Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

39. Bölüm Ön Kapıda Soruna Sebep Olmak

Çevirmen: Deborah / Editor: Bengoshi

 

Yan Zhan Yun çok heyecanlandı. Son sekiz yıldır tek bir mutlu an yaşamamıştı. Yan Chen Yu doğduktan kısa süre sonra annesi vefat etmişti. Ölmeden önce, Yan Zhan Yun’a kızına iyi bakmasını özellikle tembihlemişti. Tüm bu yıllar boyunca, ona özel bir prenses gibi davranmıştı ve onun hastalığı her zaman onu üzmüştü. Ama şimdi hastalığı tamamen bitmişti.

Jiang Chen’e karşı hissettiği minnettarlık kelimelerle tarif edilemezdi. Jiang Chen’in istediği ne olursa olsun ona vermeye hazırdı.

Jiang Chen yeniden gençleşmeyi hiç bırakmamıştı. Hiç yorgun değildi ve hatta enerjik hissediyordu. Saf-Yang meyvesi ile Ruh Arıtma Hapı’nın birleşimi ve Yan Chen Yu’un vücudundan gelen Yang enerjisi ona büyük fayda sağlamıştı.

Oda donmuştu, Yan Chen Yu’nun vücudundan, Yan ailesindeki her bir kişi tarafından hissedilen bir soğuk yayılıyordu. Her biri şok olmuştu.

“Böylesine yoğun bir soğuk… Genç hanımın hastalığı tekrar mı nüksediyor?”

“Bahse girerim; zavallı genç hanımın bu seferki hastalığı öncekilerden çok daha şiddetli! Dayanabilecek mi diye merak ediyorum.”

“Genç hanıma bir şey olursa reis çok üzülür.”

…….

Yan ailesindeki herkes üzgündü. Yan Chen Yu’nun aslında onu daha güçlü kılacak güçlü bir dönüşüm geçirdiğini bilmiyorlardı.

Kısa süre sonra, beyazlar içinde bir genç adam panikle içeri girdi. Bembeyaz yüzüyle yakışıklı bir adamdı. Odanın donmuş olduğunu görünce endişelendi ve yüzü anında korkunç bir ifadeye büründü.

“Küçük Yu’ya ne oldu? Bu sefer hastalık neden bu kadar güçlü nüksetti?” diye sordu genç adam kaygıyla.

“Yan Yang, endişelenme, Yu’er mükemmel şekilde iyi!” dedi Yan Zhan Yun. Yan Yang adındaki genç adam, Yan Chen Yu’nun kuzeniydi ve Yan ailesinin bir numaralı dehasıydı. Henüz 21 yaşındaydı ve Qi Hai Diyarı’nın İleri seviyesine ulaşmıştı. 25 yaşına varmadan önce Ölümlü Çekirdek Diyarı’na ulaşma şansı yüksek olan biriydi.

Jiang Chen’in genç hanımı iyileştirdiği haberi kontrol altında tutulduğu için pek çok kişi bilmiyordu. Yan Yang’ın bile bundan haberi yoktu. Bunun yanı sıra, Yan Yang gelişmekle ve Sisli Yağmur Kulesi’nin yönetimiyle çok meşgul olduğu için etraftaki konularla ilgilenmek için çok az zaman bulabiliyordu.

“Reis, ne oldu?”

Yan Yang şaşkın bir ifadeyle sordu. Çok soğuk bir hava vardı ama reis her şeyin yolunda olduğunu söylemişti.

“Gel, seni tanıştırayım.”

Yan Zhan Yun, Jiang Chen ile Yan Yang’ı tanıştırdı. “Bu kardeş Jiang Chen, Yu’er’i iyileştiren kişi! Yu’er aslında hasta değilmiş ancak Dokuz Yin Meridyeni olarak adlandırılan nadide bir durumu varmış. Şimdi Dokuz Yin Meridyeni’nin uyanışı için mühim bir zaman… Ve uyandığında, yüzyılda bir görülecek eşsiz bir deha göreceğiz.”

