Bi damla iksir ver bari yav
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
43. Bölüm Saldırıyı Başlatmamız Gerek!
Fei, o anda kendisinin dikkat merkezi olduğunu biliyordu. Endişeli asker ve yeni acemi erlere sakinleşmeleri için nazikçe gülümsemişti. Hızlıca Pierce ve Brook'a bir el işareti yapmış ve onları gözetleme kulesinin yanına çağırmıştı. Dikkatini çekmeye çalışan Oleg'e ve çok da uzakta olmayan Bazzer'a bakmamıştı pek.
Bu daha çok temiz bir sinyaldi. Politik konularla ilgili hiçbir fikri olmayan çiftçiler bile eskiden güçlü iki figür olan Bazzer ve Oleg'in, kralın güven ve takdirini kaybettiklerini biliyordu.
''Brook, düşmanların hareketlerinden bahset.'' Fei hızlıca sormuş ve köprüdeki düşman kalabalığına doğru çevirmişti gözlerini. Mazgallı siperin yanına durmuş ve usulca, onun üzerindeki kılıç ve mızrak izlerine bakmıştı.
''Majesteleri, dinlendiğiniz dört saat boyunca, düşmanlar nedense hiç hareket etmedi... Bize sahte saldırılarla yıpratmaya dahi çalışmadılar. Bir şeyi bekliyorlarmış gibi, ama...'' Brook düşmanların arka tarafını işaret etmişti. Sesi endişe doluydu, ''Ellerindeki son üç kuşatma merdivenini ve son günlerde yaptıkları kuşatma ekipmanlarını köprüye doğru getirdiler. Tam olarak hazırlıklılar ve hatta bir önceki savaşa göre, daha da fazla asker kuşatmaya katılacak. Saldırmaya karar verdikleri anda, ciddi anlamda tehlikeli bir durumun içinde olacağız.''
Fei Brook'un işaret ettiği yere baktı. Düşmanın düzeninde büyük değişiklikler vardı.
Kalkan Sığınağı Düzeni hala en öndeydi. Büyük ve siyah bir duvar ile arka taraftaki düşmanları koruyordu. Chambord Kalesi'nin bulunduğu Zuli Nehri'nin kuzey kıyısının birkaç adım ilerisindeydi sadece.
Ancak, onun arkasındaki düzenler epey farklıydı...
Okçu, mızraklı ve silahlı düzenleri geriye doğru ilerlemişti, şu anda, düşmanların köprünün üstüne doğru getirdiği kuşatma merdivenlerinin yanında duruyorlardı. Kuşatma merdivenlerinin arkasında ise dört ya da beş tane kocaman ahşap duvarlar vardı, yaş ve yeşil ağaçlardan okları engellemeleri için yapılmışlardı. Daha da ileride, 20 metrelik mancınıklar daha da güçlü düşman savaşçıları tarafından korunuyordu...
Fei'nin göz bebekleri gördükleriyle birlikte hızlıca büzüşmüştü. Altı mancınık vardı orada, ölümcül kuşatma makineleriydi onlar. Kuşatma merdivenlerinden dahi daha büyük bir tehdit oluşturdukları söylenebilirdi. 200 metreden yakına yaklaştıkları anda, sur oldukça sağlam ve kuvvetli olsa da, onlar tarafından yapılan saldırılarla yıkılabilirdi. Chambord'un suru ve binden az askerden oluşan ordusu, bu mancınıkların yirmi, hatta belki de yirmiden az atışlarıyla yok edilebilirdi.
Düşmanın komutanı kesinlikle bu kuşatmaya ciddi bir kaynak ayırmıştı. Bu da, onun Chambord Kalesi'ni bugün düşürmek istediğini gözler önüne seriyordu.
''Bu ahşap duvarlar aceleyle yapıldı. Hala odunların üzerinde yeşil yapraklar var. Ancak, bu mancınıklar hızlıca yapılmadı ve kuşatmada daha önce hiç görülmemişlerdi... Düşmanların destek kuvveti falan mı ulaştı acaba?''
