Demedi demeyin bu bölüm evrim geçiriyor kızın kanını da inşallah kurutmaz.
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
100. Bölüm Sadece Geçip Giden Bir Seyyah
Kız beklendiği gibi dışarıda serseriler tarafından durduruldu.
"Bugün epey para kazandın, değil mi, küçük fahişe? Ne bekliyorsun? Göster bakalım! Ekstra almayacağız, sadece elindekilerin yarısı." Oldukça yoğun, gözler önüne serilen göğüs kıllarına sahip hayvani bir adam şeytani bir gülümsemeyle konuştu.
"Kız bayağı güzel görünüyor. Birlikte biraz zaman mı geçirsek?"
"Aynen! Gece uzun!"
Bir yandan şevkle birbirleriyle konuşurken adamlar ona dokunmaya başladı. Kız derin bir nefes aldı, çığlık atmak üzereydi ki büyük bir el uzanıp ağzını tamamen kapattı.
Kız mücadele etti, tüm gücüyle karşılık verip tekmeler savurdu ama zayıf ve ince vücuduyla bu güçlü heriflere nasıl direnebilirdi ki?
O an, yolun sonundan Qianye'nin sesi duyuldu, "Çekin ellerinizi!"
Elemanlar şaşırdı, ama Qianye'nin sokakta tek başına durduğunu gördüklerinde anında cüretkârlaştılar.
Şişman ve iri yarı, büyük görünümlü bir adam sert bir sesle bağırdı, "Siktir git! İşine bak. Ölmeyi bayılmak sanıyorsun galiba?"
Bang! Ona gelen cevap bir atış sesinin gümbürdeyen yankısı oldu!
Adam alnındaki kocaman, kanlı delikle geriye doğru düştü, gözleri boşalmıştı.
Ancak o zaman elemanlar paniklemeye başladı. Bazıları kaçmaya çalışırken bazıları hemen sırtlarındaki silahlara uzanmıştı. Kızı kollarının arasına alıp sağ kolunu sırtına doğru büken, böylece yüzünün Qianye'ye dönmesine neden olan biri de vardı. Onu rehine olarak kullanmak istiyordu.
Qianye'nin namlusundan alevler durmaksızın çıktı ve göz açıp kapayıncaya kadar bir şarjör boşaldı. Kızı tutan kişi vücudunda en çok mermi deliği açılan kişiydi, onunla birlikte yanındaki silah ve satırlarına uzanan iki kişi de yere düştü.
Köşedeki bir dükkânın yatay tabelasına çoktan ulaşmış ve onu siper olarak kullanmaya başlamış iki serseri oldukça cesurdu. Qianye'nin tüm mermilerini kullandığını gördükleri anda hemen kafalarını çıkartıp silahlarını doğrulttular ve durmaksızın ateş etmeye baladılar!
Ancak Qianye'nin figürü, mermiler ıslık çalarak vücudunu geçerken sürekli parıldadı. Tek bir mermi bile ona değmemişti!
Şu an Qianye çoktan yeni bir şarjör doldurmuştu ve silah sesleri tekrar yükseldi. Sonunda o iki serseri de yere düştü, ama sadece dört uzuvlarından vurulmuş ve ölmemişlerdi. İnliyor, kan donduran çığlıklar atıyorlardı.
Qianye o ikisinin yanına yürüdü, kolunu salladığı anda spazm geçiren vücutlarının yanına boş bir şarjör düştü. Sonra yeni şarjörünü silaha yerleştirip kafalarına nişan aldı.
O an yan taraftaki küçük sokaktan birkaç kişi fırladı. Grubun lideri manzarayı gördü ve bağırdı, "Bekle!"
Qianye bunu duydu, ama cevap vermedi ve tereddüt etmeden tetiği çekti. İki atış sesinin ardından son iki serserinin de kafaları patladı, sadece bundan sonra dönüp kayıtsızca konuştu, "Ne bekle?"
Gruba liderlik eden iri yarı adam öfkeyle bağırdı, "Kimsin lan sen?! Ne cüretle Dünya Alevi Grubu'nun üyelerini öldürürsün?! İntihar etmeye çalışıyorsan acele etmene gerek yok!"
"Adamların kadınıma dokunmaya çalıştı. İntihar etmeye çalışıyorsanız acele etmenize gerek yok, değil mi?" Qianye laflarını iade etti. Sonra onu hiç umursamadan iki büyük adım atarak yeni çıkanlarla kızın arasına yerleşti.
