Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

5. Bölüm Görev Tamamlandı

Çevirmen: Tomato / Editor: Venus

Fei hızlıca duruma alışmıştı. İlk yaratığı öldürdükten sonra gördüğü kan pıhtılarından midesi bulanmış, kusacakmış gibi olsa da artık arkasında bıraktığı katliamlara kayıtsız ve soğuk kalmaya başlamıştı.

Fei’nin vücudunun üzerinde olan canavarların sıcak ve ılık kanı, ona o anda cehennemden bir sınava tahammül ediyormuş gibi hissettirmişti. Fei, sadece birkaç saat sonra buna alışmıştı. Neredeyse soğukkanlı bir ölüm makinesine dönüşmüştü.

Bu oyun, kesinlikle öldürmenin amacından dolayı vardı.

Son derece gerçekti.

Kaslarındaki acı ve yorgunluk bile…

Fei, bu gerçekçi oyun dünyasında ölünüp ölünmediğinden emin değildi. Orijinal oyundaki gibi ölüp tekrar doğmak istemişti; fakat denemeye cesaret edememişti. Bu çok büyük bir riskti.

Üç saati öldürerek geçirdikten sonra, Fei, bu dünyanın orijinal oyunla tam anlamıyla aynı olmadığını fark etmişti. Bu dünyanın doğal düzeni hakkında kaba bir tanım kurmak için elinden geleni yapıyordu.

Bu kanlı, acımasız dünyada [Kuvvet] ve [Canlılık] bir ‘’Barbar’’ için en gerekli niteliklerdi. Bolca [Kuvvet], saldırılarınızın daha da güçlü olmasına izin verirken, [Canlılık], sizin savaş sırasında daha dayanıklı olmanızı sağlamıyor, üstüne üstlük kan arayan canavarlardan kaçmanız için yeterli dayanıklılığı da veriyordu.

Fei’nin [Silah Ustalığı] ve Savaş Çığlığı [Uluma] yeteneklerine, yetenek puanlarını vermesinin nedeni ise, bir silahla nasıl doğru düzgün başa çıkılacağına ve canavarlardan nasıl kurtulabileceğine dair hiçbir fikrinin olmamasıydı. O sadece sıradan bir öğrenciydi, yani [Silah Ustalığı] ona elindeki baltayı daha etkili kullanma fırsatı verecek ve [Uluma] da, canavarlar etrafını sarmışken onları korkutabilmesini sağlayacaktı.

Canavarların tehdidi ve ölüm riski, Fei’yi, karakterin geleceğe dair olan gelişiminden çok, hayatta kalmayı düşünmeye itmişti.

Tüm puanlarını harcadıktan sonra Fei, [Karakter Statüleri]ni açmıştı.

Oyuncu: Fei

Karakter: Barbar

Seviye: 5

Deneyim: 14949/22680

Kuvvet: 45

Beceri: 20

Zeka: 11

Canlılık: 30

Hasar: 10:27

İsabet: 102

Zırh: 31

Dayanıklılık: 107

Can: 105

Kaynak (Öfke): 16

Ateş direnci: 0

Soğuk direnci: 0

Yıldırım direnci: 5

Zehir direnci: 0

Statüler, Fei’nin birlikte başladıklarından çok daha etkileyiciydi. Neredeyse söyleyebildiğiniz gibi… Aynı seviyede değillerdi.

Tüm bu gelişimlerin seviye atlamadan dolayı olmadığı gibi, Fei’nin birkaç özel eşyası vardı.

Canavarları keserken birkaç zırh ve silah ekipmanı elde etmiş, hepsini de kuşanmıştı. Ona 1 Zeka ve %5 Yıldırım Direnci veren, [Tangerine’nin Miğferi] adlı bir eşyası vardı.

[Karakter Statüleri]’ni kontrol ettikten sonra, [Eşya Deposu] kısmını açtı.

Fei’nin eşya deposu, bu dünyada parmağına taktığı uzaysal bir yüzüktü aslında. 40 blokluk depolama alanı vardı. Her blok, [Küçük Can İksiri] gibi bir eşyayı depolayabiliyordu. Ancak, balta ve kılıç gibi nesneler bu dünyada ne kadar büyük olduklarına bağlı olarak dörtten sekiz bloğa kadar yer kaplayabiliyordu.

Fei’nin eşya deposu doluydu.

Ne yapacağıyla ilgili biraz düşündü ve daha sonra, [Muzip Kamp]a dönmeye karar verdi. [Kasaba Portal Parşömeni]ni kullandı ve bu dünyada doğduğu yere* gitti.

