Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

51. Bölüm Troller

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

  Ertesi günün sabah 7’sinde, öğrencilerin birçoğu derslere gitmek için hazırlanmıştı; lakin bugünkü dersler bir hayli sıkıcıydı. Wan Er de, ben de derse gitmek istemiyorduk. Chen Yue de bize katılınca kahvaltı edip, seviye kasmaya karar verdik!

  Kızlar yurdunun önünde beklerken nihayet merdivenden inen Wan Er ve Cheng Yue’yi gördüm.

  ‘’Cheng Yue görüşemedik bayadır.’’

  Dong Cheng Yue ellerini arkada birleştirdikten sonra dalga geçermiş gibi söylendi: ‘’Ne oldu? Bir gün göremeyince hemen özledin mi beni?’’

  Dediklerini duymazdan gelip cevap verdim: ‘’İlk önce kahvaltı edeceğiz. Sonra da seviye kasmaya devam!’’

  ‘’Oh? Sakin takılıyorsun…’’ diye gülümsedi.

  ‘’Neden sakin olmayacak mışım?’’

  ‘’Ba Huang’ın halini bilmiyor musun yoksa?’’ Wan Er bana bir bakış fırlatmıştı: ‘’Hmph, gelecekte ne yapacağını merak ediyorum…’’

  ‘’Gelecek mi?’’ Ne konuştukları hakkında herhangi bir fikrim yoktu.

  Cheng Yue gülmemek için kendini zor tutuyordu: ‘’Cidden haberi yok! Hehe, bu sabah Ba Huang karıştı. Batılı Diktatör diye bir oyuncu seni yakalayana büyük bir ödül vereceğini açıkladı. Duyduğuma göre oyuncular seni öldürdükleri görüntüleri kayıt altına alıp, [Kahramanın Öfkesi]’ne gösterirse 1000 altın alacaklarmış!’’

  ‘’Ha!?’’

   Ağzım sonuna kadar açılmıştı: ‘’1000 altın mı? Şaka yapmıyorsun değil mi? Benim 1 seviyem 1000 altın mı ediyor yani? O zaman hemen oyuna girip kendimi öldüreyim. Parayı da ben alırım!’’

  ‘’Şaka gibi…’’ Lin Wan Er gözlerini devirerek konuşmaya devam etti: ‘’Kendini gizlesen iyi edersin, Ba Huang’daki tiplerin seni dört bir yanda arayacağına şüphe yok.’’

  Başımı öne doğru salladım: ‘’Mm, işleri yaparken her zaman düşük bir profil çizerim…Üstelik beni öldürmek düşündükleri kadar kolay olmayacak. Hmph! Şu gerizekalı Liu Ying seviye kasmamı engellemek için parasını kullanıyor öyle mi? Bakalım ne kadar başarılı olacaksın!’’

  ‘’Öyle mi diyorsun? O zaman bir iddiaya girelim.’’ Wan Er gülümsedi.

  Cheng Yue de aynı şekilde gülümsedikten sonra. ‘’Bugün Wan Er’in keyfi yerinde, iddiaya girmek bile istiyor…’’diye söylendi.

  ‘’Tamamdır, nesine giriyoruz?’’

  Wan Er kollarını birleştirdikten sonra cevap verdi: ‘’Şuna ne diyorsun, beş saatliğine oyuna gireceksin. Eğer 5 saat içinde ölmezsen, seni yemeğe götürüp, istediğin her şeyi ısmarlayacağım.’’

  ‘’Peki ya kaybedersem?’’

  ‘’Eğer kaybedersen, ki bu en azından bir kez ölmüş olduğun taktirde gerçekleşecek bir durum, bana ve Cheng Yue’ye yemek ısmarlayacaksın. Üst seviye bir restoran olmasına gerek yok, 200 RMB cvarı olsa yeter. Ne diyorsun?’’

  ‘’Anlaştık?’’ Hemen elimi uzattım.

  Wan Er de gülümsemiş ve pürüzsüz elini uzatmıştı. El sıkıştıktan sonra meseleyi karara bağladık.

  ‘’Anlaştık!’’

