Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

95. Bölüm Şehirde Fırtına

Çevirmen: Peks / Editor: T4icho

Zhang Genel Mağazası Sisli Çam Şehri’nin en yoğun olduğu sokakta bulunuyordu ve bir gecede harabeye dönmüştü.

O gecenin üzerinden üç ay geçti…

En kalabalık olan sokakta sıra sıra dükkânlar bulunuyordu ve kalabalık kargaşa içerisindeydi. Her yer çok kalabalıktı ancak tek bir yer mezar gibi sessizliğe gömülmüş bir şekildeydi. Yanından geçen herkes bu sessiz yerin olabildiğince uzağından geçmeye çalışıyordu ve kendilerinde gelebilecek uğursuzluk korkusu yüzünden kimse buraya yaklaşmıyordu.

Bu yer hala harabe halindeydi ve kırık çatı kiremitlerinin arasında hala alacalı şekilde koyu kan lekeleri gözüküyordu. Bu kan Zhang Genel Mağazası patronu ve onun 37 tılsım çırağının kanıydı. Cesetler çoktan çürümüş ve ortadan kaybolmuş olsalar bile kanı silmek imkansızdı ve burada yaşanan terörün, öfkenin ve kalpten yaşanan kinin en büyük göstergesiydi…

Bir tüccar buraya uzun ve güçlü köleleriyle yaklaştı ve bu gösterişli yere güzel bir mağaza açmak için harabenin yanına geldi.

“Burayı parçalara ayırın! Ben Li Klanı’ndan izin aldım ve büyük bir servet harcayarak bu arsayı aldım. Gelecekte burası benim, Lord Cui’nin bölgesi olacak. Çabuk olun ve bu harabeyi bir an önce temizleyin. Ayrıca üzerindeki kirli ve kokuşmuş kanı da su kullanarak benim için temizleyin!” koca göbekli tüccar bağırarak emir verdi ancak arkasındaki kölelerin bu konuda isteksiz ifadelere sahip olduğunu ve ileriye doğru tek bir adım bile atmadıklarını fark etti. Bu yüzden de öfke içerisine kudurdu: “Neden endişeleniyorsunuz? Her biriniz Uğursuz’un talihsizliğinin size bulaşacağından ya da Li Klanı ile karşı karşıya kalacağınızdan korkuyorsunuz değil mi? Lanet olsun size söylemedim mi, ben çoktan bu konuda Li Klanı ile anlaştım bile!”

“Lordum, burada birçok insan öldü ve burada bir dükkan açsak bile bize uğursuzluk getirecektir değil mi? Dahası, Uğursuz burada dört yıl boyunca kaldı ve kim bilir ne gibi kötü şansa bulanmış durumda…” bir hizmetkar, sıkıntılı bir ifadeyle olanları açıkladı.

“Evet, şu anda Uğursuz ile bağlantılı herkes öldürülmüş durumda. Hatta onun daha öncesinde kullandığı her şey de onlar tarafından yakılmış durumda.”

“Lordum, bu arsayı almasanız olmaz mı?”

Tüm hizmetkarlar bir anda konuştu ve hepsi aynı anda kalplerindeki endişeyi belirtti.

“Siz yaşamak mı istiyorsunuz ölmek mi?” Tüccar Cui kükreyerek yüksek sesle bağırdı. “ İşinizin başına! Eğer bu geceye kadar bu harabeyi temizlemezseniz, sizin gibi düşük kölelerin hepsinin kellesini alacağım!”

Hizmetkârların hepsi kış mevsiminde sessizliğini koruyan ağustos böceği gibiydiler ve yapabildikleri tek şey dişlerini gıcırdatmaktı ve işlerine başlamadan önce hepsi eski Zhang Mağazasına doğru yürüdü.

Tüccar Cui’nin ifadesi biraz rahatladı ve olanları gördüğünde kindar bir şekilde mırıldandı: “Bir grup çöp, aynı Uğursuz gibi çöp parçası bunlarda. Eğer ben lanet olası Li Klanı’nın bir üyesi olsaydım, bana karşı çıkan herkesi tek tek öldürürdüm…”

“Hiss, o herifte kim. Ne yoğun bir öldürme arzusu var. Sanki ceset ve kanla dolu bir okyanustan çıkıp gelmiş gibi!”

“O Chen Xi! O Chen Xi!... O geri döndü!”

“Chen Xi mi? Uğursuz mu?”

“Siktir, hemen ondan uzaklaşmalıyım. Eğer onunla ufacık bir münasebetim olursa muhtemelen Li Klanı tüm ailemi katleder.”

Bir sokağın içerisinde sayısız bağırış ve ağlarcasına yüksek ses etrafa doğru yankılandı ve kalabalık çok gürültülü bir noktaya ulaştı. Sanki içlerinde saklayamadıkları vahşi bir canavar var gibiydi ve manzara karşısında herkesin yüzü kağıt gibi bembeyaz oldu.

