İnsanları öldürmemesi aşırı saçma ve rahatsız edici olmuş yeminle seriden soğudum bizim elemanın gereksiz ve yersiz merhameti yüzünden
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
64. Bölüm Rahatsız Edici Olay
Qianye Avcılar Evi'nden ayrıldığında hava çoktan kararmıştı.
Rastgele bir bara girip iki bardak içtikten sonra Qianye bir hizmetkârdan yakınlardaki satılık evlerin hangileri olduğunu öğrendi.
Bir saat sonra Qianye Karakan Şehri'ndeki ilk kalacak yeri için imza atmıştı.
Evin bir avlusu ve iki katı vardı ama fiyatı sadece beş altındı. Çok ucuz olmasının sebebi gecekondu mahallesinden sadece bir sokak uzakta olmasıydı. Gecekondu mahallesi tüm kaosun, kötülüğün ve iğrençliğin toplama kampı gibiydi ve bu evin neredeyse her gece birkaç hırsızın uğrak yeri olduğunu çözmek zor değildi.
Kimse böyle bir yerde kalmak istemezdi. En yakın zamanda taşınırlardı.
Ama Qianye beladan korkmuyordu. Gidip bol bol parça satın aldı ve avlunun dış köşelerine, binanın kapı ve pencerelerine bir sürü tuzak yerleştirdi. Bu görünüşte basit gereçler aslında epey işe yarardı, birini kolayca öldürmezlerdi ama ciddi acı çektirirlerdi. Tuzakları kurmayı bitirdikten sonra Qianye dış duvara şu sözleri yazdı: Dikkat! Tuzaklı bölge.
Bitirdikten sonra ön kapıyı kapatıp ıssız topraklara doğru avlanmaya çıktı.
Şehrin ön kapısına giden en hızlı yol gecekondulardan geçiyordu. Qianye boş boş oturan insanların düşmanlık dolu bakışlarını görmezden gelip neredeyse iki kişinin aynı anda geçemeyeceği kadar dar olan bir sokağa daldı.
Sokak eğri büğrüydü ve her yerde bir sürü çöp vardı, zaten dar olan sokağın daha da yürümesi zor bir hale gelmesine neden oluyorlardı. Bazı yerler o kadar doluydu ki üstüne basabilecek bir yer bulmak neredeyse imkânsızdı. Yer çöp ve kirli sularla doluydu.
Yüzleri, yüz hatlarının görülemeyeceği kadar kirli çocuklar oyunlar oynayıp sokak sokak birbirlerini kovalıyordu.
Sokağın iki tarafında kısa kulübeler vardı, orta boyutlu biri bile bunlara girerken başını eğmek zorunda kalırdı. Girişte duran kadınlar vardı, geçen herkese aralıksız bakıyorlardı. On bakır için bir gece herhangi biriyle birlikte olmaya razılardı.
Bu manzaralar Qianye'yi sadece iğrendirmiyor, ona geçmişi hatırlatıyordu. Yaşayıp büyüdüğü yer buradan bile kötüydü. Gemi mezarlığında hiç sokak yoktu ve atılan her adım ya metalik parçalara ya da birkaç topağa denk gelirdi. İnsanlar çeşitli boyutlardaki kamaralarda ve hatta borularda yaşarlardı.
Çocuklar ise oynamak nedir bilmezdi. Yemek eksikliğinden ötürü daha az hareket ederek güçlerini korurlardı. Savaşlarının tek sebebi yemekti.
Qianye'nin gözlerinde bu dar ve karanlık sokaklarda temel de olsa en azından birkaç yasa vardı. Çocuklar etrafta koşturuyor ve buranın enerjisini temsil ediyordu.
Karanlık ve dar sokakların sonunda boş bir meydan vardı. Hepsi buraya çıkan yedi ya da sekiz yolun çıkışları görülüyordu. Yönünü belirlemek için biraz bekledikten sonra Qianye en geniş yola yöneldi. Neredeyse her sokak girişinde toplanmış birkaç kişi vardı. Bir yabancının geçtiğini gördüklerinde kötücül niyetleriyle onlara bakıyorlardı.
Qianye ne yan tarafa baktı ne de kasten bakışlarından kaçındı. Tam bir deri zırh giyiyordu, sırtında bir taarruz tüfeği ve belinde kısa bir balta vardı. Kışkırtılacak biri olmadığını gösteriyordu.
Ancak sokak girişlerinden birinde küçük ve ince bir çocuk bir anda ona doğru bir top mermisi gibi fırladı. Elbette Qianye onun kendisine çarpmasına izin vermeyip kolay bir yan adımla yolundan çekildi.
Çocuk ıskalayarak yüzüstü yere yapıştı. Zar zor kalktı ve istisnai derecede büyük burnuyla kendini sonuna kadar zorlayıp kokladı ve aniden çığlık attı, "Bir vampirin köken silahı! Kokusunu aldım, aldım!"
