Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

112. Bölüm Yılanın Başını Ezmek

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

Bataklıktan çıkan Medusa’ya bakan Han Shuo, yaratığın hayal ettiğinden daha da büyük olduğunu düşündü. Küçük yılanlardan oluşan saçı vahşice sallanıyordu. Yılanımsı alt gövdesi bir kova kadar kalındı ve beş altı metre uzunluğundaydı.

‘’Millet dikkatli olun, Medusa avlanmak için bataklıktan ayrılmak üzere.’’ Han Shuo has iblisler vasıtasıyla Medusa’nın hareketlerini açıkça görebiliyordu ve hemen herkesi uyardı.

‘’Kötü herif, kötü herif, kötü herif!’’ Han Shuo’nun uyarı sözlerinin ardından kollarından bir çığlık yükseldi. Güzel elf şiddetle patlayarak, Han Shuo’nun göğsünü küçük elleriyle yumruk yağmuruna tuttu.

Elfin kendine geldiğini gören Han Shuo hemen kollarını açtı ve İblisdoğrayan ansızın elinde belirdi. Gözleriyle çevreyi süzüyor, Medusa’yla savaşmak için doğru bir konum bulmaya çalışıyordu.

‘’Ne, ne istiyorsun?’’ Elf Han Shuo’nun kendisini öldürmek istediğini düşündüğü için panikledi ve iki adım geriledi. Birden elinde bir büyü asası belirdi ve büyülü sözler eşliğinde Han Shuo’nun kafasına doğru uluyan keskin bir rüzgarbıçağı gönderdi.

‘’Si..yim, ne diye bana saldırıyorsun!’’ Han Shuo rüzgarbıçağından kaçındıktan sonra hemen öfkeyle elfe doğru kükredi.

Ne var ki, görünüşe göre genç elf Han Shuo’dan daha sinirliydi. Genç adama düşmanlık dolu bir bakış attı ve hiddetle karşılık verdi, ‘’Az önce bana ne yaptın?’’

Acıkan Medusa bataklığa giren av olmadığını görünce sabrını kaybetmişti. Dev bedeni bataklıkta hızla ilerliyor ve Han Shuo’nun grubuna doğru yaklaşıyordu.

Han Shuo’nun o anda elfle kaybedecek zamanı yoktu. Elf okçu Nia’nın yaklaştığını görünce hızlıca eliyle işaret etti ve söylendi, ‘’Her şeyi açıkla.’’

Han Shuo bu sözleri söyledikten sonra hızla ayrıldı ve Trunks, Afrodit ve diğerlerinin yanına geldi. Çabucak konuştu, ‘’Görünüşe göre Medusa sabrını kaybetti ve av bulmak için bataklıktan ayrılmak üzere. Bu yöne doğru geliyor, herkes tetikte olsun.’’

‘’Büyücüler çabuk olun ve tuzakların arkasındaki büyük ağaçta konuşlanın. İki silahşor dağılın ve Medusa’nın izinizi bulmasına izin vermeyin. Han, senle ben geçici olarak ayrılacağız ve Medusa’nın geri dönüş yolunu kapatacağız. Medusa’yla bataklıkta savaşmak olağanüstü derecede zor, lakin bataklığı terk ettiğinde mantikorumla bile baş edemez. Onu bataklığın dışında tutabilirsek yüksek ihtimalle öldürebiliriz ama ne olursa olsun sakın izimizi bulmasına izin vermeyin. Eğer bataklığa dönerse ona asla karşı koyamayız.’’ Trunks yüksek sesle konuştu ve herkese yerlerine dönmelerini söyledi.

Böyle önemli bir anda, Trunks’a kin güden diğer maceracılar bile tek kelime etmemişti. Hepsi onayladılar ve hızla önceden belirlenen noktalara doğru harekete geçtiler.

Han Shuo Trunks’a kafa salladı ardından o da ayrıldı. Vakit kaybetmeden Medusa’nın kullanacağı yoldan kaçınmalıydı. Has iblisler sayesinde, Han Shuo büyük resmi herkesten daha iyi kavramıştı. Medusa kıyıya doğru sürünürken oldukça ihtiyatlı görünüyordu ve bataklıktan ayrılmak konusunda acele etmeyecek gibiydi. Bataklıkta oyalanıyor, adeta şikâyet ediyordu.

Az önce beliren bütün büyülü yaratıkların değerli kısımları alınmış ve cesetler önceden hazırlanan devasa tuzağa bırakılmıştı. Medusa güzel kafasını birkaç kez çevirdi, çekici sesini duyduktan sonra neden tek bir insan veya yaratığın yaklaşmadığını merak etmiş gibiydi.

Medusa bir süre sonra, nihayet bataklıktan ayrıldı ve Afrodit ile diğerlerinin pusuya yattığı yere doğru sürünmeye başladı. Han Shuo Has iblislerin sayesinde az önceki elfin Nia’nın ikna çabalarından sonra nihayet sakinleştiğini ve ilgiyle kendisine doğru baktığını gördü. Nia’nın ısrarlı sözleri altında sonunda isteksizce geriledi fakat fazla uzaklaşma niyetinde değildi.

Bataklıktan ayrılan Medusa ihtiyatla ilerlemeye başlamıştı. Han Shuo ve Trunks büyük bir daire çizdiler ve Medusa’nın arakasına geçerek yaratığın geri çekilme yolunu tamamen kapattılar. Han Shuo ve Trunks birbirlerine anlamlı bakışlar attılar ve aynı anda, sessiz bir şekilde Medusa’ya arkadan yaklaşmaya başladılar. Her an harekete geçmeye hazırlardı.