  Muhtemelen bu anlaşmaya en çok sevinen Cheng Yue’ydi. Sonuçta kim kazanırsa kazansın bedavaya yemek yiyecekti!

……

 Kahvaltı yaptıktan sonra saat 8 olmuş ve yurda döndüğüm gibi oyuna girmiştim!

  Voosh!

  Ejderha Şehri’nde gözlerimi açtım. Güneyimde Ba Huang’a çıkan balta girmemiş ormanlar yer alıyordu. Kuzeyimdeyse karlara gömülmüş dağ parçaları seçilebiliyordu. Karların yer aldığı geniş çizgi kıtanın kuzey ve güney bölgelerini ayırıyordu. Güneyde yağmurların ve rüzgarların ahenk içinde danslarına şahit olan insanlar, 7 büyük imparatorluk ve binbir çeşit çiçek yer alıyordu. Kıtanın kuzeyi ise insanların adım atmaya yeltenmediği ve yalnızca Ejderha Şehri’nin dikildiği devasa bir kar küresi şeklindeydi. Adeta İmparatorluğun ön sınırı görevini üstlenmişti.

  Yeşim Şehri’nin Kılıcı'nı elime aldığım gibi ne yapacağımı düşünmeye koyuldum. Önümdeki 5 saat boyunca seviye kasıp, Ejderha Şehri’nin etrafındaki görevleri yapmayı düşünüyordum. Bu alana fazla oyuncu gelmediğinden önümdeki 5 saat boyunca pek de tehlikede olacakmışım gibi görünmüyordu. Yani Wan Er’le girdiğimiz iddiayı kazanacaktım! Mm, daha önce Pine & Crane restoranındaki hindistan balığını yememiştim. Zaten istesem de tabağı 250 RMB olan böyle bir yemeği yememe imkan yoktu…Ancak iddiayı kazandığım taktirde hanımefendiye hesabı iteleyebilirdim!

  Ekipmanlarımı tamir ettirdikten sonra iksir dükkanına gittim. 4. Seviye Can iksirleri tane başına 50 gümüş istiyordu. 400 can doldurdukları için gayet iyi sayılabilirlerdi. Birkaç tane aldıktan sonra yola koyuldum. Olası bir tehlike anında, [Tedavi] yeteneğimi kullandıktan sonra bu iksirlerden içerek hayatımı kurtarabilirdim. Sınıf değiştirdikten sonra [İlk Yardım] yeteneğimi kaybettiğimden bu iksirleri almam şarttı.

  Ufak Bobo’yu çağırdım ve yaratık keyifli keyifli etrafta uçuşmaya başladı. Sanki benim güç artışımı fark etmiş gibi bir hali vardı. Gerçi Bobo her zaman böyle keyifli görünüyordu ya, hatta Yan Zhao onu öldürmeden önce bile bu tavrını yitirmemişti…

 Ba Huang’ın sıralamasını açtım.

1) Savaşçı Yan Zhao – Seviye 33 – Kılıç Ustası

2) General Li Mu – Seviye 32 – Kılıç Ustası

3) Yue Qing Qian – Seviye 32 – Süikastçi

4) General Bai Qi – Seviye 32 – Savaşçı

5) Yue Wei Liang – Seviye 32 – Süikastçi

6) Yükselen Ejderha – Seviye 32 – Büyücü

7) General Wang Jian – Seviye 32 – Kılıç Ustası

8) Vahşi Kaplan – Seviye 32 – Savaşçı

9) Siyah Kaplumbağa – Seviye 31 – Okçu

10) Buzdan Mezartaşı – Seviye 31 – Kılıç Ustası

(ÇN: Frozen gravestone, buzdan mezartaşı, buz tutmuş mezar taşı, böyle nick koyan mezartaşına selam olsun. Hayret bir şey…)

……

  Seviyeler birbirine bir hayli yakın olsa da Yan Zhao’nun seviye kasma hızında bir değişme yoktu. Muhtemelen gece gündüz uyumayıp kasmaya devam ediyordu. Generaller bile onunla eşik atamamaya başlamıştı. Aynı zamanda Prag’ın güzeller güzeli süikastçi ikizleri de sıralamaya girmeyi başarmıştı. Siyah Kaplumbağa ve Vahşi Kaplan Ba Huang’ın sıralamasında uzun zamandır yer alan tipler olduğu için, onları gördüğümde şaşırmamıştım. Mesele Buzdan Mezartaşı’na geldiğindeyse, kendisi yeni yeni ünlenen bir oyuncuydu. Oyunun başlarındaki mücadele kıyasıya geçse de, zamanla birlikte gerçek oyuncular kendilerini göstermeye başlıyordu.

