Baya iyi savaslar goruyoruz. Karsidaki dusmanlar diger serilerdeki gibi bot degil. Ugrastiriyo baya. Gelisim safhasi cok karmasiklasti.
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
77. Bölüm Yalnız Kurt
Kara Kurt dikkatle mağara girişine yaklaştı ve derin bir nefes aldı. Yerdeki izleri bir anlığına gözlemledikten sonra konuştu, "Gitmiş. Siz ikiniz gidip içeri bakın."
Kara Kurt'un seçtiği iki kişi eğilerek dağ mağarasına girdi. Çok geçmeden bağırışları duyuldu," Geceyi burada geçirmi-"
Onlar daha konuşmayı bile bitirememişken mağarada korkunç bir patlama gerçekleşti. Şok dalgası iki kişiden birini mağaradan dışarı uçurdu!
"Lanet olsun!" Kara Kurt hemen eğilip başını korudu, ama o da şok dalgasıyla birkaç metre itilmiş, sarsılan zeminden ötürü yere düşmüştü.
Kara Kurt bir takla atıp ayağının üstüne indi, son derece kızgın ve üzgündü. Mağaranın içine gönderdikleri ıssız topraklarda iz sürme ve hayatta kalman uzmanlarıydı, nasıl tuzaktan kaçınamamışlardı ki? İki yoldaşı ölünce bu niteliklere sahip tek kişi kendisi kalmıştı ve şimdi iz sürmek son derece zor olacaktı.
Kara Kurt daha doğrulmayı bile başaramamışken gözlerinin kenarından bir ışık parıldadı. Manzara anında korkuya kapılmasına neden oldu. Bu ışık bir köken mermisine aitti!
Atış aniydi ve sadece yüz metre uzaktan gelmişti. Kara Kurt ne yaparsa yapsın bundan kaçınması imkânsızdı, bu yüzden tek yapabileceği bir şekilde hayati bölgelerini atıştan uzaklaştırmaya çalışmaktı.
Kan dondurucu bir çığlıkla birlikte Kara Kurt geriye doğru uçuruldu, göğsünün önünde çaprazlanmış kollarında tam olarak kanlı bir kargaşa vardı. Kara Kurt vücudundaki tüm gücü kullanarak, tekrar ayaklarının üstüne inmek için havada bir takla attı ama daha ayağı yere bile değmeden bir ışık daha parıldadı. Bir köken mermisi daha ateşlenmişti!
Kara Kurt'un beyni bir anda boşaldı, geride tek bir düşüncesi kalmıştı: Orada kaç kişi var? Bu nasıl bir atış hızı böyle?! Tek bir kişi bu atışları nasıl yapabilir?"
Kara Kurt o an ne düşünürse düşünsün köken mermisi göğsündeki aynı yere ulaştı. Bu sefer koruyucu köken gücü yok edilmiş, kolları yukarı uçmuştu.
Kara Kurt tam yere düşecekken nihayet Qianye'nin pozisyonunu gördü.
Qianye yüz metre kadar ileride karmaşık kayaların ortasında gizleniyordu. Kayalıklar sarptı, ama çok eğimli değillerdi ve üstlerinde pek yeşillik bulunmuyordu. Bitkiler etrafa o kadar saçılmıştı ki en ufak hareket bile orada gizlenen birinin pozisyonunu açığa çıkarabilirdi. Zaten gizlenmek için iyi bir yer olmadığından Kara Kurt etrafı gözlemlerken oraya çok dikkat etmemişti. Aynı zamanda Qianye kendini bir toprak katmanının altına gömmüş ve baştan sona kadar hiç hareket etmemişti. Bu şekilde Kara Kurt'u kandırabilmiş ve ani pususunu hayata geçirmeyi başarmıştı.
Qianye boşalttığı Pusucu'yu yere fırlattı ve gizlenme noktasından yalnız avlanan bir kurt gibi fırladı. Gökyüzü Yılanı'nın yardımcılarına doğru son hızla koşmaya başladı! Koşarken sol elinde Katil, sağ elinde hançeri vardı.
Beng! Katil Qianye gruptan on metre uzaktayken ateş açtı. Köken mermisi çete üyelerine doğru uçmaya başladı.
Qianye son on metreyi de yıldırım gibi geçtikten sonra hala kafası karışmış ve düşmanı arıyor olan gruba doğru daldı ve soğuk bir parıltıya sahip baltası anında iki kişiyi yere indirdi. Sonra Katil havada döndü, Qianye silahın namlusunu yakaladığı anda çelik kabza üçüncü birinin kafasına indi!