Medusa bataklıktan on metre civarı uzaklaşmıştı ki, tuzağa yakalandı. Tuzağı fark ettiğinde garip bedeni, alt gövdesinin gücünü kullanarak şaha kalktı ve tuzaktan kurtuldu ardından sürünerek uzaklaştı.

O anda, birdenbire gökyüzünde bir su ejderhası ve yıldırım Medusa’ya çarptı. Çok da uzakta olmayan bir mesafeden Nia da yayını çekti ve oklarını gönderdi. Birkaç keskin ok havayı deldi ve Medusa’yı hedef aldı.

Diğer taraftan, Gordon ve diğer iki silahşor aniden ortaya çıkmışlar ve heybetli bir ağacın kalın dallarından birini kesmişlerdi. Kalın dalın sivri kısmı Medusa’nın üzerine düşerken heybetli bir çatırtı duyuldu.

Medusa anında pusuya düştüğünü anladı ve alt gövdesiyle büyülü bir şekilde yanındaki büyük bir ağaca sarıldı. Daha sonra ağaçtan aldığı destekle kendini ileri fırlattı.

Aşağı düşen kalın dal Medusa’nın az önce durduğu yerden geçerek, tuzağın dibine düştü ve bir patırtı kopardı.

Afrodit’in su ejderhası Medusa’nın bedenine çarpmıştı ama büyü yeterli güce sahip olmadığı için yıkıca güce ulaşmamıştı. Medusa kafasını salladığında, su ejderhası sayısız su damlası halinde dağıldı. Medusa’nın acı içinde haykırmasına neden olan şey ise yıldırım büyüsüydü.

Nia’nın sadece tek bir oku hedefini bulmuştu. Ok Medusa’nın yumuşak ensesini delmiş fakat ölümcül bir yara açamamıştı. Medusa’nın vahşi bir şekilde sürünmesi ağır yara almadığını kanıtlıyordu.

İlk saldırı dalgası ulaştıktan sonra, Medusa hızla döndü ve gerilemeye başladı. Saldıranlardan intikam almak yerine sadece bataklığa geri kaçmaya çalışıyordu. Görünüşe göre bataklığa girdikten sonra savaşmak istiyordu.

Ne var ki, Han Shuo ve Trunks hazırlıklarını çoktan tamamlamışlardı. Acımasız, süt beyazı savaşçı aurası ve İblisdoğrayan’ın sağır edici uğultusu yankılanırken,  her ikisi de Medusa’yı hedef almış ve ensesi ile yanağına saldırmışlardı.

Medusa önceki saldırılarla kolayca baş edebilmişti ama Han Shuo ve Trunks’ın birleşik saldırısı nedeniyle ölüm tehlikesini hissetmeye başlamıştı. Bu iki saldırı çabuk ve vahşiydi. İçlerinde barındırdıkları haşmetli öldürme arzusu Medusa’nın tüm gücünü kullanmasına neden oldu.

Devasa bedenine rağmen inanılmaz derecede çevik hareketler yapmaya başladı. Saçındaki sayısız küçük yılan vahşice harekete geçtiler ve Trunks ile Han Shuo’nun saldırılarını engelleyen bir dokunaca dönüştüler.

Trunks’ın süt beyazı savaşçı aurası ve Han Shuo’nun İblisdoğrayan’ı sayısız yılanın ortasına daldı ve hava anında kanlı bir sisle kaplandı. Küçük yılanlar kan yığınlarına dönüştüler ama saldırıları engellemeyi başardılar. Kesilen küçük yılanlar ise yerde sürünüp Han Shuo ile Trunks’a ulaşmaya çabalıyorlar, ikiliyi yutmaya çalışıyorlardı.

‘’Huh. Kaybol.’’ Trunks elinde uzun bir kılıç belirirken, soğukça homurdandı. Ancak, bu kılıç geçen sefer İblidoğrayan’ın çatlattığı geniş kılıç değildi.

Trunks’ın bedeni süt beyazı aurayla çevrelendi ve yerdeki ufak taşlar aniden uçarak yaklaşan küçük yılanları tamamen yok etti. Diğer taraftan, bir figür yıldırım misali hücuma geçti. Pusudaki mantikor saldırıya katılmıştı.

Han Shuo olduğu yerde hareketsiz kaldı ve İblisdoğrayan’ı kontrol etmeye odaklandı. Medusa’nın kafasını kaplayan yılanlar birer birer kan ve et yığınına dönerlerken çığlık atıyorlardı. İblisdoğrayan birbiri ardına küçük yılanların canını alıyordu. Medusa’nın küçük yılanlarının yarısını bir anda yok etmişti.

Medusa’nın geri çekilme şansı olmadığını ve ağır yaralandığını gören mesafedeki diğer maceracılar da ileri doğru fırladılar. Trunks ve mantikoru Medusa’ya meydan okurlarken oldukça vahşi görünüyorlardı. Trunks süt beyazı bir aurayla çevrelenmişti ve her saldırısı Medusa’nın kan ile etinin etrafa uçuşmasına neden oluyordu.

Medusa’yla aynı seviyede olan mantikor Medusa’nın etrafında daire çiziyor ve şimşek gibi saldırıp geri çekiliyordu. Bıçak kadar keskin olan pençeleri öyle derin yaralar bırakıyordu ki, yaraların altındaki kemikler net bir şekilde görülebiliyordu. İblisdoğrayan Medusa’nın kafasındaki bütün yılanları katlettiği anda, Medusa’nın çırpınmaları birden cansızlaştı ve kıvranan bedeni sessizleşti.