Dokuz Yin Meridyeni? Bu, Yan Yang’ın ilk kez duyduğu bir şeydi ama Yan Chen Yu’yu kurtaran önündeki genç adamla karşılaştırıldığında önemli değildi. Bu kendinden daha genç görünen adamın kuzeninin hayatını kurtarma yeteneğine sahip olması onu şok etmişti.

“Ben Yan Yang, Küçük Yu’nun kuzeniyim. Kardeş Jiang’a teşekkürler.” Yan Yang yumruğunu tuttu ve Jiang Chen’e teşekkürlerini sundu.

“Lafı bile olmaz Kardeş Yan.” diye gülümsedi Jiang Chen; Yan Yang’ın ona verdiği ilk izlenim kötü değildi.

“Yan Yang, vaktiniz olduğunda kardeş Jiang Chen ile biraz zaman geçirin. Hem çok büyük tecrübeleri var hem de dahi bir simyacı. O dâhilerin dâhisi!”

Yan Zhan Yun Jiang Chen’i övmekten yorulmamıştı.

“Ah, Gerçekten mi?”

Yan Yang’ın bir anda gözleri parladı. Jiang Chen’e öncekinden daha büyük bir saygıyla bakıyordu.

Aynı gece, herkes ayaktaydı ve Yan Chen Yu’yu koruyorlardı. Jiang Chen de uyanıktı çünkü ona Ağabey Jiang Chen diyen genç hanım kalbine dokunmuştu.

Ertesi sabah gökyüzü aydınlanmaya başladığında, Sisli Yağmur Kulesi’nin ön girişinde bir gürültü koptu. Kısa süre sonra, birçok insan bir araya gelip orayı doldurdu.

Avlunun dışındaki Yan Xing, hızla nefes alırken yüzündeki panikle koştu.

“Yan Xing, ne oldu? Niye panikledin?” diye sordu Yan Zhan Yun.

Yan Xing, aralarına girip “Lee ailesinin adamları burada!” derken, Jiang Chen’e bakıyordu.

“Lee ailesi mi? Onlarla şimdiye kadar çok kez tartıştığımız halde hiçbir zaman gerçek bir savaş ilan etmedik. Sisli Yağmur Kulesi’nin ön girişine gelip sorun çıkarmaya nasıl cüret ederler? Lee Shan Yue ne istiyor?” Yan Yang sinirlenerek sordu.

“Lee Shan Yue, kardeş Jiang Chen için geldi! Adamlarını getirdi ve ön girişi tuttu. Reisin Jiang Chen’i kendisine vermesini teklif ediyor. Neler olduğunu görmek için gelen bir sürü insan var.” diye açıkladı Yan Xing.

Yanında duran Jiang Chen kaşlarını çattı.

“Kimse kardeş Jiang Chen’in burada kaldığını bilmiyor, Lee Shan Yue nasıl biliyor olabilir, hmm! Yan Xing, Lee Shan Yue’a Jiang Chen’in önemli bir konuk olduğunu söyle. Eğer ona zarar vermek istiyorsa bu bana savaş açmakla aynı şeydir!” dedi Yan Zhan Yun soğukça homurdanarak.

“Reis, Lee Shan Yue Wang Ting ve diğer üç adamı yakalamış. O gün karavanımızı izleyen adamlardı onlar. Eğer Jiang Chen ortaya çıkmazsa, onları Sisli Yağmur Kulesi’nin önünde öldürecek!” dedi Yan Xing aceleyle.

Daha önce Wang Ting ve diğerleriyle birlikte savaşmıştı. Birlikte ölüm kalım meselesini yaşamışlardı. Şu an Lee Shan Yue tarafından yakalanmışlardı ve bu onları endişelendiriyordu. Eğer Jiang Chen dışarı çıkmak istemezse, Lee Shan Yue onları öldürecekti.

Yan Xing’in konuşmasından hemen sonra, Jiang Chen dışarıya doğru yürümeye başladı.

