Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

77. Bölüm Birleşerek Öldürmek

Çevirmen: Tomato / Editor: Venus

Fei, her ne kadar bu görevin ödüllerini düşündüğünde oldukça cezbediliyor olsa da o, henüz [Akıncı Kampı]'nın final bossuna meydan okumayı düşünmüyordu. [Manastır Kapısı]'na girmesinin ardından, gittiği ilk yer manastırın dış tarafında kalan [Kışla]'ydı.

Büyülü çekiç [Kışla]'nın en derin kısmındaydı. Bir kere çekici ele geçirip onu [Akıncı Kampı]'ndaki Charsi'ye geri götürdüğünde, demirci kendi eşyalarından birisine birkaç özellik ve nitelik ekleyecekti.

Fei oyundaki haritayla ilgili hatırladığı şeyleri takip etti. Kısa bir sürelik arayışın ardından, hızlı bir şekilde [Kışla]'yı bulmayı başarmıştı. Burası devasa bir labirent gibiydi. Son derece fazla sayıda olan zincirleme koridorlar ve onlara eklenen, sayısız ek odalar vardı; Fei ve Elena'nın onlara baktıkları anda başlarının dönmesini sağlamışlardı. Bir kışladan çok, yer altındaki bir lahitte gibi hissetmişlerdi. Atmosfer son derece depresifti ve rüzgarın içerisinde dolaşan, belli belirsiz anlaşılabilen çığlıklar etrafta dolanıyor, koca siyah fareler etrafta dolaşıyor, iğrenç bir kan kokusu devamlı olarak her yere yayılıyordu. İkili, buraya girdikleri anda cehenneme bir adım atmış gibi hissetmişlerdi.

Koridor ve odaların içerisinde dolaşan yaratık ve şeytanlar vardı, hepsi son derece yüksek seviyeliydi: [Şeytansoyu], [Ölümboyu], [Kara Akıncı], [Kemikateşi Büyücü]... Adım attıkları her yerde kanlar saçılıyordu. Tehlike, adeta her yerde gizlenmiş durumdaydı.

[Kışla]'ya adım atmalarının ardından, durmak bilmeyen savaşlar başlamıştı. Yarım saat kadar sonra, Fei ve Elena kalın bir kan katmanıyla ve pirinç benzeri, tane tane kemik parçalarıyla kaplanmışlardı. Ama sonunda çekicin saklandığı yeri bulmuşlardı da...

''Elena, aradığımız çekiç bu odada. Güçlü boss [Demirci] kalabalık bir yaratık grubu tarafından korunuyor. İçeri hücum etmemizin ardından benim arkamda kalman lazım. Bu sefer, Tristram'daki gibi içeri koşturma, tamam mı?'' 

[Demirci]'ye dalmalarından önce, Fei daha önce ne olduğunu hatırlamış ve Elena'yı, onu dinlemesi için tembihlemişti.

''Anladım, efendim.'' Elena tekrardan başını eğmişti. Karanlığın içerisinde, üzerine kan sıçramış güzel bir orkide gibi duruyordu. Uzak bir yerlerde yanıyor olan ateş, onun göz alıcı figürünü karanlık zemine iyice ''kazımıştı''. Yumuşak ve uysal bir şekilde konuştu, ''Efendim, bu sefer sizi hayal kırıklığına uğratmayacağım.'' 

Fei şaşırmıştı.

Nedense, Elena'nın davranışlarının bazen garip olduğunu hissediyordu. Savaş esnasında soğuk ve saldırgan bir savaşçı haline geliyordu o kız; yayından çıkan her bir ok, ölüm anlamına geliyordu. İnce ama bir o kadar da güçlü olan vücudunun üzerindeki nadir eşyaların büyüyle parıldaması, onu adeta bir Valkyrie'ye çevirmişti... Ama o Fei ile konuşmaya başlamasıyla birlikte, son derece itaatkar, uysal ve hatta biraz utangaç oluyordu. Sanki içinde son derece zıt iki kişilik vardı.

''Hehe, bu çetin hatunun bana karşı özel hisleri mi var şimdi de?'' 

Fei memnun olmuştu. İçgüdüsel olarak Elena'yı umursuyordu. Bu yüzden de arkaya dönüp, hatırlatmalarına devam etmişti. ''Ayrıca, önceliğin güvenlik olmalı. Eğer durum çok tehlikeli bir hal alırsa, hemen geri çekileceksin... Benim için endişelenmene gerek yok, ben kendi kaçış yoluma sahibim.'' 

