Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

72. Bölüm Anlaşmazlık

Çevirmen: Aladeas / Editor: T4icho

 

"Elbette, bu şehirde bilmediğim çok az şey vardır, özellikle biz avcılarla ilgili şeyleri gözden kaçırmam."

Dürbünle uğraşırken devam etti, "Bunların değeri asıl fonksiyonlarına kıyasla çok yüksek. Başka silahlara modifiye olarak kullanılırlarsa yazık olur. Şuna ne dersin? Avcılar Evi'nin deposundaki bazı ekipmanları bunların yerine kullanabilirsin. Hmm, sana bir saldırı tüfeğinin taktiksel ekipmanlarını verebilirim. Nasıl?"

Haliyle Qianye onay verdi. Sanatsal değerler onun için tamamen işe yaramazdı, sadece öldürmekte kullanabileceği bir şeye ihtiyacı vardı.

İhtiyar 2 ekipmanları kaldırıp Qianye'yi depoya götürdü. Bir raftan bir çanta çıkarıp Qianye'ye attı.

Qianye bir göz atmak için çantayı açtığında oldukça tatmin oldu. Bunlar İmparatorluğun ana birlikleri için özel olarak tasarlanmış saldırı tüfeği taktiksel ekipmanlarıydı. Sadece ikinci sınıf olsalar da tasarım ve fonksiyonları göz önüne alınınca üçüncü kademelerden aşağı kalmıyorlardı. Qianye bu ordu tarzı taktiksel ekipmanları oldukça beğenmişti. Alışma sürecini tamamen geçip onları kullanmaya başlayabilirdi.

İhtiyar 2 on boş köken mermisi içeren bir mermi kutusunu da yolladı ve konuştu, "Çantanın içindekiler hala verdiğin ekipmanlara değmez, o yüzden ekstra bir şey ekliyorum."

Bu tam da Qianye'nin acil ihtiyacı olan şeydi. Kurtadam görevinde tüm stoklarını tüketmişti.

İhtiyar 2 aniden sordu, "Gökyüzü Yılanı'yla nasıl ilgilenmeyi planlıyorsun?"

Qianye'nin yüzü biraz karardı, ama hemen normale dönerek kayıtsız bir tonla konuştu," Şimdilik hiçbir şey. Biraz daha yükseldiğimde hesaplaşacağız."

İhtiyar 2 Qianye'nin sakin ses tonundaki hafif öldürme niyetini duydu ve rafa yavaşça vurdu, "Gökyüzü Yılanı sıradan bir beşinci kademe Savaşçı değil. Yenmesi kolay bir rakip değil. Karakan Şehri'ndeki Avcılar Evi temsilcisi olarak bir avcı ve Gökyüzü Yılanı Çetesi arasındaki bir anlaşmazlığa doğrudan müdahale edemem."

Qianye şu anda büyük bir yetenekle birkaç taktiksel ekipmanı küçük bir katlanabilir kabzayla birleştiriyordu. Başını kaldırmadan konuştu, "Bunu biliyorum."

"Başka bir şeye ihtiyacın olursa gelip beni bulabilirsin. Örneğin sana borç para ya da ekipman verebilirim. Elbette bunu kendi adım üstünden, makul bir miktarda yapabilirim. Tabii bir yatırıma değecek birini olduğunu kanıtlarsan durum farklı. Bildiğin gibi, tüm Avcılar Evi benim kontrolümde değil."

Qianye'nin elleri havada bir anlığına dondu, aniden yıldırım hızıyla küçük katlanabilir kabzayı küçük parçalara ayırdı. Sonra kafasını kaldırıp İhtiyar 2'ye baktı, "Normalde böyle şeylere karışmadığını duymuştum."

İhtiyar 2'nin yıpranmış yüzü duygusuzdu. Konuştu, "Gökyüzü Yılanı Çetesi bu sefer çok ileri gitti. Yingnan gerçekten de ölüm arenasına gitmiş olsa Avcılar Evimiz saygınlığını yitirirdi."

"Ama Gökyüzü Yılanı'na hala büyük bir borcu var. Bu böyle bitmez." Qianye kaşlarını çattı.

İhtiyar 2 başını iki yana salladı, "Bu sefer ona yardım edemem. Çok dikkafalı ve kimseye boyun eğmiyor. İyi bir avcı ama iyi bir lider değil. Onunla bir göreve gittiğinden bunu sen de iyi biliyor olmalısın. Ona daha fazla yardım edersem sadece onu yanlış yola sokmuş olurum."

Qianye basitçe başıyla onayladı ve başka bir yorum yapmadı.

Görevleri başarıyla tamamlanmış olsa da zaferleri tekrarlanmayacak bir sürü faktörün üstüne kurulmuştu. Qianye Yu Yingnan'ın operasyondan önce taktiksel hazırlık ve bilgi toplama yeteneklerinin eksik olduğunu çoktan fark etmişti. Son anda Qianye'yi de işin içine sokmuş olmasa, muhtemelen bu operasyon korkunç bir şekilde sonlanırdı.

