Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

21. Bölüm Terk Edilmiş Sunak

Çevirmen: Harami / Editor: Harami

Maven ustaca ormanın içinden geçti, yıldırım hızında ağaçların arasındaki açıklıklardan çıkışa doğru ilerliyordu.

Bir çok sınıfın açıklanmamış gizli yetenekleri vardı. Hırsızların gizli yeteneği, pazara doğru giderken, yolda hırsızlık yapsalar bile hiç bir şey olmamış gibi görünebilirlerdi. Büyücülerin gizli yeteneği dikkatlerini oldukça kolay bir şekilde toplayabilmeleri, odaklayabilmeleriydi. Korucular içinse, onların gizli yetenekleri vahşi doğada ortaya çıkıyordu.

Vahşi arazide bir ormanın içinden geçerken kendilerini suyun içindeki balık gibi hissediyorlardı. Maven liçin kopuk parmağını elde ettikten sonra oradan direk olarak ayrılmıştı.

Ulaşabileceği şeyleri ele geçirmişti ve artık geri çekilmeliydi. Ne de olsa Kızıl Manastır her yerinde, Şeytan Tanrı İnfazcıları ve diğer canavarlarla, tehlikeler barındıran bir zindandı, bazıları Maven için çok fazla güçlüydüler. Anlamsız riskler almak kesinlikle aptalca bir hareket olacaktı.

Hall Sıradağlarının içinden kuzeybatıya doğru ilerledi, bu sırada yaratıkların saklanma yerleri olabilecek yerlere girmekten kaçınıyordu.

O bölgeye çok uzakta olmayan bir noktada terk edilmiş bir sunak vardı. Oraya gitmek Maven’in planında önemli bir yer teşkil ediyordu.

Başsız kızın yardımıyla, liçin kopmuş parmağını eline geçirmişti ki bu onun için gerçekten büyük bir sürpriz olmuştu. Bunun anlamı, o parmağı sunakta kullanarak bir sürü güzel şey elde edebilirdi.

Yürümeye devam ederken, Maven bütün kayıtlarını kontrol etti.

[Bilgi - Tanrılar (Liçin kopmuş parmağı)] : Bir liçin kopmuş parmağını ele geçirdin. Şans eseri o parmakta hala biraz ilahi güç kalıntısı var. Parmağın ait olduğu liç oldukça güçlü, tanrı olmanın eşiğinde olan bir varlık. Ancak son anda başarısız oldu ama vazgeçmedi. Geri dönüşünü beklerken uykuya dalmış vaziyette. Vücudunun her bir parçasını hissedebiliyor ve bu parmak onun tanrı mertebesine ulaşabilmesi için gereken sırrı barındırıyor. Bu ufacık ilahi güç parçası bir Tanrı Simyacı ya da Cadı Sanatı Tanrısı’nın elinde çok değerli bir kaynak olurdu. Ama diğerleri için, bu şey sadece sorun getirirdi.

Maven’in ‘diğerleri’ kısmına dahil olduğuna şüphe yoktu. O bir tanrı ya da bir tanrının çocuğu değildi ve durum böyle olunca o kopuk parmaktaki ilahi gücü absorbe edemezdi. O kopuk parmağı uzun süre yanında taşımak ona sadece felaket getirirdi. Bu yüzden, bu değerli eşyayı daha ilk eline aldığından beri saklamayı düşünmüyordu.

Onu sunakta kurban olarak kullanmayı planlamıştı.

O kopmuş parmakta hala az bir miktar ilahi güç vardı ve muhtemelen bir çok tanrı ve tanrı simyacı onunla ilgilenecekti. O ilgilenenlerin arasında muhtemelen, dünyevi işlerden elini ayağını çekmiş olan Eski Elf Tanrılarından bir kaçı bile olacaktı.

…

Eski Elf Tanrıları, Eski Tanrıların 2. jenerasyonuydu. İlk jenerasyon tanrılardan, gözlerden uzak bir şekilde gizlenmiş Büyü Tanrısı Lance dışında kimse kalmamıştı. Hepsi düştüler. Maven onun eski tanrının tanrılar arasında en alışılmadık olanı olduğunu hatırlıyordu. Tanrılar ve cennet güçlerini birleştirerek Evrenin Büyü Havuzu’na saldırmaya karar verdiklerinde, onlara karşı duran azınlığın da parçası olmuştu. 

Sadece bu nokta bile Maven’in onun hakkında iyi bir izlenime sahip olmasına yetiyordu. Ölümlüler için Evrenin Büyü Havuzu’nun yok olması durdurulamaz bir felaketti.

