Kızım yavaş ?
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
73. Bölüm Savaş
Qianye saldırıdan kaçınmaya çalışmadı. Sol ayağıyla ileri bir adım atıp sağ dizini kaldırdı ve doğrudan gencin havadaki ayağına yapıştırdı! O an bir çatırtı ve kan donduran bir çığlık duyuldu. Gencin ayağı oldukça garip bir açıyla büküldü, bileğinin kırıldığı barizdi.
Genç artık ayaklarının üstünde duramıyordu ve sırtının üstüne düştü, Qianye'ye baktı. Şimdi gerçek korkuyu hissetmişti!
Qianye'nin ifadesi pek değişmedi. Sonunda hafif gülümsemesi bile yüzünden tamamen silinmemişti. Bir düzine hayata son vermek onun için hiçbir şeydi sanki.
Genç ancak o zaman önündeki o bir hayli güzel ve hatta biraz kırılgan görünen adamın gözlerinde, ikinci kademe bir Savaşçı olarak gücünün onu her an ezilebilecek bir karınca olmasına neden olduğunu fark etti. Qianye'nin gerçek gücü yüzeyden göründüğü gibi değildi!
"Öldürme beni, yapma! Benim babam Gökyüzü Yılanı!" Artık kelimelerine hıçkırıklar karışmıştı. Vücudunu devamlı olarak geriye sürüklemeye ve o şeytandan kaçmaya çalışıyordu.
"Babanın Gökyüzü Yılanı olduğunu biliyorum." Qianye duygusuzca konuştu.
Sakince son mermiyi silahın ağzına verdi ve gencin zarar görmemiş diğer ayağına nişan aldı ve konuştu. "Seni öldürmeyeceğim. Gidip Gökyüzü Yılanı'na beni bir daha kışkırtmaya cüret ederse sonuna kadar onunla oynayacağımı söyle! Sana gelince, bir daha karşıma çıkarsan bugünkü kadar şanslı olmazsın. Bu mermi sen ve Gökyüzü Yılanı'na bir ders olsun."
Qianye konuşurken tetiği çekti. Mermi namludan fırladığı gibi gencin dizine girdi. Gökyüzü Yılanı'nın çocuğu ikinci kademeli bir Savaşçı olsa da ağır mermi dizini parçalamaya çok yaklaşmıştı.
Qianye boş silahı gencin yüzüne atıp belindeki Altın Gül'ün kılıfını açtı. "Ne sen, ne Gökyüzü Yılanı bu silaha değersiniz!"
Qianye arkasını dönüp ayrıldı.
Sadece o figür kaybolduktan uzun bir süre sonra genç kan donduran bir çığlık kopardı, "Kurtarın beni! Biri beni kurtarsın!"
Bir süre sonra Gökyüzü Yılanı Çetesi'nin merkezinde, Gökyüzü Yılanı avucunu ahşap çay masasına vurdu ve onu anında parçalara ayırdı! Yüzü renk değiştirecek derecede kararmış, yerde yatan dizilmiş cesetlere bakarken durmaksızın seğiriyordu.
Gökyüzü Yılanı'nın değerli ve tek oğlu arka odada doktor muayenesine girmişti. Bir kol ve bacağı Qianye tarafından ezilmiş ve neredeyse bir dizini de kaybetmişti. Ancak en kötüleri bu yaralar değildi. Korkunç bir şoka girmiş ve neredeyse biraz kafayı yemişti. Ara sıra Qianye hemen önünde duruyormuş gibi çığlıklar koparıyordu.
Dış yaraları tamamen iyileşse bile artık asla kendisinin şu anki seviyesine ulaşamayacaktı. Gökyüzü Yılanı aslında çeteyi ona miras bırakmayı umuyordu.
Kana susamışlıkla dolup taşan Gökyüzü Yılanı yavaşça doğruldu ve bağırdı, "Adamları toplayın! Avcılar Evi'ne gideceğiz!"
Bir saat sonra deri zırhlar içindeki yüzlerce adam Avcılar Evi'nin önünde toplanmıştı, tüm sokağı dolduruyorlardı. Hepsinin dirseklerinde çeşitli yılan dövmeleri vardı.
Gökyüzü Yılanı güvendiği birkaç düzine astıyla Avcılar Evi'ne girdi.