Gökyüzü Yılanı Çetesi'nden birinci kademeli bir Savaşçı savaş alanından biraz uzaktaydı ve köken silahını doğrultmuş, Qianye'ye nişan almak için elinden geleni yapıyordu. Silahındaki desenler art arda parlamaya başladı, her an yüklemeyi bitirecekmiş gibi görünüyordu.
Qianye bir anda kısık sesle kükredi ve Savaşçı'ya doğru saldırıya geçti. On metre civarındaki mesafe hızlıca kapandı, Gökyüzü Yılanı Çetesi'nin tüm üyeleri o kadar sert darbeler almıştı ki kenarlara uçtular!
Kemik kırılma sesleri eşliğinde birinci kademeli Savaşçı'nın göğsünde bir delik açıldı. Qianye'nin beşinci kademeli bir Savaşçı'nın gücüne rakip olabilecek korkunç gücüyle anında ölümün eşiğine sokuldu. Qianye üstüne çullandığı gibi tamamen yüklenmek üzere olan tüfeği kavrayıp elinin tersine doğru attı. Silahın düşme yeri tam olarak bir başka çete üyesinin bulunduğu yerdi.
O yardımcı da birinci kademeli bir Savaşçı'ydı ve Qianye'nin bir an önceki hücumundan henüz kendine gelebilmişti. Daha ayaklarının üstünde dik durmuyordu, ama silahın dönerek kendine doğru uçtuğunu görünce bilinçsizce onu kavradı. Aniden bir şeylerin farkına varırken silahın gövdesindeki dengesiz, titrek ışığa baktı ve ifadesi büyük ölçüde değişti!
Yüksek bir ses eşliğinde yükleme esnasında zorla durdurulmuş köken silahı patladı ve çete üyesinin yüzü kanla kaplandı. Adam geriye doğru düşüp yığıldı.
Qianye etrafını gözlemlerken yoğun nefesler alıyordu. Artık etrafında hala ayakta duran kimse yoktu.
Yavaşça Kara Kurt'a doğru ilerledi ve başını eğerek sordu, "Sen Kara Kurt musun?"
Kara Kurt iki köken mermisini art arda yemiş ve iki kolunu da kaybetmişti. Artık kalkıp oturabilecek gücü bile yoktu, zayıfça sordu. "Beni tanıyor musun?"
"Sen Gökyüzü Yılanı Çetesi'ndeki dört elitten birisin. Şimdi savaşta olduğumuz için her birinizin arka planlarını araştırmam doğal."
Kara Kurt zar zor konuştu, "Sen... Normal bir avcı değilsin! Kim... Kimsin sen?"
"Kimliğim önemsiz. Son sözlerin var mı?"
Kara Kurt'un yüzünde hüzünlü bir bakış belirdi, "Mümkünse... Bir köken silahıyla ölmek istiyorum. Bu asıl ait olduğum şey."
Qianye Katil'i kaldırdı ve yavaşça Savaşçı Tertibi'ni uyandırdı. Silahın gövdesindeki köken dizisi yavaşça parıldarken yumuşak, parlak bir ışık koca namluda belirdi.
Qianye silahı Kara Kurt'un kalbine doğrultup tetiği çekti. Sesle birlikte sarı ışık sütunu Kara Kurt'un göğsünü deldi ve bir metre yüksekliğindeki bir kan çeşmesi yukarı doğru açıldı!
Qianye kısaca savaş alanında dolaştı ve Kara Kurt'un ikinci sınıf köken silahını ve herkesin altınlarını altı. Birkaç yüz metre ötede, doğu tarafında bulunan bir tepeye gidip yere yattı ve birkaç düzenleme yaptı. Çok geçmeden çevreyle tekrar birleşmişti.
Yarım saat sonra Gökyüzü Yılanı Çetesi'nden bir grup daha ortaya çıktı ve bu sefer liderleri Hızlı Kuş'tu. Mağara girişine saçılmış vücut parçalarını gördüğünde, anında o tarafa doğru fırlarken yüzü oldukça çirkinleşmişti.
Ancak Hızlı Kuş Kara Kurt'un vücudunu gördüğünde sağa kayıp bir anda durdu ve aynı zamanda elini kaldırdı. Gökyüzü Yılanı Çetesi üyeleri adımlarını hemen durdurdu ve etrafa yayılarak bir savaş düzenine girdiler. Saniyeler içinde savaşa hazır bir hale gelmişlerdi.
