Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

51. Bölüm Şaşırtıcı Dönüşüm

Çevirmen: Aladeas / Editor: T4icho

 

Qianye çöplükte biraz dolaşıp Akrep İğnesi'nin epey zarar gördüğünü keşfetti, bir hurda parçası yığınına dönüşmüştü. Bu parçaları arayıp dikkatle onları çöplüğün farklı köşelerine gömdü.

Kızıl İğneler Kızıl Akrep'in özel olarak ürettiği silahlardı ve özel bir türdü. Tek bir parçası bile normalde bulunamazdı, yoksa epey dikkat çeker ve sorun çıkarırdı.

Sonrasında kurtadamların cesetlerini halletmeye başladı, üstlerinde insan ısırığı izleri olanlarla özel olarak ilgilenmişti. 

Ancak biraz kafası karışıktı. Kurtadam klanı topluluk ruhuna oldukça değer verirdi ve asla klanlarından birinin cesedinin böyle ortada kalmasına izin vermezlerdi. Burada bir sürü kurtadam ölmüş olsa da cesetlerini almaya hiçbir kurtadam gelmemişti, bu alanda karmaşık şeyler olduğu belliydi.

Qianye sonunda Gecegöz'ün kullandığı iki ince süngüyü ve bir vampir savaşçının hançerini buldu. Şimdi kendini korumak için kullanabileceği silahlar bunlardan ibaretti. Aslında yanında küçük parçalar getirmişti ama Kızıl Akrep ordu bıçağı bile bir yerlerde kaybolmuştu.

Gecenin derin vakitleriydi ve bu ıssız topraklardaki rüzgâr hala buz gibi soğuktu. Qianye kafasını kaldırıp gökyüzünün neredeyse yarısını kaplayan kan kırmızı aya baktığında biraz bile kan arzusu hissetmiyordu. Hatta o koyu kırmızı rengin biraz solduğunu hissediyordu, belki kızıl geceler birkaç güne biterdi.

Şafak sonunda kendini gösterdi.

Ancak olanlar karanlığın kanının tehlikesini geçici olarak kaldırmış olsa da Qianye'nin hala imparatorluk ordusundan, büyük evlerden ve aristokrat ailelerden kaçınması ve tetikte olması lazımdı. Onlarda sayısız güçlü insan vardı ve vücudunda akan karanlığın kanını kimin keşfedeceğini kimse bilemezdi.

Qianye'nin öncelikle Deniz Feneri Kasabası'na dönmesi gerekiyordu. Hızlı bir hesapla yaklaşık beş gündür ortada olmadığını anladı, ama Ebedigece Kıtası gibi kaotik bir yerde birinin ortadan kaybolması büyük bir kargaşa çıkarmazdı.

Birkaç saat koştuktan sonra Deniz Feneri Kasabası Qianye'nin görüşü içine girdi. Küçük kasaba pek değişmemiş gibi görünüyordu, ama Qianye her şeyin biraz fazla sessiz olduğunu hissetti. Şafak yaklaşıyordu ve ufuk hala zifiri karanlık olsa da yukarıdaki gökyüzü aydınlanmaya, yavaşça parıldamaya başlamıştı. Bu zamanlarda yağmacılar çoktan uyanmış ve yolculukları için ekipmanlarını hazırlamaya başlamış olurdu.

Qianye doğrudan geniş, tamir edilmemiş kapıya yaklaşmadı. Önce kenara ilerleyip yavaşça surlara doğru yol aldı.

Bu pozisyonda kel şerifin şehir kapısının kulesinde oturduğunu görebiliyordu, şapkası yüzünü kapatmıştı, kestiriyordu sanki. Bunun sebebi şehir kapıları tamir edilene kadar her gece uyanık kalıp etrafı izlemek zorunda olmasıydı. Şerif epey uykulu görünüyor olsa da Qianye bunun sadece dış görünüşten ibaret olduğunu biliyordu. Gece vakti çok yaklaşırsa, onun gizlilikle hareket etme yeteneği bile şerifin dikkatinden kaçınmasını başaramazdı.

Qianye şeriften kısmen uzak bir yeri seçip hafifçe zıpladı ve sessizce duvarların üstüne indi. Sıçrayışının bariz bir güç kazandığını hissetmişti, bunu iyi kontrol etmiş olmasa en az beş metre yukarı zıplayacaktı. Kasabaya girmek üzereyken şerifin uyuma pozisyonunun pek doğal olmadığını far ketti. Bu uzun bir süre uyumak için rahat bir pozisyon değildi.

Qianye eğildi, yaklaştıkça kendini adeta şehir duvarlarına yapıştırdı. Uzaklardan gelen yoğun kan kokusunu alabiliyordu. Gece görüş yeteneği şerifin göğsündeki pıhtılaşmış kan izlerini, kuruyarak çoktan siyaha dönüşmüş kanları görebiliyordu.