Bu çığlıkla birlikte tüm gecekondu ayağa kalktı!
Bir vampirin köken silahı demek akılalmaz bir talih demekti. Onu eline geçiren kim olursa kaderini değiştirebilirdi!
Qianye biraz şaşırdı. Bu çocuğun burnu son derece hassastı ve çantasının derinlerindeki Altın Gül'ün kokusunu alabilmişti. Dahası, altın gibi yaygın şeyler yerine silahtan bahsetmesi saçmalamadığı anlamına geliyordu. Anlaşılan bu gecekondularda bile epey yetenekli insan vardı, tabii maalesef yeteneklerinin kaderinde sonsuza kadar gömülü olmak vardı.
Sefil giyinimli bir sürü kişi Qianye'nin etrafını sardı. Hepsi mutfak bıçağı ve ahşap sopa gibi silahlar tutuyordu.
Qianye çaresizdi. Böyle durumlar genelde kan havuzlarıyla sonlanırdı. Omuzundan taarruz tüfeğini çıkarıp hafifçe tetiği çekti, siyah namluyu kalabalığa doğrulttu.
"Yaklaşan herkesi gebertirim! Şimdi yoldan çekilin!" diye bağırdı.
Ancak sözleri bu insanlara gözdağı vermek için yetersizdi. Çete hem geri çekilmedi, hem de birbirlerinin gözlerine baktıktan sonra daireyi daha da küçülttüler. Nefesleri yoğundu ve gözleri yavaşça kızıla dönüyordu. Qianye'nin çantasına gözlerindeki açgözlülük ve arzuyla bakıyorlardı.
Bir deri bir kemik kalmış bir adam bir anda Qianye'ye doğru sıçradı. Ama Qianye arkasında gözleri varmış gibi, adam hareket ettiği anda namluyu herifin alnına doğrulttu.
Adam dondu ama Qianye'nin ateş açmadığını görünce vahşi bir köpek gibi vücudunu alçalttı ve kışkırtıcı, uzun bir kükremeyle devam etti.
Qianye işleri batırdığını biliyordu.
Belki geçmişi hatırlatan hislerin hala sönmediğinden, belki de havadaki keskin paslı metal kokusu çok tanıdık olduğundan kıvrık parmağı tetiği çekmemişti.
Pusucu'nun silahı sadece bu adamın kafasını patlatmazdı, şok dalgası insanları da uçurup sokağın önündeki kulübeyi patlatırdı.
Qianye'nin ateş açmadığını gören adam cesareti bir anda ona katlanırken tereddüt etmeden sıçrayıp Qianye'nin boğazını ısırmak için atıldı!
Bir anlık tereddüdün ardından Qianye bir iç çekti ve tetiği bıraktı. Silahı yatay bir şekilde tuttu ve kabzayla herifi indirmeye hazırdı. Üçüncü kademeli bir Savaşçı olarak isterse buradan zorla da çıkabilirdi.
Tam o anda yan taraftan bir silah sesi yükseldi. Qianye'nin önündeki adamın kafası bir anda patladı ve Qianye kan ve beyin sıvılarıyla kaplandı!
Qianye başını çevirdi ve yan tarafındaki çatıda sıkı bir takım giymiş bir kadının ortaya çıktığını gördü. Belli ki modifiyeli bir tüfek kullanıyordu ve alışılmadık derecede büyük namlusu hala beyaz duman üflüyordu.
Namlusunu biraz çevirip koca burunlu çocuğa doğrulttu ve soğukça gülümsedi, "Cehenneme kadar yolun var, küçük piç!"
"Bekle!" Qianye'nin sesi silah sesiyle birlikte yankılandı.
Güçlü geri tepme kadının tüm vücudunun biraz geri düşmesine yol açarken çocuğun kafası ve belden yukarısı parçalara ayrıldı.
Çete bir anda paniklerken aralarından bazıları dönüp kaçmaya başladı. Ancak vahşileşip bağırarak Qianye'ye doğru hücum edenlerin sayısı daha da fazlaydı. Qianye'nin sırtını hedefleyen bir sürü el vardı ve hurda metallerden yapılmış kısa hançerler beline doğru ilerliyordu.
Çete üyeleri kâğıt gibi kırılgandı ama saldırıları acımasız ve vahşiydi. Ayrıca hayatlarını hiç umursamıyorlardı.
Qianye bir iç çekti ve elinin tersiyle iki hançeri eline geçirdi. İki çete üyesi silahlarını geri almak ya da onları Qianye'ye doğru itmek için ellerinden geleni yaptı ama bıçaklar hiç oynamadı, Qianye'nin eliyle birleşmişlerdi sanki.
Ancak tam o anda Qianye'ye doğru yeşil duman yayan metalik bir parça fırladı. Bu bir el bombasıydı!
Qianye içten içe küfürler yağdırdı ama seçeneği olmaksızın oradan çekildi. İki katlı uzun bir kulübenin üstüne çıktı ve hızla sokağın diğer tarafına indi.
