Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

86. Bölüm Kökenler

Çevirmen: Tomato / Editor: Venus

Büyücünün yüzünde birkaç ifade belirmişti, devamında da bir anlık sessizlik oluşmuştu. Ani bir şekilde iç çekerek, ''Genç adam itiraf etmek zorundayım ki, sadece birkaç ipucundan gerçekleri isabetli bir şekilde tahmin edebilecek kadar zekisin. Ancak, bu işe yarar bir şey değil. Eindhoven İmparatorluğu geçici olarak prensin nereye gittiğini bilmeyecek olsa da, bir şeylerin yanlış olduğunu fark ettikleri anda hiçbir şey, gerçekleri Eindhoven İmparatorluğu'nun kulaklarından gizleyemeyecektir. Bir at dahi kaybetmiş olsalar, imparatorluğun gizli ajanları araştırmalara başlayıp onun nerede olduğunu bulur. Majesteleri ve onun üç bin siyah zırhlı elit askerinden söz etmeye gerek dahi yok. Neler olduğunu çözdüklerinde ise, Chambord ve Zenit İmparatorluğu yok olacak. Herkes ölecek!''

''Oğlum, ölecek olan asıl senin annen olacak! Hem de onu ben öldüreceğim...''dedi Fei. Herifin yüzüne birkaç tokat daha yollamıştı. ''Ama nasıl öldüreceğim senin hayal gücüne kalsın...'' diyerek devam etti. Büyücü tokatlana tokatlana, resmen bilincini bir kere daha kaybedecek duruma gelmişti ve dişleri ağzından tekrar fırlamıştı. Fei tehditlerine devam etti, ''Bana bak yaşlı hödük, bana dürüst bir şekilde Chambord'a neden geldiğinizi söylemezsen, işleri senin hayal gücüne bırakmama gerek kalmayacak!''

Büyücü alayla gülmüştü. Kötü niyet ve fenalık dolu bir bakış gözlerine yerleşmişti; sessizlik içerisindeydi.

''Haha, bana karşı sert rolü mü yapmak istiyorsun?'' Fei , adamın gülmeye başlamasıyla birlikte epey sinirlenmişti. ''Pekala yaşlı piç! Taşakların var galiba... Kendini hazırla o zaman! Çünkü birazdan onlara sahip olamayacaksın, hahahaha...''

Fei alaylı bir şekilde gülerek karşılık verdikten sonra, büyücünün henüz iyileşmiş kemiklerinden birini tutmuş ve gücünün bir kısmını kullanarak, yavaş ve acılı bir şekilde tekrar kırmıştı. Tabii bunun sonucunda, büyücü derin bir nefes alarak kendinden geçmişti. Fei için bir sorun değildi bu, hemen bir şişe [Can İksiri] çıkarmış ve kemiğin üstüne birkaç damla damlatmıştı. Kısa bir süre içerisinde yaşlı büyücü tekrar uyandı ve bacak kemiğine şok içinde bakmaya başladı. ''Kemiğim iyileşti mi? Bu...''

''Yaşlı piç, iyi izle bunu...'' Fei elindeki yarı dolu [Can iksiri]'ni hafifçe salladı. Pis bir takas yapmaya hazır bir şeytan gibiydi. ''Bu şişedeki iksir, hayatı yenileyebilir ve herhangi birini iyileştirebilir. Yaranın ne kadar ağır olduğu fark etmeksizin; bu iksirin birkaç damlası onu iyileştirecektir. Eğer sert rolü yapmaya devam edip sessiz kalırsan, hehehe, kemiklerini ezip parçalayacağım ve onları tekrar iyileştireceğim! Daha sonra da onları bir kere daha kırıp, tekrar iyileştireceğim... Eğer benimle oynamak için yeterli sabrın varsa hiç sorun yok, ben bunu sen artık delirmeye başlayana kadar yapabilirim. Vücudundaki tüm kemiklerin binlerce kere kırılışının nasıl hissettirdiğini iyice deneyimlemeni sağlayabilirim. İnan bana, sana hayallerindeki o korkutucu cehennemin katbekat fazlasını, hemen buracıkta; maddi dünyada ve ölmene gerek olmadan sağlayabilirim... Kemiklerinin kırılışının sesine alışmak çok uzun sürmez, merak etme. Artık ona alışmaya başlarsın... Yok, belki de başlamazsın buna... Sonuçta o his... Hehehe, hahahahaha...''

Büyücü daha fazla baskıya dayanamayarak ağlamaya başlamıştı, ''Şeytansın sen, şeytan...''

Fei gülerek devam etti, ''Eğer bana gerçeği söylersen, bu iksirle hayatını kurtaracağım. Vücudundaki tüm kırık kemikler ve uzunlar tam anlamıyla iyileşmiş bir hale gelecek. Eğer bir şansımız olursa, işbirliği bile yapabiliriz! Hehehe!''

Büyücü birkaç kere gözlerini devirmişti. Durumu düşündüğü belli olurken tereddüt ediyordu. Uzuvları çoktan dövülüp ezilmiş ve adeta köfteye dönüşmüştü. İçlerinde hiçbir can veya hayat kırıntısı kalmamıştı. Şu ana kadar hayatta kalmış olmasının tek sebebi, kuvvetli büyü güçleriydi. Hiçbir arzusu ya da ihtiyacı yoktu şu anda, ciddi anlamda cesur ve sert olabilmesinin nedeni de buydu. Ama yaşama fırsatına dair bir umut gördüğü anda, sonunda karara varmıştı. Umutsuzluk, kahramanlar yaratabilirdi; ama bir parça umut, en iyi kahramanı bile bir korkağa dönüştürebilirdi. Şeytanın elindeki kırmızı iksir, bu siyah cübbeli büyücü için tek umuttu ve  kendi hayatları, herkesin gözünde birer hazineydi. Adamın önüne ise bu hazineyi kurtarabilmesi için devasa bir şans gelmişti... Eğer bunu düzgün bir şekilde atlatabilirse eski gücüne dönebilir ve hatta, önceki güç ve statülerini daha da artırabilir, onları aşabilirdi. Bu nedenle, sonunda Fei'ye katılarak kafasını salladı. ''Pekala, sana bildiğim her şeyi anlatacağım. Ama bundan önce, sana her şeyi anlattığım takdirde beni iyileştireceğine dair yemin etmelisin. Eğer sözünün adamı değilsen, sen...''