  Sıralamada 271. Seviyedeydim. Lakin bu durum sizi yanıltmasın zira, hayaımda ilk defa bir oyunda ilk 10.000’e girdiğim için acayip mutluydum!

  Sabah bitmeden üzerime düşen görevleri yaptım ve bok çuvalı olarak çalışmaya koyuldum. Dalin’in çırağı olmayı başardıktan sonra herif kıçını kırıp çadırda uyumaya başlamış ve bütün işleri bana yıkmıştı.

……

  Bobo’yu yanıma aldığım gibi ormanda yürümeye koyuldum. Birkaç kez Anka dışkısı taşıdıktan sonra biraz da olsa TP kasmıştım.  Ardından vardiya çavuşuyla konuşmaya çalıştım. Herif nihayetinde bana cevap vermişti: ‘’Ejderha Şehri’nin genç koruyucusu! Şehrin batısında yabancı misafirlerimiz var! Her ne kadar bu yaratıklar bir misafir olarak sayılamayacak olsa da Troller balinaların ve aslanların karışımından ortaya çıkmış yaratıklardır. Hemen işe koyul ve gidip 100 Troll öldür!’’

  Dinggg!

  Sistem Notu: [Troll Katliamı] görevini kabul ediyor musunuz? (Görev zorluğu: A)

 Güzel, hemen görevi kabul ettim ve görev sekmemde bir A işareti belirdi. Merak ediyorum da, neden normal yaratıkları kesmemi isteyen bu görev A seviyesi bir zorluğa sahipti? Tabii bunun tek bir açıklaması olduğunu içten içe biliyordum: Trollerin seviyesi benden bir hayli fazlaydı! Hassiktir, muhtemelen bu troll katliamı denilen olay benim onları değil de, onların beni öldürmesini işaret ediyordu!

 Tekrar Dalin’le konuşmaya gittim: ‘’Usta, bana öğretebileceğiniz gizli yetenekleriniz var mı?!’’

  Şu an Ba Huang’a dönüp, yeni yetenekleri öğrenme riskine girmek istemediğimden elimde yalnızca Kombo yeteneği vardı. Bunun yanında Hızlı Kılıç, Savuşturma ve Ağır Darbe’yi bile öğrenememiştim zira, bu yetenekler gerçek bir ustadan öğrenilmesi gereken şeylerdi!

  Dalin çimlerin üzerinde kıvrılmış yatıyordu. Burnundan devasa bir sümük çıkardıktan sonra cevap verdi: ‘’Yok!’’

  Clang!

  Kılıcımı çıkardım ve ona öfke dolu bir bakış fırlattıktan sonra söylendim: ‘’İyi o zaman, ben gidiyorum…’’

……

  Batıya doğru 10 dakika yürüdükten sonra koyu yeşil bir vadiye adım atmıştım. Vadinin içindeki ormanda üç metrelik troller oturmuş, çorba kaynatmaya koyulmuştu. Trollerin keskin dişleri ve dayanıklı vücutları vardı. Bunların yanında ne zaman derileri kayalara teğet geçse etrafa kıvılcımlar saçılıyordu!

  Dikkatle ilerledim ve yaratıkların özelliklerine baktım. Hay böyle işe, daha özelliklerini bile göremiyordum!

【Troll】(Normal Yaratık)

Seviye: 38

Saldırı: ???

Defans: ???

Can: ???

Yetenek: ???

