Vahşi bir mc miz var ha ???
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
18. Bölüm Tekrardan Büyülü Eşyalar
Fei kendini tutmaya ve üçüncü sorusunu ağzından çıkarmaya çalışıyordu. ‘’Bu dünyadan, kendi dünyama eşyaları götürüp götüremeyeceğimi bilmek istiyorum. Ne dediğimi anladınız, değil mi? Onurlu Rahibe Akara.’’
Fei o anda gerçekten hazırdı. Eğer Akara ‘’Bu Tanrı’nın kararı’’ ya da ‘’Bilmiyorum’’ falan derse, kesinlikle onu yumruklayacaktı; ‘’Sonuçlar mı? Sikeyim onları!’’ diye düşünüyordu bir yandan. [Akıncı Kampı]’nın lideri ile dövüşmenin sonuçlarını falan umursadığı yoktu.
Neyse ki, Akara’nın cevabı Fei’nin düşündüğü gibi bir şey çıkmamıştı.
‘’Genç yolcu, bu kuralı aklında tutmalısın… Bu dünyada, her şeyin bir fiyatı vardır. Hehehe, eğer tanrıların bile kıskanacağı eşyalara sahipsen ve onları takas etmeye gönüllüysen, istediğin her şeyi elde edebilirsin!’’
‘’Yani diyorsun ki, bunun fiyatını karşıladığım sürece istediğim şeyleri kendi dünyama götürebilirim, değil mi?’’
‘’Genç adam, bu senin dördüncü sorun mu?’’
‘’Seni yelloz, acayip adisin!’’ Fei içinden tüm küfürleri geçirmişti.
İçten içe küfür ediyor olsa da, Akara’ya karşı fazlasıyla saygı dolu görünüyordu. Kafasını iki yana salladı, ‘’Hayır, elbette değil.’’ dedi. Açıkçası Fei, bu kadının açgözlülüğünden korkuyordu. Hemen dördüncü soruyu sormuştu. ‘’Neden birkaç saat geçtikten sonra bu dünyadan ayrılmak zorunda kalıyorum? Kafamın içindeki ses neyin nesi?’’
‘’Bu, Tanrı’nın yönetimi… Çocuğum, zihinsel olarak yeterince güçlü olursan, bu dünyada sonsuza kadar kalabilirsin. Ama şimdi, bu açıkça mümkün değil. Şu anki zihin gücünle, bu dünyada sadece dört saatliğine kalabilirsin!’’
‘’Zihin gücü mü?! Oh, öyleyse bu aradığım anahtar!’’ Fei şimdi anlamıştı.
Cevabı almasının ardından ise, hızlı bir şekilde arkasına döndü ve yürümeye başladı.
Akara’ya açıklanamaz şeyler yapmaktan korkuyordu. NPC’lerin, tek amaçları oyunun ilerleyişini hızlandırmak olan salak şeyler olduğunu kim söylemişti ki? Fei bunu bir süreliğine doğru kabul etmiş olsa da, Akara ile müzakere yapmaya başladığında büyük bir yenilgiye uğramış ve acı çekmişti.
Akara, sinsice seviniyorken, ‘’Genç yolcu, hala bir soru hakkın var.’’ demişti.
‘’Soru hakkım şimdilik dursun. İki bin altına değer bir soru bulduğumda kapında bitivereceğim, merak etme!’’
***
‘’Öyle görünüyor ki, bu dünyada NPC’lerle uğraşırken daha dikkatli olmalıyım. Yoksa öldürene kadar kanımı emecekler benim! Lanet, kırdan ya da canavarlardan daha korkunç bu elemanlar…’’
Akara ile konuşmasının ardından Fei, karakterinin seviyesini artırmaya karar vermişti.
Chambord Kalesi fazlasıyla büyük bir tehdidin altındaydı şu anda, bu yüzden o da gücünü artırmak zorundaydı. Eğer kaleyi savunamıyor olsa bile, kendine yakın olan insanları korumak zorundaydı.
Seviye yükseltmenin en hızlı yolu, deneyim kazanmak için durmaksızın canavarları öldürmek ve bir katliam yapmak değildi, görevleri tamamlamaktı. Bu yoldan daha verimli bir şekilde deneyim kazanabilirdi. Bu yüzden Fei, [Akıncı Kampı]’ndan ayrılmadan Kashya’nın, kampın askeri liderinin yanına gitmişti.