Aksi taktirde Güney İnci Kulesi bilginleri bu büyük değişikliğe, “Büyük Felaket” demezlerdi. 

Ama tanrılar, Kaderin 4. Tableti’ni aramaktan vazgeçmemek için nihayetinde Evrenin Büyü Havuzu’na bir saldırı başlattılar. Büyü Tanrısı Lance uzun zaman önce ayrılmıştı ve onlar çoktan onun şanı ve gücü unutulmuştu. Evrenin Büyü Havuzu orijinalinde Faenin Kıtası’ndaki sıradan insanlara yardım etmesi, büyüde kolayca ustalaşabilmeleri ve güçlü büyücülere dönüşerek sonu gelmez yaratık saldırılarına dayanabilmeleri için yaratılmıştı.

Aynı zamanda Evrenin Büyü Havuzu, Faenin Kıtası’nın etrafını saran bir bariyer görevi görüyordu, Faenin’i inanılmaz güçlü heriflerden koruyor, onların kıtaya ayak basamamasını sağlıyordu.

Bu koruma Faenin’de yaşayan bütün canlıların çıkarına olduğu için, onun kurucusu Büyü Tanrısı Lance, bütün ırklar tarafından üstün tanrı olarak tapılıyordu, onu diğer bütün eski tanrılar ve yeni tanrılardan nispeten yukarıda görüyorlardı. Bir çok tanrı bu duruma küskündü ama Lance’in gücüne olan saygılarından, tek bir kelime bile söylemeye cesaret edemiyorlardı.

Ve şimdi Büyü Tanrısı Faenin’i terk edeli bir milenyumdan fazla olmuştu, bu süreçte de diğer tanrılar çok uzun zamandır rahatsızlardı.

Bir felaket çoktan patlak vermek üzereydi ve kimse bundan kaçamazdı.

Maven derin bir nefes aldı ve hızını arttırdı.

…

İki gün sonra, Hall Sıradağlarının Kuzeybatısı.

[Ölümcül Sessizlik Tepeleri’ni buldun]

[Bilgi - Coğrafya +1]

[Bilgi - Coğrafya (Ölümcül Sessizlik Tepeleri)] : Önündeki bu tepeler kasvetli ve ıssız. Oldukça karmaşık bir arazi. Bu tarz bir çevrede sık sık dehşet verici yaratıklar dolanırlar.

Maven Ölümcül Sessizlik Tepeleri’nin girişinde durdu, yolunu kaybetmediğine emin olmak için sessizce karşısındaki yolu anılarındakiyle karşılaştırdı.

Buraya gelirken oldukça şanslıydı. Birkaç umursamaz ve katletmesi kolay olan goblin dışında, kayda değer bir yaratıkla karşılaşmamıştı.

Bunun nedeni hala Hall Sıradağlarının nispeten güvenli olmasından kaynaklıydı.

Ancak Ölümcül Sessizlik Tepeleri farklıydı. Bu yer sadece içinde yaşayan çeşit çeşit göçebe halkın değil, aynı zamanda suçluların ve canavarların yaşadığı bir yerdi. Bu bölge saklanmaya çok uygundu ve sonuç olarak burada civar şehirlerden uzaklaşan sayısız kaçağı ve suçluyu içinde barındıran kaleler vardı.

Nehir Kıyısı Şehri’nden ya da Mücevher Koyu’ndan olup olmadığına bakılmaksızın bütün ipsiz sapsız tipler bu bölgeye geliyorlardı.

Bölgede ayrıca insan yiyen bitkiler vardı, geride bir damla kan bile bırakmadan bir insanı bütün olarak yutabiliyorlardı, bilinmeyen zehirlere sahip yılanlar seni bir anda öldürebiliyorlardı, sıra dışı böcekler ve diğer şeyler de cabasıydı.

Ancak bunlar genellikle Ölümcül Sessizlik Tepelerinin derinliklerinde yoğunlaşmış olan tehlikelerdi.

Maven o iç bölgelere kesinlikle gitmeyi planlamıyordu, onun hedefi dış kesimlerde bulunan küçük bir mağaraydı.

Küçük bir tepenin üzerinde durdu. Güneşin pozisyonuna ve anılarındaki birkaç kez doğruladığı yola göre burası tepenin içine doğru giden doğru yoldu.

…

Maven, hiç beklemediği biriyle karşılaştığında, akşam olmuştu ve hedefinden çokta uzak değildi.

Önündeki küçük açık arazide, öfkeli bir boz ayı kükrüyordu.