''Chambord Kralı Alexander olarak Savaş Tanrısı'na yemin olsun ki, eğer sözlerimi onurlandırıp dediklerimi yapmazsam, cehennemin en derin çukuruna düşeyim ve sonsuzluk içerisinde işkence göreyim!'' Fei elini kaldırdı ve ciddiyetle yemin etti.

Büyücü, Fei'ye inanmıştı.

''Benim ismim Evans ve bir Dört Yıldız Büyücüsü'yüm. Uzaklarda bulunan, 9. Seviye bir imparatorluk olan Manchester İmparatorluğu'ndan geliyorum. Ustam Ferdinand'ın talimatlarına göre kıtada seyahat ediyorum. Üç ay önce, Eindhoven İmparatorluğu'nun kuzey taraflarındaki derin ormanlarda seyahat ederken kazara, gizemli siyah bir harita için birbirleriyle ölümüne savaşan iki paralı asker grubunun içerisine daldım. Başlarda sadece meraklıydım. Bu yüzden yüz ya da o civarlarda paralı asker öldürdüm ve haritanın üstüne ellerimi yerleştirdim. Gerçekten de başlarda buna çok dikkat etmiyordum; ama daha sonra bu haritayı yapmak için gerekli olan materyallerin benim, Dört Yıldız Seviyesi'ndeki bir büyücünün hiç görmediği şeyler olduğunu buldum. Biraz araştırma ve çeviriden sonra, kazara büyük bir sürprizle karşılaştım. Bu harita nesilden nesile geçmiş, Tanrılarla Şeytanlar'ın savaşına ait ve binlerce yıl öncesinden kalan antik bir şeydi. Üzerindeki birçok yer, kırmızı işaretlerle belirtilmişi. Bu alanlar çoğunlukla tanrılar ve şeytanlar arasında olan Efsanevi Savaş'ın kalıntılarıydı. Bu kalıntıların yanı sıra birçok yer de işaretlenmişti; ama onların neyi temsil ettiğini bilmiyorum... Bu sürprizi bulmamın ardından, Efsanevi Savaş'a ait olan kalıntıları keşfetmek istedim. İki ay kadar bu haritayı inceleyerek harcadım ve epey araştırma yaptım. Sonunda da birçok kalıntıdan birinin yerini saptadım...''

''Yani bu kalıntılardan birisi Chambord Kalesi'nde, değil mi?'' Fei’yi tetikleyen bir şey vardı, bu yüzden hızlıca sordu.

''Eh, bu doğru. Chambord Kalesi'nde. Bir aydan daha önce, Chambord Kalesi'ne birkaç kez geldim ve kaledeki kalıntıları dikkatlice aradım. Birkaç kaba ipucu bulmuş olsam da, kalıntılara gerçek bir girişi bulmayı başaramadım. Bundan sonra, kalıntıları bulma işinin muhtemelen bir enerji tüketme operasyonu olduğunu fark ettim. Hepsini tek başıma yapamazdım, artı, Chambord'da yaşayan bir sürü insan vardı. Bu yüzden, biraz düşündükten sonra bir yardımcı bulmaya karar verdim...''

''Daha sonra da gidip şu Eindhoven'in dümbük prensini buldun, öyle mi?''

''Prens Mateja Kezman'ı daha önceden biliyordum. Güçlü olduğumu biliyordu ve beni, Eindhoven İmparatorluğu'nda iki kardeşine karşı verdiği taht kavgasında kullanmak isteyip ona yardım etmem için uğraşmıştı... Efsanevi Savaş'tan kalan, binlerce yıl öncesine ait kalıntıları keşfettiğimi ona söyledim. Ardından da onu birlikte araştırmaya davet ettim. Kalıntıları bir kere elde ettiği anda, iki kardeşini rahatça yenip Eindhoven İmparatorluğu'nun gelecekteki imparatoru olabilecekti. Mateja Kezman davetimden dolayı epey memnun oldu ve hemen onu kabul etti. İki kardeşinin onun neler yaptığını fark etmesini engellemek için de, öylesine bir gezi yapıyormuşçasına Zenit İmparatorluğu'nun sınırlarına elit askerlerini getirdi. Hızlı bir şekilde görüşümüzü değiştirip tüm sancak ve bayraklarımızı indirdikten sonra, Zenit İmparatorluğu'nun gözcülerini aşıp gizli bir şekilde içeri sızdık. Chambord'u saran orman ve vadileri göz açıp kapayıncaya kadar geçmiştik. Plan, ışık hızında kaleyi fethetmek ve kraliyet ailesi de dahil olmak üzere, vatandaşlarla birlikte Chambord'daki herkesi katletmekti. Kalenin sahipliğini ele geçirdiğimizde ise, hiçbir şey olmamışçasına aldatıcı bir izlenim yaratacak ve kaleyi kalıntılar için araştırmaya başlayacaktık. En nihayetinde, Chambord gibi küçük ve ücra bir krallığa kimse dikkat etmezdi. Zenit İmparatorluğu bizi bulana kadar istediğimizi elde etmiş ve kalıntıları ele geçirmiş olacaktık, hehehe...''