (Lecidna)

Ejderhaların dünyasında acımasız bir ajan savaşları mı vardı!?

[Kroaaaaar!]

[Kritik Vuruş!]

[2,655,817,205 deneyim kazandın.]

Gereksiz ejder türlerini görmezden gelirsek geriye 7 tane düşman ejderha kalmıştı.

Il Han’ın vücudunda her türlü yara belirip kayboluyordu. Ama üzerine bindiği ejderha yarı ölüydü. Il Han onu hayatta tutmak için elinden geleni yapıyordu ama ejderha artık sınırına ulaşmıştı.

[Son bir isteğim var.]

Kuş ejderha ölmek üzereydi.

[Her şeyi bitirirsen benim sığınağıma gidebilir misin?] (Lecidna)

“Sığınak?”

[Seninle tanıştığımız yer.] (Lecidna)

“Orada bir şey varmış gibi konuşma. Beni boş yere heyecanlandıracaksın.”

[Lü…tfen…] (Lecidna)

Il Han bir şakayla karşılık vermişti ama Lecidna onun kabullenişini gördükten sonra rahatlamış bir şekilde gözlerini kapattı ve bir daha gözlerini açmadı.

“…Tch.”

Il Han, Lecidna’yı bedenini kaldırdı. Bir süre sonra bindiği ejderha da ölmüştü ve Günbatımı Bahçesi’ne ait başka bir ejderha kalmamıştı. Ne yazık ki Il Han onların amacını asla bilemeyecekti.

Geriye kalan Yıkıcı Şeytan Ordusu’na bağlı ejderhalar güçlüydü.   

Ama Il Han daha da güçlüydü ve sonunda geri kalan bütün ejderhaları öldürmeyi başardı.

Tam olarak ‘hepsini’ değildi.

[Israrcı birisin.] (???)

Il Han’ın zarar veremediği tek bir üstün varlık havada kanatlarını çırpıyordu.