***

Üç dakika kadar sonra.

Fei en nihayetinde endişe ve hatırlatmalarının biraz aşırı olduğunu anlamıştı. [Demirci], anılarında çok güçlü olmasına rağmen kendisinin ve yanındaki paralı askerin birleşmiş saldırılarının altında, ufacık bir şansa bile sahip olamamıştı. [Demirci] birkaç kere kükremiş ve bir süper kahraman filmindeki bir kötü adam gibi ölüvermişti. Fei [Can İksiri] kullanmak zorunda bile kalmamıştı.

''Eh, bu sibop hemen öldü. Bir item bile düşürmedi, fukara falandı da kazara öldürdük herhalde! Böyle boss mu olur arkadaş, sokakta görsem dilenci diye bozuk para atarım ben bunun önüne! Madem bu derece fakirsin, neden koskoca boss oluyorsun? Git evinde otur, tavla falan oyna...''

Yerde yalnızca üç ya da dört tane mavi büyülü eşya olduğunu gördükten sonra, Fei kafası atmış bir şekilde [Demirci]'nin, yani 210 santimetrelik mavi derili bir vücudu olan, ancak fiziksel gücünden başka hiçbir şeye sahip olmayan ezik yaratığın vücudunu birkaç kez tekmelemişti.

''Sen de bir bossun, neden bosslar arasında böyle büyük bir fark var? [Unutulmuş Kule]'deki [Kontes] de iyi eşyalar düşürmemişti, ama en azından bana 5.000 altın ''hediye'' etmişti. Sen altın bile düşürmedin, sefil herif! Bu devirde de eline sopa alan boss oluyor yahu...'' Oldukça fakir ve paragöz olan Fei'nin, öfkeli olmaması için hiçbir yol yoktu.

Biraz da olsa sakin olabilmesinin tek nedeni, [Demirci]'nin ona epey bol miktarda bir deneyim vermiş olmasıydı.

Genç adam, sonunda bir kere daha seviye atlamıştı.

Koridor ve odalardaki şeytan ve yaratıklarla savaşırken seviye atlamasının ardından, Barbar Fei çoktan seviye 14'e ulaşmıştı. Fei puanlarını dağıtma konusunda biraz düşünmüş ve onları aynı şekilde dağıtmaya devam etmişti. Üstüne üstlük bu sefer, iki yetenek puanını [İksiri Bul]'a ve bir puanını da [Kılıç Ustalığı]'na vermişti.

Yaratıkların düşürdüğü normal eşyalar, Fei'nin standartlarına yaklaşamıyordu bile. Bu yüzden de onları yerden almaya zahmet etmemişti. Şu anki statülerini kontrol etmiş ve iki savaş turundan sonra silahlarının ve zırhının dayanıklılıklarının son derece düştüğünü fark etmişti. Aynı zamanda taşıdığı iksirler de neredeyse tükenmişti. Sonuç olarak bir [Portal Parşömen]'i kullanarak [Akıncı Kampı]'na geri döndü.

Hızlıca Charsi'yi bularak, somurtkan kıza büyülü çekici verdi.

''Vay, inanılmaz! Gerçekten de [Demirci]'yi öldürmüş ve çekici geri getirmişsin. Bu cidden harika! Genç savaşçı, arkadaşlığımı kazandın. Teşekkür olarak, şimdi eşyalarına büyülü güçler aşılayacağım!'' Kadın demircinin gözleri, o, çekici gördüğü gibi parlamaya başlamıştı. Somurtkanlığı ve hüzünlü ruh hali bir anda kaybolmuş ve güzel yüzünde, parlak bir gülümseme ışıldamaya başlamıştı. Sanki dünyadaki tüm mutluluk ve canlılık bir anda nüfuz etmişti vücudunda. Birden olduğundan daha genç görünmeye başlamış ve Fei'ye olan tavrı da, normalden farklı olarak hevesli, coşkulu bir şekle bürünmüştü.

Bu küçük değişiklik Fei'yi biraz şaşırmıştı; çünkü bu gerçek oyunda mevcut olan bir şey değildi.

