Bu adamın jiang chen olduğundan şüpheleniyorum kilik değiştirmiş ve hazırlıksız yakalayacağını sanıyorum bakalım durum ne
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
27. Bölüm Facia Bir Adam İle Tanışıyor
Jiang Chen ne istediğini söyledikten sonra toplantı salonundan çıktı. Birbirlerinin yüzüne aklı karışmış halde bakan yaşlı adamları öylece bırakıp gitti. Genç efendinin nasıl kendinden bu kadar emin olabildiğini merak ediyorlardı.
Hepsi uzun yıllardır yaşıyorlardı ve Qi Hai savaşçılarıydılar. Ama 15 yaşındaki Jiang Chen’le karşı karşıya geldiklerinde kendilerini çocuk gibi hissetmişlerdi.
“Bunlar Kırmızı Şehir’den Lee ailesi. Genç efendi bununla nasıl baş etmeyi planlıyor?” dedi birisi iç çekerek. Jiang Chen kendinden emin davranmasına rağmen, kimsenin kaşlarını çatmasına engel olamamıştı. Düşman çok güçlüydü ve onları yenebilecek bir şey düşünemiyorlardı.
“Sadece genç efendiyi dinle, daha önce hiç yanılmadı.”
“Bu doğru. Dönüştüğünden beri tek bir hata bile yapmadı, düşünsene.”
Hem şişman hem de sıska adam aynı anda konuştu. Zhou Bei Zhen bile sessizce başını salladı. Onlar, Jiang ailesinin yüksek mevkideki simyacılarıydı. Sadece 15 yaşında olan çocuk %100 etkili hap üretebilmiş ve onlara değerli bir Ruh Eğitimi Becerisi vermişti. 1000 yılda bir görülebilecek bir dâhiydi ve onlar için bir mucizeydi.
“Lee ailesi henüz gelmedi, korkunun bizi aşmasına izin vermemeliyiz. Sadece Chen’in dediğini dinleyin. Herkes normal zamanda yaptığı göreviyle ilgilensin. Siz çocuklar, gidin ve insanların geri kalanını rahatlatın ve Lee ailesi hakkında çok düşünmeyin.” dedi Jiang Zhenhai herkese. Mevcut durumlarında tehdit yoktu. Bu yüzden tüm umutlarını Jiang Chen’e bağlayabilirlerdi.
“Duruma adapte olacağız, ödlek gibi davranmaya gerek yok.” dedi sağlam vücutlu bir adam, toplantı salonundan çıkmadan önce.
Şehirdeki huzurlu günler bitmişti ve şu an Jiang ailesindeki herkes endişeliydi. Açık, güneşli bir gündü ama tüm şehir kara bulutlarla kaplıydı.
Beklenen şey gelecekti. Ne olursa olsun, öfkeli bir yağmur fırtınası çıktı. Lee Chang Hong öldükten yalnızca 3 gün sonra, Lee ailesinden birileri Rayihalı Gökyüzü Şehri’ne ziyaret geldi.
Sadece birkaç düzine insan vardı ama güçleri 100 hatta 1000 insanınkinden fazlaydı. Uzun binalar boyunca çekinmeden şehirden geçiyorlardı, hedefleri ise lordun konağıydı.
“Olaya dahil olmayan kişiler, kaybolun yoksa ölürsünüz.”
Kelimeler kuvvetli Yuan gücüne sahip bir savaşçı tarafından alana yayıldı; Ölümlü Çekirdek Diyarı’nda bir savaşçıydı.
“Aman tanrım, geldiler. Kırmızı Şehir’den Lee ailesi burada!”
“Sadece birkaç düzine insan olmasına rağmen, korkunç derecede güçlüler! 3 savaşçı Ölümlü Çekirdek Diyarı’nda, geri kalanlar Qi Hai Diyarı’nda. Jiang ailesi şimdi bitti.”
“Liderlerine bak. Onun adı Lee Shan Yue ve Lee ailesinin reisi. Ölümlü Çekirdek İleri seviye savaşçı. Nadiren dışarı çıkar çünkü Gökyüzü Çekirdeği Diyarı’na geçmeye odaklanmıştı. Bu sefer kişisel olarak geldiğine göre Lee Chang Hong onun için çok önemliydi demektir.”
“Elbette dışarı çıkacaktı. Oğlu öldürüldü, bu yüzden öfkeli. 3 Ölümlü Çekirdek savaşçısı ve onlarca Qi Hai savaşçısı… Bu sefer Jiang ailesini yakıp kül edecekler.”
“Ah… Eğer Jiang ailesi yok edilirse kaos şehrimizi yutacak.”
Herkes korkmuştu. Biliyorlardı ki Lee ailesi çok acımasızdı. Buradaki insanların çoğu daha önce Ölümlü Çekirdek’te olan bir savaşçı görmemişti. İlk defa öyle birini görüyorlardı ve bu onlar için korkutucuydu.
“Uzaklaşın.”
Lee ailesinin erkekleri acımasız davranıyordu. Bir adam kırbaç sallayıp zamanında uzaklaşmayan bir sivile vurdu ve onu iki parçaya ayırdı.
