Seni oyuncu pis düzenbaz :P :D artık iyice flört ediyorlar:D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
131. Bölüm Biraz Sevinç, Biraz Da Endişe
Karanlık Orman kalın bir kar örtüsüyle kaplanmıştı. Han Shuo cücelerin köyüne doğru ilerlerken yolunu güçlükle açıyordu.
Cüceler orman trolleri yüzünden köylerini terk etmek zorunda kalmışlardı. Han Shuo has iblislerin yardımıyla nereye gittikleri aşağı yukarı bilse de, bu kadar uzun süredir ne yaptıklarından pek emin değildi.
Orman trolleri uzun zaman önce ayrılmışlardı ve yeniden gözükmemişlerdi. Han Shuo cücelerin eski köylerinden vazgeçmeyeceklerini hissetti, dolayısıyla ilk olarak o yöne ilerleme kararı aldı.
Han Shuo’nun dudaklarının kenarında, köyün girişine geldiğinde bir gülümseme belirdi. Girişe kurulan tuzaklara bakılırsa, cüceler buraya geri dönmüşlerdi.
Han Shuo uzun bir ıslık çaldı ve ağaç dallarında birikmiş karları düşürdü. Hassas kulaklarıyla yaklaşan adım seslerini duydu ve kısa bir süre sonra, savaş baltaları taşıyan birkaç cüce savaşçı yüzlerinde ihtiyatlı bakışlarla yaklaştılar.
‘’Endişelenmeyin, ben geldim, söz verdiğim gibi geri döndüm.’’ Han Shuo cüce savaşçılar yaklaşmadan önce haykırdı.
Mesafedeki cüce savaşçılar Han Shuo’nun sesini duyunca rahat nefesler çektiler. Han Shuo’nun yanına geldiklerinde, içlerinden biri konuştu, ‘’Kış geldiği için birçok sorunu çözmek zorlaştı. Köy açığa çıkmış olsa da, kısa zamanda uygun evler inşa edemeyiz. Dolayısıyla buradaki tehlikenin farkında olsak da, soğuğun altında acı çekmemek için köye döndük.’’
‘’Ben de sizin için erzak ve kalın kıyafetler getirdim. Ek olarak, orman trolleri konusunda rahat olabilirsiniz. Sizi bir daha rahatsız etmeyecekler.’’ Han Shuo hafifçe gülümsedi ve cüceleri rahatlattı.
Cüceler bunu duyduklarında sevinçle haykırdılar. İfadelerinden keyif akıyordu ve gözleri mutlulukla kaplıydı.
‘’Şahane! Geçen sefer getirdiğin erzakın çoğunu tükettik. Şef uzun süredir gözükmediğin için senin hakkında endişelenmeye başlamıştı. İyi olman şahane. Hadi çabuk olalım ve herkese iyi haberi verelim.’’ Az önce konuşan cüce konuşmayı sürdürürken kısa, tıknaz ayaklarıyla köye doğru ilerliyordu.
Han Shuo’nun geldiğini duyan cücelerin çoğu soğuk havaya rağmen Han Shuo’yu selamlamak için birer birer dışarı çıktılar.
‘’Oh, iyi olman şahane Han. Hakkında çok endişelendik.’’ Cüce savaşçı Bennett şaşkın bir bakış attı.
Han Shuo pek konuşmadı ve karın temizlendiği düz bir bölgeye ilerledi. Ardından bir gülümsemeyle boyutsal yüzüğünden erzakları ve temel ihtiyaç malzemelerini çıkardı. Getirdiği yığın büyük bir bölgeyi kaplamıştı.
‘’Erzak ve temel ihtiyaç malzemelerinin yanı sıra sizleri kışın sıcak tutacak kalın kıyafetler de getirdim. Ayrıca, orman trolleri konusunda artık endişelenmenize gerek yok. Burada huzur içinde yaşamaya devam edebilirsiniz. Orman trolleri gelecekte size sorun çıkartmayacaktır.’’ Han Shuo cücelerin sevincini izlerken açıklama yaptı.
Yerdeki yığını gören cüceler sevinçten kendilerinden geçmişlerdi. Halen evde olan kadın, çocuk ve yaşlı cüceler bile haberi duyunca dışarı çıkmışlar ve sevinçle bağrışmaya başlamışlardı.
‘’Çok teşekkür ederim Han, eğer bu erzakları getirmeseydin, birçoğumuz kış açlıktan veya soğuktan can verirdi. Bu erzaklar ve kıyafetler kışı geçirmemiz için yeter. Minnettarlığımızı nasıl gösterebiliriz?’’ Şef Han Shuo’yu cücelerin büyük selamıyla selamladı ve şükranla konuştu.
‘’Bizler dostuz, bir şey yapmanıza gerek yok.’’ Han Shuo yanıtladı.
Dürüst olmak gerekirse, bu erzaklar ve kıyafetler çok da pahalı değillerdi ama tüccarların bu eşyaları buraya getirmesi biraz zordu. Bu yüzden, Karanlık Orman’daki bütün ırklar bu tip malzemeler için ateş pahası fiyatlar ödemeye razılardı.