Şerif ölüydü, orada oturan ise bir cesetten ibaretti.

Qianye'nin kalbi bir anlığına hızlandı, hemen daha da aşağı eğildi ve gölgelerde gizlenmeye başladı.

Şerif en düşük kademeli bir yetkili olsa da İmparatorluk kanunlarının bir temsilcisiydi. Varlığı bu toprakların hala İmparatorluğa ait olduğunu gösteriyordu. Şeriften çok daha güçlü biri ortaya çıksa da onu öylece öldüremezdi. Şerifi öldürmek İmparatorluğun şerefine meydan okumak demekti ve imparatorluğun seferi güçleri buradan pek uzak değildi.

Qianye kasabada gözlerini gezdirip derince nefes verdi, sahip olduğu insan kanının algı ve farkındalığının keskinleştiğini hissetmesi uzun sürmedi. İyi taraf insan et ve kan kokusunun içindeki susuzluğu ya da açlığı tetiklemiyor olmasıydı.

Ancak kutlama yapmak için vakti yoktu, kasabadaki toplam canlılığın yarıdan aşağı indiğini hissetmişti!

Duvarlardan aşağı atladı ve sakinlere ait birkaç tanıdık evin etrafında daireler çizdi, içeride uyuyan kişilerin evlerin asıl sahibi olduğunu doğruladı ve çok uzağında olmayan Kırmızı Örümcek Zambağı'na doğru sinsice sokulmaya başladı.

Bar karmaşa içindeydi, birkaç gün önce kurulmuş kapı şimdi bir tarafa doğru eğrilmişti ve tek bir penceresi bile el değmemiş kalmamıştı, içerideki tüm mobilyalar parçalara ayrılmıştı ve bazılarının üstünde korkunç kan lekeleri bile vardı.

Ancak yatak odası tarafından ritmik nefes sesleri duyuluyordu, o kadar seslilerdi ki koridoru geçip salonda bile yankılanıyorlardı.

Qianye doğrudan içeri dalmadı, yolunu değiştirip arka kapıdan girerek sessizce salona doğru ilerledi. Yan taraflardaki iki misafir odasında bir hareket yoktu, yani o ses kendi yatak odasından geliyordu.

Bir av silahına sarılmış bir genç koltuğa yaslanmış derin derin uyuyordu. Bu herif belli ki arkada bırakılan ve Qianye'nin ortaya çıkmasını bekleyen bekçi olarak bırakılmıştı.

Ancak Qianye birkaç gün dönmeyince arkada kalmış bu eleman ihtiyatını bırakmış ve tembelleşmişti. Zaten böyle serserilerden daha fazlası beklenmezdi.

Qianye hançeriyle usulca adamın yüzünü dürttü.

Herif anında uyandı, derin uykusundan uyandırıldığı için keyifsiz olduğu barizdi. Önündekinin kim olduğunu tam olarak görmeden küfürler savurmaya başladı.

Qianye gencin midesine yumruğunu gömdüğü anda herifin bir karides gibi bükülmesine ve küfürlerin boğazına tıkanmasına yol açtı. Sonra yüzünü koltuğa bastırdı, onu hareket edemez hale getirerek kaburgalarına diz darbeleriyle saldırdı ve ancak birkaç kemiğin kırılışını duyduğunda durdu.

Qianye bıraktığında genç bağırmak istedi, ama boğazındaki hançerin soğukluğu çığlıklarını tutmasına neden oldu.

"Burada ne oldu? Seni kim gönderdi? Cevabın beni tatmin etmezse parmaklarını teker teker keserim," Qianye soğuk sesiyle konuştu.

Genç onun Qianye olduğunu net bir şekilde gördüğünde aceleyle cevap verdi, "Ben Kaplan Yan için çalışıyorum. Seferi güçler Deniz Feneri Kasabası'na kan esirlerini avlamak için iki takım yolladı. Onları takip ettik..."

"Devam et," Qianye hançerini biraz daha bastırdı ve elemanın boynunda ince bir kan şeridi oluştu.

Genç Qianye'nin sakin gözlerindeki öldürme niyetini hissetmiş gibi görünüyordu, anında ürperdi ve hızlıca konuştu, "Karasel Şehri'nden Bay Qi senden ve Bay Zhao'dan rahatsız. Sizin yüzünüzden bolca para ve yüksek kalite bir köken silahı kaybetti, bu yüzden bir yol düşündü ve kan esirlerini avlama amacıyla seferi güçlere iki takım hazırlattı, ama gerçekte amaç... Bay Zhao ve seni öldürmekti."

Qianye'nin yüzü karardı. Kan esirlerini avlamanın Deniz Feneri Kasabası insanları için ne anlama geldiğini anlamıştı.

"Ortadan kaybolan insanlara ne oldu?"

"Çoğu öldürüldü, bazıları seferi güçler tarafından götürüldü."

"Kaplan Yan? O nerede?" Qianye sorularını devam ettirdi.

