Karşı tarafı tebrik etmek lazım hepsi stratejik olarak donatılmış
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
48. Bölüm Katliam Devam Ediyor
“AHAHAHAHAHAHAH...”
Ordu memurunun arka tarafında duran askerler dehşete kapılmıştı. Zihinleri bunu kabul edemiyor, bunun üstesinden gelemiyordu. Ruhlarını kaybetmişçesine çığlık atmış ve önlerindeki ''şeytan''lardan kaçmaya çalışmışlardı. Şanssızlardı ki, Kalkan Sığınağı oluşumunun katmanlarından birini oluşturuyorlardı ve hemen arkalarında, Ejder Mızrakları konumlandırılmıştı. Kaçmak için arkalarına döndükleri anda kendi dostlarını itmeye başlamış, onları ''kebap''lara çevirmişlerdi. Ancak ölmemişti, en kötüsünü yaşamaları gerekiyormuşçasına hayatta kalmışlardı, ağır yaralar onları anında öldürmemiş ve ölene kadar çığlık atmış, haykırmış ve ağlamışlardı.
Fei, 12. Seviye Barbar'ının büyülü baltasını aldı. Düşman ordu memurunun sinsi atağından sonra, onu ön tarafındaki birkaç düşman askerinin üstüne kuvvetlice fırlatmış ve böylece, onlara birazcık kaçma şansı dahi tanımamıştı. İkiye bölünen askerler, bellerindeki silahları hızlıca yere düşürmüştü.
Onun arkasında da tam korumalı, ağır zırhlı güçlü adamlar bir katliam yapıyor, düşmanları ölümüne korkutmaya devam ediyorlardı.
Giydikleri ağır zırhlar, düşmanın saldırılarını görmezden gelmelerini sağlıyor ve bir diğer yandan da ellerindeki dev çekiç ve baltalar, düşmanların hayatlarını amansızca biçiyordu. Saldırılarına tepki verip bloklamayı başarsalar dahi, onların canavarımsı güçleri altında sırf saf güç ile silahlarının kırılmasının hemen ardından kendileri de paramparça oluyorlardı.
Bu, öfkeli ve delicesine kuvvetli adamların yakın dövüşteki gücüydü.
Sulandırılmış [Dayanıklılık İksirleri]'ni içmelerinin ardından, güçlü adamlar geçici olarak limitsiz dayanıklılığa sahip olmuşlardı. Güçlerinden, birazcık bile yorulmadan sonsuz bir şekilde istifade edebilirlerdi. Ağır zırh ve silahlar onlar için hiç de ağırlık yapmıyor, daha çok düşmanların kabusu haline geliyorlardı. Kırılmaz ağır zırh ve durdurulamaz silahlarla birlikte, cehennemden gelmiş bir savaş yaratıkları takımı gibilerdi.
Yirmi üç adam, bir koyun ahırına dalmış tam zırhlı ve öfkeli yirmi üç kaplan gibiydi. Sonucu tahmin etmek çok da zor değildi.
Kral, yani Alexander, et öğütücü oluşumlarının en önünde yer alıyordu. Düşmanların arasındaki hiçbir asker ondan gelen bir saldırıyı karşılayamıyordu. Taarruz ettiği hızla ilerliyordu, Kalkan Sığınağı oluşumunun en ön kısmını yarıp geçmiş, bir kaos yaratmıştı orada.
Oluşumun gerisinde olan düşmanlar pozisyonlarını korumaya çalışıyorlardı, ancak ön taraflardaki askerler öldürülmüş, yok edilmişti. Ruhlarını emip bitirecek olan bir grup şeytanla karşı karşıya gelmiş gibi hissediyorlardı ve hepsi, içten içe Tanrı'dan, onlardan kaçmalarını bir ihtimal mümkün kılabilecek olan ek 2 ya da 3 bacağı istiyordu. Böylece onlardan daha hızlı kaçabilirlerdi. Onların birçoğu savaş alanlarında bıyıkları henüz yeni terlemiş kişiler olmasa da, hiç kimse böylesine tek taraflı bir katliamı deneyimlememişti. Geri saldıramıyorlardı bile, nasıl sadece ölümlerini bekleyebilirlerdi ki?
Düşmanların tamamı elit askerler olsa da, hepsinin aklında tek bir şey vardı ve bu da...
Kaçmaktı!
Kaçabildikleri kadar hızlı kaçmak, koşabildikleri kadar hızlı koşmaktı!
Bu ölümsüz şeytanlardan kaçmaktı!
***
Bu noktada, birisi ortaya çıkmak ve bu kaosta düzeni tekrar sağlamak zorundaydı.
Kalkan Sığınağı oluşumunun komutanı olan [İki] adlı kara şövalye, o korkutucu saldırının kendisinde yarattığı şoktan sonra, sonunda hislerini geri kazanabilmişti.
Düzenlerindeki kaosu gördükten sonra, bunu daha da kötü olmadan durdurması gerektiğini biliyordu. Komutan kılıcını çekmiş ve kaçan birkaç askerin boğazına göndermişti. Bu askerler kafaları omuzlarının üstünden düşmeden önce tepki verecek zamanı dahi bulamamışlardı. Kafasız başları düşmeden önce biraz daha koşmaya devam etmiş, daha sonra da kan, bir çeşmeden akıyormuşçasına fışkırmaya başlamıştı boyunlarından...