‘’Buzzzzzz…’’

Üç metre yüksekliğinde, mavi, oval bir ışık hafif uğultulu bir sesle ortaya çıkmıştı. Fei onun içine girmekte hafifçe tereddüt etti.

Beklediği gibi, portalın diğer tarafından çıktığında aslında [Akıncı Kamp]ına adım atmıştı.

Aniden midesinin bulandığını hissetti. Özellikle, lunaparklarda fazlasıyla bükülen ve taklalar atan hız trenlerinden birine atlamış gibi hissetmişti. Fei, bu ‘’portal hastalığı’’ndan kurtulmak için birkaç saniye boyunca gözlerini kapatmıştı.

Biraz oturup, duruş biçimini tekrar kazandıktan sonra biraz etrafa bakınmış ve Rahibe Akara’yı bulmuştu.

Bu yüksek rahibe yalnızca görevler için bir kaynak değil, aynı zamanda da kurnaz bir tüccardı. Parşömen ve anahtarları sattığı gibi, savaşlar için iksir ve ok gibi nesneleri de satmıştı. Fei, birinci görevi ‘’Kötülüğün İni’’ için kendini oldukça iyi bir şekilde hazırlamak istemişti. Böylece, o şeytani mağaralarda canavarlar tarafından öldürülmeyecekti. Hatırladığı kadarıyla, orada [Ateşceset] adlı bir zombi bossu** vardı.

Her ne kadar bu garip dünyaya onu neyin getirdiğini bulmak önemli olsa da, en azından bunu bulana kadar da hayatta kalması gerekiyordu.

Fei eldiven, kırılmış mızrak ve sopa gibi nesnelerle birlikte canavarlardan düşürdüğü ama ihtiyacı olmayan şeyleri de kabaca 800 altın civarına sattı. Direkt olarak canavarlardan düşürdüğü altınlarla birlikte, toplamda 1.400 altına sahipti şimdi.

Güzel ve kullanışlı eşyalar almak için tüm parasını Akara’ya yatırmıştı.

Eşya olarak; hasarları 6-15 arasında olan bir baltayla, koruması da 13 civarlarında olan bir deri zırhı almıştı. Ayrıca bir çift [Küçük Can İksiri] ve dört tane [Kasaba Portal Parşömeni], canavarlardan düşürdüğü silah ve zırhları tanımlamak için üç tane de [Tanımlama Parşömeni] almıştı.

Yeni silah ve zırhlarından aldığı güç ve kuvvet artışının güven verici hissiyatını yaşamıştı Fei. Özgüvenli bir şekilde, daha önce yarattığı portaldan geri döndü.

‘’Buzzzzzz…’’

Tehlike dolu olan [Kanlı Kır]’a bir uğultu eşliğinde dönerken, Fei, haritada [Kötülüğün İni]ni buldu ve o tarafa doğru dikkatli bir şekilde yöneldi. Mağaranın içindeki duruma baktıktan sonra, Fei, geçmişteki kendisine ihtiyatlı hazırlıkları için teşekkür etmişti.

Bu dünyada, mağara ve inlerdeki yaratıklar dışarıda, kırlarda olanlardan daha saldırgan ve ölümcül görünüyordu. Burada sadece [Tüy Faresi], [Zombi], [Günahkar Şaman] ve Fei’nin kırda yaygın bir şekilde olduklarını gördüğü üzere, ateş topları atabilen [Vampir]ler yoktu. Burada [Devasa Yaratık] adlı, maymuna benzeyen bir canavar da vardı. Güçlü saldırılara ve kalın bir deri korumasına sahipti.

Fei, indeki ‘silip yok etme’ görevine başlamıştı.

5. seviye olduğundan, hasar ve savunması bu yaratıkları kolayca halletmesi için yeterliydi.

Kanlar saçılıyor, yaratıklar çığlık çığlığa ölüyor ve Fei, öfkeli bir şekilde mağaranın altını üstüne getirip, kesip doğruyordu.

Fei, etrafını saran ve yoluna çıkan canavarları doğraya doğraya kanla kaplandığında, bir azrail gibi görünmeye başlamıştı. Baltası, canavarları sıcak bir tereyağını keser gibi uzunlamasına doğramıştı. Etrafında canavarlardan bir kalabalık olsa dahi, onların merkezine süratli bir şekilde koşup [Uluma] yeteneğini kullanarak, onlar korkmuş ve kaçmaya başlamışken tek tek işlerini bitirebiliyordu.

Ayrıca, inde viran halde olan birçok insan cesedi de görmüştü.