Salonda birkaç avcı oturuyordu. Hepsi şüphe ve şaşkınlıkla doğrulmuş, Gökyüzü Yılanı'nın agresif adımlarla salona girişini izliyordu.
"Bu sizi ilgilendirmez! Oturun, yoksa beni kışkırtmaya çalıştığınızı varsayacağım." Gökyüzü Yılanı soğukça konuştu.
Tüm bu avcılar ikinci kademe civarındaydı. Yüzleri bir anda soldu ve yerlerine geri oturdular. Gökyüzü Yılanı beşinci kademeli bir Savaşçı'ydı ve aralarındaki fark daha bariz olamazdı. Direnebilecekleri biri değildi.
İhtiyar 2 hala tezgâhının arkasında, yerinde oturan tek kişiydi. Gökyüzü Yılanı adamlarıyla salona girince sadece başını kaldırıp bir bakış atmış, sonra tekrar kitaba dönmüştü.
Bam! Gökyüzü Yılanı'nın avucu sertçe tezgâha indi.
Ancak beklediği gibi tüm tezgâh sarsılmadı. Sadece vurduğu yerde birkaç çatlak belirdi.
Gökyüzü Yılanı vururken İhtiyar 2 de elini tezgâha koymuş ve yoğun bir köken gücüyle onu korumuştu. Köken gücü Gökyüzü Yılanı'nınkiyle şiddetle çarpmıştı.
Yine de tezgâhta birkaç çatlak vardı, yani Gökyüzü Yılanı'nın köken gücünün İhtiyar 2'ninkinden biraz daha büyük olduğu belliydi.
Gökyüzü Yılanı inanılmaz çirkin bir yüzle, soğukça konuştu, "İhtiyar 2, bir yıldızlı bir avcı için Gökyüzü Yılanı Çeteme karşı büyük çaplı bir savaş mı başlatmak istiyorsun?"
İhtiyar 2 gözlüklerini kaldırdı, biraz eskimiş lenslerinden bakarken ciddiyetle konuştu, "Qianye'den mi bahsediyorsun? İkiniz arasındaki garezin benimle ya da Avcılar Evi'yle alakası yok. Ama girdiğin anda geçindiğim tezgâhı, yemek yediğim masayı kırmaya çalışıyorsan, ne yapmam gerektiğini düşünüyorsun? Böyle olursa istemesem bile savaşmam gerekir, değil mi?"
Gökyüzü Yılanı soğuk bir ses tonuyla konuştu, "Bu tezgâh hala kırılmadı, ama oğlum için aynısını söyleyemem! Avcılar Evi o küçük veledi korumayı planlıyorsa evet, bir savaş başlamalı! Bunun üstüne, Gökyüzü Yılanı Çetesi'nin onun üstünde üyesini kaybettiğini de unutma!"
İhtiyar 2'nin kaşları kıvrıldı, "Gökyüzü Yılanı, Avcılar Evi'nin sadece Karakan Şehri'nde değil, İmparatorluğun üst kıtalarında da var olduğunu unutma. Hatırım olduğunu düşünmüyorsan da aptalca bir şey yapmamaya çalış."
Gökyüzü Yılanı soğukça güldü, "Elbette, Gökyüzü Yılanı Çetesi tüm Avcılar Evi'yle kıyaslanamaz. Ancak bugüne kadar Avcılar Evi'nin kendi kurallarını çiğneyip meselelere müdahale ettiğini hiç görmedim."
"Kuralların istisnaları vardır, özellikle tezgâhımıza birisi vurduğunda."
Ancak Gökyüzü Yılanı bu üstü kapalı tehdide kaşlarını bile çatmadı, "O zaman bunu zor yoldan yapıyoruz, öyle mi?"
İhtiyar 2 daha cevap verememişken Qianye'nin sesi yan taraftan yükseldi, "Bunu zor yoldan yapıyorsak ne olacak?"
Gökyüzü Yılanı aniden dönüp bir şahin gibi Qianye'ye baktı. Soğukça gülmeye devam etti, "Güzel! Çok güzel! Gökyüzü Yılanı Çetemizi yüz yüze kışkırtmaya cüret eden birini hiç görmemiştim! Sataşması kolay biri olduğumu mu sanıyorsun?"
Qianye'nin gülüşü de aynı şekilde soğuktu, "Biri benim tarafımdan öldürülebilecek derecede zayıfken beni öldürmeye çalışıyorsa, tartışılacak bir şey var mı ki? Yoksa sadece kıçımın üstüne oturup ölmem gerektiğin imi düşünüyorsun? Gökyüzü Yılanı, sataşması kolay biri olduğumu mu sanıyorsun?"