Ondan [Kız Kardeşlerin Mezarlığı] adlı bir görevi almıştı. Orada yaşayan [Kan Kuzgunu]’nu öldürmek zorundaydı.
Kampın askeri lideri olarak Kashya, emri altında bulunan birçok iyi eğitimli kadın akıncıya sahipti. Gerçek oyunda, oyuncular görevleri tamamladıkça askeri liderin güvenini kazanıyor ve böylece, Kashya oyunculara, yanlarında para karşılığı savaşmaları için akıncılar verebiliyordu.
‘’Hehehe, bu kadın akıncıların oyundaki kadar güzel olup olmadığını merak ediyorum.’’ Fei’nin aklındaki dengeleyici, o, kızlar hakkında düşünmeye başlayınca bozulmuştu. Kashya’nın arkasında kalan alanda, kadın akıncıların yaşadığı çadırları dikizlemeye çalışmıştı. Hafifçe duyulan canlı kıkırdamalar geliyordu oradan ve adeta, Fei’nin merakını uçurmuşlardı.
Ancak, çadırlardaki lanet perdeler Fei’nin görüşünü engelliyordu ve adam, hiçbir şey görmeyi başaramıyordu. Bir süre sonra arkasına dönüp buradan ayrılarak [Akıncı Kampı]’na dönmek zorunda kalmıştı.
[Kan Kuzgunu], [Akıncı Kampı]’na ihanet eden yozlaşmış bir akıncıydı. Sadece güçlü bir boss değildi, aynı zamanda onu koruyan bir ton yaratık vardı.
Fei [Kanlı Kır]’a doğru ilerlemeye başlayıp kamptan ayrıldığı gibi, sayısız canavarı öldürmüştü. İki saatlik yolculuğun ardından, sonunda [Yalın Soğuk]’a giriş yapmıştı, ağır yağmur vardı.
O anda Fei, Barbar karakterini yedinci seviyeye yükseltmiş durumdaydı. Birçok RPG’de (rol yapma oyunu) olduğu gibi, seviye yükseldikçe, seviye atlamak için daha fazla zamana ve deneyime ihtiyacınız oluyordu. Fei üç saatten kısa bir süre içerisinde sıfırdan beşinci seviyeye yükselebilmişti, ama beşinci seviyeden yedinci seviyeye ulaşmak için iki saatten fazla bir zaman harcaması gerekmişti.
İsminden de anlaşıldığı gibi, [Yalın Soğuk], [Kanlı Kır]’dan daha soğuktu. Brezilya’dan direkt olarak Kuzey Kutbu’na geçiyormuş gibi hissettirmişti bu. [Günahkar Şaman] ve [Vampir] dışında canavarlar da [Kanlı Kır]’dakilerden daha güçlüydü elbette. Yaygın canavarların olduğu gibi, yeni bir tip de vardı: [Yozlaşmış Akıncı]. Temelde bir akıncı olsalar da cehennemden ölüm enerjisini çekmiş ve şeytanlara dönüşmüşlerdi. Fei [Yalın Soğuk]’ta ortaya çıktığı anda, mızrak ve kılıçlarla ona saldırmaya başlamışlardı. Ona gruplar halinde saldırmış, birisi öldüğünde ise [Yozlaşmış Akıncı]’ların gelmesi için çığlık atmaya, onları çağırmaya başlamışlardı.
Fei’nin onlardan kaçınmasının imkanı yoktu. Bu yüzden o da biraz erkek olup, buradan çıkmak için onlarla savaşmaya başlamıştı.
Bir saatten sonra, Fei sonunda [Kan Kuzgunu]’nun yaşadığı yere, Mezarlık’a ulaşmayı başarmıştı.
Bugün Diablo’da harcayabileceği yalnızca bir saati daha kalmıştı, ardından limitini dolduracaktı. Bu dünyadan atılmasından önce görevi tamamlamak için yeterli vakti yoktu.
Ama bundan önce, Fei statülerini kontrol etti ve bir şeyi yapmaya karar verdi; kampa geri dönecek, silahlarıyla zırhını tamir edecek, aynı zamanda da birkaç iksir satın alacaktı. [Yalın Soğuk]’ta yaptığı savaşlar Fei’nin eşyalarını epey bir yıpratmıştı. Onların sahip olduğu dayanıklılık ve etkililik ciddi anlamda azalmıştı. [Yalın Soğuk]’un bossu [Kan Kuzgunu] ile bu şekilde savaşmaktansa bir kaplanın kıçını bir sopayla dürtmeyi tercih ederdi; bu, ölmek için daha kolay bir yol olurdu.