“Ecelini arıyor.” dedi soğukça ve atını sürdü.
“Kahretsin, adamlar çok kibirli. Bize hiçmişiz gibi davranıyorlar ve rastgele öldürüyorlar.”
“Bu insanlar öldürmeye çok niyetli. Jiang ailesinin nasıl tepki vereceğini merak ediyorum.”
“Gelin, onları lordun konağına doğru takip edelim ve bir bakalım.”
“Beni saymayın, ölmek istiyorsanız siz gidin. Benim hala yaşayacak günlerim var. Lee ailesinin nasıl davrandığına bir bak. Eğer beni öldürürlerse kim intikamımı alabilir?”
……..
O sırada, lordun malikanesindekiler Lee ailesinin geldiği haberini aldılar. Hazırlansalar bile, Lee ailesinin geldiğini duymak hepsini korkutmuştu.
“Genç efendi nerede? Lee ailesi geldi!”
Birisi bağırdı. Bu kritik bir andı ama Jiang Chen, Jjang ailesinin direği hiçbir yerde yoktu. Hala evin içinde saklanıyordu ve son iki gündür onu kimse görmemişti.
“Jiang Cheng, git ve genç efendinin ne yaptığına bak.” dedi Jiang Zhenhai.
“Emredersiniz efendim.”
Jiang Cheng, en hızlı tavşandan bile daha hızlı bir şekilde Jiang Chen’in evine doğru koştu.
Bir dakika sonra, Jiang Cheng şişmiş bir yüz ve yaşlı gözlerle geri döndü. Jiang Zhenhai’ye gitti.
“Ne oldu?” dedi Zhou Beizhen kaşlarını çatarak.
“Genç efendi beni kovdu ve kimsenin rahatsız etmemesini söyledi.”
Jiang Cheng üzgün görünüyordu. Durum o kadar kritikti ki kapıyı çalmak yerine doğrudan Jiang Chen’in odasına girmişti ve hiçbir şey diyemeden Jiang Chen tarafından tokatlanmıştı. Neredeyse bacağı kırılıyordu.
‘Neden hep incinen ben oluyorum?’ Jiang Cheng başını kaldırdı ve gözyaşları içinde gökyüzüne baktı. O sadece elçiydi ve tokat yemeyi hak etmemişti.
“Neden böyle oldu? Genç efendi bize gök kubbe yere inse bizim üstümüzde duracağını ve onu durduracağını söylememiş miydi? Böyle bir durumda neden saklanıyor?”
“Genç efendi insanlardan saklanamaz, Lee ailesi burada ve onu onlardan saklayamayız.”
Birçok kişi sinirlenmişti. Genç efendinin ne yapmak istediğini hiçbiri anlamıyordu. Büyük bir öz güvenle davranmış ve herkesi düşmanlardan -Lee ailesinden- koruyacağını söylemişti; hem de herkesin önünde. Ama şimdi, düşman buradaydı ve o odasında saklanıyordu.
“Herkes sussun, genç efendinin henüz çıkmak istememesinin bir sebebi olmalı.” diye bağırdı Zhou Bei Zhen. Jiang Chen’in bunu neden yaptığını bilmemesine rağmen ona güveniyordu.
Bom…!
Aniden, girişte büyük bir çarpma sesi duyuldu. Lordun konağının ön kapısı parçalara ayrılmıştı ve gürleyen bir ses duyuldu. “Jiang ailesine mensup erkekler, çıkın ve ölümünüzle yüzleşin.”
Ses yüksekti ve lordun malikanesinde dört köşede yankılanmıştı. Herkes sesi açıkça duyabiliyordu ve lordun konağının yakınındakiler korkuyla sessizliğe bürünmüştü.
“Gitti, gitti… Jiang ailesi gitti!”
Lee ailesi çok güçlüydü ve bu şekilde davranarak Jiang ailesine hayatta kalma şansı bırakmıyorlardı.
“Gelin, gidip bir göz atalım.”
Jiang Zhenhai üstüne çeki düzen verdi ve girişe doğru yürüdü. Erkeklerin geri kalanı da derin bir nefes alıp arkasından gitti. Kritik bir andı ve eğer bunu uygun şekilde çözemezlerse bugün hepsi ölecekti.
Kısa süre sonra, Jiang ailesinin tüm erkekleri girişe vardı. Parçalara ayrılan kapıyı görünce herkes şaşırdı. Lee ailesinden olan erkeklere baktılar ve önde duran sarı elbiseli adamı gördüler. 40’larında görünüyordu ve Murong Zhan ile karşılaştırabilecek kadar güçlü bir vücudu vardı. Yüzünde, İlk bakışta herkesi korkutan korkunç çapraz bir yara izi vardı.
Bu adam, Lee ailesinin reisi Lee Shan Yue idi. Söylentilere göre kötü kalpli ve zalim bir adamdı. Kimsenin onu rahatsız etmesine kolay kolay izin vermezdi. Ve şimdi ise oğlu Rayihalı Gökyüzü Şehri’nde öldürülmüştü ve lordun konağını kırıp dökerek kişisel olarak intikamını almayı planlıyordu.