Şimdi bile Yu Yingnan muhtemelen Qianye'nin sözde kurtadam uzmanı olan Yang Tian'a göre kurtadamları çok daha iyi bildiğini ve gücünün normal bir yıldızlı avcılara göre çok yukarıda olduğunu hala fark etmemişti. Aslında o, Yu Yingnan da dahil olmak üzere takımdaki herkesten daha güçlüydü. İne giren bir başkası olsa dört yaşlı kurdu ağır yaralayıp totemi alması imkânsız olurdu.

Yu Yingnan bu tarz, birçok kişinin iş birliğini gerektiren büyük çaplı görevler için uygun değildi. Bağımsız bir yalnız kurt olmaya daha uygundu.

Qianye ekipmanları kaldırdıktan sonra İhtiyar 2 tekrar konuştu, "Dikkatli olman lazım. Gökyüzü Yılanı tekrar gelip sana bolca sorun açabilir. Onu tehdit edebilecek herhangi birinden hoşlanmaz."

"Dikkatli olacağım. Ancak, asıl dikkatli olması gerekenin o olduğunu düşünüyorum." Qianye buz gibi bir gülümsemeyi yüzüne yerleştirdi.

İhtiyar 2 bir şey demedi. Depodan çıktıktan sonra tezgâhın arkasına dönüp kitabına odaklanmaya devam etti.

Qianye Avcılar Evi'nden çıktı ve her türlü ilaç satan bir dükkân buldu. Kalan birkaç altınıyla birkaç ilaç malzemesi ve bir yara temizleme seti aldı. Bu ilaç malzemeleri sulandırıldığında güzel kokulu sentetik bir parfüm, yoğunlaştırıldığında ise maliyeti düşük bir askeri tarz bir uyarıcı olabilirdi.

Eşyalarıyla ilaç dükkânından çıktı ve sokağın köşesinden döndü. Çok geçmeden gürültülü bir genç grubu önden çıkıp zaten dar olan sokağı geçilmez hale getirmişti.

Grubun merkezinde keyfi yerinde bir genç vardı, resmi bir vampir savaşçısını nasıl öldürdüğünü anlatıp duruyordu. Etrafındakiler ise onu sürekli övüyor ve daha da neşeyle gülmesine neden oluyorlardı.

Bu kişilerin ciltlerinin açık bölgelerinde yılan dövmeleri vardı, Qianye anında onların Gökyüzü Yılanı Çetesi üyeleri olduğunu anlamıştı. Hafifçe kaşlarını çattı ve yana dönerek yol verdi.

Kalabalık Qianye'yle karşı karşıya gelince merkezdeki genç bir anlığına Qianye'ye baktı. Sonra gözleri parıldadı, "Bekle, seni tanıyorum. Sen o gün Altın Gül'ü çıkaran küçük avcısın! Şimdi biraz farklı görünsen de böyle numaralar bana işlemez koçum!"

Qianye'nin bakışları gencin beline ilişti. Güzel bir işçiliğe sahip bir kılıfı beline takmıştı ve açıktaki kabzayla kılıf şekline bakılırsa, içinde Altın Gül vardı.

Gencin statüleri sıradan değil gibiydi. Altın Gül'ü herkes yanında taşıyamazdı. Orta ve üst kıtalarda bile bu silaha sahip olmak, küçük bir aristokrat aileden biri için hiç fena bir özellik sayılmazdı.

Genç kalabalığı yararak Qianye'nin önüne vardı, elini uzattı ve konuştu, "Ver!"

Qianye kaşlarını çattı, "Neyi?"

Genç soğukça güldü, "Bu aptalca rolün işe yarayacağını harbiden düşünüyor musun? Pekâlâ, sana gerçekten salakmışsın gibi davranamayın! Altın Gül'ün ekipmanlarını ver! Bu silah özel taktiksel ekipmanlarla birlikte gelmeli, onların elinde olduğunu söyleme bana!"

Qianye kaşlarını daha da çattı, "Kimsin sen?"

Genç kafasını kaldırıp abartılı abartılı güldü. Arkasını dönüp diğer çete üyelerine seslendi, "Ben mi? Beyler, kim olduğumu soruyor! Haha!" 

Adamları anında kahkahalara boğuldu.

Vahşi bir kahkahanın ardından Qianye'ye yaklaştı ver sertçe göğsüne parmağını bastırdı, sözlerini dişlerinin arasından tıslıyormuş gibi söyleyerek devam etti, "Kim olduğumu söyleyeyim! Gökyüzü Yılanı benim babam! Şimdi anlıyor musun kimmişim?!"

"Anladım. Ancak Altın Gül'ün ekipmanları bende yok." Qianye sakince konuştu.