Ne var ki, Han Shuo ölüm mezarlığındaki aktarım düzeni ve boyutsal yüzüğünün büyük kapasitesi sayesinde bu işi hiç zorluk çekmeden halletmişti.
‘’Han, orman trollerinin artık bizimle uğraşmayacaklarını söyledin, yoksa elfler orman trollerini tamamen yok mu ettiler?’’ Cüce savaşçı Bennet büyük bir heyecanla Han Shuo’ya sordu.
Bu soruyu duyan Han Shuo afalladı ve Bennett’ın sorusuna soru ile karşılık verdi, ‘’Elfler orman trollerine karşı büyük bir savaş açmayı mı planlıyorlar?’’
Onaylayan Bennett hararetle konuştu, ‘’Evet, hatta bizi de çağırdılar ve bize bu şeytani hırsızlara sert bir ders vermek istediklerini söylediler. Ne var ki, köyümüzün savunma kabiliyetleri çok zayıf ve şef katılmamızı planlamıyor. Senin, orman trolleri sizlere bir daha sorun çıkarmayacak sözünün kaynağı elfler değil mi?’’
‘’Tabii ki hayır, orman trollerinin etkinliği gelecekte yavaşça kısıtlanacaktır. Rahat olun. Mm. Pekâlâ, pekâlâ. Daha yapmam gereken işler var ve gelecekte sizi bulmak için yine geleceğim.’’ Han Shuo söylendi.
Genç adam birkaç şey daha konuştuktan sonra, cücelerin tüm ısrarına rağmen, aceleyle köyü terk etti. Bennet elflerin orman trolleriyle savaşa tutuşacağını söylemişti. Han Shuo boş boş oturamazdı. Eğer önceden olsaydı, elflerin orman trollerini paramparça etmesini isterdi.
Ne var ki, şu an orman trolleri mutlak kontrolü altındaydı hatta şahsi ordusu olarak dahi görülebilirlerdi. Ek olarak, Emily’nin görev için orman trollerine ihtiyacı vardı. Eğer elfler şimdi sorun çıkartırlarsa, bu hiç de iyi olmazdı.
Ancak, orman trollerinin köyü buradan çok uzaktı. Ayrıca Han Shuo’nun imparatorlukta yapması gereken birçok işi vardı ve orman trollerine şu an gerçekten zaman ayıramazdı. Bu durum biraz başını ağrıttı.
Dikkatle düşündükten sonra, acele etmesine gerek olmadığını hissetti. İlk olarak Phoebe’yle işini halleder ve ona gideceği ziyafette eşlik ederse sadece bir-iki gün gecikirdi. Daha sonra orman trollerinin yanına gidebilirdi.
Ayrıca savaş henüz başlamamış bile olabilirdi. Bunun yanı sıra, elfler güçlü olsa da, orman trolleri de yabana atılacak kadar zayıf değillerdi. Çarpışmalar yıllarca sürmesine rağmen, elfler orman trollerini hâlâ baskılayamamışlardı.
Han Shuo ölüm mezarlığına döndüğünde hava kararmıştı. Mezarlığa geldiğinde hemen ayrılmak yerine bir Dagmar Meyvesi çıkardı ve geçen sefer olduğu gibi son derece acılı işkenceye katlanarak, bir kere daha beynini ve zihinsel kapasitesini geliştirdi.
Han Shuo tekrardan yeniden doğmuş gibi hissediyordu. Algıları tekrar gelişmiş, zihinsel gücünü odaklama hızının artmış hatta büyü yuanının vücudundaki dolanım hızı bile gelişmişti. Görünüşe göre bir sonraki şeytani âleme atılım yapmak için fazla beklemeyecekti.
Sonraki aşama Gerçek İblis Âlemi’ydi. Bu âleme girdiğinde, Han Shuo’nun içinde bir sabi iblis oluşacak ve gerçekten bir iblis olacaktı. Önceki üç şeytani âlem kişinin şeytani büyü temellerini destekleme görevi görüyordu. Sabi iblise sahip olmayan bir gelişimci şeytani gelişimci olarak görülmezdi.
Han Shuo ancak Gerçek İblis Âlemi’ne girdiğinde şeytani büyüye adım atmış birisi olarak sayılırdı. Bir sabi iblis oluşturduktan sonra, havada uçabilir ve şeytani hazine arıtmak için büyü yuanını kullanabilirdi. İblisdoğrayan’ı en başından arıtabilir ve daha güçlü büyülere çalışabilirdi. Hatta has iblislerin bir adım üzerinde olan yin iblislerini dahi arıtabilirdi.
Han Shuo bu âleme ulaştıktan sonra gücünü geliştirmek için birçok yönteme sahip olurdu. Atılım belirtilerini belli belirsiz hisseden Han Shuo’nun içi anlatılamaz bir keyifle kaplandı.
Han Shuo bir sonraki günün sabahında ölüm mezarlığındaki aktarım düzenini kullandı ve direkt akademiye yöneldi.
