Savaş güzelliği ganimettir yav yokmu bi icraat
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
65. Bölüm Gizemli Kadın
Zarif, yaşlı ve yakışıklı adam, korkudan gözlerini yarım kapatmıştı. Bir ayağının basıyor olduğu havanın biraz daha altında, bulanık bir şekilde görülen sisli nehrin hızlı akıntısı vardı. Aynı zamanda kulaklarının etrafından rüzgarlar esiyordu. Ağzı geniş bir şekilde, şaşkınlıkla açılmıştı. Alexander'ın on altı ya da on yedi metrelik boşluğun üzerinden atladığını fark ettiği anda... ''Bu nasıl bir güç böyle? En azından İki Yıldız Seviyesi'ndeki bir savaşçının gücü... Alexander ne zamandan beri böyle bir güce sahip?''
Bast meraklanmıştı.
Kaleyi terk etmesiyle, önemli bir şeyi kaçırdığını hissetmişti.
''Pat!''
İkisi de yıkılmış köprünün kuzey kısmına geçtiğinde, Angela mutlu bir şekilde Bast'ın kollarına atlamıştı. Aynı zamanda gözyaşlarına boğuluyordu. ''Baba... Geri geleceğini biliyordum!''
''Elbette, hayatımdan bile daha değerli olan tatlı kızım burada olduğu sürece, tabii ki geleceğim.'' Nazik ve babacan bir gülümseme, kızını alnından öperken Bast'ın yüzüne yerleşmişti..
Ancak, Pierce ile diğer asker ve vatandaşlar ona küçümseyen bir gözle bakarken, bir ''hmph'' çekmişlerdi.
Gözlerinde, kurnaz ve açgözlü yaşlı tilki aldığı tüm hazineleri harcamış ve Chambord'a, kralı kandırarak daha fazla hazine ele geçirmek için gelmişti. Bu ''yaşlı tilki'' oldukça zarif, nezaketli ve asilvari olsa da birkaç yılın ardından, Chambord'dan geçen paralı askerler bile onun gerçek yüzünü görmeyi başlamıştı. O herif ölümden korkan, paraya hayatı gibi değer veren kralın bir kahyasıydı.
Tüm soğuk bakış ve ifadeler onun üstündeydi.
Ancak, adamın yüzünde ufacık bir utanç dahi yoktu. Kızının sırtına hafifçe vurmuş ve kırışmış yakasını yavaşça düzelterek, Fei'ye seslenmişti. ''Alexander, görünüşe göre büyülü bir şeyler olmuş sana... Bu süper! Ama sana, üzerindekileri birtakım güzel kıyafet ile değiştirmeni öneririm...'' demiş ve biraz yırtılmış olan, Barbar'ın [Arktik Kürk]'üne bakmıştı. Birkaç adım geri gittikten sonra devam etmişti konuşmasına: ''Zenit İmparatorluğu'nun İmparator'u Yassin, en büyük kızı Prenses Tanasha'yı Kraliyet Taç Giyme Töreni elçisi olarak gönderdi ve o, Kraliyet Taç Giyme Töreni Lejyonu ile birlikte buraya vardı. Yarım ay içerisinde on sekizine giriyorsun. Kıtadaki geleneklere göre, sonunda resmi olarak Chambord Kralı olabileceksin, Esas İmparatorluğun olan Zenit'ten aldığın taç giyme töreninin ardından... Seromoni oldukça özel olacak, kendini bunun için hazırlamak zorundasın.''
Yaşlı ve yakışıklı adam, uçları gökyüzüne bakan silahlarıyla bir ormana benzeyen, nehrin karşısındaki parlak zırhlı süvari oluşumunu işaret etti.
''Yani bu siboplar Zenit İmparatorluğu'ndan... Eh, bekle; Bast Amca, ne dedin sen? Kraliyet Taç Giyme Töreni Lejyonu mu? Bunlar savaşta yardım etmeleri için gönderilen destek kuvvetler değil mi?'' Fei kaşlarını çatmıştı.
''Hayır, Chambord'un kuşatma altında olduğunu ancak yoldayken öğrendik.''
Fei yakanın öteki tarafında olan kibirli ve kendini beğenmiş süvariye bakmıştı bir yandan çenesini ovarken. Gülerek, ''Yani böyle oluyor... Bast Amca, gördüğün üzere, Chambord'a girmenin tek yolu olan köprü, savaş sırasında yıkıldı. Bu kadar süvarinin kaleye girmesinin bir yolu yok. Artı, savaşlarım günlerdir uykusuz bir şekilde savaşıyordu ve hepsi yorgun. Şöyle yapmaya ne dersiniz? Kıyının öteki tarafında kamp yapsınlar şimdilik... Daha sonra da ben, birkaç gün içerisinde köprüyü tamir ettikten sonra, kaleye girebilirler.''
Bast Fei'yi duyduktan sonra adeta dilini ısıracaktı. ''Alexander, benimle dalga mı geçiyorsun? Bu, Zenit İmparatorluğu'ndan gelen Kraliyet Taç Giyme Töreni Lejyonu. Gereken insanları ayarlayıp, köprüyü ahşap plaka ve iplerle birleştirerek onarmak için derhal çalışmaya başlamalarını sağlamanı öneririm...'' demiş ve Fei'nin kulağına doğru yaklaşarak, ''Onlar resmi olarak seni taçlandırmak için burada. Onları buraya getirmek için ne kadar çaba ve para harcadığımı biliyor musun?''