Bir anda insan ile dolu olan sokak, ağlayışlar ve bağırışlar içerisinde boşaldı ve insanlar bulabildikleri yere kaçtılar. Sanki son derece korkutucu bir şeyle karşılaşmış gibiydiler.

“Lordum, Uğursuz geri döndü.”

“Hadi hemen buradan kaçalım!”

“Evet, evet.”

Uzun yüzlere sahip olan tüm hizmetkarlar eğer şu anda Tüccar Cui’nin elindeki güçten korkmasalardı çok zaman öncesinden buradan toz olup tüymüşlerdi.

“Kapayın çenenizi!” Tüccar Cui’nin ifadesi titremeye başladı ve yüzünde sürekli değişen ifadelerle birlikte dişlerini gıcırdatıp patlayıcı bir şekilde bağırdı: “O sadece tılsım yapmayı bilen çöpten başkası değil. Neden böyle korkuyorsunuz hepiniz? Orada ortadan kaybolup kaçan insanların hepsinin kaçma sebebi Li Klanı’dır. Ben Li klanı ile yakın bir ilişki içerisindeyim ve bu yüzden kaçmama ne gerek var?”

Tüccar Cui konuşmasını sürdürürken insan seli içerisinde tıkış tıkış olan sokaklar şu anda içerisinde hiç insan yaşamayan kasabaları andırıyordu. Tek bir insan bile yoktu ortada ve sokağın kenarında bulunan dükkânların hepsinin kapısı hızlı bir şekilde kapanmıştı ve sanki devasa bir veba salgınından kaçıyorlarmış gibiydi.

Şu anda atmosferde ölüm sessizliği vardı. Garipti ve baskıcı bir havası vardı. Saki fırtına öncesi sessizlik gibiydi.

“Endişelenmenin hiç lüzumu yok. Yapmanız gereken neyse onu yapın. Normalde alacağınızın 10 katını alacaksınız bugün!” Tüccar Cui yavaş yavaş konuşmadan önce derin bir nefes aldı.

Para tüm insanların kalbini yerinden oynatıyordu ve bu sayede tanrıdan gelmiş gibi emir verilebiliyordu.

Hizmetkârlar normalden on kat daha fazla ekstra maaş alacaklarını duyunca, şu anda çok rahatsız ve çirkin görünüşe sahip olanların hepsi işine döndü ve kimse oradan ayrılmayı düşünmedi. Bu gerçekten de paranın cazibesiydi.

Adım! Adım! Adım!

Kasvetli sokağın içerisinde dalga dalga ayak sesleri yükseliyordu. Bu ses, esen rüzgar gibi yumuşaktı ve bir davulun sesi gibi ağırdı aynı zamanda. Her adım insanların kalbine bir balyoz darbesiydi ve herkesin yaşam enerjisini emiyor, kanını kaynatıyor ve nefes alışverişlerinin daha ağır hale gelmesine neden oluyordu.

Uzun ve zayıf adamın ayak seslerin yanında hisseden birisinin korkudan titremesine neden oluyordu. İfadesi buz gibi soğuktu ve sanki bir ceset gibi duygusuzdu. Gözleri kan kırmızısıydı ve koyu kırmızı gözleri sanki içerisinde iblisin ruhunu ve iblisin efsanesini taşıyormuş gibiydi.

Öldürme arzusu son derece yoğundu. Sanki buz gibi soğuk ve keskin bir kılıcın iliklerine kadar saplanması gibiydi.

Dışarıdan bakıldığında da sanki kınından çıkartılmamış olan keskin ve öncesinde kan denizine batırılmış ve şu anda da kana ve ruha özlem duyan bir kılıç gibi gözüküyordu.

Thump!

Tüccar Cui’nin bacakları zayıflamaya başladı ve bir süre sonra düşerek yere oturdu ve vücudundaki tüm güç başka bir şey tarafından emildi. Şu anda boğazını şekli belli bile olmayan görünmez bir şey sıkıyordu. Gözlerini sonuna kadar açtı ve kendisine doğru ölüm arzusuyla yaklaşan kişiye doğru baktı ve kendisini kulakları delici bir şekilde çığlık atmaktan geri tutamadı: “Chen Xi, seni uğursuz! Ne yapmak istiyorsun? Li Klan’ı bana arka çıkıyor. Bana dokunamazsın!”

Kenarda bulunan hizmetkarlar uzun süredir iliklerinde kadar korkmuş durumda bekliyorlardı ve ağızları titrer bir şekilde hepsi yere çökmüştü. İfadeleri kül gibiydi. Ancak kendilerine gelen kişiyi gördüklerinde anlamışlardı ki tüccar kaç para verirse versin hiçbir şey kendi hayatlarından önemli değildi.