Fanny’yle yaptığı cüretkâr konuşmanın ardından, genç adamın kalbi engin beklentilerle doluydu. Fanny genç adamın isteğini ötelese de, Han Shuo Fanny’nin durumunu anlıyordu. Eğer bir adım daha atar, usta büyücü seviyesine ulaşır ve akademiden mezun olursa, öğretmeninin kalbini kapabilirdi.
Çalıştığı yeni büyülerin bazı kısımları hâlâ anlamamıştı, dolayısıyla bu konuları Fanny’ye sorması gerekiyordu. Bu aşamada Han Shuo hâlâ Fanny’nin yardımına ihtiyaç duyuyordu.
Akademiye dönüp yolda diğer bölüm öğrencileriyle karşılaştığında, bir ünlü haline geldiğini fark etti. Diğer öğrenciler kendisine şaşkınlık ve hayranlık dolu bakışlar atıyorlardı.
Bu durum Han Shuo’yu oldukça tatmin etti. Yol boyunca oldukça iyi bir ruh halindeydi. Hatta tatlı kızlara gülümsedi ve dostça selamlar dahi verdi. Selam verdiği kız öğrenciler kızaran yüzlerle kaçıştılar.
Ne var ki, Han Shuo antrenman alanına geldiğinde, iyi ruh hali anında kayboldu. Yüzündeki gülümsemenin yerini karanlık bir ifade aldı, zira Kara Süvari Clark Nekromansi Bölümünün antrenman alanlarının birinin önünde bekliyordu ve elinde büyük bir taze çiçek buketi vardı. Hafif bir gülümsemeyle içeri bakıyordu.
Baktığı antrenman alanında Fanny nekromansi öğrencilerine neşeli bir şekilde büyü teorisi dersi veriyordu. Clark’ın orada olması hiç umurunda değilmiş gibiydi. Basitçe Clark’ın varlığını görmezden geliyordu.
Yine de, Clark’ın orada olması Han Shuo’yu oldukça öfkelendirmişti. Genç adam Clark’ın durduğu yere doğru uzun adımlarla ilerledi ve sağ omzuyla Clark’a çarpıp çiçek buketini yere saçtı.
Fanny’yi izlemeye dalmış olan Clark, hazırlıksız yakalanmış ve çok geç tepki vermişti. Çiçek buketinin yere saçılması biraz komik duruyordu.
‘’Oh, üzgünüm, çok üzgünüm. Burası bölümümün antrenman alanı ve kapıyı kapatırken sana yanlışlıkla çarptım.’’ Han Shuo Clark’ın gözleriyle alev püskürdüğünü gördüğünde, yalandan özür diledi.
‘’Oh, Bryan, burada ne yapıyorsun?’’ Han Shuo’nun geldiğini gören Fanny’nin güzel gözleri anında parıldadı ve yüzü ışıltı saçtı. Han Shuo’ya çabuk olup içeri gelmesini işaret etti.
Han Shuo Fanny’nin tepkisinden dolayı yumuşadı, lakin Clark’ın varlığı gencin sinirini hâlâ bozuyordu, bu yüzden ifadesi biraz çirkindi. Önce Fanny’ye ardından yerdeki çiçeklere baktı. Adeta sesinden asit damlarcasına söylendi, ‘’Soylu şövalye Clark elinde çiçeklerle kimi bekliyor çok merak ediyorum, acaba öğrenme lütfuna sahip olabilir miyim?’’
Fanny afalladı ve kötü mizaçla Han Shuo’ya göz devirdi. Daha sonra tavrını belli eder gibi, biraz soğukça Clark’a söylendi, ‘’Bay Clark, bence yeterince açık konuşmuştum. Sadece huzur içinde ders vermek istiyorum, umarım benimle uğraşmayı bırakırsınız. Ek olarak, soylu birisiniz ve konumunuz oldukça yüksek. Sizinle yakın olduğum için gereksiz sorun yaşamak istemiyorum, ne demek istediğimi muhtemelen anladığınızı düşünüyorum.’’
Fanny Clark’la konuşuyordu fakat bu sözler Han Shuo için de söylenmişti. Açıkça Clark’ı reddediyor ve alttan alttan Han Shuo’ya rahat olmasını ve bu durumu fazla kafasına takmamasını ima ediyordu.
Fanny bu sözleri söyledikten sonra, Clark’ın yüzü anında buz keserken, Han Shuo öyle süper hissediyordu ki, yüzünde yeniden gülümsemeler açtı.
Clark kafasını salladı ve büyük bir hüzün içinde hafifçe iç çekti. Yere saçılan çiçekleri aldı ve tek kelime etmeden kasvetli bir ifadeyle antrenman alanlarından ayrıldı.
‘’Şimdi tatmin oldun mu?’’ Han Shuo’yu cimciklemek için elini uzatan Fanny vahşice söylendi, ‘’Nasıl bana inanmamaya cüret edersin!’’
"Ouch, bu acıttı, inanıyorum inanıyorum!’’ Han Shuo acı çektiğine dair numara yaparken adeta dokuz göklerdeki bulutlarda süzülüyor gibiydi.
Magnec