Fei bunları düşünürken, bilinçsizce dudaklarını yalamıştı.
Chambord'un bunlara karşı korunmasının yolu yordamı yoktu. Düşmanlar bir kere kuşatmaya başladığı anda o ahşap duvarlar basitçe ok yağmurlarının altında şemsiye görevi görecek ve bu şekilde mancınıkları menzilleri sura yetecek bir yere kadar çekeceklerdi. Chambord ölümüne mahkum edilmiş gibi görünüyordu. Bu adaletsiz bir savaştı.
Düşmanların gücüyle aralarında olan devasa boşluğun yanı sıra, düşman komutanı ayrıca dikkatli ve sinsiydi. Chambord'un çok fazla askeri olmadığını biliyordu, onların bu zaafına odaklanmıştı. Brook ve diğerleri, Chambord'un içinde bulunduğu ''kafes''i kırıp açmak için bir strateji bulamamıştı.
Fei durumu değerlendirirken kaşlarını çatmıştı. Brook Fei'nin ifadesini izliyordu, bir şey söylemek üzereydi, ama kendini tutmuştu.
''Ne söylemek istiyorsan söyle. Chambord'un gelecekteki genel komutanı olarak, tereddüt etmek pek iyi bir şey değil.'' Fei, Brook'un hareketini fark etmiş ve şakayla karışık bir şekilde söylemişti.
Brook Fei'ye doğru iyice yaklaşmış ve onun kulağına fısıldayarak, ''Majesteleri... Belki... Belki biz bu sefer savunmayı başaramayız. Düşmanlara karşı savunma yapan askerlerle kalıp zaman kazanmak için hazırım. Lütfen Bay Lampard ve Pierce ile birlikte, elit askerlerden oluşan bir takım alın ve Bayan Angela ile birlikte, Chambord'u arka taraftaki dağdan terk e--''
''Asla!''
Fei kafasını iki yana sallamış ve Brook'un önerisini, daha o konuşmayı bitirmemişken reddetmişti. Başka tek bir sözcük söylemesine dahi gerek olmamıştı, yalnızca reddinden ve kafasını sallayışından, Brook ve Pierce, genç kralın kararlılığını hissetmişlerdi. Ne olduğunun önemi yoktu, Kral asla korkmaz, kaçmazdı! Fei'nin ifadesi ikisini de heyecanlandırmış olsa da, onları endişelendirmişti de.
''Daha fazla bekleyemeyiz; bir saldırı başlatmamış lazım.'' Fei, parmağını mazgallı sipere vurduğu gibi konuştu.
Ağzından çıkan cümle bir yıldırım gibiydi, adeta kulaklara 'düşmüştü'.
''Bir saldırı başlatmak mı?''
Brook da Pierce de şaşırmıştı. Böyle şartlar altında, bu kadar az, üstelik çoğunluğu daha önceden eğitim almamış askerle bir saldırı başlatmak da ne demekti? Fei'nin arazi avantajından vazgeçtiğini ve düşmanlara saldırmayı planladığını ifade ediyordu. Bu, sert bir kayaya bir elmalı turtayla saldırmak gibiydi... Elmalı turtanın kaderi basitçe tahmin edilebilirdi.
''Majesteleri... Bu... Bu çok riskli olmaz mı?'' Brook hemen Fei'nin fikrini değiştirmeye çalışmıştı.
''Zamanımız yok.'' Fei kafasını salladı ve kararlı bir şekilde konuştu. ''Eğer yanılmıyorsam, düşmanlar öğle yemeğinden hemen sonra saldıracak. Bu savaşta hayatta kalmamızın tek yolu, beklenmeyen ve ani bir şey yapmayı düşünmemizdir. Eğer daha çok beklersen, düşmanlar kuşatmayı başlatacak ve karşılaşacağımız tek şey, tüm Chambord'un üstüne gece gibi çökecek karanlık ve soğuk bir ölüm olacak.''