Lee Shan Yue etrafına karşı güçlü bir enerji sergiliyordu. Onun önünde duranlar nefesi bile zor aldıracak büyük bir baskı hissederdi. Bu, Ölümlü Çekirdek İleri savaşçısının aurasıydı.
Lee Shan Yue’nun arkasında duran iki yaşlı adam ise 50’li yaşlarındaydı. Yüzlerinde kibir vardı. Onlar da Ölümlü Çekirdek savaşçısıydı. Arkalarında da yüzlerce vahşi Qi Hai savaşçısı duruyordu. Aralarında kasvet ve nefret ifadesiyle dolu bir adam vardı çünkü o Jiang Zhenhai’yi görmüştü. Neredeyse onu çiğ çiğ yemek istiyormuş gibiydi.
Bu Murong Tian’dı. Kırmızı Şehir’deki Lee ailesine genç efendilerinin öldürüldüğünü haber veren adamdı. Kırmızı Şehir’le Rayihalı Gökyüzü Şehri’nin arasındaki uzun mesafeden dolayı ancak geri dönebilmişti.
Her iki ailenin görünen gücüne bakınca, Jiang ailesinin ölmesi neredeyse garantiydi.
“Jiang Chen hanginiz?”
Duyan herkesi şok eden, yüksek sesle çalan bir çan gibi çınlayan sesle sordu. Acımasız görüntüsü tüm Jiang erkeklerinin gözüne takılmıştı. Onlara doğrudan saldırmamıştı çünkü ona göre bugün Jiang ailesinin sonuydu ve er ya da geç Jiang ailesinden olan herkes ölecekti. Jiang Chen’in kim olduğunu öğrenmek ve oğlunu öldürmeye nasıl cüret ettiğini sormak istedi. Lee ailesinin, Jiang ailesinden tek bir adamın bile ölümden kaçmasına izin vermeye niyeti yoktu.
“Ben Jiang Zhenhai, oğlunu öldüren benim. Jiang Chen ile alakası yok.”
Eğer Jiang Chen’in bunu çözmek için bir yöntemi yoksa, Jiang Chen’i ne pahasına olursa olsun koruyacak, buradan kaçmasını sağlayacak ve Jiang ailesini devam ettirecekti.
“Hayır, genç efendiyi Jiang Chen öldürdü. Genç efendiyi takip eden simyacıyı Jiang Zhenhai öldürdü. İkisi de bağışlanamayacak suçlular. O küçük piç Jiang Chen bir yerlerde saklanıyor olmalı.”
Murong Tian bir adım attı ve nefret dolu bir sesle konuştu. Murong ailesi gitmişti ve Jiang Zhenhai ve Jiang Chen’e olan nefreti durdurulamaz bir şelale gibiydi. Ancak Jiang ailesi yok olduktan sonra nefretini salabilecekti.
“Saklanıyor mu? O zaman önce babasını öldürmeliyim, sonra ortaya çıkıp çıkmayacağını görelim.”
Jiang ailesinin tüm erkekleri Lee Shan Yue’nun öldürücü ruhunu hissettiğinde bembeyaz olmuştu. Şimdiye kadar, jiang Chen ortaya ne zaman tehlikeli bir durum çıksa önlerinde duracağını söylemişti ama şu an hala ortalarda yoktu. Tüm kalpleriyle üzüldüler ve umutlarını kaybettiler.
“Ailendeki adamları öldüren benim. Başka kimseyle alakası yok. Lee ailesi Kırmızı Şehir’den saygın bir ailedir ve Reis Lee de itibarlıdır. Başkalarını zor durumda bırakmayacağına inanıyorum.” dedi Jiang Zhenhai.
“Lord…”
Zhou Bei Zhen gözlerini kırpıştırdı ve dişlerini gıcırdatarak, “Lord ile beraber öleceğim.”
‘’Jiang Zhenhai, bugün ölmelisin. Oğlun da öyle. Benden saklanmanın bir anlamı yok. Sana ait her şeyi ortadan kaldıracağım ve bugün herkes ölmek zorunda kalacak.”
Lee Shan Yue’nun yüzündeki yara izi titriyordu. Yüzündeki acımasız gülümseme ile tekrar konuştu. “Ama diğerlerine bir şans verebilirim. Sadece diz çökmeli ve 3 kere secde etmelisiniz. O zaman hayatınızı bağışlayabilirim.”
Bunu söyledikten sonra Jiang ailesi savaşçıları arasındaki atmosfer değişti. Oradaki tüm erkekler yüksek mevki sahibiydi ve hepsi Qi Hai savaşçısıydı. Arkadaki muhafız ve savaşçılara gelince, Lee Shan Yue onları öldürürse diz çökme şansları bile olmayacaktı.
“Lordum, üzgünüm ama ölmek istemiyorum.”
Bir adam yumruğunu sıktı ve Jiang Zhenhai’ye saygılarını sundu. Daha sonra Lee Shan Yue’ya doğru yürüdü ve üç kere secde etti.
Magnec