''Oluşumu tutun! İkinci savunma hattını tekrar düzenleyin! Geri çekilen kim olursa olsun infaz edilecektir, istisnasız!''
[İki]'nin kılıcından, bağırdığı anda hala kan damlaları süzülüyordu.
Ölüm tehdidiyle birlikte, oluşumdaki askerlerin birçoğu sakinleşmeye zorlanmış durumdaydı. Yavaşça bir araya gelmiş ve oluşumu tekrar stabilize etmişlerdi. Oluşumlarının yenilendiğini görmesinin ardından [İki] de biraz daha rahatlamış, sakinleşmişti. Oluşumun eskisi gibi doğru düzgün bir savunmaya sahip olması için bir sürü komut vermişti.
Bu pozisyondaki komutanla birlikte, askerler üstün savaş kabiliyetlerini göstermeye başlamıştı. Kaotik ön cephe askerlerini terk etmiş ve biraz geri çekilerek, dört beş metre kadar bir boşluk oluşturmalarının ardından oluşumu temizlemişlerdi. Sadece birkaç saniye içerisinde kule kalkanlarının katmanları ve ölümcül ejder mızraklarının sıralanışı tekrar görünmüştü. Oluşumun orijinal gücü, çabucak geri kazanılmıştı.
''Tink!''
Kalkan Sığınağı Ejder Mızrağı oluşumu bir kere daha dengedeydi.
[İki] kendini oluşumdan biraz geriye konumlandırmış, onlara doğru yürüyor olan yirmi üç zırhlı canavara bakmıştı.
Alayla gülümsedi. Bu ''yaratıklar''la oluşumu arasındaki uzaklık yeterli değildi. Yani bu da, bir kere daha bir önceki gibi momentumlu bir saldırı yapamayacaklarını gösteriyordu. Savunmayı tekrar aşmalarının hiçbir yolu yoktu.
''Yeni savunma hattı açılmadıkça, ejder mızrakları bu puştları rahat rahat delik deşik edebilir!'' [İki] adlı karar şövalye içinden geçirmişti soğuk bir şekilde. Ön hattaki kalkanların arasındaki boşluklara bakıyordu.
Bu yeni şekil değişikliği ile, otuzdan fazla askeri oluşumun dışında bırakmış, onları terk etmişti. Şu tam zırhlı yaratıklar, yaprakları kesiyormuşçasına doğruyorlardı zavallı askerleri... Kan, kesik uzuvlar, kırık kemikler her yere saçılmış durumdaydı...
[İki], bu yaratıkların hakikaten acımasız ve vahşi canavarlar olduğunu kabul etmek zorundaydı. Ellerindeki koca silahlar, onlara bir Yıldız Savaşçısı'nın gücünü dahi veriyordu. Böyle arazi kısıtlamaları altında ise, bu tam zırhlı yaratıklarla uğraşmak her türlü ordu için bir kabustan başka bir şey olmazdı.
Özellikle de ön taraftaki adam... Onun silahının hissettirdiği ürpertiyle kıyaslandığında, bu herif [İki] bir dondurucudaymış gibi hissettirmişti.
Takımındakilerin arasında en küçük yapılı olan oydu, ama aynı zamanda en güçlü ve en vahşi olan da ondan başkası değildi.
[İki], savaşın başlangıcında bu herifin geçilemez Kalkan Sığınağı Ejderha Mızrağı oluşumunu baltasını fırlatarak, bir Tanrı gibi ezip geçtiğini net bir şekilde hatırlıyordu. [İki], yani savaş alanlarında epey deneyimli olan birisi bile onun hakkında düşündüğünde titremekten, korkmaktan kendisini alamıyordu.
Kalkanların arasındaki boşluklar aracılığıyla [İki], o herifin daha da tehlikeli görünümlü bir baltaya sahip olduğunu görüyordu o anda.
Bu balta, resmen bir kapı kadar genişti. Ufak ufak bir ton tehlikeli görünümlü kanca vardı arka kısmında. Siyah renkliydi ve kanlar yüzünden, kırmızı bir şekilde parıldıyordu. İki ya da üç askerin ancak kaldırabileceği kadar ağır görünüyordu. Ancak, bu herifin bu baltayı kullanışına bakılırsa, bu ağırlık ona sadece bir hasır tanesi gibi geliyormuş gibiydi. Ne zaman bu ''kapı''yı savurursa, ayakta kalan kimse kalmıyordu ortada.
Herif bir savaş için yaratılmış bir ölüm makinesi gibiydi.
Otuz iyi eğitimli asker, bu ''metal yaratıklar''ı yirmi saniye kadar tutmayı dahi başaramamıştı. Cesetlere, hatta kısmen çirkin cesetlere dönmüşlerdi hızlıca. Her biri ya ikiye ayrılmış ya da bir köfte gibi ezilmişti. Uzuvlar, organlar, silahlar... Hepsi, parçalanmış bir şekilde her yere saçılmış durumdaydı.
Nereye giderlerse, köprünün kendisi hariç, gittiği yerlerdeki hiçbir şey orijinal formunda kalmıyordu.
Bu noktada, kara zırhlı düşmanlar köprüde 50 metre kadar geri çekilmişti.
Bu düşman ordusu ve Chambord'un surundaki Chambord'lu askerlere sonsuzluk kadar uzun gibi gelmiş olsa da, tüm olan bitenler sadece kırk saniye almıştı.
Magnec