Fei [Eşya Deposu]’nu açmış ve [Portal Parşömen]’i kullanmıştı, kasabaya dönecekti. Onu kullanmasının hemen ardından önünde ortaya çıkan mavi, yuvarlak portalın içine adım attı. Bir baş dönmesinin ardından, Fei, [Akıncı Kampı]’na geri dönmüştü.
Fei’nin anılarına göre, orijinal oyunda burada Charsi adında, kadın bir demirci vardı. Zırh ve silahları tamir edip satıyordu.
Fei mini-map’ını* kontrol etti ve Charsi’nin birkaç çadır ötede olduğunu gördü. O, on sekiz yaşlarındaymış gibi görünen genç bir kızdı. Tatlı olmasına rağmen, narin ve kırılgan bir görünüşe sahip değildi, muhtemelen bu da onun bir demirci olmasından kaynaklanıyordu. Yiğit bir görünümü vardı, ama pek mutlu değilmiş gibi görünüyordu. Onu rahatsız eden bir şeyler varmış gibiydi.
Fei’nin gelişi onu şaşırtmamıştı.
Fei onunla konuştuktan sonra yirmi altın karşılığında zırhıyla baltasını tamir ettirmiş, aynı zamanda da geçen sürede canavarlardan düşürdüğü, ancak ihtiyacı olmayan eşyaları ona satmıştı. Charsi’nin, aynı eşyalar için bile Akara’dan daha fazla altın verdiğini anlamıştı.
‘’Şu rahibe harbiden de şeytanmış!’’ demişti kendi kendine. Fei’nin, Akara’ya olan kini devamlı büyümekteydi. Bir daha hiçbir zaman eşyalarını Akara’ya satmayacağına yemin etmişti.
Charsi konuşmak istiyormuş gibi görünmediğinden, Fei ona nazikçe teşekkür ederek, boss [Kan Kuzgunu] ile savaşmak için [Yalın Soğuk]’a döndü. Pek zamanı kalmamıştı.
***
Elli dakika sonra.
‘’AHAAAAAAAAAAAAA!..’’
Bir kadının acılı çığlıkları, sessiz alanda rahatsız edici bir gürültü oluşturmuştu.
Fei’nin tüm vücudu yaralarla kaplanmış durumdaydı. [Kan Kuzgunu] ile yaptığı yoğun savaştan sonra, en güçlü şeytani akıncılardan birisi de, Fei’nin baltasının altında can vermişti. Fei yüzsüz bir şekilde kendini savaşın dışına sürüklemiş, bossun canını azaltıp geri çekilerek, iksirlerini içip geri gelmişti. Bu sinsi bir taktik olmasına rağmen, Fei’nin bu savaşı kazanması için başka bir yol yoktu; [Kan Kuzgunu] çok güçlüydü.
[Kan Kuzgunu] öldükten sonra ise, sayısız yıldırım vücudundan çıkmıştı. Hızlı bir şekilde bütün Mezarlık’ı sarmışlardı. Her şey bir süre, dünyanın sonu gelmiş gibi görünmüştü.
Ancak, Fei bu yıldırımlardan pek de etkilenmemişti. Anlaşıldığı üzere yıldırımların amacı, hasar vermek değildi.
Bir süre sonra yıldırımlar kaybolmuştu. Garip bir sahne ortaya çıkmış, [Kan Kuzgunu]’nun cesedinin üstünde hayali bir kadın figürü ortaya çıkmıştı. Daha sonra da bir melek gibi gökyüzüne yükselmişti. Kadın, bir akıncı gibi görünüyordu.
‘’Bu, bu akıncının günahkar olmadan önce sahip olduğu zavallı ruh olmalı.’’ Diye düşünmüştü Fei. ‘’Sanırım yaptıklarım onu kurtardı.’’
Bir saniyelik ciddiyetten sonra, hemen cesedi kontrol etmeye başlamıştı. Teorik olarak, [Kan Kuzgunu] gibi bossları öldürdükten sonra ödül olarak büyülü eşyalar elde etmeliydi.
Tam da Fei’nin umduğu gibi, cesedin altından mavi ışıklar sızıyordu.
Magnec