Güzel güzel ama değermiydi
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
68. Bölüm Diz Çök ve Ayakkabılarımı Öp!
Kutlama partisi doruk noktasına giriş yapıyordu.
Fei elindeki şarap bardağıyla birlikte askerlerin yanına doğru yürüdü.
Herkesi bunalma noktasına sürükleyebilen, hatta delirtebilen bu savaşı deneyimledikten sonra, güçlü adamları rahatlatabilecek yegane şeyler kadınlar ve şaraptı. Pierce ve Drogba, bir yandan mutfak lavabosu boyutlarındaki gümüş kaselerle bir şeyler içerken, bir yandan da gülüyorlardı. Vahşi ve sınır tanımayan bir kahkaha meydanda yankılanmıştı. Oleg de dahil olmak üzere Fei'yi takip eden yirmi üç güçlü adam, düşmanların arasına bir ölüm timi gibi dalmışlardı. Köprüde kendisini feda etmiş olan Breno dışında, diğer yirmi iki güçlü adamın tamamı da ağır yaralar almış olsa da, hala hayattalardı. Kralın yanında savaşmak, bu demir benzeri heriflerin arasında özel bir arkadaşlık bağı kurmuştu.
Meydanın kuzey kısmında, birkaç adam bir araya gelerek taş masalara oturmuş ve şarapları yudumluyorlardı. Bazıları yarı çıplak bir şekilde güreşiyor, bazıları masanın üzerinde bilek güreşi yapıyor, bazıları ise kızlarla eğleniyordu. Askerler tarafından hiç hoş karşılanmamış Oleg bile, o ölümcül görevin ardından birçok insanın saygısını kazanmıştı.
''Şerefe! Kardeşlerimiz için!'' Fei elindeki şarap bardağına kısa bir süreliğine bakmış, daha sonra da kadeh kaldırmıştı.
''Kardeşlerimiz için! Kralımız çok yaşa! Şerefe!'' Tüm askerler de neşeyle bağırarak karşılık vermişti ona, aynı zamanda kase ve bardaklarını kaldırmışlardı; Kral Alexander'ın gelişi onların onurlarını okşamıştı.
''İkinci şarap kadehini ise, kahramanımız Breno için kaldıralım!''
Fei bardağındaki şarabı yavaşça yere dökmüş ve hızlı bir şekilde konuşmaya devam etmişti. ''Onun anası, babası bizim anamız, babamızdır! Onun oğlu, bizim çocuğumuzdur! Breno'nun ailesi, Chambord'un Kraliyet Ailesi tarafından desteklenecektir! Ta ki, çocuğu da babası gibi cesur ve güçlü bir adam olana dek!''
''Kahramanımız Breno için!''
Askerler de ellerindeki bardak ve kaselerdeki şaraplardan bir kısmını sessizce yerlere dökmüştü. O anda, birçok askerin sarhoş gözleri sulanmaya başlamıştı; kalbi delinmiş olmasına rağmen, üç düşmanı beraberinde köprüden aşağıya götürürken, ''Kralımız çok yaşa!'' diye bağıran bir figürü görmüşlerdi sanki karanlık, yıldızlarla dolu gökyüzünün içerisinde... Breno bir kahramadı, o bir dosttu, o, bir yoldaştı!
''Kaldırdığımız üçüncü kadeh ise, kahramanımız Breno'nun dostlarına, Chambord'un yirmi iki büyük savaşçısına! Pierce, Drogba, O'neal, Essien, Ballack...'' Fei, güçlü adamların isimlerini tek tek saymıştı. Her bir ismi söylediğinde, kalabalık bir alkış koparıyor ve ismi söylenen kişi ise, heyecanla titriyordu.
''Savaş Tanrısı sizinle olsun, savaşçılarım. İsminiz, Chambord ile birlikte hatırlanacaktır! Şimdi, Kral Alexander'ın ismiyle size onur veriyorum; savaş esnasında kullandığınız tüm silah ve zırhlar, kaledeki en iyi demircilerin elinde tamir edildikten sonra size geri dönecektir...'' Fei'nin sesi gürleyen bir şenlik ateşi gibiydi ve askerlerin tamamının resmen kanını tutuşturmuştu. Güçlü adamların heyecanlı ve olağanüstü ifadelerini gördükten sonra, Fei bir kere daha sonuna kadar şarapla doldurduğu bardağını havaya kaldırmış ve tebriklerini sunmuştu, ''Evet, savaşçılarım, dilediğiniz gibi, Kraliyet Ailesi'nin en değerli eşyaları olan o eşyalar, kalıcı olarak size verilecek! Onlar, cesaretinizin ve yeteneklerinizin yegane madalyalarıdır!''