"Küçük piç..."
İri yarı adam Dünya Alevi Grubu'nun küçük bir patronu gibi görünüyordu, birinci kademeli bir Savaşçı'nın gücü vardı. Ama Qianye'nin aniden önünde belirip Katil'i kılıfından çıkardığını gördüğü anda ağzından bir küfür çıktı!
Ancak Katil patlamadı. Katil'i ters tutan Qianye anında çelik işlemeli kabzasını herifin ağzına indirdi. Yedi ya da sekiz diş bir anda dışarı fırladı.
Herifin korkunç bir acı çektiği belliydi. Titreyen elleriyle yaralı ağzını kapatmaya çalışıyordu, ama Qianye doğru düzgün tutamadığı tabancayı aldığı zaman elleri hafifledi.
Barutlu tabanca Qianye'nin işaret parmağında bir tur döndü, sonra avucuna yerleşti. Sonrasında tetiği art arda çekip bu iri yarı herifin arkasından gelen tüm elemanları indirdi. Hala acayip sıcak olan namluyu herifin ağzına soktu.
Soğukça konuştu, "Dünya Alevi Grubu mudur, değil midir umurumda değil. Tekrar kadınıma dokunmaya cüret edersiniz kökünüzü kazırım! Daha yeni Gökyüzü Yılanı Çetesi'ni yok ettim, beni kışkırtmayın!"
Herif hayatı buna bağlıymış gibi başını yukarı aşağı salladı, ama silahın yanlışlıkla ateş almasına sebep olmaktan korktuğu için çok hareket edemedi. Qianye yavaşça silahı çektikten sonra rahatlayarak bir nefes verebildi. Gözlerinde bir nefret belirdi.
Aniden, Qianye'nin bileği kıvrılıp silahı tekrar tekrar ateşledi ve uzatılmış şarjördeki tüm mermileri herifin çeşitli yerlerine boşalttı. Korkunç etki adamın sağlam vücudunu geriye fırlatırken, havada üstünde bir düzine kadar daha kan çiçeği açtı.
İri yarı adamın şimdi cansız olan gözlerine bakan Qianye umursamaz bir tavırla konuştu, "Bir anda fikrimi değiştirdim."
Qianye silahı herifin üstüne attığında kız hala ondan onlarca metre ötede duruyor, titriyordu. Dikkatle cesetlerden kaçınıyor olsa da bu fırsatı kaçmak için kullanmadı. Qianye ona doğru yürümedi, basitçe elini kaldırıp salladı ve gecenin içinde kayboldu.
Kız giden Qianye'ye uzun bir süre baktı ve hiç hareket etmedi. Artık gözleri acımaya, bir şey görememeye başladığında aniden arkasını döndü ve karanlığın diğer ucuna doğru koşmaya başladı.
Başından sonuna kadar Qianye onun ismini sormamış, kendi ismini söylememişti. O hassas ve zeki kız onun bu şehre tekrar hiç adım atmama ihtimali olduğunu biliyordu. Geri gelse bile paylaşacakları anılar bu gecekinden, arzu ve baruttan ibaret olacaktı.
Kız için bu gece bir tiyatro gibi, hem güzel, hem hüzünlü bir geceydi. Sahneye çıkmıştı, ama sadece aceleyle gelip geçen bir seyyah olarak.
Qianye Yu Yingnan'ın evine döndü. Her zamanki gibi kapı kilitli değildi ve tuzaklar aynıydı. Ama ilk katın misafir odasının girişine ulaştığında, Qianye koyduğu iki tuzağın aktifleştiğini gördü ve biraz utandı.
Tuzakların geride bıraktığı izler birinin uyarı tuzağını aktifleştirip şaşkınlıkla sıçradığını gösteriyordu. Sonra şanssızlıkla ikinci tuzağın bölgesine girmiş ve darbeyi tüm gücüyle yemişlerdi. Qianye'nin bu küçük tuzağa koyduğu barut fazla miktarda değildi ve yerleştirdiği şarapnellerin sayısı da azdı. İkinci kademeli bir Savaşçı'yı indirebilecek seviyedeydi. Dördüncü seviyeli bir Savaşçı'da sadece ortalama bir yara bırakabilirdi.
Odanın zemininde birkaç damla kurumuş kan vardı. Qianye hafifçe eğildi ve tanıdık bir koku aldı. Kan Yu Yingnan'a aitti.