“Seni acınası küçük çocuk eğer kimse senin tılsımlarını kimse almıyorsa o zaman bana sat. Bu küçük yaşta bir aileyi desteklemek çok zor bir iş…

Haha! Chen Xi, tılsım yapma yeteneklerin tekrardan geliştiler. Büyükbabanın hatırına, küçük kardeşinin hatırına ve en önemlisi kendi adına çok çalışmalısın ve kesinlikle kibirli birisi olmamalısın.

Bugünün geleceğini biliyordum. Git, bu amcanın yeri senin hayatın için çok küçük bir yer ve kendini buraya hapsetmemelisin. Sıkı çalışmaya devam et ve ne olursa olsun, zamanın olduğunda amcanı görmeye tekrar gel. Hahaha, çok aç gözlüyüm değil mi?”

Ççç

Sıra halinde iki tane kan kırmızısı gözyaşı sessiz bir şekilde gözlerinden aşağıya doğru süzüldü.  Chen Xi dizlerinin üzerine çöktü ve harabeye doğru yüzünü verdi- Eski Zhang Mağazası’na doğru.  Zhang amcasının onu sürekli olarak cesaretlendirerek ve ona yardım ederek hayatını kolaylaştırdığı yere yüzünü döndü. Sonrada buraya doğru selam verircesine, teşekkür edercesine ve af dilercesine secde eder şekilde eğildi.

“Amca, Küçük Xi artık büyüdü. Senin intikamını ben alacağım!”

Chen Xi ayağa kalktı ve arkasına bakmadan oradan ayrıldı.

Yan tarafta ise Tüccar Cui ve yanındaki tüm hizmetkarların yüzünde korkmuş ve iğrenç bir ifade vardı. Çünkü her birinin üzerinde yedi delik vardı ve tek bir ses bile çıkarmadan hepsi öldü.

Yerde kanla yazılmış olan bir tılsım vardı. Bu tılsım ilk seviye Alev Bulutu Tılsımı’ydı ve Chen Xi’nin yapmakta en usta olduğu tılsımdı. Kan rengindeki tılsım işaretleri bir anda çiçek gibi açılmaya başladı ve görünüşe göre harabenin içerisindeki ölü bedenler için yas tutuyordu.

Berrak Nehir Restoranı…

Boş ve kasvetli harabenin içerisinde kemik parçaları vardı, kan vardı ve Chen Xi’nin tüm kalbiyle emek vererek pişirdiği lezzetli gurme tatlar vardı. Görünüşe göre bir şeyler mırıldanıyordu ve parça parça Yaşlı Adam Ma’nın, Pei Pei’nin ve Qiao Nan’ın seslerini belli belirsiz bir şekilde duydu.

Bir çubuk yanma süresi daha geçti…

Dört porsiyon yemek ve bir şişe şarap harabenin yanına kondu. Ancak Chen Xi artık orada değildi.

Vahşi bir köpek kokuyu duydu ve oraya koşarak geldi. Ancak bu lezzetli yemeklere çok yaklaşamadan bir anda inlemeye başladı ve yere çakılıp düşerek oracıkta öldü.

——

Chen Xi geri döndü!

Haberler gerçekten de çok çabuk yayılıyordu ve göz açıp kapayıncaya kadar tüm Sisli Çam Şehri Chen Xi’nin burada olduğunu biliyordu. Bu haber şehrin karışmasına neden oldu.

Chen Xi, genç yaşından beri Sisli Çam Şehri’nde büyümüş olan bir uğursuz. Tüm klanı doğduğu anda yok edilen ve ebeveynleri ortadan kaybolan bir uğursuz.  Evlilik anlaşması yırtılıp çöpe atılmış, büyükbabası sefil bir şekilde öldürülmüş ve küçük kardeşinin de eli kesilerek sakatlanmıştı…

Birkaç ay önce, tamamen ondan dolayı Li klanı gecekondu mahallesinin kapladığı 500 km’lik alanı tamamen yok etti ve aynı zamanda bunun yanında Zhang Mağazası’nı, Berrak Nehir Restoranı’nı da yakıp yıktı. Onunla biraz bile ilişkisi olan kim varsa, ona yolda selam verenler bile sefil bir şekilde katledildi. Ne büyük bir haksızlıktı bu!

Şu anda bu şehrin her evinde kendi isimleri gibi ismi ezbere bilinen bu uğursuz şehre geri döndü ve tekrar tekrar bu şehri lekeleyip, tüm şehre kötü talih getirip tekrardan kana mı bulayacaktı?

Sokaklarda tek bir insan bile yoktu.

Ağzına kadar insan seliyle doluşan dükkanlar kapılarını sımsıkı kapatmışlardı.