O yirmi üç zırh seti ve silahlar, eski kralın hayatı boyunca topladığı hazinelerdi. Her ne kadar onlar büyülü ve meşhur eşya ve silahlar olmasalar da, 1. Seviye bir imparatorluğa bağlı altıncı seviye bir krallıkta, paha biçilemezlerdi. Oleg gibi bir ordu memuru için, o hayatı boyunca tüm gelirini biriktirmiş olsa dahi, böyle zırh ve silahlardan tam bir set alamazdı.
Fei konuşmaya ara verdiği gibi, askerler çılgınca gülmeye, tezahüratlarla Fei'nin adını söylemeye başlamışlardı.
Kral, cezayı ve ödülü hak edenlere karşı son derece netti, özellikle hayatlarını riske atmış ve sadakatlerini göstermiş olanlara karşı... Dahası, Kral Alexander önceki savaşlarda, savaş alanında sürekli ön cephede kalmış ve hücum etmişti. Düşmanların kılıçlarından kendi asker ve dostlarını, bizzat kendi vücuduyla korumuştu. Bu hareketlerin tamamı, Fei'nin ordudaki etkisini eşsiz bir yere çıkarmıştı.
Kralın cömert hediyeleri, kutlama partisini adeta zirve noktasına çıkarmıştı.
Sarhoş edici bir şarap kokusu havaya yayılıyordu.
Fei de heyecanlıydı ve hatta, kralın lüks cübbesini dahi çıkarmış ve ince bir zırh giymişti. Güçlü adamlarla güreşmiş ve içki yarışlarına katılmıştı; bu erkekler için olan bir oyundu ve Fei, diğer askerler ile aynı safhadaydı. Barbar Modu'nu hile yaparcasına kullandığında, Fei, Chambord'daki bir düzine ünlü güçlü adamı ters çevirmiş ve kralın gücüyle cesaretini tamamıyla göstermişti.
Bu hoş atmosfer, savaştan sonra Chambord Kalesi'ne sarılıyordu.
O anda, bir sürpriz gerçekleşmişti.
Meydanın ortasında ve en kalabalık yerinde, bir dizi kadın çığlığı duyulmuştu, küfürler de hemen onları takip etmişti. Kısa bir süre içerisinde belli belirsiz erkek kahkahaları da bunlarla karışmıştı.
Fei'nin kaşları bir anda çatıldı.
İyi zaman geçiriyor olan askerler de, havaya kaldırdıkları şarap bardaklarıyla birlikte donmuşlardı.
''Muhtemelen sarhoş bir hıyar sevgilisini lakayıtça öpüşmeye zorladı...''
Fei ve diğer askerler, ilk olarak böyle düşünmüştü elbette.
''Haha, böyle bir davranış hiç medeni olmasa da, bu alışılmadık ve açık bir kutlama partisi, bu yüzden o azgın tekeyi muhtemelen affedebiliriz... Chambord'daki kızlar son derece cesur ve çetin! Haha, umarım Savaş Tanrısı şu sarhoş hıyarın yanında olur...''
Tüm erkeklerin yüzüne, durumu kavramalarıyla birlikte bir gülümseme gelmişti.
Ancak beklenmedik şey, kaos ve küfürlerin Fei ve diğerlerinin beklediği gibi durulmaması, aksine daha da büyüyüp seslileşmesiydi. Küfürler ve çığlıklar kahkaha ve şen bağırışlarla birlikte karışıyordu, orta meydanın yanlarında olan birçok insan dans etmeyi bırakmıştı. Bu ses sonunda durmuş ve herkesin dikkati, karmaşanın kaynağına yönelmişti.
Fei karmaşanın kaynağına bakarken, bir merdivenin üstündeydi. Sonraki saniyede ise ifadesi soğuklaşmıştı ve vücudundan sızan ölümcül enerji, etrafındakilere yayılmaya başlamıştı.
''Ulan, piç herifin birisi Angela'yla uğraşıyor!''
Barbar'ın [Sıçra]'sı anında başlamış ve bir ''Vızz!'' sesiyle, Fei metrelerce uçarak birkaç nefes alışveriş süresinde, meydanın merkezine ulaşmıştı.
Aynı anda da, kalabalık büyük bir yuvarlak oluşturmuştu.
Yuvarlağın ortasında, Emma ve bir dizine genç vatandaş bir insan duvarı oluşturmuş ve önlerindeki şövalyelere, kırmızı gözlerle bakmaya başlamışlardı. Arkalarında, gök mavisi uzun elbisesiyle yere çömelmiş Angela bulunuyordu, yüzü soluklaşmıştı. On altı ya da on yedi yaşındaki küçük bir çocuk kollarının arasında yatıyordu. Küçük elemanın boynu ciddi anlamda yaralıydı. Keskin bir bıçakla oluşturulmuş şok edici bir kesik vardı orada; küçük adam nefes almaya çalışırken bile zor zamanlar geçiriyor ve kan ile köpükler, ağzından dışarı akıyordu. Yüzme bilmeyen ve bir yüzme havuzunda boğazına su kaçmış birisi gibi, göğsü çarpıcı bir şekilde inip yükseliyordu. Ağzından gelen kan ve köpük her yere yayılmıştı ve Angela'nın gök mavisi uzun elbisesinden kan süzülüyordu.