Hızlı Kuş Kara Kurt'un vücudundan on metre uzakta duruyor ve tek adım bile atıp yaklaşmıyordu. Bir anığına savaş alanında bırakılmış izleri inceledikten sonra Kara Kurt'un ilk nereden uçurulduğunu isabetli bir şekilde tespit etti. Sonra bir süre sessizce gözlemleyip hesaplama yaptıktan sonra Qianye'nin ilk atışını yaptığı yere baktı.
Hızlı Kuş çevik bir kedi gibi vücudunu hafifçe eğdi ve Qianye'nin önceki nişan pozisyonuna düzensiz hızlarla ilerledi. Doğal olarak burada bulabilecek bir şey yoktu ve Qianye'nin kendini gömmek için kullandığı çukur sadece kapatılmamış, üstüne birkaç tane de taş konmuştu.
Hızlı Kuş'un bakışı iki kayanın arasında garip bir pozisyonda duran bir çalılığa indi. Sonra başını kaldırdı ve Qianye'nin atış hattını takip ederek tüm sarp kayaları tekrar taradı.
Öğleden sonra ıssız topraklardaki rüzgâr yine güçlenmeye başlamıştı. Açık alandaki bitkiler hafifçe sallanıyor ve rüzgârın yönüne doğru eğiliyordu, ama iki kaya arasındaki o küçük çalılık kuvvetlice yan tarafa eğilmişti. Qianye'nin ilk gizlenme noktası gibi görünüyordu ama işi bittikten sonra izlerini yok etmişti.
Hızlı Kuş iki adım ilerledi ve eğilerek Qianye'nin arkada bıraktığı sahte işaretlere baktı. Harika bir avcı rakiplerinin alışkanlıklarını bu küçük ipuçlarından çıkarabilir ve düşmanla sonraki karşılaşmasında önemli bir avantaj elde edebilirdi.
Ancak tam belini eğmişken bir şey onu ısırmış gibi aniden sıçradı! Ama çok geçti. Göz ucuyla ona doğru ilerleyen bir ışık topunu fark etti ve yalnızca bundan sonra bir atış sesi kulaklarına ulaştı!
Işık patlarken Hızlı Kuş tekmelenmiş bir çuval gibi geriye uçtu. Havada bir takla atıp zar zor yere inebildi, ama sol kolu içinde kemik yokmuş gibi vücudunun yanına sarkmıştı ve asla tekrar kalkmayacaktı. Tüm kolunda bir kan banyosu yapılıyordu.
Birkaç yüz metre ötedeki yavaşça dikleşen tepedeki Qianye gizlenme noktasından kalkıp Hızlı Kuş'a baktı ve uzaklardan bir boyun kesme hareketi yaptı. Sonra arkasını dönüp tırmanmaya başladı.
Bir ölüye ait olabilecek kadar soluk bir yüzle Hızlı Kuş usulca doğruldu. Çete üyeleri Qianye'yi kovalamak istemişti, ama Hızlı Kuş tarafından durduruldular.
Qianye belli ki köken gücünü yormuştu ve artık hepsini tek seferde indirebilecek durumda değildi. Bu yüzden ilk atışıyla Hızlı Kuş'u yaraladıktan sonra geri çekilmeyi seçmişti. Ancak grup Hızlı Kuş ön safı tutmadan onu kovalarsa hareket harbini kullanan Qianye tarafından teker teker öldürüleceklerdi.
Hızlı Kuş yaralarını sardı ve savaş alanındaki, mağara dahil tüm izleri gözlemledi ve küçük bir tepenin üstüne tırmanarak Qianye'nin gittiği yöne doğru baktı. Gözlerinde kana susamışlıkla dolu bir çılgınlık vardı, ama bunun arkasında derin bir ihtiyat da bulunuyordu.
Qianye kaçarken zaman zaman arkasına dikkat ediyordu. Hızlı Kuş'un onu kovalamadığını görünce, oldukça zorlu bir rakiple karşı karşıya olduğunu anladığı gibi kalbinde bir ürperti oluştu. Ancak Hızlı Kuş'un kolunu kırmıştı ve onu bir hafta geçmeden iyileştirmesinin yolu yoktu. Hızlı Kuş dönmeyi reddeder ve onun peşinden gelmekte ısrarcı olursa savaş gücü büyük ölçüde düşecekti.
Onlarca kilometre hiç durmadan koştuktan sonra Qianye hızını düşürüp dikkatle ilerlemeye başladı. Çoktan Karakan Şehri'nin kontrolündeki bölgeden çıkmıştı ve arada bir etrafta birkaç karanlık ırk üyesi oluyordu. İnsan ırkı karanlık ırkları nasıl avlıyorsa onlar da insan ırkını yakalıyordu. Farkları karanlık ırkların çoğunun insanları yemek olarak görmesiydi, özellikle sıra dışı bir köken gücü gelişimi yapmış insanlara bayılıyorlardı. Bu tarz insanlar belli ırklar için oldukça büyük bir ziyafetti.