Qianye şimdi Yu Yingnan'ın üst katlarda olduğunu biliyordu. Tüm kat yoğun bir alkol kokusuyla kaplıydı, belli ki bu gece oldukça içmişti. Belki bu alkolden ötürüydü ama kanının kokusu alışılmadık derecede zengin, kalp atışları oldukça hızlıydı. Qianye ister istemez derin bir nefes aldı. Yu Yingnan'ın kanı çok tatlı kokuyordu, enerji ve yaşam doluydu. Yarım bardak şekerle karışmış sıcak süt gibiydi. Qianye için bu koku diğerlerinden daha çekiciydi.
Ancak yerdeki kanı gördükten sonra Qianye makul bir kararla Yu Yingnan'ı rahatsız etmedi. O avcı sadece biraz hırçın değildi, aynı zamanda rekabetçiydi. Şimdi kendi evinde birkaç tuzağa düşmüştü, bunun suçlusundan şanssızlığını nasıl çıkaracağını kimse bilemezdi.
Qianye yumuşak ve sessiz hareketlerle odasını toparladı, sonra kendini yatağa bıraktı. Rahatlayarak bir nefes verdi.
Yu Yingnan buradayken Qianye garip bir şekilde güvende hissediyor ve tamamen rahatlayabiliyordu. Bu normalde yalnızken hissetmeyeceği türdendi. Göz açıp kapayıncaya kadar derin uykuya daldı.
Qianye tamamen kendini uykuya bırakmadan evvel mutfaktan birkaç ses geldiğini duydu. Ama herhangi bir düşmanlık ya da öldürme niyeti hissetmediğinden müdahale etmedi. Deniz Feneri Kasabası'nda sık sık mutfakta diğer insanların çalabilmesi için iki porsiyon yemek bırakırdı. Ama tüm kasabaların barları özel yerlerdi, yani normalde serserinin biri başka fırsatı kalmayana kadar böyle yerlerden yemek çalmazdı.
Bir anlığına Qianye aşina olduğu, güven dolu bir eve gelmiş gibi hissetti ve bilinçsizliğin derinlerine batmasına müsaade etti. Aslında hatırladığı hayatında hiç böyle bir huzur ya da sıcaklık olmamıştı.
Qianye'nin bilinci tamamen yatıştığında, vücudundaki altın kan enerjisi yavaşça rünlerinden çıkıp damarlarında dolaşmaya başladı. Vücudundaki her kan enerjisi kendilerini Qianye'nin kalbine gizledi, ortaya çıkmaya birazcık bile cesaretleri yoktu. Mor kan enerjisi kendini vampir yapısına yerleştirmiş ve altın enerjiden çok daha büyük olsa da son derece temkinli görünüyordu, korkunç bir düşmanla yüzleşmeye hazırlanıyordu sanki.
Altın kan enerjisi, tükettiği normal kan enerjisi miktarı mor kan enerjisinin tükettiklerine kıyasla aşağıda kalır gibi olmasa da her zamanki gibi ince ve zayıftı. Ancak, mor kan enerjisi bariz bir şekilde evrimleşerek vampir yapısını tetikleyip yetenek seviyesini artırmış olsa da, o birazcık bile değişmiş gibi değildi.
Şu an altın kan enerjisi birkaç kez vampir yapısı rününün etrafına daire çiziyor ve açgözlülükle içerideki mor kan enerjisini süzüyordu. Hatta birkaç kez rünü delmeye çalışmıştı, ama mor bir ışık perdesi yetenek rününün etrafında parıldıyor ve altın kan enerjisini sektiriyordu.
İki kez deneyip hiç sonuç alamadıktan sonra altın kan enerjisi mor kan enerjisiyle ilgilenmemeye başlamış gibi kalbe yöneldi. Kalbin etrafında iki tur attıktan sonra bir anda içeri daldı ve normal kan enerjisini göz açıp kapayıncaya kadar sardı. Sonra kalpten de dışarı sekti.
Normal kan enerjisi elinden geleni yaparak mücadele ediyordu, ama ne yaparsa yapsın nafileydi. Çok daha ince ve zayıf görünen altın kan enerjisi tarafından parça parça tüketildi ve göz açıp kapayıncaya kadar hiçliğe dönüştü. Hala tatmin olmamış gibi görünen altın enerji tekrar kalbe girip bir normal kan enerjisi daha çekti, onu da birkaç ısırıkta ezip yuttu. Bu şekilde tek seferde beş normal kan enerjisi yedi, ama hala tatmin olmamıştı. Kalbin etrafında birkaç daire daha çizdi ama son iki normal kan enerjisine zarar vermeyerek Göz Yeteneği: Gece Görüşü'nün rününe döndü. Sonra orada kalarak harekete geçmedi.