Aniden bir ampul parlamıştı kafasında, bunun ardından hızlı bir şekilde Charsi'nin coşkusuna ortak olmuş ve onunla muhabbet etmeye başlamıştı. Dostça muhabbet etmişlerdi ve Charsi, keyifle Fei'nin şu anki eşyalarının tamir edilme fiyatlarında %20 indirim teklif etmiş; hatta Fei'nin istediği takdirde,% 20'lik bir indirimle onun kendisinden zırh ve silah alabileceğini bile söylemişti.

Bu sonuç Fei'yi epey şaşırtmış ve aynı zamanda da memnun etmişti.

Ancak o, hemen şimdi bir eşyasına büyülü özelliklerin aşılanmasını tercih etmedi. Bu paha biçilemez bir fırsattı. Bu yüzden de Fei bunun hakkında iyice düşünüp, büyülü güçlerin ekleneceği eşyanın hangisi olacağına karar vermek istemişti.

Ayrıca Charsi'ye tüm mavi büyülü eşyaları satmış ve ek altınlarla birlikte, Fei, 54.000 altına sahip zengin bir elemana dönüşüvermişti. Yanındaki güzel kıza bakmış ve bir şeyler düşünmüş, daha sonra da Elena için de birkaç uygun eşya satın almıştı.

''Bay Fei, cömertliğiniz için size minnettarım!'' 

Yeni eşyaları giydikten sonra, Elena daha cesur, aynı zamanda daha ince ve daha güzel bir görünüşe ulaşmıştı. Kızıl saçları yumuşak meltemle uçuşuyordu, adeta bir demet alev gibi görünüyorlardı. Pürüzsüz, süt gibi beyaz teninden son derece farklılardı. Tarifsiz bir kıvamı vardı vücudunun, neden kamptaki en güzel [Akıncı Çiçeği] olarak çağrıldığını anlamak zor değildi.

***

''... Çiçekler onun yüzünü gördüğünde, solacaktır.'' 

''Rüzgar onun sesini duyduğunda, sessizleşecektir.''

''Güneş ışığı onun gülümsemesini gördüğünde, kendinden utanacaktır.'' 

Genç rahibe Andariels'ı tarif etmek için gezgin ozanlar tarafından söylenen güzel bir şiirdi bu. Uzun bir süre önce, [Tamoe Dağları]'ndaki manastırdaki bir güzellik, tüm kıtanın kendisinden gurur duymasını sağlamıştı. İsmi Andariels idi. Sayısız erkek onun için çıldırır, sayısız kadın ona bakarak kıskançlıktan delirirdi... Bu kadın bir yetimdi ve bir meleğin ismine sahipti, tüm bir kıtanın dikkatini çekiyordu. En dindar rahipler bile, ona baktıklarında kendilerinden geçiyorlardı.

Daha sonra, bilinmeyen bir sebepten dolayı kıtanın en güzel kadını, akılalmaz bir şekilde efsanevi bir şeytana, Yıkım Lordu Diablo'ya aşık olmuş ve şeytanın gücünü kabul ederek, kıtadaki en korkutucu kadın canavara dönüşmüştü. Manastırı ele geçirerek tüm rahip ve rahibeleri öldürmüş, onu resmen yaşayan bir cehenneme çevirmişti. Aynı zamanda bu şekilde [Akıncı Kampı]'nın doğu tarafındaki şehre, [Lut Gholein]'e olan tek yolunu kapatmış ve [Akıncı Kampı]'nı, ıssız ve terk edilmiş bir alana dönüştürmüştü.

Fei bu çılgın tarihi, manastır yolundayken Elena’dan öğrenmişti.

''Bir rahibe bir şeytana mı aşık olmuş? Aşk gerçekten de çok güçlü, ha?.. Elena, final savaşı başlamak üzere... Kapıyı tekmeledikten sonra, akıncı ana karasındaki en korkutucu yaratıkla karşı karşıya geleceğiz. Unutma, ne olursa olsun ondan 30 metre uzakta kal, anladın mı?'' Fei manastırın altındaki yeraltı mezarlığının dördüncü seviyesindeyken, yanındaki güzel hatunu ciddi bir şekilde uyarmıştı.

Son bir saat içerisinde, manastırdaki yaratıkları yok etmiş ve Andariels'ın üssünü bulmuşlardı. Önlerindeki ahşap kapının arkasında, [Akıncı Kampı]'nın süper bossu Anderials onları bekliyordu. Bu çirkin bir savaş olacaktı, buna şüphe yoktu.

Elena gergin olsa da, kararlı bir şekilde kafasını salladı.