“Kardeş Jiang Chen!”

Yan zhan Yun arkasından seslendi. Herkes hızla peşinden gitmeye başladı. Şu an neden Lee ailesinin Jiang Chen’in burada kaldığından bu kadar emin olduğunu biliyorlardı. Jiang Chen kimliğini saklamaktan hiç çekinmemişti. Lee ailesinin dağlarda öldürülen çok adamı vardı. Bu yüzden de Lee ailesi kesinlikle bunu kimin yaptığını öğrenmek isteyecekti. Jiang Chen’i suçlu bulmak onlar için çok kolaydı. Şimdi bir de Wang Ting ve diğer üç adam ellerindeydi.

Jiang Chen diğerlerinin önüne yürüdü. Sakin görünüyordu ama öldürme arzusu gözünden okunuyordu. Kimse onu tehdit etmeye cesaret edemezdi çünkü bunu yapanları sefil bir son beklerdi.

Lee Shan Yue’nun Wang Ting ve diğer üç adamla tehdit etmeye cüret etmesi Jiang Chen’i kızdırmıştı. Wang Ting ve diğer üç adamı neredeyse hiç tanımıyordu ama masum insanların kendisi yüzünden acı çekmesini istemiyordu.

Sisli Yağmur Kulesi’nin ön girişinde kalabalık toplanmıştı. Lee ailesinden yedi ila sekiz kişi vardı ve liderleri, Lee ailesinin reisi Lee Shan Yue idi. Arkasında başka iki ölümlü Çekirdek savaşçısı daha vardı.

Lee Shan Yue’nun yüzündeki alaycı gülümseme, yüzündeki yaraları daha korkunç gösteriyordu. Gülümseme şekli daha da korkutucuydu. Yanında sarı cübbeli bir adam duruyordu. Yakışıklı genç, eğitimli bir adam gibi görünüyordu. Görünüşü Lee Chang Hong’a benziyordu, Lee shan Yue’nun öteki oğluydu. Yan Yang’dan aşağı kalır yanı olmayan büyük bir enerji yansıtıyordu.

Lee ailesinin yanında, giysileri parçalanmış dört yetişkinin elleri ve ayakları kalın bir metal zincirle bağlanmıştı. Yüzleri kan lekeleriyle doluydu ve içsel enerjileri karışıktı. Hepsi yaralanmıştı.

“Yan Zhan Yun, acele et ve o küçük piçi bana ver. Sana 3 dakika daha veriyorum. Eğer biraz sonra burada olmazsa birilerini öldürmeye başlayacağım!”

Lee Shan Yue’nun sesi uzaktan duyulabilecek kadar yüksekti.

“Bu Jiang Chen de kim? Lee ailesinin reisini nasıl bu kadar sinirlendirebildi ki kendisi onu buraya almak için şahsen geldi? Sisli Yağmur Kulesi’nde Jiang Chen adında birinin olmadığını düşünüyorum.”

“Bunu bilmiyor musun? Bir süre önce söylemiştim; Lee ailesinin üçüncü oğlu Lee Chang Hong Rayihalı Gökyüzü Şehri’nde öldürüldü. Katil Jiang Chen idi! Lee ailesi birkaç gün önce Rayihalı Gökyüzü Şehri’ne gitti ama eli boş döndü. Jiang Chen’in Kırmızı Şehir’e gelip Sisli Yağmur Kulesi’nde kalacağını kimse tahmin etmezdi.”

“Bu ne biçim halt… Bu Jiang Chen amma cesaretliymiş. Lee ailesinin oğlunu öldürmeye nasıl cesaret eder? Lee Shan Yue üç oğula sahip ve en çok küçük oğlunu severdi. Lee Shan Yue’nun sinirlenmesine şaşmamalı.”

“Bu heyecan verici olacak.”

……..

Herkes fısıldaşıyordu. Jiang Chen’in Lee Chan Hong’u öldürdüğü haberi aralarında hızla yayılmaya başlamıştı. Şimdi herkes Lee Shan Yue’nun neden Sisli Yağmur Kulesi’ne gelip sorun çıkardığını anlamıştı.