Genç titredi, "O Bay Zhao'yla birlikte."

Qianye başıyla onaylayıp yavaşça hançerini çekti, "Dürüst olduğun için sana hayatına devam etme şansı vereceğim. Derhal buradan çık ve en hızlı şekilde kaybol!"

"T-Tamam! Teşekkürler!" Genç adam pirinç yiyen bir tavuk gibi başıyla onayladı.

Qianye ayrılmak için döndü ve tam kapıdan çıkmak üzereyken aniden elindeki süngüyü fırlattı. Süngü yıldırım gibi havada ilerleyip göz açıp kapayıncaya kadar serserinin boğazına saplandı!

Genç serseri Qianye'ye bakıyordu, sersemlemişti. Elindeki av silahı Qianye'nin sırtına nişan almış durumdaydı, ama artık tetiği çekecek gücü yoktu.

Qianye geri dönüp serserinin av silahını aldı ve inceledi. 

Uzun bir çakmaklı tüfekti bu, genelde el yapımı mermileri kullanabilirdi. Pek iyi yapılmamıştı ve hassaslığı da gücü de on metrenin ötesinde rastgele bir hal alırdı, ama kısa mesafede öldürmek için iyi bir silah sayılırdı, en azından bir hançerden iyiydi. Qianye serserinin giysilerini aradı ve on mermi buldu, sonra cesedi yere attı. Son olarak barına son kez baktı.

Bar tam olarak karmaşa içindeydi, kalker zeminin her bir taşı kaldırılmış ve tüm değerli eşyalar alınmıştı. Hayatının en zor anlarında ona eşlik etmiş Kırmızı Örümcek Zambağı böylece duman olmuştu.

Bardan ayrılırken Qianye öfkeli değildi, hatta tam aksine sakindi, biraz heyecanlı bile sayılırdı.

Kızıl Akrep Birliği'ndeki eğitime göre bu bir savaştan önceki en iyi durumdu.

Qianye Bay Zhao'nun terk edilmiş fabrika merkezine doğru bir kestirmeden ilerlemeye başladı. Kaplan Yan'ın Deniz Feneri Kasabası'nın kontrolünü eline geçirdikten sonra Bay Zhao'nun orada kaldığı söyleniyordu.

Gün ışıkları hala ufku yarıp geçememişti ve uzaklardaki uzun fabrikaların uğursuz silüetleri vardı, insanları her an yutabilecek yaratıklar gibilerdi. Aralarında sadece bir fabrika Bay Zhao tarafından yenilenmiş ve yaşanabilir hale getirilmişti. Geri kalanı yıkıntılardan ibaretti.

Fabrikaların dış taraflarında bariz savaş izleri bulunuyordu, her yerde boş kovanlar vardı.

Qianye kovanlardan birini aldı ve kalbi biraz hızlandı.

Bu kovan imparatorluk seferi güçlerinde yapılmış bir tüfeğe aitti ve bu tüfek antik, sahalardan çekileli on yıldan fazla olmuş olsa da hala sıradan silahlardan güçlüydü.

Diğer taraf ordunun ürettiği silahları alıp kullanabildiğine göre durum Bay Zhao için pek umutlu değildi. 

Fabrikanın kapıları aralıktı ama Qianye onları kullanmadı. Bunun yerine birkaç adım geri çekildi ve koşarak sıçradı, ivmeyi kullanarak dış duvarın üstünden atladı. Göz açıp kapayıncaya kadar fabrikanın üstüne çıkmıştı.

Kaplan Yan Oraya hiç kimseyi yerleştirmemişti, Qianye sorunsuzca ilerleyerek üst katın çıkışından fabrikanın iç bölgeye girdi.

İç bölgede duvara karşı inşa edilmiş üç kat vardı, geri kalan dokunulmamış orijinal açık alandı. İçeride koca bir jeneratör vardı, ama bir metal yığınına dönüşeli çok olmuştu.

Qianye üst katın Bay Zhao'nun, orta katın koruma ve organizasyonunun büyüklerinin ve en alt katın takipçilerinin yaşadığı yerler olduğunu hatırladı.

En üstten inerken haliyle kendini üçüncü katta buldu Bay Zhao'nun odasına yürüdü ve çürümüş kan kokusu anında burnuna hücum etti.

Bir anlığına tereddüt etti, sonra kapıyı hafifçe iterek içeri sızdı.

Yerde Bay Zhao yatıyordu, her yeri yaralarla kaplıydı ve bacaklarının alt kısmı kayıptı. Son anlarında duvardaki dolaba doğru sürüklenmiş ve yerde korkunç kan izleri bırakmıştı. Kaşlarının arasında bir mermi deliği vardı ama ifadesi tatminlikle karışmış hafif bir gülümseme olarak kalmıştı.

Qianye odaya girip Bay Zhao'nun yanında eğildiğinde ne üzülmüştü, ne keyifliydi.