Şehirde bulunan çeşitli enstitüler, öğrencilerine dışarıya çıkma yasağı koymuşlardı.

Göz açıp kapayıncaya kadar bu şehir tam bir hayalet şehir oldu.

Bu şehirde kendi güçleriyle övünen gelişimciler bile sessizliklerini koruyorlardı ve kenardan olanları izliyorlardı. Görünüşe göre onlar Chen Xi’nin bugün Li Klanı tarafından kasap gibi biçilip, sefil bir şekilde öldürüleceğini düşünüyorlardı.

——

General’in Ofisi…

General Qin’in emrindeki bir numaralı usta Luo Chong kaşlarını çatmıştı ve endişe içerisindeydi.

O anda bir muhafız hızlı bir şekilde yanına geldi ve bir dizinin üzerine çökerek konuştu: “Komutan Luo’ya rapor ediyorum. General’in söylediği üzere General’in Ofisi bu konuya kesinlikle karışmayacaktır. “

Bang!

Luo Chong şiddetli bir şekilde elini masaya vurdu ve etrafa tahta parçaları saçıldı.

“Biz Li Klanı 10,000 kişiyi katlederken boş boş oturup izledik ve yine biz Li Klanı, Zhang Mağazası’nı ve Berrak Nehir Restoranı’nı yok ederlerken de aynı şeyi yaptık. Eğer böyle giderse, Benim General’in Ofisi’min itibarına ne olacak?” Luo Chong’un içindeki öfke birkaç aydır dönüp duruyordu ve artık kendini tutamayıp öfkeli bir şekilde patladı. İfadesi çok vahşi ve öfkeliydi ve durmadan kükrer bir şekilde bağırmaya devam etti: “Neden? Biz neden ona arkamızı dönüyoruz? Tek sebebi Li Klanı’nın arkasında Ejder Gölü Şehri’nden Su Klanı’nın olması mı? Onlar benim General Ofisi’min itibarını öylece ezip geçebiliyorlar mı?”

“Luo Chong, çok fevrisin!” son derece asil bir ses odada yankılandı. Sonrada orta yaşlı mor cübbeli birisi yavaş adımlarla odaya girdi. 3 metre uzunluğundaydı ve bir dağ gibi tüm asilliğiyle yaklaştı. Bu kişi kesindi ki General’in Ofisi’nin bir numaralı kişisi ve Sisli Çam Şehri’nin asıl yöneticisi olan Qin Han’dı.

“General!” Luo Chong irkildi ve karşısında orta yaşlı mor cübbeli adamı gördüğünce derin bir nefesi alıp ayağa kalktı. Sonrada yumruklarını birleştirerek selam verdi.

“Su Klanı gerçekten de çok korkutucu. Ejder Gölü Şehri’ndeki tüm güçler çok korkutucu. Ben burada Darchu Hanedanlığı’nı temsil ediyor olsam bile yapabileceğimiz tek şey, büyük ve antik klanlar ile uzlaşmak.” Qin Han iç çekti: “ Bahsetmeme gerek bile yok, Ejder Gölü Şehri’ndekiler olsun ya da Güney Bölgesi’ndeki herhangi bir şehir olsun. Hiçbir General Ofisi onlara karşı gelmeye cesaret edemez."

Luo Chong, Qin Han’ın gerçekleri söylediğini biliyordu ama kalbindeki öfkeyle dişlerini gıcırdatıyordu: “ Biz Li Klanı ile ilgileniyoruz, Su Klanı ile değil!”

Qing Han kafasını iki yana salladı: “ Sence Li Klanı arkasına Su Klanı’nın desteğini almasa bu kadar pişkince hareket edebilir mi? Hongmian’ın da onunla ilişkisi son derece iyi durumdaydı.”

“Biliyorum, bu yüzden de o kızı odasına kilitledim.” Qin Han normal bir şekilde cevap verdi: “Bu bizim yardım edemeyeceğimiz bir şey. Chen Xi öldüğünde büyük ihtimalle tüm Sisli Çam Şehri huzura kavuşacak. Bunun yanında Li Klanı’nı ve Su Klanı’nı, ailesi yok edilip fakirleştirilmiş bir klanın öğrencisi için karşına almak… Bu General Ofisi’nin cehenneme gitmesiyle eşdeğer bir durum… Kesinlikle buna değmez.”

“Büyük klanların gücü gerçekten de o kadar mı korkutucu?” Luo Chong keyifsiz ve güçsüz bir şekilde mırıldandı.

“Elbette ki öyle...” Qing Han kafasıyla onayladı ve daha fazla açıklama yapmadı.

Çevirmen notu
Editör Notu: 96.bölüm ilerleyen sürelerde gelecek. Gelmeyebilir de çünkü 96. bölümden 100. bölüme kadar bağlantılı bölümler birlikte verebiliriz kesin bir durum yok yani:)