Yakın süre sonra, Yan Zhan Yun ve adamları Sisli Yağmur Kulesi’nden çıktılar.

“Lee Shan Yue, Sisli Yağmur Kulesi’ne gelip sorun çıkarmaya nasıl cüret edersin? Yan ailesinden seninle dövüşebilecek kimsenin olmadığını mı düşünüyorsun?”

Yan Zhan Yun otoriter tutumunu ifade ederken çok agresifti. Göründüğünden daha yüksek sesle bağırıyordu.

“Hmm! Yan Zhan Yun, bugün seninle dövüşmek istemiyorum! İsteğim şey o küçük piç! Onu teslim et, şimdi!”

Lee Shan Yue soğuk bir tavırla homurdandı. Onun yılan gibi bakışı, Jiang Chen’e ulaşana dek tüm yan ailesinin üstünde gezindi. İki gözü de açıldı ve “Sen o Jiang Chen misin?” dedi.

“Lee Shan Yue, en son Jiang ailesine geldiğinde hayatın bağışlandı. Hem minnettar değilsin hem de bana saygısızlık mı ediyorsun? Bir hayvandan başka bir şey değilsin.” dedi Jiang Chen rahatsız bir şekilde.

“Hmm! Bu gerçekten sensin. Oğlumu öldürdün, bu yüzden bugün dokuz canlı olsan da öleceksin. Küçük piç, Jiang ailesinin konağında kalarak kendine iyi baksaydın belki yaşamana izin verirdim. Ama Kırmızı Şehir’e gelerek hayatını fırlatıp atacağını düşünmezdim. Sadece ecelini arıyorsun!” dedi Lee Shan Yue dişlerini gıcırdatarak. İleriye koşabilmeyi ve Jiang Chen’i parçalara ayırmayı diliyordu.

“Lee Shan Yue, Jiang Chen Sisli Yağmur Kulesi’nin önemli bir konuğu. İstediğin gibi zarar verebileceğin biri değil! Sisli Yağmur Kulesi Jiang Chen’i ne pahasına olursa olsun koruyacak! Onu öldürmek istiyorsan, o zaman Sisli Yağmur Kulesi’ni yenecek yeteneğe sahip olman gerek!”

Yan Zhan Yun’un herkesin duyduğundan emin olarak söylediği sözler gayet net ve açıktı.

“Jiang Chen’i daha önce hiç duymadım. Rayihalı Gökyüzü Şehri’nden gelen adam nasıl oluyor da Sisli Yağmur Kulesi tarafından destekleniyor?”

“Yan Zhan Yun’un söylediği şeylere göre, Jiang Chen’i korumak için Yan ailesinin tüm gücünü kullanacak! Jiang Chen’in dahi olduğunu söyleyebilirim ama bence böyle bir korumaya değmez.”

“Yan Zhan Yun salak değil, Jiang Chen’e karşı bu kadar korumacı olmasının bir sebebi olmalı.”

……..

Lee Shan Yue da dahil herkes asıl konudan bihaberdi. Yan Zhan Yun’un neden Jiang Chen’i korumak istediğini anlamamışlardı. Lee ailesinin adamlarını öldürürken Yan Meng’e yardım ettiği için miydi sadece? Bu yeterli görünmüyordu.

Lee Shan Yue’nun yüzünde alaycı bir gülümseme belirdi. Yan Zhan Yun, Jiang Chen’i Yan ailesinin bütün gücüyle gerçekten korumak istiyorsa, o halde Jiang Chen’e zarar vermenin bir yolu yoktu. Lee ailesi şu anki gücü ile Sisli Yağmur Kulesi’yle savaş ilan etmeye cesaret edemezdi.

Ama Lee Shan Yue hazırlanmıştı. Yanında duran adama işaret etti. Adam sinyali gördü ve diğer adamlarla birlikte Wang Ting’i kalabalığın önüne çekti.