Bazıları zeminde, bazıları sütunlara zincirlenmiş haldeydi. Bağırsakları dışarı çıkmış, göz bebekleri kaybolmuştu. Bazı kadın akıncılar, bu iğrenç yaratıklar tarafından tecavüze bile uğramıştı. Bu çürümüş cesetlerin etrafında daireler çizen sineklere bakıldığında, sahne, onu gören herhangi birisi için fazlasıyla korkutucuydu…

Fei’nin zihni, tam anlamıyla öfkeyle dolmuştu

Bu sahnenin oyun kökenli olduğunu biliyor olmasına rağmen, kendisini sanki bu dünyadaki bir insanmış gibi görmesine engel olamamıştı. Göğsünde yanan tüm bu öfkeyle birlikte, çılgın bir moda girmiş ve canavarları, sanki hiçbir şey değillermiş gibi parçalayıp ezmeye başlamıştı.

Sonunda, ki bunun ne kadar sürdüğünü ancak Tanrı bilirdi, son yaratık da Fei’nin önünde, kendi kanının içinde çığlık ata ata ölmüş ve altın renkli bir ışık hüzmesi gökten düşerek inin her bir köşesini ışığa boğmuştu.

Kısa bir süre sonra, tanıdık bir ses yine Fei’nin zihnini doldurmuştu.

‘’Tebrikler, oyuncu Fei. Rahibe Akara’nın görevini tamamladın ve Diablo dünyasındaki ilk sınavını geçtin. Şimdi Akıncı Kamp’ına geri dönmeli ve ödüllerini Akara’dan teslim almalısın...’’

Ses, Fei’nin zihnini temizlemişti. Ağır bir şekilde nefes aldı ve etrafına göz gezdirdi. Tüm bu canavarların kendisi tarafından çoktan öldürüldüğü gerçeği onu şaşırtmıştı. İndeki boss bile, yani [Ateşceset], yerde ölü bir şekilde yatıyordu. Canavarlardan düşmüş altın ve çeşitli eşyalar yığını, karışıklığın arasında yerlerde yatıyordu.

‘’Delirdim mi ben?’’

Fei neler olduğunu düşünmüştü. Bu oyun dünyasında gördükleriyle derin öfkesinin tetiklendiğine inanamamıştı. Ancak bu onun hatası değildi; bu dünya çok gerçekçiydi. Burada kim olsa aynı şekilde hissederdi.

Bir süre daha orada dikilmeye devam etti ve daha sonra, savaş alanını temizlemeye başladı.

Altınlar [Eşya Deposu]nda bir bloğu kaplamıyordu, o yüzden önce onları almıştı. Daha sonra [Ateşceset]ten düşen değerli eşyaları toplamaya başladı. İki büyülü eşya, Fei’nin dikkatini çekmişti. Yumuşak bir mavi renkle parıldayan iki eşyayı aldı.

Ama…

‘’Sikeyim! [Gaddar Asa] ve [Kargı] mı? Ciddi misin sen? Neden burada hiç barbar eşyası yok?’’

Bu iki eşyayı iyice inceledikten sonra, Fei son derece büyük bir hayal kırıklığına uğramıştı. Bu, bir çölde susuzluktan ölmek üzereyken bir su yatağı görüp, daha sonra bunun yalnızca bir serap olduğunu fark etmek gibiydi.

‘’Şansımı sikeyim!’’

Fei’nin bu konuda yapabileceği hiçbir şey yoktu. Tanımlanmamış iki büyülü eşyayı almış ve onları, Akara’ya iyi bir fiyata satmayı planlamıştı.

Her şeyi topladıktan sonra, bir [Kasaba Portal Parşömen]i kullandı.

[Akıncı Kamp]a geri dönmek ve Akara’dan ödüllerini talep etmek için hazırdı. Ayrıca, ona bu oyun dünyasında neden bir anda ortaya çıktığını da sormak istiyordu.

Bu soru onu uzun bir süre boyunca rahatsız etmişti.

Tam bu anda, gizemli ve soğuk ses tekrar konuşmuştu!

‘’Dikkat dikkat! Bugünkü maksimum oyun süresini doldurdunuz. Çıkış geri sayımı başlıyor: 3… 2… 1. Çıkış yapılıyor…’’

Çevirmen notu
*Arkadaşlar, aslında burada spawn kelimesi kullanılıyor, ama ben bunu oyunlarda genelde doğmak terimi kullanıldığından o şekilde çeviriyorum.)
**Boss da oyunlar için çok klasik olduğu için patron olarak falan çevirmek yerine boss olarak bırakıyorum arkadaşlar. Bu şekilde havasını koruyor gibi.)