Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

1. Bölüm Ben Kral mıyım?

Çevirmen: Tomato / Editor: Venus

‘’Tehlike! Kral’ı koruyun!’’

Birisi, yumurtalarını kaybetmiş bir tavuk gibi bağırıyordu. Fei sesi duydu. Uykulu gözlerini açmaya zorladı ve ona doğru uçan parlak bir nesneye odaklandı. Fei’nin beyni bu nesneyi, önündeki havayı yararak ilerleyen son derece hızlı bir ok olarak tanımlamıştı.

‘’Lanet olsun! Ne oluyor? Hangi şerefsiz beni hedef alıyor?’’

Fei, kafasında diken diken olmuş saçlarla korku içinde uyandı.

Ancak ok, daha tepki veremeden onu vurmuştu.

Beng----

Ok, onun miğferini çınlattı.

Miğferi delememiş olsa da sallamış, Fei’yi şaşkına döndürmüştü. Kulaklarının çınladığını hissediyordu Fei, yer ve gök dönüyordu. Bu esnada yıldızlar, gözlerinin önünde daireler çiziyordu. Vücudu, bir pompalı tüfek tarafından uçurulan bir Barbie bebek gibi devrilmişti.

‘’Ah… Siktir!’’

Vücudu, bir bez bebeğinki gibi havaya uçurulmuşçasına acımıştı; çığlık attı.

‘’Tanrım! Kral yaralandı! Yardım edin hemen!’’

‘’Asker, kralı yakala!’’

‘’Andy, Andy! Neden hala orada duruyorsun?! Hemen git ve büyücülerle rahipleri al!’’

‘’Hey! Aşağıdaki piç herifler yine kaleyi ele geçirmeye çalışıyor!’’ Bir asker, kalenin etrafını sarmış siyah giyimli orduyu işaret etmişti.

‘’Siktir, siktir! Birisi bana onların neden kuşatma merdivenlerine sahip olduğunu söylesin!’’

‘’Okçular, hazır olun!.. Ateş!’’

Fei hala havadayken komut bağırışlarını ve karmakarışık adımları duymuştu, kafası karışıktı. Kral, büyücüler, okçular, kuşatma? Burası da neresiydi! Bir film akışının tam ortası mı? Neler oluyordu böyle?

Hemen sonra, soğuk zemin ile bedeninin çarpıştığını hissetti.

Miğferli kafasının duvara çarpmasının öncesinde kıçı sert zeminle temas etmişti.

Gözlerinin önünde dans eden daha fazla yıldız vardı artık… Etrafındaki seslerin daha da seslileşmesiyle birlikte, aklı yavaş bir şekilde gitmiş ve bayılmıştı.
‘’Ne kralı? Bu, neden benim hakkımda konuşuyorlarmış gibi hissettiriyordu?’’

‘’Siktir! Kralları ya da kraliçeleri kim takar?! Siz iyisi mi benim o oku atanın kim olduğunu öğrenmeme izin vermeyin. Yoksa o piçi öldüreceğim!’’ Fei belli belirsiz düşünmüştü.

Kafası, yeni uyandığında neredeyse o ok tarafından delinmişti. O bundan çok korkmuş ve aynı zamanda oldukça öfkelenmişti. Bu yüzden zihninin içinde küfür etmesine engel olamadı.

Acı hissiyatı, aniden tüm vücuduna akın etti. Tıpkı tonlarca çikolata yemiş, defalarca kere boğulmuş ve bayılmış bir köpek gibi zeminin üstüne çökmüş durumdaydı.
………

………

Ne kadar zaman aldığını bilmez bir şekilde Fei, ikinci kere uyandı. Halsiz hissediyordu ve yalnızca, etrafını saranları belli belirsiz bir şekilde anlayabilmişti.

Yumuşak bir bulutta yatıyormuş gibi hissediyordu ama hareket etmeyi denediğinde, acının keskin sancı ve ağrıları, vücudunun hareket etmeye olan isteksizliğini dile getiriyordu. Kafası, birisi onu sopayla dövmüşçesine ağırdı hala... Gözlerini de açamıyordu. Tek seçebildiği, etrafında fısıldaşan iki kadın sesleriydi.

‘’Angela, sen çok aptalsın! Senin yerinde olsam, onu bu kadar umursamazdım. Eğer o ölürse Chambord Krallığı’ndaki her şeye kolayca sahip olabilirsin. Hatta bu asil aptalla da evlenmek zorunda kalmazsın!’’

Bu taze ses ve tatlı kıkırdamalarla, Fei, onların 15 yaşlarında genç kızlar olduğunu tahmin etti.

‘’Ne dediğine dikkat et!’’

Diğer yumuşak ses, hafif bir öfkeyle diğerini böldü. Birkaç saniyelik duraklamadan sonra tavrını ayarlarcasına devam etti. ‘’Emma, benim salak küçük kardeşim, ne dediğini biliyor musun? Böyle şeyleri bir daha sakın söyleme… En nihayetinde, Alexander benim nişanlım!’’

‘’Alexander? Alexander da kim ulan?’’ Fei düşündü. Gerçekten de neler olup bittiğine dair hiçbir fikri yoktu.

Hafifçe havayı kokladı. Bu, kadın vücudunun doğal ve tatlı kokusuydu.

Fei gözlerini açmak için epey uğraştı ve ağır göz kapakları sonunda hareket etti. Gördükleriyle birlikte şaşırmıştı.

Kendini muhteşem dekorların, Ortaçağ Avrupası’na aitmiş gibi görünen lüks bir sarayın içinde bulmuştu. Muhteşem dekorlar, kraliyet eşyası ve lavanta kokusu… Bir rüya gibiydi.