Açıklama: Troller ormanlarda yaşayan bir grup canlıdır. Akılalmaz derecede güçlü saldırıları ve defansları olsa da çeviklik konusunda pek iyi sayılmazlar. Bu onların tek zayıf noktasıdır. Tabii gerçek bir savaşçı, Troll derisini delip geçebilecek güce sahip olabilir ancak, son bin yılda böyle bir savaşçı ortaya çıkmamış ve insanlar bu yaratıklara yem olmaktan öteye gidememiştir.

……

  ‘’Başlarım böyle işe! Timsah yediğimiz yetmedi mi?! Pulları çok sert yahu, doğru düzgün yiyemiyorum bile!’’ Elindeki kaşıkla çorbayı karıştıran bir Troll başını iki yana sallayarak söyleniyordu.

  İçlerinden bir diğeri konuşmaya başladı: ‘’Aptal, boş laf yapmayı kes. Sen olmasan o genç kadını yiyorduk! Gerizekalı! Aah ah, o kadının bacakları ne kadar lezzetli görünüyordu öyle…’’

  ‘’Ha!’’ İlk konuşan Troll ileri atıldı ve cevap verdi: ‘’Tek vuruşuyla ağzına sıçtı senin! Bu tarz kadınları hafife almamak lazım. Yakalasan bile yutmaya çalışırken boğazını delip, anında gebertir seni!’’

  Trollerden üçüncüsü ve sonuncusu olan doğruldu: ‘’Yeter bu kadar konuştuğunuz. Duyduğuma göre o kadın kalenin kaptanı, Frost’muş. Akılalmaz bir güç seviyesi olduğuna şaşırmamak lazım!’’

  ‘’Siktir et, yarın batı mezarlığına gidip biraz kurtçuk yiyelim!’’

  ‘’Tamamdır! Ne zaman kurtçuklardan bahsetsen ağzımın suları akmaya başlıyor…’’

……

  Duyduklarımdan sonra neredeyse kusacaktım. Bir anda ileri atılıp, onlarla savaşacak cesaretim yoktu zira, karşımda 3 tane 38. Seviyede olan troll duruyordu. Hepsi aynı anda saldırsa muhtemelen anında öteki dünyayı boylardım. Hmm, muhtemelen bu troller gün boyu güzel bir yemek yiyememişti. Çorba içtiklerine göre işemeleri de gerecekti. Tam paçaları sıvadıkları zaman benim saldıracağım zamandır!

  3 dakika bekledikten sonra sonunda trollerden biri doğruldu ve kamp ateşinden uzaklaşmaya başladı. Fermuarını açtıktan sonra…

……

Jinkkkkk…

  Yavaş yavaş kılıcımı çektim ve etrafa yayılan ışık hüzmesi bana [Kılıç Fırtınası]’nın devreye girdiğini gösterdi. Şans kapıma gelmişti! İlk başta bu salağı öldürecektim!

Bang!

  Gümüş Bağcıklı Savaş Botları kayaların üzerinde dans ederken, Bobo çoktan önüme geçmiş ve 3. Seviye Kombosunu kullanarak Troll’e arkadan saldırmaya koyulmuştu!

 “265!”

“234!”

“271!”

  Gerçekten de bu yaratıkların defansları bir hayli yüksekti.

  Bu esnada ben de Kombo yeteneğimi aktif ettim ve kılıcımın ucuya trollün kaya sertliğindeki derisine iki darbe geçirdim. Elimdeki gerçek bir altın ekipmandı adamım, ne sanıyordunuz yani!

“301!”

“312!”

  Kılıç Fırtınasının yanına Yeşim Şehri’nin Kılıcı eklenince saldırı puanım Bobo’dan az da olsa yüksekti!

……

  Troll bir çığlık atıp elindeki devasa sopayı bana ve boboya doğru savurdu.

 “216!”

“279!”

  Durumumuz fena değildi. Saldırmaya devam ettik. İleri darbe+Kesik+Yatay Kesik+Ağır Darbe+Kesik kombomu yapmayı da ihmal etmemiştim!

 Clang!

  Trollün sol ayağı göğüslüğüme çarptı ve geriye doğru savruldum. Vay arkadaş, ne zorlu bir yaratık ama!