Fei konuşurken yavaşça o ikiliye bakmıştı.
Pierce ve Brook'un şaşkın ifadelerine bakarken konuşmaya devam etti, ''Siz ne düşünüyorsunuz, savaşçılarım? Benimle birlikte gelip tüm bu piçleri Zuli Nehri'nin dibine yollayarak, hayatlarının son duşunu almalarını sağlayacak kadar cesaretiniz var mı?''
Soru, Fei arkadaşlarının fikrini soruyormuş gibi basitti.
O an Brook ve Pierce, kanlarının tekrar kaynamaya başladığını hissetmişti.
''Majesteleri, bu bizim için bir onurdur!'' Sesleri titremişti cevap verdikleri anda.
''Pekala, sizin bir şeyler yapmanız lazım... Brook, git ve tüm askerlere dinlenmelerini söyle. Sadece düşmanların hareketlerini izlemeleri için birkaç tane çakal elemanı surun üstünde bırak... Ayrıca, yirmi tane güvenilir ve sadık adam getirin bana. Pierce, sen de git ve bunları bul benim için...''
Fei Pierce'nin kulağına fısıldamıştı, beyaz saçlı sert adamın biraz kafası karışmıştı o anda... Fei surun üstünde sessizce beklemeye devam etti. Yaklaşmakta olan şeyle ilgili ihtiyaç duyacağı her türlü detayı kafasından tekrar etmiş ve tekrar tekrar düzenlemiş, daha sonra da yana dönüp sol tarafa doğru yürümeye başlamıştı.
Tüm askerler gözünü dikmiş ona bakıyorken, Chambord'un bir numaralı savaşçısının yanına doğru yürümüştü.
''Majesteleri!'' Lampard kafasını salladı.
Normalde Fei'ye karşı soğuk olan bir numaralı savaşçı, sonunda gardını indirmiş ve etkin bir şekilde konuşmaya başlamıştı onunla.
Fei, kahramanca olan yeteneklerinin kendisine bu 'usta' Lampard'ın güven ve saygısını kazandırdığını biliyordu. Lampard Chambord'daki barışı ve salak Alexander'ın tahtını bireysel gücüyle korumuştu daha önce, Fei bunun için oldukça minnettardı. Ayrıca Fei, Lampard'ın önceki kralın en yakın arkadaşı olduğunu da duymuştu. Yani Lampard kendisinin bir büyüğüydü de...
''Lampard Amca, bir şeyde senin yardımını istemek zorundayım.'' Fei oldukça kibardı.
Lampard Fei'ye bakmış ve daha sonra da arkasını dönerek, düşmanların oluşturduğu kara denize gözlerini çevirmişti. Bir süreliğine sessiz kalmış, daha sonra da sormuştu: ''Şu mancınıkları yok etmemi isteyeceksiniz, değil mi? Onların iki ya da üç tanesini yok etmek için kendime olan güvenim... Yüzde otuz ya da yüzde kırk olarak tanımlanabilir.''
''Mancınıkları yok etmek mi?''
Fei şaşırmıştı, ama Lampard'ın ne düşünüyor olduğunu hızlıca anlamıştı. Kafasını iki yana sallamış ve ciddi bir şekilde devam ederek: ''Lampard Amca, bu benim istediğim şey değil... Eh, ama bunun gibi. Kısa süre içerisinde kaleden ayrılacak ve düşmanlara saldıracağım. Bu süreçte senin surun üstünde kalıp buradaki durumu stabilize etmeni istiyorum. Eğer sonunda ölürsem, Angela'ya benim için göz kulak olmanı da istiyorum. Lütfen onu ve Emma'yı da yanına alarak, Chambord'u güvenli bir şekilde terk edin.''
Magnec