Şok olmuştu. Boynunun kontrolünün tekrar onda olduğunu hissettikten sonra etrafını gözlemeye başladı.

Mükemmel duruşlu iki kadın, gözlerinin önünde belirmişti.

Daha ötede olan hizmetçi üniforması giydirilmiş genç bir kızdı, sarı saçları domuz kuyruğu olarak şekillendirilmişti. Dudaklarını büktü. O açıkça, kendisini uyanık görmekten dolayı mutsuzdu.

‘’O, Alexander’ı umursamayan olmalı.’’ Fei düşündü, ‘’Epey genç olmasına rağmen, o gerçekten çok soğukkanlı.’’

Görüşü yakınlaştıkça, koyu kırmızı, altın yaldızlı büyük boy bir yatakta olduğunu fark etti. Dinleniyor olan kafasının altında, yumuşak kadifeden bir yastık vardı. Güzel bir kadın, yüzünün her bir köşesine yazılmış bir endişeyle birlikte yatağın ucunda oturuyordu.

İpeksi siyah saçları, mor bir ip ile birbirine bağlanmış kara bulutları andırıyordu. Cildi kardan daha soluk, buzdan daha pürüzsüzdü. Menekşe renkli bir tunik, onun kavislerini yükseltiyor ve onun, birçok erkeğin rüyalarında görebileceği bir tanrıça gibi görünmesini sağlıyordu. O, sadece mükemmeldi.

‘’Kokokoko…’’ Fei onların dikkatini çekmek için kasten öksürdü.

‘’Uyandın mı?!’’ Siyah saçlı güzellik Angela diğer tarafa yaslanmıştı. İfadesi, şaşkınlık ve mutluluğu belirtir bir hale gelmişti hızlıca. ‘’Alexander, nasıl hissediyorsun? Hala ağrın var mı? Rahip Evan senin doğru düzgün dinlenmen gerektiğini söyledi.’’

‘’B… Ben… Ne oldu?’’ Fei, ne dediğini bilmiyordu. Konuştuktan hemen sonra, o şok olmuştu!

O, akılalmaz bir şey keşfetmişti.

Angela, antik ve garip duyulan bir dili konuşuyordu. Fei, lisan konusunda uzmanlaşmış bir üniversitedeki yüksek lisans programında öğrenciyken, bu tür konuşmayı hiç duymamıştı. Ancak ilginç bir şekilde o, yalnızca bu dili anlamakla kalmıyor, üstüne konuşuyordu da.

‘’Alexander, unuttun mu? Sen krallığı koruyan askerlere liderlik ederken, sinsi bir düşman seni bir okla vurdu. Tanrıya şükürler olsun ki miğferini giyiyordun. Yoksa çok daha büyük bir bedeli ödemek zorunda kalacaktın.’’ Angela açıkladı.

Nazik bir şekilde sol elini Fei’nin alnına yerleştirdi. Sıcak değildi. Şaşkınlığı gözlerine yansımıştı. ‘’Mükemmel! Vücut sıcaklığın normale dönmüş. Rahip Evan senin ateşin olmadığı sürece, her şeyin iyi olacağını söyledi. Alexander, sen cesur bir kralsın!’’
 

‘’Ben? Alexander? Kral?’’ Fei, neler olduğunu bilmiyordu.

‘’Evet, bu doğru. Chambord’un ve bizim, cesur ve genç kralı. O sensin! Zamanında kale duvarlarına çıktın ve askerlerimizin moralini yükselttin. Böylece bir işgalci ordudan başka bir saldırgan dalgasını savuşturdular!’’ Angela, yüzünde bir gülümsemeyle birlikte konuştu.

Fei garip hissetmişti. Bazı sebeplerden dolayı kızın tonlamasının, anaokulunda ağlayan bir öğrenciyi rahatlatmaya çalışan bir öğretmeninki gibi olduğunu hissetti.

‘’O cesur bir kral değil.’’

Emma, sarışın kız tonlarca düşmanlıkla birlikte konuştu. ‘’Eğer o General Bizzer’in tekrarlanmış isteği için olmasaydı, Alexander oraya gönüllü bir şekilde gider miydi? Onun, zırhını alırken altına işemek üzere olduğunu hatırlıyorum. Moral yükseltmek mi? Eğer kralın savunma duvarının üstünde salak gibi vurulduğu anı görmek moral yükseltmek sayılıyorsa, tamam o zaman! Bence de yükseltti.’’

Fei’nin, Emma’nın söylediklerinin doğru olup olmadığını biliyor olmamasına rağmen o, bunu çözmek için yeterli zamana sahip değildi.

Aklı karmakarışıktı…

‘’Ne oluyor böyle? Dairemin kapısının önünde kafamda bir şey parçalanmadı mı? Daha sonra uyandım ve bu ismini hiç duymadığım Chambord Krallığı’nda, Kral Alexander mıyım? Ve gözlerimin önündeki bu güzellik benim nişanlım mı?’’

Fei kendi alnına birkaç kere hafifçe vurdu.

‘’Bu bir şaka mı? Yoksa başka bir evrende miyim?’’ diye düşündü. ‘’Bu bir şaka gibi görünmüyor. Angela’nın güzelliği bu dünyanın dışında, ona kim bana şaka yapması için para öder ki? Ve şu Emma da son derece tatlı.’’

‘’En önemlisi, hakkında hiçbir şey duymadığım şu garip antik dili anlayabiliyor ve konuşabiliyorum…’’ Fei, durumu hızlıca analiz etmişti.