Gökyüzü Yılanı'nın gözleri hafifçe kısıldı, "Üçüncü kademeli önemsiz bir veledin tekisin, sana sataşıyorsam ne olacak? Son karşılaşmamızda biraz yeteneğin varmış gibi görünüyordu, ama şimdi seni öldürürsem yeteneğin ne kadar iyi olursa olsun bir anlamı olmayacak!"
Qianye küçümseyerek güldü, "Beni öldürmek mi istiyorsun?"
Gökyüzü Yılanı'nın göz bebekleri büzüştü ve aniden gülümsedi, "Denemeye ne dersin?"
İhtiyar 2 ayağa kalktı ve ciddi ciddi konuştu, "Gökyüzü Yılanı, benim yerimde bir can almak zorunda mısın?"
"İhtiyar 2, ne yapacaksın şimdi? Fedakârlık yapmak istiyorsan da onun Avcılar Evi'ndeki tek avcı olmadığını unutma." Gökyüzü Yılanı hiç memnun değildi ve ses tonu zaten başlı başına belirsiz bir tehditti.
İhtiyar 2 bu sözlerle hiç etkilenmedi ve kayıtsızca konuştu, "Mekânıma bu kadar adam getirdiğinde zaten sınırını aşmıştın. Bu yüzden bugün kimsenin burada savaşmasına müsaade edilmeyecek, tabii düşmanı olmamı isteyenler başka. Bu gecenin ardından Qianye'yle aranda her ne olursa, beni ilgilendirmeyecek."
Gökyüzü Yılanı kaşlarını kaldırdı, bir şey söylemek üzereydi. Ama sonunda kendini tuttu ve zorla başını yukarı aşağı salladı, soğukça cevap verdi, "Pekâlâ! Hatırın var diye kabul ediyorum, ama bu son olacak! Yarından itibaren gelip bu veletle işimi göreceğim. Ancak sana hatırlatayım, İhtiyar 2, çok avcın var ama hiçbiri güçlü değil. Şu andan itibaren göreve gittiklerinde güvenli bir yolculuk yapmaları için dua etmeye başlasan iyi olur. Şehrin dışında bir avcıyla karşılaşırsam belki nezaketimi paylaşıp onlara yol boyunca "yardımcı" olurum!"
Gökyüzü Yılanı salondakilere bir göz attıktan sonra adamlarına işaret etti. Sonra kasıntı hareketlerle Avcılar Evi'nden çıktılar.
İkinci kademeli tüm avcıların yüzlerinde çirkin ifadeler vardı. Göreve çıktıklarında Gökyüzü Yılanı'na ya da elit astlarına rastlarlarsa, kaçma şansları bile olmayabilirdi. Bir avcı olmak zaten başlı başına tehlikeliydi, şimdi Gökyüzü Yılanı Çetesi düşmanları olmuştu. Yani ölüm oranları daha da yüksek olacaktı. Bu yüzden çevredeki avcıların çoğu Qianye'ye düşmanlık taşıyan gözlerle bakıyordu.
"Çaylak! Dünyanın kaç bucak olduğunu bilmiyor! Gökyüzü Yılanı Çetesi'yle savaşıp ölüme gitmek istiyorsa bu kendi meselesi! Bizi niye içeri çekiyor?!"
"Doğru!"
"Böyle biri göreve çıktığında arkasını kollasa iyi olur. Bu kadar kibirli biri sadece daha hızlı ölür!"
Avcılar birbirleriyle konuşmaya başlarken garezleri daha da büyüyor, sözleri daha da çirkinleşiyordu.
Qianye hiçbir şey söylemedi, sadece onların üstünde gözlerini gezdirdi.
Sözleri bir anda boğazlarına durdu. Sayıları daha yüksekti ve Qianye sadece onlardan bir seviye yüksekti. Normalde Qianye'den korkmamaları lazımdı. Ancak Qianye onlara baktığında hepsi titremiş ve daha fazla konuşamamışlardı. Birbirlerinin gözlerine baktılar ve gözlerindeki şok ve korkuyu gördüler. Bundan ötürü daha fazla burada durmaya cüret edemeyerek Avcılar Evi'nden çıktılar.