''Köprü çoktan yıkıldı, ne yapabilirim ki? Eğer şu asil şövalyeler bekleyemiyorsa, gelip köprüyü kendileri tamir edebilirler.'' Fei pek bir şey söylememişti bundan sonra. Arkasını döndü, asker ve vatandaş kalabalığına seslendi. ''Cesur askerlerimi ödüllendirmek ve onurlandırmak için bu gece kralın sarayında resmi bir kutlama düzenleyeceğim. Chambord'daki herkes davetlidir!''
Son cümle, etraftaki asker ve vatandaşlara yöneltilmişti. Kalabalık neşeyle alkışlamaya başlamıştı bir anda, mutluluk ve haz, yüzlerindeki gülümsemelerde belirmişti.
Bast sersemlemiş olsa da, kısa bir süre içerisinde çaresizce kafasını sallamıştı.
Başka bir şey söylememişti.
***
Geri döndüğünde, Fei fiziksel ve zihinsel açıdan fazlasıyla yorgundu, ama savaşın sonuçlarını ve yenilenme programlarını takip etmek için biraz daha kendisini zorlamıştı. Bast ayrılırken kralın koleksiyonundan büyük bir kısmı almış olsa da Fei hala kalan hazinelere sahipti. Bu mülkler Angela ve Emma'nın yardımlarıyla düzinelerce hisseye ayrılmış ve savaşlarda ölen asker ve vatandaşların ailelerine dağıtılmıştı.
Bu sempatik hareket, asker ve vatandaşların Fei'ye daha da minnettar olmasını sağlamıştı.
Özellikle sevdiklerini kaybetmiş aileler için, kralın ödülü onlar için soğuk bir kış günündeki bir ateş gibiydi. Yalnızca nadir bir şeref değildi bu; ayrıca onlara kaybettikleri, normalde aileye bunları temin edecek koca ve oğullarının ardından yaşama tutunmak için bir umut vermişti.
Aniden, Kral Alexander'ın itibar ve prestiji, tüm zamanların en yüksek seviyesine çıkmıştı. Onunla karşılaştıklarında, insanların ilk yaptığı şey ellerini kaldırarak, ''Kralımız Çok Yaşa!'' diye bağırmaktı. Zalim savaşın bu antik kalede bıraktığı yara izleri, şaşırtıcı bir hızla iyileşiyordu.
Üstüne üstlük, Fei yarım [Orta Can İksiri] şişesini sulandırmış ve doktorlara, askerleri iyileştirmeleri için vermişti. Uzuvlarını kaybedip engelli olmuş zavallılar haricinde, ağır yaralı askerler dahi bu şekilde hızlıca iyileşmişti. Hafif yaralı askerler ise çoktan evlerinde dönmüş ve aileleri ile birleşmişlerdi.
Herkes, Kral Alexander'a, o her şeye gücü yeten Savaş Tanrısı'yla eşitmiş gibi davranıyordu artık.
Savaşın nihai sonucu, gizli güdüleri olan bazı insanları endişelendirmişti. Başbakan Bazzer ve oğlu Gill, savaş bittikten sonra sessiz bir şekilde konaklarına dönmüşlerdi. Kapının kapatılmasının ardından içeriden tek bir ses dahi gelmez olmuştu; kimse orada neler olduğunu bilmiyordu.
Bir diğer yandan, Bekçi Oleg de savaşta hayatta kalacak kadar şanslıydı. Belki Chambord'un değişmek üzere olduğunu hissettiğindendi bu. Eski yağcı artık evinde saklanmıyordu ve daha önce sahip olduğu üstünlük kompleksini değiştirmişti. Kim olduğu önemli değildi. Sokakta dileniyor olan bir dilenci olsa bile karşısındaki, sıcakkanlı bir şekilde gülümsüyordu onlara. Sıkı bir şekilde Fei'nin her kararını destekliyor ve onları, yorulmak bilmez bir şekilde yüzlerce kere çaba harcayarak gerçekleştirmeye çalışıyordu. Bir yandan da Fei'yi fazlasıyla yaltaklıyor ve ona sadakatini sunuyordu.
''Bakın! Bir gökkuşağı!''
Birisi aniden bağırmıştı. Kimse emin olmasa da bundan, herkes yukarıya bakmıştı. Renkli bir gökkuşağı görmüşlerdi gökyüzünde. Ancak daha şaşırtıcı olan ise, bu gökkuşağının etrafındaki gökyüzünün sanki birisi onu tutuşturuyormuşçasına bulanık bir kırmızıya dönmüş olmasıydı. Uzaktan bakıldığında, kırmızı bir denizin okyanusun içerisindeki mitolojik bir köprüye benziyordu o.
''Tanrım! Bu bir mucize! Büyük Savaş Tanrısı Kralımız Alexander'a, Chambord Kalemiz'e yardım ediyor!''
Yağmur olmamasına rağmen gökyüzünde beliren yağmur, birçok insanın bunu akıllarında Savaş Tanrısı ile ve kralları ile bağlantılı bir hale getirmesine neden olmuştu. Kısa bir süreliğine diz çökmüş ve Chambord'un her bir köşesi için, samimi bir şekilde dua etmişlerdi.
Kralın sarayının önünde duran Fei ise gülümsüyordu.
Bunun önceki savaştan kaynaklandığını biliyordu. Sayısız ceset Zuli Nehri'ne düşmüş, kan ve suyun karışarak etrafa sıçramasına neden olmuşlardı. Sıcak güneşin altında su buharı ve kan sisi buharlaştıklarında, bu muhteşem manzaraya neden olmuşlardı.
Savaş, şu anda nadir güzelliğini ortaya çıkarmıştı.
***
Magnec