''Bak sen! Senin düşük sınıflı, utanmaz velet! Nasıl üst sınıftan bir İmparatorluk Şövalyesi'ni suçlamaya cüret edebilirsin?!''
Önde gelen bir kırmızı başlıklı Zenit İmparatorluğu'nun süvarisi, üzerinde kan lekeleri bulunan kılıcı, kınına geri koydu. Birisinin boğazını neredeyse yarıya kadar kesmek, onun gözlerinde önemsiz bir şeydi anlaşılan. Emma ve diğer Chambord vatandaşlarına küçümseyici bir şekilde bağırmıştı: ''Eğer yaşamak istiyorsanız, diz çökün ve botlarımı öpün, sonra da siktir olup gidin buradan! Utanmaz piçler sizi, lejyonun Kaptan Yardımcısı Bay Semak, yalnızca gelecekteki kraliçenizi bir dansa davet etmek istedi!''
Kırmızı pelerinli süvari, ''kraliçe'' ve ''dans'' kelimelerini üstüne basa basa söylemişti; herhangi bir erkek, bunun arkasındaki sapık ve müstehcen anlamı fark edebilirdi. Bunu söyledikten sonra, gururlu bir şekilde arkadaşlarına göz kırpmıştı.
Arkasındaki bir düzine, onunki gibi kırmızı pelerinler omuzlarına tutturulmuş şövalye, sesli bir şekilde gülmüştü.
Tüm süvarilerin arasındaki, Prens Tropinski'nin daha önce arkasında bulunan meraklı şövalyenin yüzünde, bunları duyduktan sonra parlak bir gülümseme görülmüştü. Etraflarındaki kalabalık Chambord vatandaşlarına bakarak alaylı bir şekilde gülmüş, Emma'yı gördüğünde ise gözlerinin parlayışını, neşelenişini gizleyememişti. Kısa bir aradan sonra görüşüne kalabalığın arasındaki bir Tanrıça'ya benzeyen, gök mavisi bir elbiseye sahip olan kızı görmüştü. Sapkın bir ifade yerleşmişti yüzüne ve adam birazcık bile şehvetini gizlememişti.
O anda...
''Vızz!''
Güçlü bir rüzgar uçuşmuştu her yere. Herkesin görüşü bulanıklaşmış ve bir anda, görkemli bir figür yuvarlağın ortasında belirmişti. Bu, buraya daha hızlı gelmek için [Sıçra]'yı kullanan Fei'ydi.
Fei biraz etrafa bakınmış ve neler olduğunu hemen çözmüştü.
Yüz ifadesi değişmişti elbette, deli köpekler gibi Angela'ya koşuşturan kırmızı pelerinli süvarilerden gelen kışkırtmayı kabul etmemişti. Yavaşça çömelmiş ve elini, ölüyor olan küçük çocuğun sırtın yerleştirmişti. Kemerindeki depoyu açtıktan sonra bir şişe [Orta Can İksiri] çıkarmış; dikkatli bir şekilde kalan iksirden birkaç damlayı küçük çocuğun ağzına ve boynundaki şok edici kesiğe damlatmıştı.
Gizemli bir büyü gücünün ışığı yükselmişti.
[Orta Can İksiri] inanılmaz büyülü etkilerini hızlıca ortaya koymuştu. Kısa bir süre içerisinde, gözle görülür bir şekilde genç adamın yarası iyileşmeye başlamış, hızlıca bir yara izine dönüşmüştü. Daha sonra ise yara izi de silinmiş ve gözden kaybolmuştu. Ağzından akan kan durmuş ve çarpıcı göğüs hareketleri de normale dönmüştü. Normal bir şekilde nefes almaya başlamış ve bilincini geri kazanarak, yavaşça gözlerini açmıştı.
Fei bunu gördüğünde rahat bir nefes aldı.
Neyse ki, Fei onun birçoğunu sulandırdıktan sonra biraz [Orta Can İksiri] kalmıştı. Genç adam acil bir durumun gerçekleşme ihtimaline karşı birazcık saklamıştı. Bunun gerçekten de böyle kritik bir noktada işe yarayacağını düşünmemişti. Eğer bu iksirden birazını saklamamış olsaydı, muhtemelen küçük çocuk şimdi çoktan soğuk bir cesede dönüşmüş olurdu.
Magnec