Patlamayla birlikte iki çete üyesi birkaç kopuk uzuvla birlikte gökyüzün yükseldi. Şok dalgası etraftaki kulübeleri yok etti ve sayısız ahşap parça ve rastgele nesneler Qianye'nin derisini çizip geçmeye başladı.
Bu yüksek güçlü bir el bombasıydı! Qianye beklenmedik şok dalgasıyla hemen sonuca vardı. Bu güçlü gereç genelde düşük kademeli karanlık ırkların icabına bakmak için kullanılırdı ve resmi vampir savaşçılar bile patlamadan zarar görürdü!
Qianye onun normal bir bomba olduğunu düşünmüş ve elinden geldiğince savuşturmamış olsaydı, bu gelişigüzel saldırıdan ağır yaralar alabilirdi.
İçinden o kadının acımasızlığına da küfür etti. Gerçekten de sadece savaş alanlarında kullanılmasına müsaade edilen bir silahı direkt şehirde kullanmıştı!
Bir düzineden fazla çete üyesi patlamayla anında öldü. Diğerleri ise ateş gücüyle dehşete düşmüştü ve delirmiş gibi kaçtılar.
İlerideki bir sokakta bir kargaşa çıktı, birkaç tam zırhlı seferi asker patlama alanına doğru akın etti.
Çatıda duran kadını gördüklerinde anında dondular, saygıyla sordular. "Bayan Yingnan, neler olduğunu öğrenebilir miyiz? Şehirde izin verilmeyen bir silahı kullanmış gibi görünüyorsunuz."
Genç kadın soğukça güldü, "Bir şey yok. Şu heriflerden birkaçı Avcılar Evimizin bir üyesini soymaya kalkıştı ve ders almaları için birkaçını indirdim. Bomba ise kazara yere düştü, benimle bir ilgisi yok."
Seferi ordu askerlerin lideri omzunda bir onbaşı rütbesi taşıyordu, gerçekten de başıyla onaylayıp dostlarına seslendi, "Durum anlaşıldı. Biri buraya bir bomba saklamış ve bomba kazara patlamış. Pekâlâ, dönüyoruz!"
Askerler böylece arkalarını dönüp gitti. Sanki etraftaki cesetleri görmemişlerdi.
Qianye bu manzarayı görünce sessiz kaldı. Kızıl Akrep’te ölüm kotasına birkaç kez denk gelmişti ama bu sadece yerel asiller için kullanılırdı. Bu manzarayı düzenli orduda görev yapmış deneyimli askerlerden sık sık duyduğu olmuştu ama bunu kendisi ilk kez deniyordu.
O an çatıdaki genç kız Qianye'nin önüne indi, onu baştan aşağı süzdü ve avucundaki bir şeyi gösterdi, "Gel! Bir şeyler içecek bir yer bulalım."
Bir süre sonra Qianye'yle birlikte bir bara oturmuşlardı.
Qianye'nin onu takip etmesinin sebebi bir dört yıldızlı avcı nişanına sahip olmasıydı. Dört yıldızlı bir avcının statüleri sadece belirli başarılar ve dördüncü kademeli bir güçle kazanılabilirdi.
Qianye onu inceleme şansını ancak yakalamıştı.
Oldukça gençti, yirmili yaşlardaydı. Koyu kahverengi ve koyu gri tonlardaki örtülü bir zırhın içindeydi. Zırhın ana malzemesi muhtemelen bir tür vahşi yaratığın derisiydi, hayati bölgeleri koruyan kısımlar ise çelikten yapılmıştı. Zırh Qianye'nin giydiğinden birkaç kat güçlüydü ve kız içine epey iyi uymuştu. Belli ki ya en baştan ona göre yapılmış ya da değiştirilmişti.
Bir askere aitmiş gibi görünen vahşi bir yüzü vardı, ama son derece güzeldi. Alnında görünüşüne leke sürmemekle kalmayıp, başını çevirip gözlerinin köşesini kaldırdığında yabani bir cazibesinin olmasını sağlayan küçük bir yara izi bulunuyordu.
Kız son derece uzundu, Qianye'den azıcık kısaydı. Figürü sıra dışı derecede seksiydi ve her an patlayabilecek bir güç ve enerji içeriyor gibi görünüyordu. Koyu kahverengi saçları vardı, at kuyruğu şeklinde bağlanmışlardı.
İleri eğildi, göğsünün masaya baskı yaptığını hiç fark etmiyor gibi görünüyordu.
Sonra masaya sadece bilgili ve deneyimli bir eski kurta ait olabilecek sert bir tavırla vurdu ve Qianye'ye seslendi, "Ben Yu Yingnan. Bana Yingnan ya da daha da iyisi Kardeş Nan diyebilirsin... Ama birader, hakikaten şu bulaşık suyunu mu içeceksin?"
Magnec