Qianye tezgâhın önüne gitti ve İhtiyar 2'ye seslendi, "Alkolün var mı? Biraz içmek istiyorum."
İhtiyar 2 avuç büyüklüğünde mor bir şarap şişesi çıkardı. Sonra küçük bir bardağı yarısına kadar doldurup Qianye'ye itti.
Qianye bardağı alıp tek yudumda midesine indirdi. Bir an nefesini tuttuktan sonra nihayet konuştu, "Güzel şarap! Benim yaptığımdan biraz zayıf gerçi."
"Askeri tarz uyarıcılardan mı bahsediyorsun?" İhtiyar 2 belli ki göründüğünden fazlasını biliyordu.
"Bu biraz vücuda zararlıdır aslında. Azar azar alınması lazım."
İhtiyar 2 Qianye'ye bir bardak daha doldurdu, "Gökyüzü Yılanı'yla epey başın belaya girmiş gibi görünüyor."
"Doğru! Oğlu beni soymaya çalıştı."
"Onun tarzı zaten böyle. Ama biraz zekidir, kimleri kışkırtmaması gerektiğini bilir."
Qianye gülümsedi, "O zaman şanssızmış, benimle karşılaştı. Kışkırtmaması gereken kişi tam olarak bendim."
İhtiyar 2 Qianye'ye derin bakışlar attı, "Kendine oldukça güveniyorsun."
Qianye sakince cevap verdi, "Sadece istedikleri gibi davranmalarına izin veremeyeceğime inanıyorum."
"Benim ne yapmam lazım?"
"Sen zaten gerekeni fazlasıyla yaptın."
"Daha fazla silaha ihtiyacın olabilir."
"Sorun yok, onları Gökyüzü Yılanı'ndan alacağım."
Qianye boş bardağı tezgâha koyup dışarı çıktı.
Salon girişinde kapıya yaslanan büyük bir eleman vardı. Qianye Avcılar Evi'ne ilk geldiğinde içeride olan üç kişiden biri vardı.
Qianye'yi gördüğünde bir anda yere tükürdü, "Üstlerinde İmparatorluk kokusu olan köpeklerden nefret ediyorum. Ama Gökyüzü Yılanı Çetesi'nin çöpleri beni daha da iğrendiriyor! Tüm sokak şimdi gözleriyle dolmuş. Yeterince dikkatli olmazsan yarın cesedinin icabına bakmak zorunda kalabilirim."
Qianye adımlarını durdurdu, "Sırtında ceset taşımayı seviyorsan tebrikler, yarın bir sürü Gökyüzü Yılanı Çetesi üyesi müşterin olacak. Seni sevmiyor olabilirim, ama yine de teşekkürler."
İri eleman başıyla onayladı ve yolu açtı. Tezgâha doğru yürüdü ve İhtiyar 2'ye seslendi, "İhtiyar 2, görevi teslim etmeye geldim!"
Sadece Qianye ön kapıdan çıktıktan sonra iri yarı eleman konuştu, "Şu küçük eleman bir şeyler yapabilir. Belki yetiştirmeye değer biridir."
İhtiyar 2 omuzlarını silkti ve bir şey söylemedi.
Qianye Avcılar Evi’nden çıktıktan sonra hiç acele etmeyerek yan taraftaki karanlık bir sokağa girdi.
Avcılar Evi'nin etrafındaki serseriler hemen uygun bir mesafeyle peşine takıldı. Qianye sokağa girdiği anda hızını artırdı ve bir kasırga gibi sokağın sonuna ulaştı. Sonra sola dönüp hızlı adımlarla kayboldu.
Onu takip edenler artık kendilerini gizlemeye zahmet etmeden Qianye'nin kaybolduğu yere doğru çılgınca hücum ettiler. Ama dönüm noktasına geldiklerinde Qianye'yi bir daha göremediler.
Bir an sonrasında Qianye bir anda Yu Yingnan'ın kapısında belirdi. Ama daha elini kaldırıp kapıya vuramamışken, bir anda kapı açıldı ve tam zırhlı Yu Yingnan kana susamışlıkla dolu bir şekilde dışarı çıktı. Bir elinde son derece güçlü, çift namlulu bir pompalı tüfek vardı.
Qianye hemen ileri sıçrayıp Yu Yingnan'ı odaya itti. Kapıyı tekmeleyip kapattı.
Magnec