Çok geçmeden altın kan enerjisi zaman zaman ışıkla dönmeye başladı. Bir dönüşümün eşiğinde gibi görünüyordu.
Rüyalarında, Qianye içgüdüsel olarak bir şeylerin ters gittiğini fark etti. Suyun derinliklerine gömülmüş de, tüm deniz üstüne çökerken boğuluyor gibi hissediyordu. Ama ne kadar çırpınırsa çırpınsın bu rüyadan çıkamıyordu.
Mutfakta Yu Yingnan mutfak masasına yaslanıyordu ve bir elinde güçlü bir alkolle dolu bir şişe vardı. Sert yudumlarla biraz içtikten sonra alkol kokusuna bulanmış nefesini verdi. Hiç rahat değildi ve canı sıkkındı, ayna kadar pürüzsüz olan dolap kapağı karşısına görüntüsünün yansımasına neden oluyordu.
Karşısındaki görüntüsüne baktı. Neresine bakarsa baksın güzel göründüğünü düşünüyordu. En azından o bardaki orospudan iyiydi. Daha uzundu, güzeldi, daha uzun bacakları vardı, aynı zamanda... Göğüslerinin hangi kısmı onunkinden üç ya da dört kat büyük değildi ki? Sadece bu konuda bile ondan iyiydi.
Yu Yingnan karşısındaki görüntüsüne sertçe orta parmağını kaldırdı!
Kendi agresifliğinden gözü korkmuştu.
Acı acı gülümseyip tekrar içmeye başladı. Bolca alkol içmiş olsa da hala yeterli olmadığını düşünüyordu. En azından, çekinmeden istediklerini yapabilecek kadar sarhoş değildi.
Buna nasıl sarhoşluk denirdi ki?
Kararlılıkla ağzına alkol dökmeye devam etti. Kalbindeki en küçük umut ve cesaret kaybolmadan önce kendini sarhoş etmeliydi.
İlk şişe bittikten sonra ikincisi geldi. Neyse ki stok yapmıştı ve üçüncüyü de çıkardı. Bu şişe de bittiğinde nihayet yeterince sarhoş olduğunu hissetti. En azından şimdi önünde bir düzine vampir ve kurtadam çıksa, satırı çekip savaşmakta sorun yaşamazdı.
Böyle bir düşünceyle, aynadaki kadın tekrar istemsizce agresiflik sızdırmaya başladı.
Taktiksel ceketini yere atıp kemerinin tokasını çıkardı Ama bir savaş hançerini sorunsuzca aralarında gezdirebilecek parmakları aniden katılaştı. Sürekli bu aşamayı geçemeyeceğini hissediyordu. Bu sarhoşlukla ne olursa olsun pasif kalıp kabul edebileceğini hissediyordu, ama ilk adımı atmaktan hala uzaktı.
Yu Yingnan bu zayıflığından tam anlamıyla tiksiniyordu. Bir sigara yakıp derin bir nefes aldı. Sonra karanlık ırklarla karşılaşırken yüzünde ortaya çıkan sinsi bir gülümsemeyi ortaya çıkardı ve savaş hançerini kesip kararlı bir hareketle kemerini kesti.
Koruyucu hayvan derisi pantolon yere düştü, siyah renkli, taktiksel sıkı iç çamaşırı ortaya çıktı. Burada da içinde bir parmak boyutunda çentikli bir hançer bulunan gizli bir bölme vardı.
Son anda beynine giren bilgilerle birlikte hançerini salladı ve sıkı deri iç çamaşırının çoğunu keserek onu bir şekilde seksi, küçük bir iç çamaşırına dönüştürdü.
Şimdi aynadaki kadının biraz seksiliği vardı. Bir elinde bir hançer, ötekinde de bir sigara tutuyor olmasa oldukça etkileyiciydi.
"İşte bu kadar!" Yu Yingnan kendi kendine konuşup sigara ve hançerini attı. Sonra Qianye'nin odasına doğru yalpalaya yalpalaya yürüdü, kapıyı tekmeleyerek içeri daldı.
Magnec