İlerlerken Qianye gizlenebileceği bir yer arıyordu ve sonunda küçük bir uçurumun altında çalılıklarla gizlenmiş gizli bir dağ mağarası buldu. Sürünerek içeri girdi ve girişi gizledi. Sadece bundan sonra rahatlayabildi.
Bir harita çıkarıp bir süre inceledi. Sonra ertesi gün alacağı rotayı çizdi ve birkaç dikkate değer yeri işaretleri. Sonrasında işini baştan sonra tekrar gözlemlemeye başladı.
Yaralanmış Hızlı Kuş peşinden gelmeye, arkasında bıraktığı izleri takip etmeye karar verirse ıssız topraklarda oldukça zor şeyler deneyimleyecekti. İki taraf da dayanıklılıklarının büyük bir kısmını harcadıktan sonra Qianye ona etkileyici bir savaş sunmayı planlıyordu. Av ve avcı arasındaki ilişki bu ıssız topraklarda asla normale dönmezdi.
Hazırlığını bitirdikten sonra Qianye Savaşçı Tertibi geliştirmeye başladı. Düğümlerini her besleyişinde yirmi beş köken gelgitine dayanabiliyordu. Yakın gelecekte bir Savaşçılar Kralı'nın köken gelgitlerini kullanarak gelişim yapma umudu vardı.
Qianye gelecek için biraz sabırsızlanıyordu. Otuzuncu köken gelgiti döngüsünün etkisi Şampiyon gelişim seviyesinin altındaki neredeyse tüm bariyerleri yok edebilirdi. Bir başka deyişle Savaşçılar Kralı olan kişiler dokuzuncu kademeye ulaşmadan evvel bir darboğazla karşılaşmazdı. Qianye'nin vücudundaki kan enerjisi besleme sürecinde köken gücünün küçük bir kısmını tüketiyor olsa da köken gücü zaten güçlü ve yoğundu. Böyle bir kayıp onu sadece normal bir gelişimcinin seviyesine çekiyordu.
Qianye gelişim yaparken vücudundaki kan enerjisi kendi kendine hareket etmeye başladı. Mor ve altın enerjiler tekrar aktifleşti ve bir sürü normal, koyu kırmızı kan enerjisini öldürüp tükettiler. Aktiflikleri sürekli daha sıklaşıyordu ve neredeyse düğümlerin beslenişleri arasında sürekli ortaya çıkıyorlardı. Şu noktada Qianye onları genelde görmezden geliyor ve gelişim sürecinin bir parçası olarak düşünüyordu.
Gelişimini bitirdikten sonra Qianye silahlarına bakım yapmaya başladı ve yeni bir köken mermisi oluşturdu. Tüm savaş hazırlıklarını tamamladığında gözlerini kapattı ve yarı uykusuna girdi, sessizce şafağı beklemeye başladı.
Gece her zamanki gibi gürültülüydü. Bazen uzun, bitkin kurt ulumaları, bazen yaratık kükremeleri duyuluyordu. Ayrıca patlama ve silah sesleri de kesilmek bilmiyordu. Derin karanlığın içindeki sonsuz gibi görünen gökyüzünün altında insanlar, karanlık ırklar ve yabani yaratıklar hayatta kalmak için birbirlerini katlediyordu.
Pusucu ve Katil ellerinde, balta da kolunun ulaşabileceği bir yerdeydi. Qianye parmak uçlarıyla soğuk ve sağlam metali her an hissedebiliyordu. Zihni de oldukça dengeliydi. Savaşabildiği ve hayatta olduğu sürece asla pes etmeyecekti.
Yavaş yavaş rüyalar alemine girdi.
Ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordu, ama aniden kendini bir ormanın ortasında bulmuştu. Etrafı karanlıktı ve hiçbir şey görülmüyordu; fakat derisinin açıkta kalan kısımlarına iğne denizleri gibi ilerleyen kana susamışlığı hissedebiliyordu. Vücudu titrerken tüm tüyleri diken diken olmuştu.
Bir anda birkaç çalılığın arkasından bir hışırtı duyuldu ve Qianye anında vahşi bir yaratık gibi vücudunu eğdi. Nefesini tuttu ve sesin geldiği yere doğru dikkatle bakmaya başladı.
Magnec