Boz ayının karşısında da uzun siyah bir cübbe giymiş, ellerinde bir çift hançer bulunan uzun bir adam, inanılmaz hızlı bir şekilde hareket ediyordu.

Saldırıları acımasız ve kurnazdı, her bıçak olağan üstü bir şekilde acı verici noktalara gelecek şekilde yolunu buluyordu ama o darbelerin hepsi bu ormanın hakiminin ölmemesini sağlayacak kadar yüzeyeldi.

Boz ayı öfkeyle kükredi, onu sürekli olarak yaralamaya devam eden insanı kavramaya çalıştı. Ama son derece beceriksizdi!

‘En azından 20 puan çeviklik!’

‘Eğimli Hançer Büyük Usta…’

‘Rütbe 2 Korucu ileri seviye sınıf… Onun hançer kullanma yeteneğine bakarsak, muhtemelen [Kara Katil]’dir!”

Maven kendini bir ağacın altına sakladı ve sessizce karşısındaki manzarayı izlemeye koyuldu. Endişelenmeye başlıyordu.

Bu herif çok güçlü!

Karşısındaki boz ayıyla tamamen oyun oynuyordu.

Görünüşe göre karşısındaki boz ayıyla oynuyor, kendini eğlendirmek dışında hiç bir şey istemiyordu.

Ya da kendi becerilerini geliştirmek için oynuyordu bu oyunu. Sebep her ne olursa olsun, bu tarz bir insanla ters düşmemek gerekirdi.

Böyle bir herifin algılaması kesinlikle çok yüksekti. Maven kendi saklanma becerilerine oldukça güveniyor olsa da, eğer bulunursa, bu çok sıkıntı yaratabilirdi.

Orada kıpırtısız bir şekilde saklanıyordu, hatta nefes alış veriş sıklığını bile en aza indirmişti.

Siyah giyimli adamın resmen oyuncak misali oynadığı boz ayıyı öldürüşünü izliyordu. Boz ayı öldüğünde bütün vücuduna bulaşan kanı kurumuştu ve postunun üzerinde kesilmedik bir yer kalmamış haldeydi.

Bu tarz bir öldürme becerisi gerçekten çok acımasızdı.

Siyah giyimli adam saldırmayı bitirdikten sonra aniden Maven’in bulunduğu yere doğru baktı.

‘Kötü! Beni gerçekten buldu.’

Maven kendi saklanma yeteneğiyle öyle bir uzmandan gizlenmenin oldukça zor olduğunu biliyordu.

Ama siyah giyimli adam direk olarak harekete geçmedi, görünüşe göre gülümsemeden önce bir anlık tereddüt etti.

“Bu gün iyi bir moddayım o yüzden gitmene izin vereceğim.”

Onu söyledikten sonra, elinden bir gölge fırladı.

Pah!

Gölge Maven’in üç adım önünde yere saplandı.

Siyah giyimli adam oradan ayrılmak için arkasını döndü, birkaç kere zıpladı ve ormanın içinde kayboldu.

Maven alnındaki terleri elinin tersiyle sildi ve saklandığı yerden çıktı.

‘Ne kadar şanslıyım. Görünüşe göre onun yapacak başka bir işi var.’

Toprağa yarıya kadar saplanmış olan kartı aldı, üzerinde dişli örümcek resmi vardı!

Maven’in yüzünün rengi bir anda değişti.

Gölge Örümcek!

Bu herif Gölge Örümcek’in bir katiliydi.

Bu sarı kart bir uyarıydı. Maven’in bir daha onun görüş alanına girmemesi için bir uyarı ya da acımasızca öldürülürdü.

‘Gölge Örümcek karargahı kuzeyde değil miydi?’

‘Neden bir üyesi güneye gelmiş ki?’

Maven sıra dışı bir karışıklık varmış gibi hissetti.

Her neyse, bu çok sıkıntılı durumdu. Nehir Kıyısı Şehri civardaki tek büyük şehirdi ve bu katil ile daha sonra tekrar karşılaşacağına dair bir his vardı içinde.

‘Başım belada…’ Maven başını sağa sola salladı. Eğer tekrar karşılaşırlarsa, tamamen baskılanacaktı.

Hızlıca güçlenmeliydi!

Tekrardan harekete geçti, güneş dağların arkasında kaybolmadan önce, ücra köşedeki sessiz mağarayı buldu.

Tanrıların kutsaması yüzünden hiç bir yaratık yaklaşmaya cüret edemediği için, mağaranın içi oldukça sessizdi.

Maven direk olarak mağaranın sonuna kadar gitti ve terk edilmiş sunağın önüne vardı.