"Yok mu?" Gencin yüzüne bir anlığına şaşkın bir ifade yerleşti, sonrasında ifadesi hafifçe öfkeli bir hal aldı. "Yok mu dedin?! Beni de kendin gibi salak mı sanıyorsun?! Altın Güller her zaman setle birlikte çıkar. Ekipmanları olmayan bir Altın Gül'ü ne zaman gördün? Bir daha söylemeyeceğim, akıllı bir çocuk ol ve bana ekipmanları ver, yoksa bacaklarını kırmaktan başka çarem kalmayacak! Reddediyorsan da..."

İfadesi soğudu, "Görünüşün fena değil, erkek seven birkaç kardeşimi çağırıveririm. Seni köpeklere atmadan önce güzelce kullanırlar, anlarsın ya!"

Bu tehdidi duyan Qianye aniden gülümsedi. Zaten yakışıklı ve güzel yüz hatları yaş olarak daha küçük görünmesine neden oluyorken, obsidiyenden oyulmuş gibi olan kavisli gözleri iyice masum bir tarzı olmasını sağlıyordu. Deniz Feneri Kasabası'na ilk gidişinde birkaç serseri onu taciz etmeye çalışmış ve Qianye aynı gülümsemeyi yüzüne yerleştirmişti.

O an kuru ve cılız bir eleman gencin yanına yaklaşıp kulağına bir şey fısıldadı. Genç gözleri anında parlarken Qianye'yi baştan aşağı süzdü, "Duyduğuma göre yüksek seviyeli bir görev bitirmişsin ve epey altının varmış! Ekipmanları sökülmeyeceksen bir şeyler ısmarla, seni çok da rezil etmeyeyim!"

Gencin abartılı, vahşi kahkahası müstehcen bir hal aldı ve Qianye'nin çenesini kaldırmak için elini uzattı. Ancak bu sefer istediğini elde edemedi. Eli yarı yolda yakalandı, bir santim bile ilerleyemiyordu!

Genç birkaç kez mücadele etti ama nafileydi. Yüzündeki, henüz sönmemiş gülümseme tamamen donmuştu. Qianye'ye kükredi, "Ne yapıyorsun? Bırak!"

Bakışı manalı manalı gözlerinin köşesinde dolaştı ve aniden bağırdı, "Sakatlayın şunu!" İki Gökyüzü Yılanı serserisi Qianye'ye sağ ve soldan yaklaşıp ellerindeki hançerleri onun kaburgalarına doğru yolladı!

Qianye'nin ifadesi sertleşirken aniden sol eline güç gönderdi ve gencin bileğini çatırdatarak kırdı! Ancak o zaman bırakıp bir adım geri çekildi ve hançerlerden kaçındı.

Bir anda kollarını uzatıp o ikilinin bileklerini de yakaladı. Ellerini büktüğü gibi iki hançer bir anda yerlerini değiştirip saldırganların midelerine saplandı ve kabzaya kadar ilerledi!

Genç donmuştu, bileğindeki yoğun acıyı hakikaten unutarak kontrolsüzce bağırdı, "Gökyüzü Yılanı Çetemizden biri öldürmeye cüret mi ediyorsun?!"

Aniden geri düşüp eşzamanlı olarak sağ ve solundakilere bağırdı, "Onu indirin! Parçalarına ayırın!"

Birkaç serseri hançer ve bıçaklarını, diğer birkaç tanesi ise silahlarını çıkarıp nişan aldı. Fırsat buldukları anda ateş edeceklerdi!

Bu sırada Qianye silahını çoktan çekmiş, mermi ve kesici aletlerden kaçınmak için birkaç yan adım atmıştı.

Qianye'nin silahı kükredi ve şarjördeki sekiz mermi göz açıp kapayıncaya kadar uçup gitti. Sekiz başarılı atıştan sonra sekiz serseri uyumla yere indi, mermiler ya kalplerine ya kafalarına girmişti. Vurulan herkes anında can verdi.

Qianye hala Kohler'ı kullanıyordu. Bu geleneksel tabanca köken gücüne sahip olmasa da yakın menzildeki gücü göz ardı edilecek türden değildi. Birinci kademeli bile olmayan bu insanlar gibiler için harikaydı.

Genç astlarının yarıdan fazlasının öldürüldüğünü görünce aniden soğuk bir nefes aldı! Daha tepki bile verememişken Qianye ayağını uzatıp serserilerden birinin düşürdüğü bir tabancaya hafifçe vurarak zıplattı ve yakaladı. Birkaç atışın ardından etrafında, hala ayakları üstünde duran o genç dışında kimse kalmamıştı.

Qianye ileri yürüyüp silahı hafifçe salladı ve umursamazca konuştu, "Hala bir mermi var."

"Beni öldürürsen babam asla seni bağışlamaz! Bunu hala konuş..." Genç paniklemiş gibi art arda geri gidiyordu.

Aniden garip bir çığlık atıp Qianye'nin kasıklarına bir tekme attı!

Tekme aslında yumuşak bir köken gücü sesiyle geliyordu. Gücü ortadaydı!